İÇİMDEKİ SANCI...
Yanar yüreğim yıldızların soğuk gölgesinde,
bir çığlık yükselir sessizliğin en derin yerinden.
Beni benden alan bu bitmeyen sancı,
ne diner bir nefesle ne kanar durur zamanla.
Dökülür duvarlar içimdeki depremle:
bu sessizlik bana yalan, bu kabulleniş bana zul!
Lakin ne vakit bir şafak sökse,
donar içimde umudun ateşi,
düşerim kimsesiz bir limanın kıyısına.
Delice çarpan o yürek,
bırakır yerini bir hiçliğe usulca.
Tenime dokunan o buz gibi sabah,
senin sesini getirir uzak diyarlardan;
bıçak gibi saplanır yalnızlığım bağrıma.
Nerdesin? Hangi rüzgâr sildi senin izini?
Hangi deniz saklıyor gözlerinin o masmavi rengini?
Kaç gece devrildi bu şehrin kaldırımlarında?
Kaç mektup yandı ellerimde? Kaç şiir?
Hasret ki bir pranga gibi bağlı bileklerime;
çözsem kanar, bıraksam öldürür.
Adını haykırırım gecenin en kör vaktinde,
sesim döner, paramparça çarpar kendi yalnızlığıma.
Bir serçe gibi ürkek sevmek değil bu benimki,
bir bozkırda yankılanan çığlık gibi isyankâr!
Özlemin göğsümde bir volkan gibi büyürken,
diz çökeceğimi mi sanıyor bu hoyrat kader?
Başkaldırımdır bu geceye, bu hasrete,
bizi birbirimizden koparan şu kahpe yazgıya!
Bizi bir hiç uğruna ayıran bu düzene meydan okuyorum!
Soluksuz bir hırsla bilenir bıçak gibi geceler,
bir gürleme kopar içimin en derin vadisinde.
Alnıma kazınan bu amansız yemin,
ne siner gölgeye ne teslim olur yenilgiye.
Sarsılır temellerim, taşar nehir yatağından,
bu puslu hava bana dar, bu suskunluk harcım değil!
Fakat ne zaman çökse o ağır sis üstüme,
yatışır içimdeki fırtınanın azgın dalgası.
Çekilirim kentin en yorgun savaşçısı gibi,
şimşekler çaktıran o hiddet diner usulca.
Bırakır yerini kırık bir çığlığa,
karanlığı yaran şu keskin ayaz senin izini taşır.
Meçhul patikalarda bir kırbaç gibi iner,
kanatır mahkumiyetimi her adımda.
Hangi mahzen örttü senin parlak ışığını?
Hangi uçurum yuttu ayak izlerinin sesini?
Kaç kış geçti bu yalçın kayalıkların üzerinde?
Kaç ömür tükendi bir avuç umudun peşinde?
Yokluğun bir korsan gibi kurulmuş bağrıma,
söksem can alır, tutsam boğar soluğumu.
Çığlığımı atarım kimsesiz dağların zirvesinde,
yankısı döner, parçalar kendi çelik zırhımı.
Bir öksüzün boyun büküşü değil bu ahım,
bir yırtıcının son pusu kadar amansız.
Hasretin göğsümde yırtıcı bir kuş gibi büyür,
pes edeceğimi mi sanır bu çürük düzen?
Başkaldırımdır bu zamana, bu dik yokuşlara,
seni benden çalan şu amansız gidişlere!
İçimde patlayan o volkan fırlıyor gecenin kalbine,
bir yangının külünden doğar mı hiç bahar?
Bu şehirde geceler hep aynı yerinden kanar,
bir bıçak gibi bilenir hırsım her akşam.
Ve ben her sabah aynı yarayla uyanırım,
sokaklar tanıdık, gölgeler yabancı bana.
Yürürüm, adımlarım benden çok yorgun,
sen gittin ya, bir mevsim eksik kaldı takvimlerde...
Fatih Mehmet Yiğit
Yorumlar
Yorum Gönder