TÜRKLERİN ATALARI İSKİT-SAKALARIN İRANİ (ARYAN) BİR KAVİM OLDUĞU İDDİASI VE HOTANCA ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLEN "İRAN SAKA'SI (HİNT-AVRUPA)" YANILGISI 

Özet

Geleneksel Batı merkezli tarih yazıcılığında İskit-Saka toplulukları, Hint-Avrupa Dil Teorisi ekseninde sıklıkla Doğu İrani halklar kategorisinde değerlendirilmektedir. Bu tezin temel dayanağı, MS 7. ve 10. yüzyıllar arasına tarihlenen ve Dunhuang (Mogao) Mağaraları'nda bulunan Hotanca (Khotanese) metinlerdir. Ancak bu yaklaşım, bölgedeki Türk varlığını (Hun, Göktürk, Uygur) ve kültürel etkileşim dinamiklerini göz ardı eden anakronik bir tarih okumasıdır.

Tarihsel Süreklilik ve Coğrafi Aidiyet

Aşağıdaki makalelerden de anlaşılacağı üzere Herodot Tarihi başta olmak üzere Antik Yunan, Roma ve Bizans kaynakları; Hun, Göktürk ve Avarların ataları olarak kabul edilen İskitlerin sosyal yapısını, askeri stratejilerini ve kültürel pratiklerini Oğuz/Ogur Türk gruplarıyla ilişkilendirmektedir. İskitlerin proto-Türk diline ve kültürel kodlarına sahip olduğuna dair veriler, modern arkeolojik buluntular ve antropolojik verilerle desteklenmektedir.

Hotan Metinleri ve Dilsel Yanılgı

1900 yılında rahip Wang Yuanlu tarafından keşfedilen Dunhuang belgeleri arasında Sanskritçe ve Doğu İran dilleriyle akraba olan Hotanca metinlerin bulunması, İskitlerin kökenine dair mutlak bir delil teşkil edemez. Bunun temel gerekçeleri şunlardır:

 1. Anakronizm Sorunu: İskit-Saka varlığı MÖ dönemlerine uzanırken, bahsi geçen "Hotanca" metinler MS 7-10. yüzyıllara aittir. Birkaç yüzyıllık bir dini/bürokratik dili, bin yıl önceki bir halkın etnik kökenine delil göstermek metodolojik bir hatadır.

 2. Dini Kültür ve Prestij Dili: Doğu Türkistan (Uygur Bölgesi), tarih boyunca Hun, Göktürk ve Uygur Kağanlıklarının egemenlik sahası olmuştur. Bölgede Budizm ve Maniheizm'in yayılmasıyla birlikte, dini literatürde Sanskritçe ve Hotanca gibi diller "lingua franca" (ortak dil) veya litürjik dil olarak kullanılmıştır.

 3.Çok Kültürlülük: Dunhuang mağaralarında sadece Hotanca değil; Eski Türkçe (Göktürk alfabesiyle), Uygurca, Soğdca ve İbranice belgelerin bulunması, bölgenin kozmopolit yapısını kanıtlar. Özellikle Göktürk damgalarıyla yazılmış olan “Irk Bitig”, bölgedeki köklü Türk kültürünün en somut örneğidir.


Hotanca-Türkçe Sözlüğün Önemi:

Tarihi kayıtlarda rastlanan Hotanca-Türkçe sözlük çalışmasıı, bölgedeki baskın yerleşik nüfusun Türk olduğunu teyit etmektedir. Budist misyonerlerin ve din adamlarının yerel halka (Türk topluluklarına) inançlarını anlatabilmek için bu tür sözlüklere ihtiyaç duymuş olmaları, Hotancanın bölgede bir "yönetim veya din dili" olarak kaldığını, halkın ise Türkçe konuştuğunu göstermektedir.

Sonuç:

Proto-Türkleri, Hunları ve Uygur kağanlıklarını tarihsel süreçten soyutlayarak, yalnızca geç dönem dini metinler üzerinden bir "Aryan" köken inşa etmeye çalışmak, tarihsel bütünlükle bağdaşmamaktadır. Çin kaynakları, Budizm öncesi dönemde Hotan ve çevresinde yaşayan halkın Tengrici ve şamanist bir inanca sahip olduğunu açıkça belgelemektedir. Bu veriler ışığında, İskit-Saka topluluklarının Türk dili ve kültürü dairesinde değerlendirilmesi zorunluluk arz etmektedir.

Türkolog Fatih Mehmet Yiğit 

Seçilmiş Kaynakça

-Arat, R. R. (1987). *Eski Türk Şiiri*. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
-Gumilev, L. N. (2002).*Hunlar*. (Çev. Ahsen Batur). İstanbul: Selenge Yayınları.
-Herodotus. *Herodot Tarihi*. (Çev. Müntekim Ökmen). İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.
-Memiş, E. (2005).** *İskitlerin Tarihi*. Ankara: Çizgi Kitabevi.
-Ögel, B. (1981).*Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi*. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
-Togan, Z. V. (1981).*Umumi Türk Tarihine Giriş*. İstanbul: Enderun Kitabevi.
-Tekin, T. (1993).*Irk Bitik: The Old Turkic Book of Omens*. Wiesbaden: Harrassowitz Verlag.

***

BİR TÜRKÇE-HOTAN DİLİ SÖZLÜĞÜ  
H. W. Bailey  

Orta Asya el yazmaları hazinesinden Tun-huang’da bulunan beklenmedik keşifler arasında, bugün Bibliothèque Nationale’de Fonds Pelliot koleksiyonunda yer alan ve P 2892 numarasıyla kayıtlı bir yazma bulunmaktadır. Bu yazma, Hotan el yazmalarında yaygın olan el yazısı Brahmi alfabesiyle yazılmış 184 satırdan oluşmaktadır.  

1–165. satırların ortasına kadar, Codices Khotanenses (1938) içinde tıpkıbasımı yayımlanmış olan tıbbi metin Siddhasāra’dan bir bölüm yer almaktadır. Bu metnin Latin harflerine aktarılmış biçimi ise Aralık 1941’den beri Khotanese Texts I içinde basılıdır. 165. satırın ortasından itibaren, dikkat çekici bir noktalama işaretinden sonra, 19 satır boyunca bir Türk lehçesinde yazılmış metin gelir. Bu bölümde okçuluk ve vücut bölümleriyle ilgili doksan yedi Türkçe kelimeden oluşan bir sözlük bulunmaktadır. Bazı kelimeler Hotanca karşılıklarıyla verilmiş, bazıları ise Türkçe açıklamalarıyla anlam kazanmıştır. Sözlüğün tarihi muhtemelen MS 9. ya da 10. yüzyıldır. Görünüşe göre, bu metin Türkçe öğrenmek isteyen bir Hotanlı kâtip tarafından yazıya geçirilmiştir.  

El yazmasının Latin harflerine aktarımı, 1937–38 Noel tatilinde Paris’te tarafımdan yapılmıştır. 1939’da talep ettiğim fotoğraf ise bana ulaşmamıştır. Brahmi yazısıyla Türkçe, özel bir ilgi taşır; çünkü Türkçe kelimelerin ünlülerini açıkça göstermektedir. Bu liste, BSOS 9. cilt, s. 289 vd. içinde incelenen Türkçe metinle karşılaştırıldığında, iki yazım sisteminin tamamen farklı olduğu görülür. Demek ki bu yazıda Türkçeyi Brahmi ile yazmak için ortak bir sistem benimsenmemiştir.  

Bu sözlüğün dışında, başka Hotanca metinlerde de tekil Türkçe kelimeler geçmektedir. 1939’da JRAS’ta (s. 85 vd.) unvanlar ve etnik adların bir listesi yayımlanmıştır. Ayrıca birçok şahıs adı da bulunmuştur. Bu Türkçe malzemeyi içeren belgelerin Latin harflerine aktarılmış baskısı 1942’nin başından beri matbaada bulunmaktadır. Daha önce alıntılanan unvanlara ek olarak, P 2024.48’de bir kez geçen hattuna kelimesini eklemek ilginçtir; bu kelime hatun “hanım” demektir.  

Brahmi yazısıyla Türkçe’nin bu iki türünün yanı sıra, Tibet yazısıyla da bazı Türkçe örnekler bulunmuştur. Bunlardan Profesör Paul Pelliot, M. Hackin’e arja “kya, soylu” kelimesini vermiştir; Hackin bunu Formulaire sanscrit-tibétain (1924), s. 102’de aktarmıştır (bkz. BSOS 8, s. 919).  

Bu makalede önce Türkçe liste, varsa Hotanca karşılıklarıyla birlikte verilmektedir; ardından her Türkçe kelimenin mümkün olduğunca kimliği belirlenmektedir. Görülecektir ki 6, 51, 53, 88 ve 92 numaralı kelimeler hâlâ açıklanamamıştır. Türkçe kelimelerin ters dizini, Brahmi yazısındaki kelimelerin kolayca bulunmasını sağlayacaktır. Kenar boşluğunda 165–184 arasındaki numaralar, yazmadaki satırları göstermektedir. Latin harflerine aktarım, daha önceki Hotanca yayınlarda benimsenen sistemle aynıdır. Türkçe kelimeler Radlov’un Opit Slovarya Tyurkskix Narec’ii ve Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugāti’t-Türk’ünden alıntılanmıştır. “Deny” ise Deny’nin Grammaire de la langue turque (1920) adlı eserine gönderme yapmaktadır.  

Türkçe–Hotanca Sözlük (P 2892, satır 165–172)

1. kyeśä, hūlaihä → käš “sadak, ok kılıfı”.  
   Hotanca karşılığı hūlaihä. Bu kelime yalnızca bu metinde geçiyor ve kesinlikle yabancı bir ödünç kelime. Muhtemelen xulïy veya xolïy.  

2. ttūpi, hulaiha → hīvi bāna “sadak tabanı”.  
   Yani sadığın alt kısmı (buna).  

3. kūrnālūkä, byiha dūnai → anlamı belirsiz.  

4–5. quryuluq → “yay (?)”. Başka yerde geçmez. qurmaq “yay germek” fiilinden türemiştir. Hotanca karşılığı: “av yayı”.  

6. yasikä, nveysdyä → yasıq “yay kılıfı”. Hotanca’da yalnızca burada geçer.  
   qapyaq → “örtü”.  

7. kapähą:kä, hūlaihä hīvi tturakä → “sadığın ağzı”. Hotanca ttura- “ağız”.  

8. yiḥä:räḥā:kä, hūlaihä mūnūkä → anlamı belirsiz. Muhtemelen yiyiryuq. Hotanca mūnūka- yabancı bir ödünç kelime.  

9. kyeśä yūki, paraiṣkhārä bamdä → “yük, ok tüyü (?)”. Hotanca karşılığı Sanskritçe pariskāra ile bağlantılıdır.  

10. baha:rai, dunä hīvi thanä → “yayın ortası”. Hotanca’da yalnızca burada geçer. thanä muhtemelen “çekmek, germek” kökünden.  

11. saḍi, brränä → “yayın sapı”. Hotanca’da yalnızca burada.  
   ttuttasi → “tutma yeri, sap”. tutmaq fiilinden türemiştir.  

12. yūguna → “yügen, gem”.  
13. ttina → “yügen”.  
14. ttiysgina → “tizgin, gem”.  
15. yaiḥä: → “yig, gemin demiri”.  
16. aḥä:ysi → “ağız”.  
17. sakalä drrūkä → “sakal”. Hotanca’da “saç” anlamında.  
18. iḍaihä: → “ilik, kemik iliği” veya “el”.  
19. adrrämä → “adrım, keçe eyer örtüsü”.  
20. yapi → “yapı, yünlü paçavra”.  
21. emäysihä: → “emzik, göğüs”. Osmanlıca ämzik, Türkçe ämçek, Altayca ömçäk.  
22. kāmūlä drrūysi → “köngül, göğüs”. Hotanca’da yalnızca burada.  
23. kālūnä ttākā → “qolan, eyer kayışı”. Hotanca’da yalnızca burada.  
24. tidi → “dil”.  

Türkçe–Hotanca Sözlük (P 2892, satır 165–175 devamı)

24. uttuhä: → ottuq “çakmaktaşı, ateş yakmak için”.  
25. kiraihä: → qiraq “bileği taşı”.  
26. kūdäsäḥā:nä → quisqan / qosqan “atın arka kayışı (crupper)”.  
27–28. tterkākä / tteha:kä, skai → tiryaq “tırnak, pençe”; taryaq “tarak”. Teleut Türkçesinde teyak “olta iğnesi” ile karşılaştırılır. Hotanca’da yalnızca burada geçer.  
29. ulunä, gahe → ulun “ok gövdesi, ok şaftı”. Hotanca gahaa- başka belgelerde de görülür.  

30. keysä rahā → käz “okun çentiği”. Hotanca’da yalnızca burada.  
31. ttāḍai chaskām → talai “alın”. Hotanca chaska belirsiz anlamlı bir kelime, resmi belgelerde birkaç kez geçer.  
   Ayrıca tügmä “tepe, baş”. Hotanca ttara- “alın”.  
32. ttomau, ttāra → alin “alın”. Hotanca hamdrrāmji Tibetçe dpral “alın” kelimesini karşılar.  
33. aḍinä, hamdrrāmgā → yine “alın”.  
34. ttulunä gisana → tulung “saç örgüsü”. Hotanca gisana yalnızca burada geçer. Farsça gēs “saç lülesi” ile karşılaştırılır.  

35. kasi brraukala → anlamı belirsiz.  
36. kapakä, teįmūlä → qapaq “göz kapağı”. Hotanca’da yalnızca burada.  
37. kiräpikä, häne → kirpik “kirpik”. Hotanca’da yalnızca burada.  
38. vitti karakä, jastā → qaraq “göz küresi”. Hotanca jastaa- “gözün siyah kısmı” ve “beyaz kısmı” için kullanılır; çoğul biçimde geçer.  

39. yūrūmä kärakä, siyi tcem → yörüng qaraq “göz akı”. Hotanca karşılığı “beyaz göz”.  
   Ayrıca ying → “göz çapağı, sümüksü akıntı”. Hotanca’da yalnızca burada.  

40. inä, halaśā → anlamı belirsiz.  
41. yunakä, vatcä → yüng “yün, pamuk, saç”. Hotanca vatca- küçültme ekiyle birlikte başka belgelerde görülür.  
42. ttiśättaha:, ysimä → tay-tiš “azı dişi”. Hotanca ysimä “diş” anlamında, başka belgelerde de geçer.  
43. aysaihä:, haskä → aziy “fildişi”. Hotanca haska- “fildişi”.  
44. yinakä → ängäk “çene”.  
45. kasaihä: → qasiy “ağız içi, çene”.  
46. éhi:nä → ägin “omuz”.  

Türkçe–Hotanca Sözlük (P 2892, satır 176–181)

47. auyuärühä: → parmak.  
48. sänäraikä → yine “parmak”.  
49. cattakirä → uvruy / uyruy “eklem”.  
   Açıklama: čatqir “eklem”, başka yerde geçmez. catmaq “birleştirmek, inşa etmek” fiilinden türemiştir. Osmanlıca çatı “eklem, birleşme noktası” ile karşılaştırılır.  

50. viḍadi, vahaiysä → ildi “indi, alçaldı”. Hotanca karşılığı: “iniş” veya “iner” (optatif 3. tekil).  

51. cattā, sakye → bilinmiyor.  
52. uvunä, sarba → bilinmiyor.  
   Ancak Türkçe ön “yükselmek” ile bağlantılı olabilir. Hotanca karşılığı: “yüksel” (emir 2. tekil) veya “yükselir” (optatif 3. tekil).  

53. arthä / ärttä āyai, namusthām → bilinmiyor. Belki ay- “ay, hilal”.  

54. enä, phatanai → äng “yüz, çehre”. Hotanca phatana- “genişlik”, Osetçe fätän “geniş”, Farsça pahan “geniş” ile bağlantılı. Ayrıca phamna- “damak”. Türkçe än “genişlik” ile karşılaştırılır.  

55. ttimäha:kä → tamyaq “boğaz, damak”.  
56. cikinä → čikin “boyun ile omuz arası”.  
57. yarinä → yarın “omuz”.  
58. eśunä → Altayca özün “köprücük kemiği”.  

59. käḍai → qil-i “saç”.  
60. biḍakä → biläk “önkol, bilek”.  
61. iya → aya “avuç içi”.  
62. yūysi → yüz-i “yüz”.  
63. bühä:sakä → boyaz / boyuz “boğaz”.  
64. kākuysä → köküz “göğüs”.  

65. sänäräsahä → singir “sinir, kiriş”.  
66. yanä → yan “yan, kalça eklemi”.  
67. ārttänä yūysä → orton yüz “yüzün ortası”.  
68. ttiysä → tiz “diz”.  
69. bauḥū:nä → buyun “parmak eklemi”.  
70. yāda → yoda “uyluğun üst kısmı”.  

71. bakañākä → baqanuq “toynak eti, toynak”.  
72. éhau:cakä → ökçä “topuk”.  
73. aúpäka → öpkä “akciğer”.  
74. yūrakä → yürük “kalp”.  
75. bahai:rä → bayir “karaciğer”.  
76. ttiḍakä → tilaq “kadın cinsel organı”.  
77. aúttä → öt “safra”.  
78. sūvacā → “mesane (?)”, su “su” kökünden, -čā ekiyle.  
79. karnai → qarin-i “karın”.  
Türkçe–Hotanca Sözlük (P 2892, satır 182–184)

80. bidi → bit-i “yüzü”.  
81. bauha:nä → boyun “eklem, uzuv”.  
82. yūmūrä → yumur “yumruk”. Osmanlıca yumruq, Çuvaşça śâmâr ile karşılaştırılır.  
83. karäḥā:kä → kärgük “şirden, kuzunun işkembesi (rennet-bag)”.  
84. sarkäñakä → sarqanïq / sarqayiq “şirden, işkembe torbası”.  
85. baḥä:räsähä → bayïrsuq “bağırsaklar”.  
86. aúysa ètti → öz ät-i “bedenin eti: öz = beden, benlik; ät = et”.  
87. aủysanä → özän “göğüs ve karın”. Karşılaştır: yälpazä “körük”.  
88. yürägakä → öngöč “soluk borusu”.  
89. iḍapacākä → buyur “tükürük”.  
90. ānācä → yine buyur ile bağlantılı.  
91. bauhū:rä → küsri “göğüs yanları”.  
92. yanättai → äyägü / üyäg “kaburga”.  
93. kausärai → biqin “yan, böğür”.  
94. è̟yä → töš “göğüs”.  
95. baikįnä → saqaq “çene”.  
96. ttauśä → anlamı belirsiz.  
97. sapäha:kä → yine saqaq “çene” ile bağlantılı.  

---

Türkçe Dizin (Bailey’nin eklediği)

ägin 46
öz 86
buyur 91
ämzik 20
özän 87
äng 54
öžün 58
ängäk 44
orton 67
ängräk 48
ottug 24
ät 86, 92
üyäg 94
äyägü 94
uyruy 47
adrim 18
ayiz 15
ulun 29
uvruy 47
alin 33
bayir 75
küsri 93
ay 53
bayïrsuq 85
aya 61
qapaq 36
bayri 8
aziy 43
ildi 50
ilig 17
ilik 17
ökčä 72
biläk 60
qapyaq 5
baqanaq 71
qaraq 38, 39
baqanuq 71
qarïn 79
*čatqïr 49
čikin 56
kärgük 83
käš 1, 7
käz 30
kirpik 37
köküz 64
köngül 21
quisqan 26
*quryuluq 3
sal 9
saqaq 97
saqal 16
sarqanïq 84
sarqayiq 84
singir 65
suv 78
tay-tiš 42
talai 31
tamyaq 55
taryaq 27
teyäk 28
qasiy 45
bit 80
qaš 35
biqin 95
til 23
tin 12
qil 59
ön 52
tiš 42
boyaz 63
qiraq 25
öngöč 90
tiz 68
boyuz 63
qolan 22
öpkä 73
boyun 81
qolun 22
öt 77
buyun 69
qosqan 26
tizgin 13
tilaq 76
tiryaq 27
yan 66, 92
yap 16
tügmä 32
töš 96
tüb 2
yiti 38
*yiyiryuq 6
yük 7
yarïn 57
tulung 34
yök 7
yasïq 4
yüng 41
yüräk 74
*tutasi 10.
yörüng 39
yig 14
yüz 62, 67
yälpazä 89
yoda 70
ying 40
yumruq 82
yügün 11
Khotanese Index
gahe 29
thạnä 8
byihą 3
gisana 34
dynä 8
brrānä 9
chaskām 31
dūnai 3
brraukalä 35
jastā 4
drrūkä 16
nveysdyä 4
drrūysi 21
ysimä 42
ttākā 22
namūsthām 53
rahā 30
mūnūkä 6
şakye 51
sarba 52
skai 28
hattuna p. 290
hamdrrāmgä 33
halaśā 40
ttāra 32
paraiṣkhārā 7
vatcä 41
haskä 43
tturakä 5
phatanai 54
vahaiysä 50
hāne 37
tcįmūlä 36
bamdä 7
śiyi tcem 39
hūlaihä: 1, 2, 5, 6
tcem 39
bāna 2

Ek (Appendix)

Burada BSOS 9, s. 289 vd.’de tartışılan Türkçe metne bir atıf gelmelidir.  
O dönemde M. Lewicki’nin Rocznik Orientalistyczny 12 (1936), s. 194 vd.’de yayımlanan “O tekście sanskrycko-tureckim w piśmie brahmi / Brahmi yazısıyla Sanskritçe–Türkçe metin üzerine” başlıklı makalesinden haberdar değildim. 1938’de Profesör Tadeusz Kowalski’den öğrendikten sonra bile bir nüshasını elde etmem epey zaman aldı.  

Lewicki, Hotanca için yalnızca Profesör Konow’un görüşlerini tekrar edebilmişti. Benim BSOS 9’daki makalemi okuduktan sonra Profesör Konow bana yazdı ve orada ileri sürdüğüm görüşü kabul etti: tartışmalı aksara işaretinin Maralbashi metinlerinde palatallaşmış bir g (gy vb.) değerine sahip olduğu. Bu tek başına Hotanca verilerini tatmin eder ve sorun artık çözümlenmiş sayılabilir.  

Türkçe metinde o zaman tanımlayamadığım bir kelime kyowtyolyar (26. satır) idi. Yazma lya öncesinde kırık olduğundan bir harfin kaybolmuş olabileceğini düşünmüştüm. Ancak artık açıkça görülüyor ki kelime köwtölär “gövde(ler)”dir; Budist Sanskritçe kaḍeparāni’nin karşılığıdır ve Nogay Türkçesi kevde “gövde”, Osmanlıca gövde, göyde ile uyuşur. Lewicki’nin okuması olan küvrä (Kaşgarlı’nın “iç organları çıkarılmış hayvan gövdesi” açıklaması) ise aksara wtyo nedeniyle (t harfi kesin olduğundan) dışlanmaktadır.  

29. satırdaki ifade için de daha iyi bir açıklama yapılabilir: tyonyorkya uyugyumdhyā, Sanskritçe citāyām “cenaze odun yığını üzerinde” karşılığıdır. Türkçe ügündä “yığın üzerinde” demektir; tönörkä ise tam bu biçimde izlenmemiş olsa da töngörök, tögürök “yuvarlak” ve töngök kelimelerinden açıklanabilir.  

---

📌 Özet:  
Bailey burada önceki tartışmaları tamamlıyor:  
- Brahmi yazısındaki tartışmalı işaretin değerini (gy) kesinleştiriyor.  
- köwtölär kelimesini “gövde(ler)” olarak tanımlıyor, Osmanlıca gövde ile bağlantı kuruyor.  
- Cenaze ateşiyle ilgili ifadeyi (citāyām) Türkçe ügündä ve tönörkä üzerinden açıklıyor.  

Ek Çeviri

“Ağaç kütüğü (Radlov, ilgili yer, cilt iii, s. 1247). Böylece tönörkä, hem ‘yuvarlak’ hem de ‘ağaç kütüğü’ anlamına gelen töngör- kökünden, -kä ekiyle türetilmiş bir kelime olur. Bu nedenle tönörkä ügün-dä ‘odun yığını üzerinde’ ifadesi, Sanskritçe citāyām yani ‘cenaze odun yığınının üzerinde’ karşılığını verir.  

Kelime listesine ayrıca awinilip eklenmelidir; bu kelime Sanskritçe lalita- ‘oyun, eğlence’ karşılığında kullanılmıştır ve Türkçe oyna- fiilinin bir biçimine karşılık gelir (F. W. K. Müller, Uigurica II, s. 26, not 1’de alıntılanmıştır).  

Dizin:  
- arja s. 290  
- awinilip s. 296  
- köwtö s. 295  
- töngörök s. 295  
- töngök s. 295  
- Xatun s. 290  

---

📌 Özet:  
Bailey burada iki önemli noktayı açıklıyor:  
- tönörkä kelimesinin kökeni (töngör- “yuvarlak, ağaç kütüğü”) ve cenaze ateşi bağlamındaki kullanımı.  
- awinilip kelimesinin Sanskritçe lalita- karşılığı olarak Türkçe oyna- fiiline bağlanması.  

Sonunda kısa bir dizin vererek makaledeki önemli kelimelerin geçtiği sayfaları işaret ediyor.  

BİR TÜRKÇE-HOTAN DİLİ SÖZLÜĞÜ  
H. W. Bailey  
Bulletin of the School of Oriental and African Studies, University of London, Cilt 11, No. 2.  
(1944), s. 290-296.  
Kalıcı URL:  
http://links.jstor.org/sici?sici=0041-977X%281944%2911%3A2%3C290%3AATV%3E2.0.CO%3B2-4  
Çeviri: Fatih Mehmet Yiğit 

***

ÇİN KAYNAKLARINDA GEÇEN, TÜRK YURDU HOTAN, UYGUR TÜRKLERİNİN ATALARI İSKİT SAKA TÜRKLERİ VE TÜRK KADIN SAVAŞÇILAR HAKKINDA YERALAN BİLGİLER 

Song Hanedanı'nın ilk dönemlerinde, İmparator Taizong (太宗) saltanatında (MS 977-978) derlenen《太平廣記》(Taiping Guangji)《太平廣記》adlı eserin 482, III Barbarlar, Yutian (Hotan) bahsinde Uygur Türkleri veyahut Ataları İskit Saka Türkleri ve Kadın Savaşçılar hakkında şu bilgiler yeralır:


1. Orijinal Çince Metin: 

于闐:

後魏。宋云使西域,行至于闐國。國王頭著金冠,以雞幘,頭垂二尺生絹,廣五寸,以為飾。威儀有鼓角金鉦,弓箭一具,戟二枚,槊五張。左右帶刀,不過百人。其俗婦人袴衫束帶,乘馬馳走,與丈夫無異。死者以火焚燒,收骨葬之,上起浮圖。居喪者剪髮,長四寸,即就平常。唯王死不燒,置之棺中,遠葬于野。出《洛陽伽藍記》


2. Türkçe Çevirisi


Yutian (Hotan):

Kuzey Wei Hanedanlığı döneminde, Song Yun Batı Bölgeler'e (西域) elçi olarak gönderildi ve Yutian krallığına kadar gitti.

Kralın Görünüşü: Kralın başında altın bir taç vardı. [Tacın altında] horoz ibiği şeklinde bir başlık giyiyordu ve başından aşağı, süs olarak kullanılan, iki chi (~66 cm) uzunluğunda ve beş cun (~16.5 cm) genişliğinde ham ipek kumaş parçaları sarkıyordu.

Törensel Protokol: Törenlerde davul, boru (veya boynuz) ve metal çanlar (金鉦) kullanılırdı. [Kralın yanında] bir takım yay ve ok, iki adet ji (kısa mızraklı balta), beş adet shuo (uzun mızrak) bulunurdu. Yanındaki kılıçlı muhafızlar yüz kişiyi geçmezdi.

Kadınların Sosyal Konumu: Göreneklere göre, kadınlar pantolon ve ceket giyer, kemer takar, atlara biner ve erkeklerden hiç farkları olmadan dörtnala koştururlardı.

Cenaze Gelenekleri: Ölüleri ateşte yakarlar, kemiklerini toplayarak gömerler ve mezarın üstüne bir stupa (Tepe) inşa ederlerdi.

Yas Tutma: Yas tutanlar, saçlarını [yaklaşık] dört cun (~13 cm) uzunluğunda keserler ve sonra hemen normal hayatlarına dönerlerdi.

Kralın Cenazesi: Sadece kral öldüğünde yakılmaz, bir tabuta konur ve uzak bir diyarda, kırlara gömülürdü.


(《洛陽伽藍記》 adlı eserden alınmıştır.) Metin, Kuzey Wei (後魏) hanedanlığı döneminde (MS 386-535) Budist bir rahip olan Song Yun (宋云)'un seyahat notlarından alıntılanmıştır. Kaynak olarak da 《洛陽伽藍記》 (Luoyang Qielan Ji - Luoyang Manastırlarının Kaydı) gösterilmiştir.

Coğrafya ve Tarih: Antik Yutian krallığı, bugünkü Çin'in Doğu Türkistan Uygur Türk Bölgesi'nde, Taklamakan Çölü'nün güney kenarında bulunan Hotan vahasında kuruluydu. Bu konumu onu İpek Yolu'nun en önemli duraklarından biri yapmıştı.
Zaman Çizelgesi:
Kuruluş: Krallığın MÖ 3. yüzyıl civarında, Saka göçleriyle kurulduğu düşünülür.
Altın Çağ: MS 1. binyıl boyunca, özellikle MS 3.-10. yüzyıllar arasında Uygur Türklerince hem bir ticaret merkezi hem de önemli bir Budist kültür merkezi olarak gelişti.



Resimler: (Taiping Guangji)《太平廣記》adlı eserin 482, III Barbarlar, Yutian (Hotan) bahsinde Uygur Türkleri veyahut Ataları İskit Saka Türkleri ve Kadın Savaşçılar hakkında Yukarıdaki kaynakta belirtilen: "Horoz ibiği şeklindeki başlık" Kazakistan  Müzesinde sergilenen İskit Saka Türk dönemine ait kıyafet başlıkları ile benzerdir.


-Yuğ (yoğ), Sagu adı verilen Cenaze  merasimlerinde; saç kesmek  saçbaş yolmak, yüze bıçakla çizik atıp kanlı gözyaşı akıtmak, ölen kişi ardından ağıt yakıp sagu okumak, kurgan kültürü İskit Sakalardan devamcıları Hunlar ve Gök-Türklere değin uygulanan bir gelenektir.








Göktürk Kağanlığı dönemine ait rölyefte yas betimlemeleri Bir cenaze merasiminde saçlarını kesen Göktürk Alp ve Beyleri. Türkler yas alameti olarak saçlarını keserler.
(Japonya, Miho Museum. 5. yy.)



Hun kurganında bulunan kesik saç örgüleri. 

Yine Yukarıdaki metinde geçen Kadın Savaşçılar İskit Saka Türklerinin devamcısı Amazon kadın savaşçılar ile benzer karakterdedir.



Kazakistan Müzesinde sergilenen elinde ok ve yayı ile İskit Saka Türk Kadın Savaşçısı




Ok ve Yay Türklerde aynı zamanda egemenlik sembolüdür.


Türkolog Fatih Mehmet Yiğit 

EK BİLGİ:

ÇİN KAYNAKLARINDA HOTAN HALKI ESKİ TÜRK KÜLTÜR VE İNANCINDA YERALAN KAM/ŞAMANİST BİR HALK OLARAK GEÇMEKTEDİR:

Hotanlılar Hakkındaki Bilgiler

《后汉书·班超传》 (Hou Han Shu - Ban Chao Biyografisi) içinde geçmektedir. Bu, Doğu Han Hanedanlığı dönemine (MS 25-220) ait resmi bir tarih kaydıdır.

Çince Kaynağın Orijinal Metni:
  《后汉书·卷四十七·班梁列传第三十七》içinde şu ifade geçer:

"于窴俗信巫。巫言:'神怒何故欲向汉?汉使有騧马,急求取以祠我。'"

Türkçe Çevirisi:

"Hotan (于窴) halkının geleneğinde şamanlara inanılır. Şamanlar şöyle dedi: 'Tanrılar neden Han'a saldırmak istediğimiz için öfkelendi? Han elçisinin (Ban Chao'ya atıfta bulunularak) bir gua atı var, onu hemen alıp bize (tanrılara) kurban etmelisin.'"

Açıklama:
Bağlam: Bu olay, General Ban Chao'nun MS 73 yılında Hotan'ı Han Hanedanlığı kontrolüne almak için yürüttüğü askeri sefer sırasında yaşanmıştır.
 Olayın Özeti: Hotan'daki şamanlar, halkı Han elçisi Ban Chao'ya karşı kışkırtmaya çalışmıştır. Tanrıların öfkelendiğini ve sakinleşmeleri için Ban Chao'nun değerli atının kendilerine kurban olarak verilmesini talep etmişlerdir.
Ban Chao'nun Tepkisi: Ban Chao bu talebi kurnazlıkla kabul etmiş, ancak şamanlar atı almaya geldiklerinde onları öldürtmüştür. Bu cesur ve belirleyici hamlesi, Hotan kralı ve halkı üzerinde büyük bir şok etkisi yaratmış ve bölgenin Han Hanedanlığı'na bağlanmasında kritik bir rol oynamıştır.
"Gua Atı": "騧马" ifadesi, vücudu siyah ama karnı beyaz olan bir at türünü tanımlar. Çin kültüründe nadir ve değerli kabul edilen bir attır.

Hotan Halkı Hakkında Diğer Tarihi Kayıtlar

Hotan (Çince: 于窴, günümüzde 于田 veya 和田), tarih boyunca farklı kültürlerin kesişme noktası olmuş önemli bir vaha krallığıydı. İşte Hotan ve halkı hakkında çeşitli tarihi kaynaklarda yer alan bazı bilgiler:

1. Coğrafi ve Kültürel Konum

Kaynak: 《汉书·西域传》 (Han Shu - Batı Bölgeleri Kayıtları).
Orijinal Metin:

"于窴国,王治西城,去长安九千六百七十里。户三千三百,口万九千三百,胜兵二千四百人。... 南与婼羌接,北与姑墨接。"

Türkçe Çeviri:

"Hotan Krallığı'nın başkenti Batı Şehir'dir. Chang'an'a (Han başkenti) 9,670 li (Çin mili) uzaklıktadır. 3,300 hane, 19,300 nüfus ve 2,400 asker bulunmaktadır. ... Güneyde Ruo Qiang (bir kabile), kuzeyde Gumo (bir bölge) ile komşudur."

· Açıklama: Bu kayıt, Hotan'ın Batı Han Hanedanlığı (MÖ 206 - MS 24) dönemindeki coğrafi konumu, nüfusu ve askeri kapasitesi hakkında temel istatistiksel bilgiler sağlar. Hotan'ın İpek Yolu üzerindeki stratejik konumunu anlamamıza yardımcı olur.

2. Şamanist İnançlar

Kaynak: 《后汉书·班超传》 (Hou Han Shu - Ban Chao Biyografisi).
Orijinal Metin:

"于窴俗信巫。"

· Türkçe Çeviri:

"Hotan halkının geleneğinde şamanlara inanılır."

· Açıklama: Yukarıda detaylandırılan olay, Hotan toplumunda şamanların siyasi ve dini nüfuzunun güçlü olduğunu gösterir. Şamanların toplum üzerindeki bu etkisi, Ban Chao'nun onları hedef almasının ana nedenidir.

Kaynaklar:
-Codex Dijital Veri Tabanı Bağlantısı: https://ctext.org/taiping-guangji/482/yutian
-《后汉书·班超传》 (Hou Han Shu - Ban Chao Biyografisi).

***

  


İSKİT SAKA TÜRKLERİ; ‘OĞUR/ OĞUZLAR’DIR, HUN TÜRKLERİNİN VE DEVAMCILARI GÖKTÜRK VE AVAR TÜRKLERİNİN ATALARIDIR.

HERODOT TARİHİNDE BAHSEDİLEN İSKİTLERİN ATASI TÜRK’TÜR, ‘TARGİTAOS’ TÜRKÇE KÖKENLİ BİR SÖZCÜKTÜR.

 


HERODOT TARİHİNDE BAHSEDİLEN EFSANE: İSKİT SAKA TÜRKLERİNİN BÜYÜK ATASI TARGİTAOS /TARKAN 

Skyth'ler (İskitler), kendilerini ırkların en genci sayarlar ve kökenlerini şöyle gösterirler: Bu ülke boştu, burada ilk olarak Targitaos (Tarkan/Türklerin Atası) adında bir adam doğdu. Bu Targitaos'un babası Zeus, anası da Borysthenes ırmağının kızıymış, öyle derler. –Benim aklım ermez, ama bana ne, efsane böyle diyor.– Targitaos'un kökeni buymuş demek; bunun üç çocuğu olmuş, Lipoxais, Arpoxais ve en küçükleri Koloxais. 

Bunların zamanında Skythia'ya, gökyüzünden altından yapılma zanaat araçları düşüyor, bir saban, bir boyunduruk, bir balta ve bir kupa. Bunları ilk olarak en büyükleri görüyor ve yaklaşıyor almak için; altın kızıl kor oluyor. O geri çekiliyor, ortanca ilerliyor, gene aynı şey oluyor. Maden öyle ateş saçıyor ki, uzaklaşmak zorunda kalıyor. Sıra üçüncüye, yani en küçüklerine geliyor, o zaman altın soğuyor, o da bunları alıp evine götürüyor. Mucizeyi gören büyükler, iktidarı en küçüklerine bırakıyorlar. 6. Lipoxais'ten, Aukhatea denilen Skyth'ler doğmuştur. Ortancadan, Arpoxais'ten inenler Katiariler ve Traspieslerdir ve en küçüklerinden de kralları çıkmıştır ki, adları Paralatailardır. Tümü de Skoloti (Saka) diye anılırlar ki, bu kralların lakabıdır. Bunlara Skyth'ler adını Yunanlılar takmışlardır.

Herodotos Tarihi /MELPOMENE

Skyth'ler – Yurtları – Özellikleri

(Herodot, M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış olan Dünyaca meşhur tarihçidir.) (1)


Açıklama: Antik Yunanca (Grekçe) Targitaos ( Ταργιταος ) Latince “Targitaus” sözcüğü köken olarak Antik Yunanca (Grekçe) : (Τρακανα) Tarkāna isminden türemiştir. Tarkana ismi Türkçe de büyük komutan ünvanı olan (Gök-Türk ve Yenisey yazıtlarında da geçen) “Tarkan” sözcüğünün Yunanca ve Latince söyleniş seklidir. Ayrıca “Tarkan” sözcüğü Türklerde ve Moğollarda; demirci, demir ustası, devlet görevlisi ve savaşçı/asker anlamlarına gelir. Şaman/Kamların ata mesleği demircilik olup demirci şamanlar “Tarkan” ismi ile anılır. “Tarkan” ismi Türk boyları arasında; Tarhan, Targan, Dargan, Darkan olarak da telaffuz edilir. 

İskit Saka Türkleri; latince Targitaus, Türkçe “Tarkan” adıyla anılan kurucu Atalarına saygılarından ötürü antik kaynaklarda “Taurica (Türk)” ismi ile anılan, İskit Saka Türk yerleşim merkezi Kırım Yarımadasının Karadeniz'in batısına bakan burnuna; kurucu Atalarının adını yaşatmak için  Tarkhankut ismini vermiş, günümüzde hala bu bölge Tarkhankut ismi ile anılmaktadır. 

Tarkana/Tarkhankut ismini iskitlerin efsanevi atası Targitaustan dolayı aldığına dair makale: 

Tokhtasyev, Sergey [Rusça] (2013). "Из ономастики Северного Причерноморья. XXI. Τράκανα" [Kuzey Karadeniz bölgesinin Onomastik Üzerine. XXI. Τράκανα]. Вестник древней истории [ Eskiçağ Tarihi Dergisi ] (Rusça). 281 (1): 193–196 . Erişim tarihi: 30 Nisan 2023 (2)

Tarkhankut ismi daha önce açıkladığımız üzere; Türkçe “Tarkan” ve “Kut” sözcüklerinin birleşmesinden türemiş Türkçe kökenli sözcüktür.

“Tarkan” sözcüğü Türkçede: 1-Büyük Türk komutanlara verilen ünvan, 2- Türklerde ve Moğollarda demirci, demir ustası, devlet görevlisi ve savaşçı/asker anlamlarına gelir. Yine bu gelenek üzere Türk kültüründe; Şaman/Kamların ata mesleği demircilik olup demirci şamanlar “Tarkan” ismi ile anılır. Tarkan ismi Türk boyları arasında; Tarhan, Targan, Dargan, Darkan olarak da telaffuz edilir. 

“Kut” sözcüğü Türkçede::1.Tanrı'dan bahşedilen güç, kuvvet, talih,uğur, yetki, İlahi bir kaynaktan gelen rahmet, bereket.2. Devlet idaresinde güç, yaratıcılık ve yetki bakımından sahip olunan üstün güç.3. Mutluluk. Anlamlarına gelmektedir.

*Herodot Tarihinde geçen: "Skyth'ler (İskitler), kendilerini ırkların en genci sayarlar" tanımlaması Divanı Lügatit Türk'te Kaşgarlı Mahmud'un "Türk" kelimesinin anlamını tarif ettiği; "gençlik, kuvetlilik ve zindelik" tanımına uyar..

Türklerin Atasının Zeus (Gök-Tanrı) olarak tanımlanması (Gök-Türk Bilge Kağan Bengü Taş Bitikte) Orhun kitabelerinde geçen: "Tengriteg Тengride bolmuş Türk Bilge Kagan:Tanrı gibi Gökte (Cennette) olmuş Türk Bilge Kağanı" ifadesine uygundur. Yine Gökten yeryüzüne düşen altın araç ve gereçler (Saban,Boyunduruk,Balta ve Kupa sembolleri ile) Türklerin tarihin ilk Atı ehlileştiren, toprağı işleyen (tarım yapan), madeni işleyen, savaşçı bir millet olduğunu ifade eder.(Açıklama:Fatih Mehmet Yiğit) 

***

İSKİT-SAKA TÜRKLERİ; OĞUR/ OĞUZLARDIR, HUN TÜRKLERİNİN ATALARIDIR:

İskit-Saka Türklerinin; Antik çağda yaşayan Oğur/Oğuz Türkleri olduğunu ve Hun Türklerinin Ataları olduğunu MS 6. yüzyıl tarihçisi Myrina'lı Agathias eserinde şu sözlerle anlatmaktadır: 

[2] Antik çağlarda Hunlar, Don nehrinin kuzeyindeki Maeotis gölünün doğusundaki bölgede, Imaeus Dağı'nın (Imeon Dağı; güneybatıda Zagros Dağları'ndan kuzeydoğuda Altay Dağları'na uzanan, bugünkü Hindukuş , Pamir ve Tian Shan'ı/Tanrı Dağlarını kapsayan Orta Asya sıradağları kompleksinin eski bir adıdır. ve güneydoğuda Kunlun , Karakurum ve Himalayalar ile bağlantılıdır) yakın tarafında Asya'ya yerleşen diğer barbar halklar gibi (o coğrafyada) yerleşmişlerdi. Tüm bu halklar İskitler veya Hunlar genel adıyla anılırken, bireysel kabilelerin (Oğur/Oğuz kabilelerinden bahsetmekte) Cotrigurlar, Utigurlar, Ultizurlar, Burugundiler gibi atalarının geleneğine dayanan kendi özel isimleri vardı. (3) Birkaç nesil sonra, popüler geleneğin gerektirdiği gibi bir geyiğin öncülüğünü izleyerek veya başka bir tesadüf sonucu Avrupa'ya geçtiler ve bir şekilde Maeotis gölünün Euxine'ye aktığı noktadan geçtiler, ki bu şimdiye kadar imkansız olarak kabul edilmişti. Ancak, onu geçtiler ve yabancı topraklarda çok uzaklara gittiler. Ani ve beklenmedik baskınlarıyla yerel nüfusa hesaplanamaz zararlar verdiler, hatta orijinal sakinleri yerinden edip topraklarını işgal ettiler. [4] Ancak kalışlarının kısa sürmesi kaderinde vardı ve sonunda kendilerinden hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboldular…

Agathias eserinin başka bir bölümünde On Oğurlar'ın (On Oklar/On Oğuzlar) adını verdiği Onoguris şehrinin adı ile ilgili şu bilgiyi verimektetir: "III, 5, 6. Onoguris bu yerin eski ismi idi ve muhtemelen geçmişte bir Hun boyu olan Onoguriler ile Colchianlar arasında meydana gelen ve ikincilerin galip geldiği bir çarpışmanın neticesinde ortaya çıkmıştı, yörenin sakinleri başarının anısına o yeri bu şekilde isimlendirmişlerdi. III, 5, 7. Bugünlerde çoğu insan bu ismi kullanmıyor…

Agathias eserinin başka bir bölümünde ise Eftalitler (Ak Hunlar) adı ile anılan topluluğun Hunların bir kolu olduğunu şu sözlerle ifade eder: "Eftalitler (Ak Hunlar) gerçekten bir Hun topluluğu idi" 

Myrina'lı Agathias.  MS 6. yüzyıl tarihçisi ve şairi.  (Metin: Agathiae Myrinaei historiarum libri quinque, ed.  Rudolf Keydell'in (1967) Joseph D. Frendo'nun giriş ve notlarıyla çeviri 1975 Agathias: V, 11, 1-4: Origins of the Huns east of Lake Maeotis/Maeotis Gölü'nün doğusundaki Hunların kökenleri, Agathias, III, 5, 6-III, 5, 7: 72, IV, 27, 4: 130 )(3)



Açıklama: Metindeki parantez içerisindeki açıklamalar bana aittir.(Fatih Mehmet Yiğit) 




Oğuz sözcüğü: "Ok-uZ" Okların Birliği/Boyların Birliği anlamına gelmektedir. (4-5) (Üç Oklar,Boz Oklar,On Oklar örneğinde olduğu gibi). Öte yandan; Oğuz, Oğur, Uğur, Uygur aynı kökten türeyen Türkçe sözcüklerdir. 


Prof.Dr.Faruk Sümer, Oğuzlar adlı eserinin Oğuz Adının Menşei ile ilgili şunları söyler: Oğuz adının menşei hakkında bir çok fikirler ileri sürülmüştür. Ünlü Macar bilginlerinden J. Nemeth, Oğuz sözünü ok+uz şeklinde tahlil etmiştir. Ona göre ok, boy (kabîle), "*" de cemi edatıdır. Böylece Oğuz, boylar demektir. Gerçekten okun eski zamanlarda boy anlamına geldiği biliniyor. Batı Gök-Türk devleti on boya dayanmakta olup, bu on boya "on-ok" denilmekte idi. Okun boy anlamına geldiğinin izi Oğuz elinin boy teşkilatında da görülmektedir. Oğuz eli, bilindiği gibi, iki kola ayrılmakta, bunlardan birine Boz-Ok, ötekisine de Üç-Ok adı verilmektedir. İkinci adın üçok'dan meydana geldiği muhakkaktır. (5)


Oğur-Oguz sözcüklerinin ilişkisini N. A. BASKAKOV şöyle açıklar: Oğuz-Ogur adı, bazı Türk dillerine özgü olan r ~z fonetik karşılığı üzerine ayırt edilen aynı sözün türlüsüdür. Aynı uruğun başka adlarına gelince, onlardan bazıları, meselâ, uġuz ~ UUR ~ uz eski rus yazılı eserlerinde ve vakâyinâmelerinde oğuz adının adaptasyonudur Diğerlerine örnek olarak, onoġur < on oġur (~oguz) 'on ogur (oguz)', sara- gur <sar ogur 'sarı ogurlar' kotriġur < hotyr (< otuz.) oġur 'otuz ogur' (oguz)' gibi ogurların daha küçük uruk birliklerinin adlarını söyleyebiliriz.(4)


Oğuz Kağan Destanının en eski nüshasında Oğuz Kağan: “Ben uygurların kağanıyım ve yer yüzünün dört köşesinin kağanı olsam gerektir.”(6) diye söyler. Buradan Oğuz-Uygur bağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Reşîdeddin Fazlullah'ın Câmi'üt-Tevarih adlı eserinde nakkettiği Oğuz Kağan Destanında, Oğuz Kağan: «ben bir otağda doğduğum için adımı Oğura koymak gerekir»(7) diye söyler.


Burada Uğurlu anlamında kullanılan Oğur sözcüğü: Oğuz, Oğur ilişkisini de Oğuz Destanı üzerinden açıklamaktadır. 

Divanı Lügatit Türk'te: “vakit, bir işte imkân ve fırsat, karşılık, ivaz, hayır ve bereket anlamlarında  ‘ogur' (8)sözü uğurlu anlamında geçer.

Agathias eserinde İskit Saka Türklerinin bir Geyik öncülüğünde batıya geçtiğinden bahseder. Birçok Türk Destan ve söylencesinde de bundan bahsedilir. Geyik; İskit Saka,Hun,Gök-Türk eserlerinde bir sembol olarak sıklıkla kullanılmıştır. Konu ile ilgili SUYUN ÖTE YAKASINA GEÇEN ALA GEYİĞİN TÜRKÜSÜ(TÜRK KÜLTÜR VE SANATINDA GEYİK, DAĞ KEÇİSİ, KOÇ VE AT SEMBOLİZMİ VE TÜRKLERİN GÖÇÜ) Adlı Makalemi okuyabilirsiniz:https://turkologfatihmehmetyigit.blogspot.com/2021/03/suyun-ote-yakasina-gecen-ala-geyigin.html?m=1(Fatih Mehmet Yiğit) 

***

AVRUPA HUN TÜRKLERİ; İSKİT SAKA TÜRKLERİNİN BİR KOLU VE DEVAMCISIDIR.

Resim: Fransız sanatçı Eugene Delacroix tarafından yapılan bir fresk. Palais Bourbon Kütüphanesi Paris. 1843-47

Avrupa Hun-Türk Kağanı Attila; iskitler gibi Kurt postu giymiş, bir elinde oklar, diğer elinde gürzü ile At üzerinde; düşmanlarını yenmiş muzaffer bir komutan olarak resmedilmiştir. Ok ve Yay; Türklerde erk ve egemenliği betimleyen hakimiyet sembolüdür..

MS.448 de resmi bir heyetin parçası olarak Avrupa Hun Türk Başbuğu Attila  Kağan'ı ziyaret eden Doğu Roma’lı bir diplomat olan Panium Priscus yazdığı eserinde: 

-Avrupa Hun Türk Başbuğu Attila  Kağan; İSKİT KRALI 

-Avrupa Hun Türkleri; İSKİTLER

-Avrupa Hun Türk Yurdu ise; İSKİTYA olarak bahsedilmektedir.

(Panium Priscus Fragments,R.C. Blockley The Classicising Historians of the Later Roman Empire: Eunapius, Olympiodorus, Priscus and Malchus 2 vols. Liverpool, 1983)(9)


***

İSKİT-SAKA TÜRKLERİNİN; AVARLARIN VE GÖK-TÜRKLERİN ATALARI OLDUĞU BİZANS SAVAŞ SANATI KİTABINDA ŞÖYLE ANLATILMAKTADIR:

İskitlerle; yani Avarlarla, Türklerle ve yaşam tarzları buna benzeyen diğerleriyle uğraşmak :

İskit Halkları tabiri caizse; yaşam biçimleri ve örgütlenmeleri bakımından birdir. bu örgütlenme ilkeldir ve birçok halkı içerir (Boylar Birliği). Bu halklardan yalnızca Türkler ve Avarlar; askeri örgütlenmeyle ilgilenir ve bu (örgütlenme) onları meydan savaşları söz konusu olduğunda diğer İskit milletlerinden daha güçlü kılar. [2]Türk Ulusu çok kalabalık ve bağımsızdır. Çoğu insan çabasında çok yönlü veya yetenekli değillerdir ve kendilerini düşmanlarına karşı cesurca davranmaktan başka bir şey için eğitmemişlerdir. [3] Avarlar ise, (savaşta) hilekâr ve askeri konularda çok deneyimlidir.

Pseudo-Maurice, Strategicon 11, 2: The Hun way of life (Strategikon veya Strategicon; geç antik çağda 6. yüzyılda yazıldığı kabul edilen ve genellikle Bizans İmparatoru Mauricius'a atfedilen bir savaş sanatının anlatıldığı kitaptır.)(10)

 



***


İskitlerin; Türklerin Ataları olduklarına dair deliller Bizans kaynaklarında da vardır. Bu kaynakların en önemlisi, Bizans İmparatoru İkinci Justinus tarafından, M.S. 568 de, Batı Göktürk İmparatoruna Elçi olarak gönderiIen Zemarkos'un yolculuğunu ve Türk Kağanı İstemi tarafından kabul edilişini anlatan tarihçi Menander; İskitlerle Türklerin aynı kavimden olduklarını ifade etmektedir.

Menander'in gözlemlerine göre:

-Türkler önceleri "Saka" ismiyle anılmaktadır.

-Gök-Türk Kağanı İstemi'nin Bizansa gönderdiği mektup "İskit Harfleriyle" (İskitlerin kullandığı Türk Tamga Yazısı Gök-Türkçe) yazılıdır.

 

Yine Menander’in eserinde; Bizans’a Gök-Türk kağanlığı elçisi olarak giden Maniakh'ın ölümü üzerine onun yerine Tagma adlı Tarkhan (Ταρχάν) ünvanlı Gök-Türk elçisinin göreve getirildiğinden bahseder.

 

Yine Menanderin eserinde geçen İskit Saka Türklerinin bir kolu olan Avar Kağanı Bayan'ın elçisinin adı Targitius'tur (Ταργίτιον), yine Menander’in eserinde Avar Kağanı Bayan; İskit ve Hunların devamcısı olarak gösterilir. Yine aynı eserde: (Oğuz/Oğur Boylarından olan) Kutrigurlar ile Utigurların lideri olarak gösterilir. Kutrigurlardan, Hun Kutrigurlar olarak bahsedilir. (11)














***

Eski çağ tarihçisi, cografyacısı, doğabilimcisi (d. M.S. 23 – ö. 24 Ağustos 79) Romalı Asker ve Yazar olsn Gaius Plinius Secundus Doğa Tarihi adlı eserinde İskit-Saka aynılığını şu sözlerle anlatmaktadır:


“Ötesinde bazı İskit kabileleri vardır. Persler bunlara Perslere en yakın kabile olan Sacae genel adını vermişlerdir.”

(Pliny, Natural History - Book 6 , sections 19-L(50)

SONUÇ: Yukarıdaki tarihi deliller ışığında; İskitler, Sakalar ismi ile anılan Halklar Oğuz/Oğur Türk Boylarıdır. Herodot Tarihinde, İskitlerin Kurucu Atası olarak bahsedilen Antik Yunanca (Grekçe) Targitaos ( Ταργιταος ) Latince “Targitaus” ismi Türkçe kökenli bir sözcüktür. “Targitaus” sözcüğü; Göktürklerde Tarkhan (Ταρχάν), Avarlarda ise Targitius (Ταργίτιον) olarak anılan (Göktürk ve Yenisey Yazıtlarında büyük komutan ünvanı olarak sıklıkla kullanılan) “Tarkan” sözcüğünün Yunanca ve Latince söyleniş seklidir. Ayrıca “Tarkan” sözcüğü Türklerde ve Moğollarda; büyük/baş komutan, demirci, demir ustası, devlet görevlisi ve savaşçı/asker anlamlarına gelir. Şaman/Kamların ata mesleği demircilik olup demirci şamanlar “Tarkan” ismi ile anılır. “Tarkan” ismi Türk boyları arasında; Tarhan, Targan, Dargan, Darkan olarak da telaffuz edilir. 

 

Makale: Türkolog Fatih Mehmet Yiğit 31.08.2024

TÜRK MİTOLOJİSİ 



KAYNAKÇA:

1- Herodotos Tarihi /MELPOMENE, Skyth'ler – Yurtları – Özellikleri

2- Tokhtasyev, Sergey [Rusça] (2013). "Из ономастики Северного Причерноморья. XXI. Τράκανα" [Kuzey Karadeniz bölgesinin Onomastik Üzerine. XXI. Τράκανα]. Вестник древней истории [ Eskiçağ Tarihi Dergisi ] (Rusça). 281 (1): 193–196 . Erişim tarihi: 30 Nisan 2023 

3- Agathiae Myrinaei historiarum libri quinque, ed.  Rudolf Keydell'in (1967) Joseph D. Frendo'nun giriş ve notlarıyla çeviri 1975 Agathias: V, 11, 1-4: Origins of the Huns east of Lake Maeotis/Maeotis Gölü'nün doğusundaki Hunların kökenleri, Agathias, III, 5, 6-III, 5, 7: 72, IV, 27, 4: 130 )


4-OĞUZ, OĞUZ-KAĞAN ETİMOLOJİSİ ÜZERİNE N. A. BASKAKOV, Makalenin Rusça neşri için bk. N.A. Baskakov, «etimologii oğuz, oğuz-kagan», Sovetskaya Tyurkologiya, 1982/1, s. 88-90., 


5-ANKARA UNIVERSITESI DİL VE TARİH-COĞRAFYA FAKÜLTESİ YAYINLARI: 170 Prof. Dr. Faruk SÜMER OĞUZLAR (TÜRKMENLER) TARİHLERİ - BOY TEŞKİLÂTI-DESTANLARI İKİNCİ BASKI (1.Bölüm Oğuzların Tarihi, Oğuzlara Dair En Eski Bilgiler, Oğuz Adının Menşei, Sayfa:1)


6-OĞUZ KAĞAN DESTANI W. BANG VE G. R. RAHMETI ISTANBUL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ TÜRK DILI SEMİNERİ NEŞRİYATINDAN ISTANBUL 1936 BURHANEDDIN BASIMEVI, Sayfa: 17


7-OĞUZLARIN ve TÜRKLERİN TARİHİ (Reşîdeddin Fazlullah Câmi'üt-Tevarih,Cilt II) Zeki Velidi TOGAN, 2. Baskı, Enderun Yayınları, İstanbul 1982, Sayfa:18


8- Divanü Lugat-it-Türk I, 55 (Divan) (çev. B.Atalay, Ankara, 2006)

9-Panium Priscus Fragments,R.C. Blockley The Classicising Historians of the Later Roman Empire: Eunapius, Olympiodorus, Priscus and Malchus 2 vols. Liverpool, 1983

10-Pseudo-Maurice, Strategicon 11, 2: The Hun way of life

11- The History of Menander the Guardsman, Fragman 10,1-3 Sayfa:115-138


 *****


 




GÖKTÜRKÇE YAZISININ KÖKENİ: İSKİT-SAKA VE DOKUZ OĞUZ BAĞLANTISI 

Türklerin en eski yazı sistemi olarak bilinen Göktürkçe (Orhun alfabesi), yalnızca Göktürk Kağanlığı döneminde kullanılan bir alfabe değildir. Bu yazı, kökeni itibariyle çok daha eskiye, İskit-Saka Türkleri ve Dokuz Oğuz boylarına dayanmaktadır. Tarihî kaynaklar, arkeolojik bulgular ve yazıtlar bu bağlantıyı açıkça ortaya koymaktadır.  

Göktürkçe yazısı, aslında Türk tamgalarından türeyen bir yazı sistemidir.  

Sembolizm dünyanın en eski dilidir. Çünkü insan zihni imgelerle ve sembollerle düşünür. Resim ve yazı ise göksel evrenin en eski imgeleri, en eski dili olarak insanın varoluş süreciyle başlamış, derin anlamlara sahip semboller hâline gelmiştir. Türkler tarihin en eski sembollerinin yaratıcıları ve kullanıcılarıdır. Bunu erken dönemlere ait Hakasya, Sibirya, Tamgalısay, Saymalıtaş, Altay ve Lina Kaya resimleri ile petrogliflerde görmek mümkündür. Bu eserlerde her türlü yaşam sahnesi ve düşsel düşünceler kayalara resmedilmiştir.  

Uzun yıllar Sibirya’dan Saymalıtaş’a, Tamgalısay’dan Anadolu’ya Türk kaya resimleri ve petroglifleri ile tamgaların izini süren, fotoğraflarını çekip kataloglayarak kitap hâline getiren Servet Somuncuoğlu, Taştaki Türkler adlı eserinde bunu şu sözlerle ifade eder:  
“Türkler; evrenle, kendileri ve çevreleriyle ilişkilerini betimleyip taşlara kazıdılar. 'Mavi gök'ü, 'yağız yer'i ve bu ikisi arasındaki hayatı imgelerle anlattılar. Tinsel yolculuklarını, bilinçaltının girdaplarını kayalara resmettiler. O resimleri, Sibirya’dan Anadolu’ya, Çin Seddi’nden Karadeniz bozkırlarına uzanan muazzam coğrafyanın en eski tanıkları olarak bıraktılar.” (Taştaki Türkler – Sibirya’nın Bilinçaltı)  



Göktürkçe yazısı olarak bilinen Proto-Türk tamga yazısının kökeni, kaya resimlerinden petrogliflere; petrogliflerden ise tamgalara evrilmesiyle oluşmuştur. Kaya resmi–petroglif–tamga bağı bu süreci açıkça göstermektedir. Tamgalar, ilk başlarda ideogram niteliği taşırken, tarihsel süreç içerisinde harflere dönüşerek yazı sistemini meydana getirmiştir.  

Bu nedenle “Göktürkçe” tabiri kullanılmaya devam edilebilir; ancak bu yazının kökeninin İskit-Saka ve Dokuz Oğuzlara dayandığı unutulmamalıdır.  

Türklerin en eski alfabesi olan ve Göktürk Kağanlığı yazıtlarında kullanılması nedeniyle “Göktürkçe” olarak tanımlanan Türk tamga yazısı, Göktürk yazıtlarından daha erken devirlere ait Yenisey yazıtlarında görülmektedir. 
Ünlü Türkolog ve Dilbilimci Talat Tekin, Hüseyin Namık Orkun yapmış oldukları araştırmalar, incelemeler ve okumalar sonucunda Yenisey yazıtlarının Orhun yazıtlarına göre daha arkaik olduğunu ve yazının Göktürklerden önce var olduğuna işaret ettiğini belirtir.  

Yenisey Yazıtlarında Dokuz Oğuz izi:

İgor Valentinoviç Kormuşin, “Yenisey Eski Türk Mezar Yazıtları - Metinler ve İncelemeler” adlı eserinde Yenisey Yazıtları ile Dokuz Oğuz bağından şöyle söz eder:

“Aynı mıntıkada ayrıca "kuş ayağı" şeklinde farklı bir damga bulunduran üç yazıt (E-2, E-109, E-110) daha tespit edilmiştir. Onların sahipleri muhtemelen bölgenin yerlileri olmalıdır, zira buna işaret eden belirli kanıtlar da vardır. E-2 yazıtına ait mezar, L. R. Kızlasov'a göre, yerli halkın defin (cesedin taş kurganlar altındaki çukura koyma) geleneğini ve envanterini yansıtmaktadır [Kız- lasov 1969:80]. Araştırmacı söz konusu yerli halkı Çikler olarak belirlemektedir, oysa elimizdeki yeni malzemelere dayanarak farklı bir görüş de söylenebilir. Şöyle ki, E-109 ve E-110 (Uyuk ovası) ile E-51 (bulunduğu yer kesin değildir) yazıtla- rının üçü de E-2 yazıtı gibi "kuş ayağı" şeklinde bir damgaya sahiptirler ve toquz oydamdama (uydamd'ma ~ oyd'md'ma - ?) jär "Dokuz Ogdamdam yeri" şeklinde ilginç bir yer adı bulundururlar. "Dokuz ogdamdam" tamlamasındaki sonuncu sözcük belli ki (Dokuz Oğuz ve On Uygur gibi) bir kavim adıdır. Yazıt metinle- rinden belli olmaktadır ki "Dokuz Ogdamdam yeri" yazıt sahiplerinin vedalaştığı yerdir. Görünüşe göre, onlar söz konusu bölgenin yöneticileriydiler.

Konuyu belli başlıklar altında toplamak gerekirse:

1. İskit-Saka ve Oğuz Bağı

İskitlerin ve onların doğudaki uzantısı olan Sakaların Türk kökenli olduğu tezi tarihî kayıtlarla desteklenmektedir. MS 6. yüzyıl tarihçisi Agathias, Hunların kökenini anlatırken onların “İskitler” genel adıyla anıldığını ve Cotrigur, Utigur gibi Oğur/Oğuz kökenli kabile isimleri taşıdığını belirtir. Bu, İskit-Saka toplulukları ile Oğuz boyları arasındaki tarihsel devamlılığa işaret eder.  

“İskit” adı Grekçe Skuthēs (Σκύθης) kelimesinden gelir ve “okçu” anlamı taşır. “Oğuz” kelimesi ise “ok” (boy, kabile) ve “uz” (nisbet eki) birleşiminden oluşur; “oklar/ok boyları” yani “boylar birliği” anlamına gelir. Dolayısıyla hem “İskit/Saka” hem de “Oğuz”, temelde “okçu boylar birliği” kavramını ifade eder. Bu etimolojik paralellik, iki topluluk arasındaki kimlik ve işlev benzerliğini ortaya koyar.  

İskit-Saka adıyla bilinen Hun, Avar ve Göktürklerin atalarının Oğuzlar olduğu tarihi kaynaklarda belirtilmektedir. Bu konuyu “İskit-Saka Türkleri; Oğur/Oğuzlardır, Hun Türklerinin ve devamcıları Göktürk ve Avar Türklerinin atalarıdır” başlıklı makalemde ele almıştım.  
(Okumak isteyenler buradan okuyabilir: 

---

2. Töles (Tiele) Konfederasyonu: Göktürk-Dokuz Oğuz-Uygur ve İskit-Saka Baĝı

Göktürkler tarih sahnesine çıkmadan önce Orta Asya bozkırlarında geniş bir boylar birliği olan Tiele (Çince kaynaklarda; Türkçede Töles) Konfederasyonu bulunuyordu. Hem Göktürkler hem Dokuz Oğuzlar hem de onların bir kolu olan Uygurlar başlangıçta bu konfederasyonun parçasıydı.  

Çin kaynaklarında “Gaoche” (高車, “yüksek araba”) ve “Tiele” terimleri, kuzey bozkır halkları için kullanılır; yüksek tekerli arabalar ve konar-göçer hareketliliğe işaret eder.  

“Tiele” adının Türkçe tegerek/tägräg (tekerlek, çember) kelimesinden türediği düşünülmektedir. Bu adlandırma, konar-göçer yaşam tarzını ve yüksek tekerlekli arabalarıyla seyahat eden toplulukları yansıtır.  

Antik tarihçiler Herodot, Hipokrat ve Justinus da İskitlerin bu mobil “gezgin evlerini” tasvir etmiştir. Oğuz Kağan Destanı’nda kağnının icadından bahsedilmesi de bu kültürel mirası pekiştirir.  

Dolayısıyla Tiele sahası, İskitlerden gelen konar-göçer, tekerlekli araba kültürünü devralmış ve Göktürk, Dokuz Oğuz, Uygurlara miras bırakmış ortak bir kültürel zemindir.  





3. Orhun Yazıtlarında Dokuz Oğuz Gerçeği

Yenisey–Altay–Orhun paleografyası: standartlaşmaya giden yol  

- Erken çeşitlilik (Yenisey–Altay): Yazı yönünde esneklik (sağdan sola ağırlık, soldan sağa örnekler), kelime ayraçlarının düzensizliği (çoğu ayraçsız, bazen “:”), harf şekillerinde bölgesel varyantlar ve lehçe izleri; sistemin “erken” ve “çok merkezli” yapısını gösterir.  
- Orhun’da olgunlaşma: Bilge Kağan ve Kül Tigin bengü taşlarında, harf repertuarı daralır–standartlaşır; kelime ayraçları düzenli, üslup edebî ve siyasal retorik güçlüdür. Dil–yazı uyumu, fonem–grafem eşleşmesinde tutarlıdır.  
- Dokuz Oğuz vurgusu: “Tokuz Oğuz meniŋ bodunum erti. Teŋri yer bulgakın üçün yağı boldı.” ve Kül Tigin’de “Tokuz Oğuz bodun ikinti/kendi bodunum erti...” ifadeleri, Göktürk yönetici söyleminin köken–aidiyet itirafıdır.  


Bu ifade, Göktürk yönetici sınıfının kendi halkının kökenini Dokuz Oğuz boylar birliğine dayandırdığının en net kanıtıdır.  

Göktürk Kağanlığı dönemine ait Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarında Göktürklerin başlangıçta Dokuz Oğuzlarla aynı boy birliği (Tiele-Töles Konfederasyonu) çatısı altında olduklarını, daha sonraki devirlerde ise bu boyların (Gök, yer birbirine düşman olduğu, zamanla kardeşler arasında husumet olduğu için) birbirinden ayrıldıkları anlatılmaktadır.

GÖKTÜRK KAĞANLIĞINA AİT BİLGE KAĞAN VE KÜLTİGİN YAZITLARINDA GÖKTÜRKLERİN KÖKENİNİN DOKUZ OĞUZLARA DAYANDIĞINDAN BAHSEDİLİR:

BİLGE KAĞAN BENGÜ BİTİK TAŞ 
(TÜRKÇE YAZIT)
D29 
𐰋𐰃𐰼: 𐰖𐱁𐰢𐰀: 𐰴𐰺𐰞𐰸: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰉𐰆𐰍𐰽𐰕: 𐰼𐰇𐰼: 𐰉𐰺𐰆𐰺: 𐰼𐰚𐰠𐰃: 𐰖𐰍𐰃: 𐰉𐰆𐰡𐰃: 𐱃𐰢𐰍: 𐰃𐰑𐰸: 𐰉𐱁𐰑𐰀: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢: 𐰴𐰺𐰞𐰸: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰍: 𐰇𐰠𐰼𐱅𐰢: 𐰦𐰀: 𐰞𐱃𐰢: ----𐰑𐰢: 𐰉𐰽𐰢𐰞: 𐰴𐰺𐰀: ----𐰓𐰇𐰓----: 𐰴𐰺𐰞𐰸: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐱅𐰃𐰼𐰠𐰯: 𐰚𐰠𐱅𐰃: 𐰽𐰨𐱃𐰢: 𐰇𐰠𐰼𐱅𐰢: 𐱃𐰸𐰆𐰕: 𐰆𐰍𐰕: 𐰢𐰤𐰤: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰢: 𐰼𐱅𐰃: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰘𐰼: 𐰉𐰆𐰞𐰍𐰴𐰃𐰤: 𐰇𐰲𐰤: 𐰇𐰓𐰃𐰭𐰀: ----:
BİR: YAŞIMA: KARLUK: BODuN: BUŊSUZ: ERÜR: BARUR: ERKLİ: YAGI: BOLDI: TAMAG: IDUK: BAŞDA: SÜŊÜŞDÜM: KARLUK: BODUNUG: ÖLÜRTÜM: aNDA: ALTIM: ----DIM: BASMIL: KARA: ----DÜD----: KARLUK: BODUN: TİRİLİP: KELTİ: SANÇTIM: ÖLÜRTÜM: TOKUZ: OGUZ: MENİŊ: BODUNUM: ERTİ: TEŊRİ: YİR: BULGAKIN: ÜÇÜN: ÖDİŊE: ----:
bir yaşımda Karluk bodunu bungsuz erir, varır, erkli yağı oldu. Tamag Iduk Baş'da süngüşdüm. Karluk bodunu öldürdüm, anda aldım, ----dım Basmıl kara ----düd---- Karluk bodunu dirilip geldi. Sançtım, öldürdüm. Dokuz Oğuz benim bodunum idi. Tanrı yer bulandığı için, ödüne ----
D30 
𐰚𐰇𐰤𐰃: 𐱅𐰏𐰓𐰰: 𐰇𐰲𐰤: 𐰖𐰍𐰃: 𐰉𐰆𐰡𐰃: 𐰋𐰃𐰼: 𐰖𐰃𐰞𐰴𐰀: 𐱅𐰇𐰼𐱅: 𐰖𐰆𐰞𐰃: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢: 𐰭: 𐰃𐰚𐰠𐰃: 𐱃𐰆𐰍𐰆: 𐰉𐰞𐰶𐰑𐰀: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢: 𐱃𐰆𐰍𐰞𐰀: 𐰇𐰏𐰕𐰏: 𐰘𐰇𐰕𐱅𐰃: 𐰚𐰲𐰯: 𐰾𐰇𐰾𐰃: ----: 𐰚𐰃𐰦𐰃: 𐰦𐰺𐰍𐰆𐰑𐰀: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢: 𐰾𐰇𐰾𐰃𐰤: 𐰽𐰨𐰑𐰢: 𐰃𐰠𐰃𐰤: 𐰞𐱃𐰢: 𐰇𐰲𐰨: 𐰲𐰆𐱁: 𐰉𐱁𐰃𐰦𐰀: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰑𐰴: 𐰴𐰢𐱁𐱃𐰃: 𐰖𐰉𐰞𐰴:
KÜNİ: TeGDÜK: ÜÇüN: YaGI: BOLDI: BİR: YILKA: TÖRT: YOLI: SÜŊüŞDüM: eŊ: İLKİ: TOGU: BaLIKDA: SÜŊüŞDüM: TOGLA: ÖGüZüG: YÜZüTİ: KeÇiP: SÜSİ: ----: iKİNTİ: aNDıRGUDA: SÜŊüŞDüM: SÜSİN: SaNÇDıM: İLİN: aLTıM: ÜÇüNÇ: ÇUŞ: BaŞINDA: SÜŊüŞDüM: TÜRK: BODuN: aDaK: KaMŞatTI: YaBLaK:
kin değdiği için yağı (düşman) oldu. Bir yılda dört yol süngüşdüm. En ilki Toğu Balık'ta süngüşdüm. Toğla Özüğünü yüzüp geçip sü'si ----. İkinci Andırgu'da süngüşdüm, sü'sünü sançtım, ilini aldım. Üçüncü Çuş Başı'nda süngüşdüm. Türk bodunu ayak kamşattı. yavlak

KÜLTİGİN BENGÜ BİTİK TAŞ
(TÜRKÇE YAZIT)
K4 
𐰆𐰯𐰞𐰖𐰆: 𐱅𐰏𐰓𐰃: 𐰆𐰞: 𐱃: 𐰦𐰀: 𐱅𐰇𐰾𐰓𐰃: 𐰃𐰕𐰏𐰠: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰇𐰠𐱅𐰃: 𐱃𐰸𐰆𐰕: 𐰆𐰍𐰕: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰚𐰤𐱅𐰃: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰢: 𐰼𐱅𐰃: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰘𐰃𐰼: 𐰉𐰆𐰞𐰍𐰴𐰃𐰤: 𐰇𐰲𐰇𐰤: 𐰖𐰍𐰃: 𐰉𐰆𐰡𐰃: 𐰋𐰃𐰼: 𐰘𐰃𐰞𐰴𐰀: 𐰋𐰃𐱁: 𐰖𐰆𐰞𐰃: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢𐰕: 𐰭: 𐰃𐰠𐰚: 𐱃𐰆𐰍𐰆: 𐰉𐰞𐰶𐰑𐰀: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢𐰕:
OPLaYU: TeGDİ: OL: aT: aNDA: TÜŞDİ: İZGİL: BODuN: ÖLTİ: TOKUZ: OGuZ: BODuN: iKİNTİ/KENTİ: BONuNuM: eRTİ: TeŊRİ: YİR: BULGaKIN: ÜÇÜN: YaGI: BOLDI: BİR: YILKA: BİŞ: YOLI: SÜŊüŞDüMüZ: eŊ: İLK: TOGU: BaLIKDA: SÜŊüŞDüMüZ:
hoplayıp değdi. O at orada düştü. İzgil boyları öldü. Dokuz Oğuz budunu ikinci/kendi budunum idi. Tanrı, yer bulandığı için yağı (düşman) oldu.

Dokuz Oğuzlar’ın Boy Teşkilâtı. Oğuz adı kitâbelerde bazan “Tokuz Oğuz” şeklinde geçer. Buradaki “dokuz”, kitâbelerde birçok örneği görüldüğü üzere (Üç Karluk, Otuz Tatar, Sekiz Oğuz) Oğuzlar’ın dokuz boydan meydana geldiğini göstermektedir. Ancak bu dokuz boydan sadece Toñra ve Kunı (Kunu) adlı boylar bilinmektedir. Dokuz Oğuzlar, İl İtmiş Kağan’ın Şine-Usu kitâbesinde Sekiz Oğuz şeklinde anılmışlardır ki bu sırada dokuzuncu boy muhtemelen budundan geçici olarak ayrılmıştı.

Kitâbelerden anlaşıldığına göre Göktürk kağanlarının “Türük” (> Türk) adlı buduna mensup oldukları kesindir. Nitekim Bilge Kağan kendisini çok defa “Türk Bilge Kağan” şeklinde tanıtmıştır. Ayrıca Bilge Kağan, “Dokuz Oğuz kavmi benim kavmimdi” ve, “Ey Türk ve Oğuz beyleri ve kavimleri, dinleyin!” demektedir. Bu sebeple Barthold, Minorsky ve diğer bazı âlimler Göktürk İmparatorluğu’nu bir Oğuz devleti saymışlardır. (Faruk Sümer, İslam Ansiklopedisi Dokuz Oğuzlar maddesi https://islamansiklopedisi.org.tr/dokuz-oguzlar)


4. Çin Kaynaklarında Dokuz Oğuz ve Uygur Yazıtları

Çin Kaynaklarında Dokuz Oğuz
Çin kaynaklarında Dokuz Oğuzlar, Tiele konfederasyonunun dokuz boyu olarak “Jiuxing” (九姓, dokuz aile) adıyla geçer. Bu ifade, Tiele (鐵勒) konfederasyonunun dokuz boyunu tanımlar. Boylar arasında Bugular (Pu-ku), Hun, Bayırku, Tongra, İzgil, Çi-pi, A-pu-sse, Ku-lun-wu-ku ve Edizler sayılır. Uygurların bu konfederasyona dahil olmasıyla Dokuz Oğuzlar “On Uygur” olarak da anılmıştır. İslam coğrafyacıları da Tokuz-Oğuz ile Uygurları eş tutmuştur. Çin kaynakları, Göktürk ve Uygurların Töles/Tiele konfederasyonu içinde yer aldığını ve Dokuz Oğuzların bu yapının önemli bir parçası olduğunu doğrular.  

---

Uygur Kağanlığı Dönemi Taş Yazıtları
Uygurlar, Göktürk geleneğini sürdürerek runik Göktürk alfabesiyle yazıtlar dikmişlerdir. Bunlar hem siyasi propaganda hem de kültürel hafıza işlevi görür:  

- Şine Usu Yazıtı (759-760): Mayan Çor adına dikilmiş olup Uygur Kağanlığı’nın kuruluşunu ve Göktürklerle ilişkisini anlatır.  
- Taryat (Terhin) Yazıtı (753): Uygurların erken dönem siyasi faaliyetlerini ve Töles boylarıyla ilişkilerini içerir.  
- Karabalgasun Yazıtı (808-821): Maniheizm’in kabulünü ve Uygur Kağanlığı’nın dini-siyasi yapısını belgeleyen en önemli yazıttır.  
- Suci Yazıtı (820-840): Uygur Kağanlığı’nın son dönemine ait olup kağanların faaliyetlerini aktarır.  

Bu yazıtlar Göktürk yazıtlarıyla aynı alfabe (runik Türk yazısı) kullanılarak hazırlanmıştır. Göktürklerde olduğu gibi “bengü taş” geleneği Uygurlarda da devam etmiştir.  

---

Turfan Yazıtları ve Uygur Metinleri
Turfan bölgesinde çok sayıda runik Göktürkçe ve Eski Uygurca yazma bulunmuştur. Berlin Turfan Koleksiyonu’nda korunan bu metinler, Uygur kültürünün günlük yaşam, din (Budizm, Maniheizm), hukuk ve edebiyat alanlarını yansıtır. Runik Göktürkçe taş yazıtların yanı sıra, Turfan’da bulunan yazmalar daha çok Eski Uygur alfabesi ile yazılmıştır. Ancak erken dönemde Göktürk runik yazısı da kullanılmıştır. Bu metinler, Uygur Kağanlığı’nın hem siyasi tarihini hem de kültürel-dini dönüşümünü belgeleyen eşsiz kaynaklardır. Aslında Göktürkçe dediğimiz yazı sistemi Oğuz Tamga Yazısıdır. Yukarıda izah ettiğimiz üzere Dokuz Oğuzların bir kolu olan Uygurlar bu yazı sistemini devam ettirmişlerdir.

---


5. Fahreddin Mübarekşah Tarihinde günümüzde Göktürkçe olarak bilinen yazı “Dokuz Oğuz Yazısı” olarak adlandırılır.

XII ve XIII. yüzyıllarda Gazneliler döneminde yaşayan tarihçi Fahreddin Mübarekşah, eserinde Türklerin kullandığı ve günümüzde Göktürkçe olarak adlandırılan bu tamgalardan türetilen alfabe için “Toğuzğuzi” yani “Dokuz Oğuz” alfabesi tabirini kullanır. Ona göre Türklerin iki yazısı vardır: biri Soğd yazısı, diğeri ise “Toğuzğuzi” yani “Dokuz Oğuz” yazısıdır. Mübarekşah bu alfabenin 28 harfli olduğunu, sağdan sola yazıldığını ve harflerin bitişmediğini belirtir. Bu tanım, bugün Göktürk alfabesi olarak bilinen sistemle birebir örtüşmektedir.  

Konu ile ilgili bölüm:




Türkçeden daha iyi ve daha güçlü bir dil yoktur. Türkler; sihir, büyü (Böğü: Kam/Şamanlık Bilgisi) ve astronomi (Gök Bilimi: Yıldızlar ve Gezegenlerin hareketleri ve etkileri) ile ilgilenirler. Çocuklara yazı eğitimi verilir. Yazıları iki çeşittir: biri Soğd (soğdî) ve diğeri ise Toğozğuzi (Dokuz Oğuz) yazısıdır. Toğozğozi (Dokuz Oğuz) yazısında kullanılan alfabe ise 28 harften oluşur ve sağdan sola doğru yazılır. Bunlar da (tıpkı soğd alfabesine olduğu gibi) harfler birbirinden ayrı yazılır.


---

6. Issık Kurganı Bulgusu

Yazının kökenini Göktürklerden çok daha eskiye, İskit-Saka Türklerine dayandıran en çarpıcı arkeolojik kanıt, Kazakistan’daki Issık Kurganı’nda bulunmuştur. MÖ 5.–4. yüzyıla tarihlenen bu kurganda, Altın Elbiseli Adam olarak bilinen bir Saka prensine ait mezarda gümüş bir tas üzerinde 26 karakterden oluşan iki satırlık bir yazı bulunmuştur.  

Birçok Türkolog tarafından incelenen bu yazı, proto-Türk runik harflerle yazılmıştır ve Türkçe olarak okunmaya çalışılmıştır. Bu bulgu, runik Türk yazısının Göktürklerden yaklaşık bin yıl önce İskit-Saka Türkleri tarafından kullanıldığını gösterir.  






(Issık Kurganda bulunan gümüş Tas üzerindeki yazının Türkçe olması ve okunması ile ilgili bu bağlantıdan bilgi alabilirsiniz: http://s155239215.onlinehome.us/turkic/31Alphabet/Amanjolov/AmanjolovIssykInscriptionEn.htm
)

(Antik kaynaklarda geçen İskitçe sözcüklerin Türkçe bağı ilgili çalışmayı buradan okuyabilirsiniz: https://turkologfatihmehmetyigit.blogspot.com/2024/01/iskit-turkcesi-sozlugu-hazrlayan-dremin.html?m=1)


---

7. Tamga Geleneği ve Kaya Resimleri

Türk yazı kültürünün kökeni fonetik alfabenin ortaya çıkışından çok daha önceye, tamga geleneğine dayanır. Tamgalar; boy, soy, hâkimiyet ve kutsallık işaretleri olarak kaya resimleri, kurganlar, mezar taşları ve günlük eşyalar üzerinde kullanılmıştır.  

Herodot, İskitlerin sembollerle kimlik belirttiklerini ve bu işaretlerin toplumsal aidiyet taşıdığını belirtir (Historiai, IV. Kitap). Bu bağlamda Göktürk yazısı, sıfırdan icat edilmiş bir alfabe değil; tamgaların ses değerleri kazanmasıyla oluşmuş tarihsel bir evrim sürecinin ürünüdür.  

Servet Somuncuoğlu, Taştaki Türkler adlı eserinde bu gerçeği şöyle ifade eder:  
> “Türkler; evrenle, kendileri ve çevreleriyle ilişkilerini betimleyip taşlara kazıdılar. ‘Mavi gök’ü, ‘yağız yer’i ve bu ikisi arasındaki hayatı imgelerle anlattılar. Tinsel yolculuklarını, bilinçaltının girdaplarını kayalara resmettiler.”  

---

8. Yenisey ve Altay Yazıtları

Orhun Yazıtları’ndan önceki Yenisey ve Altay yazıtları, alfabenin erken ve daha az standart biçimlerini yansıtır. Ünlü Türkolog ve Dilbilimci Talat Tekin, Hüseyin Namık Orkun yapmış oldukları araştırmalar, incelemeler ve okumalar sonucunda Yenisey yazıtlarının Orhun yazıtlarına göre daha arkaik olduğunu ve yazının Göktürklerden önce var olduğuna işaret ettiğini belirtir.  
 
Orhun Yazıtları ise bu sistemin olgunlaşmış ve standartlaşmış hâlidir. Yenisey Yazıtları Göktürk alfabesinin erken, çeşitli ve daha az kuralcı uygulamalarını sergilerken; Orhun Yazıtları aynı sistemin olgunlaşmış, standartlaşmış ve abidevi örneklerini temsil eder. Bu farklar, alfabenin uzun bir coğrafyada ve zaman diliminde nasıl geliştiğini ve çeşitlendiğini gösteren önemli kanıtlardır.  

Türklerin yazılı kültür tarihinin mihenk taşları olan Orhun Yazıtları uzun süredir “Göktürk Alfabesi” ile özdeşleştirilmiştir. Ancak bu yazı sistemi, Göktürk Kağanlığından yüzyıllar önce Yenisey bölgesinde ve İskit-Saka kültür coğrafyasında görülmektedir. Yazının yalnızca bir devletin değil, çok daha geniş ve köklü bir Türk boylar birliğinin ortak kültürel kodlarından türediği anlaşılmaktadır

İgor Valentinoviç Kormuşin, “Yenisey Eski Türk Mezar Yazıtları - Metinler ve İncelemeler” adlı eserinde Yenisey Yazıtları ile Dokuz Oğuz bağından şöyle söz eder:

“Aynı mıntıkada ayrıca "kuş ayağı" şeklinde farklı bir damga bulunduran üç yazıt (E-2, E-109, E-110) daha tespit edilmiştir. Onların sahipleri muhtemelen bölgenin yerlileri olmalıdır, zira buna işaret eden belirli kanıtlar da vardır. E-2 yazıtına ait mezar, L. R. Kızlasov'a göre, yerli halkın defin (cesedin taş kurganlar altındaki çukura koyma) geleneğini ve envanterini yansıtmaktadır [Kız- lasov 1969:80]. Araştırmacı söz konusu yerli halkı Çikler olarak belirlemektedir, oysa elimizdeki yeni malzemelere dayanarak farklı bir görüş de söylenebilir. Şöyle ki, E-109 ve E-110 (Uyuk ovası) ile E-51 (bulunduğu yer kesin değildir) yazıtla- rının üçü de E-2 yazıtı gibi "kuş ayağı" şeklinde bir damgaya sahiptirler ve toquz oydamdama (uydamd'ma ~ oyd'md'ma - ?) jär "Dokuz Ogdamdam yeri" şeklinde ilginç bir yer adı bulundururlar. "Dokuz ogdamdam" tamlamasındaki sonuncu sözcük belli ki (Dokuz Oğuz ve On Uygur gibi) bir kavim adıdır. Yazıt metinlerinden belli olmaktadır ki "Dokuz Ogdamdam yeri" yazıt sahiplerinin vedalaştığı yerdir. Görünüşe göre, onlar söz konusu bölgenin yöneticileriydiler.

YENİSEY YAZITLARI OĞUZ TÜRK YAZITLARIDIR. YENISEY YAZITLARINDAKI: OĞUZ, DOKUZ OĞUZ, TİELE (TÖLES) BAĞI 


Yukarıda Yenisey E-2 (Uyuk-Arjan) Yazıtında "Oğuz" sözcüğü geçmektedir. Yazıt Oğuz Beyi Kışaklık'ın Bengü Bitik mezar taşıdır.



Yukarıda Yenisey Barlık (Ba.I) Yazıtı Altı Oğuz Budunundan Alp Turan Bey’in Bengü Bitik mezar taşıdır.


Yukarıda Yenisey E-51, E-109, E-110 nolu Yazıtlarda "Dokuz Oğuz Yurdumdan" anlamında kullanılan Tokuz Ogdamdan/Toquz Oydamdan sözcüğü


Yukarıda Yenisey E-147 (Eerbek I) Yazıtı Tielelerin/Töleslerin Yiğit Tarhanı (Üst düzey Komutanı) Yerlig Çor adına dikilen Bengü Bitik mezar taşıdır.



---

9. Genel Değerlendirme ve Terminoloji

Tarihî kaynaklar, arkeolojik bulgular ve yazıtlar ışığında Göktürk yazısı:  

- Türk tamga geleneğinden doğmuştur,  
- İskit-Saka kültür çevresinde şekillenmiştir,  
- Dokuz Oğuz boyları aracılığıyla aktarılmıştır,  
- Göktürk Kağanlığı döneminde resmî ve anıtsal hâle gelmiştir.  

Bu nedenle “Göktürkçe” adlandırması yazı sistemini tanımlamakta yetersiz kalır. Alternatif olarak:  

- Türk Tamga Yazısı  
- İskit-Saka Oğuz Yazısı  
- Dokuz Oğuz Yazısı  
- Kök Türkçe 

terimleri kullanılabilir. “Göktürk Alfabesi” tabiri ise bu sistemin olgunlaşmış ve anıtsal örneklerini ifade etmek için kullanılmaya devam edilebilir.  

---

10. Türk Boylar Birliği ve Kültürel Devamlılık

Batıda İskit, doğuda ise Saka adıyla bilinen Kök Ata Oğuzlar/Oğurlar, Türklerin en eski boylar birliğini teşkil etmişlerdir. Bu birlik, tarihsel süreç içerisinde farklı adlar ve siyasal örgütlenmeler altında varlığını sürdürmüştür. Hun, Avar, Tiele, Kırgız, Göktürk, Dokuz Oğuz, On Ok ve Uygur gibi devlet yapıları, aslında aynı kültürel temele dayanan ve bozkır yaşam biçimini sürdüren toplulukların farklı dönemlerdeki siyasal tezahürleri olarak değerlendirilmelidir.  

Bu toplulukların ortak özellikleri arasında tekerlekli gezgin evler (yurtlar), atlı okçuluk ve bozkır kültürü öne çıkmaktadır. Aynı zamanda bu boylar, ortak bir dil ailesi olan Kök dil etrafında birleşerek büyük bir ulusun parçalarını oluşturmuşlardır.  

Nitekim Asya Hun Başbuğu Mete (Modu) Tanrı Kut’un Çin İmparatoriçesine yazdığı mektupta, “yay geren” yani okla savaşan boyları bir çatı altında topladığını ve onları Hun adıyla bir ulus hâline getirdiğini belirtmesi, bu kültürel birlikteliğin açık bir göstergesidir. Aynı köke sahip boyların zaman zaman birbirleriyle savaşmaları ve hâkimiyet mücadelesine girişmeleri, bu ortak kültürel zemini ortadan kaldırmamaktadır.  

Dolayısıyla Boylar Birliği ülküsü, İskitlerden başlayarak Hun ve Avarlara, Tiele ve Hu topluluklarına; Göktürklerden Uygurlara, Selçuklulara; oradan Cengiz Hanlı’na ve Timur Kağanlığına kadar uzanan tarihsel süreklilik içerisinde, aynı kökene sahip bir kültürün devamı niteliğinde görülmelidir.  

Kök olmadan dal olmaz.  

Türkolog Fatih Mehmet Yiğit  
(26.12.2025)

Kaynakça:  
- Herodotos, Historiai (IV. Kitap)  
- Hipokrat, Airs, Waters, Places  
- Justinus, Epitome of the Philippic History of Pompeius Trogus  
- Çin kaynakları: Shiji, Han shu, Zhou shu, Sui shu, Jiu Tang shu  
- Orhun Bengü Taşları: Bilge Kağan, Kül Tigin  
- Reşîdüddîn, Câmiu’t-Tevârih; Ebülgazi Bahadır Han, Şecere-i Terâkime  
- Servet Somuncuoğlu, Taştaki Türkler  
- Talat Tekin, Orhon Yazıtları  
- Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları
- İgor Valentinoviç Kormuşin, “Yenisey Eski Türk Mezar Yazıtları - Metinler ve İncelemeler” TDK Yayınları 
- Gerard Clauson, An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish  
- Peter B. Golden, An Introduction to the History of the Turkic Peoples  
- S. G. Klyashtorny, The Turks in the Early Middle Ages  
- Denis Sinor (ed.), The Cambridge History of Early Inner Asia  
- András Róna-Tas, Hungarians and Europe in the Early Middle Ages  
- İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü; Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları  
- Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler)  
- Osman F. Sertkaya, Orhun yazıları üzerine filolojik notlar  
- A. Amanjolov, Issyk Inscription  
- János Harmatta, erken runik okuma denemeleri  
- Victor Mair & J. P. Mallory, The Tarim Mummies  
- A. Dybo & A. Savelyev, Turkic–Indo-European contact studies  
- Türkbilig: Yenisey Yazıtlarındaki Tek Örnekler  
- AVESİS: Yenisey Yazıtlarındaki Tek Örnekler  
- TEES: Yenisey Yazıtları  
- Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi: Dağlık Altay Yazıtları  
- Soylentidergi: Runik Göktürk Alfabesi  
- Academia.edu: Dağlık Altay Yazıtları Yeni Okuma  
- Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü: Yenisey Yazıtları  
- TDK: Dağlık Altay Yazıtlarında İleri Ögeler  
- Dergipark: Dağlık Altay’daki Okunmamış Bazı Yazıtlar  

***

 

ESKİÇAĞ (ANTİK ÇAĞ) YAZILI KAYNAKLARINDA GEÇEN İSKİT SAKA TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ 


Asur Metinlerinde İskit-Türkçe ortak sözcükler

İSKİTÇE SÖZCÜK DAĞARCIĞI

Hazırlayan: Dremin Georgy Ivanovich


Yazılı kaynaklara göre İskitçe sözlük


Abaris - Hyperborean (İskit) bir bilgenin adı. Antik Yunan şairi Pindar (MÖ 522-442) Abaris'in MÖ 7. yüzyılın sonu - 6. yüzyılın başında yaşamış bir İskit olduğunu düşünmektedir. Sofist Himerius (MS 315-386) da Abaris'i bir İskit olarak adlandırmıştır. Yunan filozof Pontuslu Heraklides (MÖ 388-310) Abaris'e bir dizi teolojik eser atfetmiştir. Platon'un "Devlet" adlı eserinin scholium'unda "Pisagor, diğer şeylerin yanı sıra, Hyperborean Abaris ve büyücü Zarate'yi dinliyordu" şeklinde bir ifade yer almaktadır. (Tr. Bars = barlar, leopar, aslan; Bulgar, Rus ve İngiliz kraliyet mensuplarının yanı sıra, çoğu kraliyet soyundan gelen çok sayıda Türk şahsiyeti de içeren popüler bir isim; "a" protez bir sesli harf gibi görünüyor, ancak "ak" = Tr. beyaz, asil ve benzerleri anlamına gelebilir; "a" aynı zamanda Çinlilerden ödünç alınmış veya ödünç verilmiş, saygı gösteren bir Tr. biçimidir. Ayrıca kaçarken Macarlar'a katılan bir Türk boyu Kubar da vardır, isimleri Abar ile eşanlamlı olabilir: Kuu-Bar = Beyaz Barlar; ve bir devlet Barsil = Barlar Ülkesi))

Latyshev V. İskit ve Kafkasya hakkında eski yazarlar. VDI, 1947, No 2, s. 319; VDI, 1948, No 3, s. 248, VDI, 1952, No 2, s. 267; Kuklina I.V. Anacharsis. VDI, 1971, No 3, s. 113-125.


Agar - MÖ 310 yılında Taman yarımadasındaki Fat Nehri Savaşı sırasında İskit ordusunu yöneten İskitlerin lideri (Tr. Ak-er, Beyaz Adam, 20. yüzyılın başında ve önceki 300 yılda Avrupalılar tarafından kullanılan aynı çağrışımlarla, "üst ırk, soylular". Dilsel ve sosyal olarak, bu "mavi kan" ve "siyah kemik" ayrımı hala bizimle, "Bielorussians" ve taçlı hükümdarlarımız var).

Diodorus Siculus, XX, 22-24; Yu.A.Vinogradov. Mithridates orada kendini bıçaklayarak öldürdü, s. 92; T. Rice. İskitler, s. 216.


Αγαροι - İskit kabilesi. İskit kralı Agar'ın adıyla bağlantılıdır (Tr. Ak-er, lit. "Beyaz Adam" ~ "mavi kan"; aga aynı zamanda "kıdemli, saygın" anlamına gelir; her iki terim de birbirinin yerine kullanılabilir, mavi kan saygındı ve toplumsal saygınlık kanı mavi yapıyordu. Bu bir hüküm değildir, sözlük ve kültür birçok başka olasılığa sahiptir, özellikle de kabile adı genellikle bir liderin unvanı-adı olarak kullanıldığı için).

Appian, Yunan tarihçi, MS 100 civarı - 180 civarı


Agathyrs - efsanevi Herkül'ün oğlu ve yılan bacaklı bakire - Borysthenes (Dinyeper) nehrinin bir kızı. İskit efsanesine göre ondan Agathyrs (Agach-eri = Tr. agach + er = ağaç + insan "orman halkı", bu insanlar için Slavca "Drevlyane" = "Orman halkı" ile doğrulanmıştır. Bkz: Borysthenes ~ Dinyeper).

Herodot IV 9, 10.


Agathyrler - İskitlerle akraba olan halkın adı. "İskit'in Istr'e kadar olan kuzey kısmı Agathyrsi ile sınırlanır (Agach-eri = Tr. agach + er = ağaç + man "orman halkı", bu halk için Slavca "Drevlyane" = "orman halkı" klişesi ile doğrulanır, bu da en azından erken Slavların kısmi iki dilliliğini doğrular. Filolojideki neredeyse tüm "kim kimdir "ler Agaç-eri = "orman halkı "nı kabul eder. Agaçeriler, günümüze kadar izi sürülebilen ilkel Avrupa İskit kabilelerinden biridir. Lehçeleri üzerine yapılacak bir çalışma, eski dillerine dair ipuçlarını ortaya çıkaracaktır, aynı şekilde genetik yapıları hakkında da. Yunan kaynakları Agaçerileri Hazarların ilk oluşumuyla ilişkilendirir).

Herodot IV 100, 104.


Aelis (Αιλιοσ, Ailios, ΠΞ + ΑΙ) - İskitya Kralları yaklaşık MÖ 180-150, sikkeler. (İsimlerin çarpıtılmasının bir nedeni olmalı, en azından bir isim açıkça görülebiliyor, Αιλιοσ Ailios, ve dikkat çekici bir şekilde Aelis değil; Yunanca -ios ile biten isim Ail'dir, burada Tr. A soylu, il ülke anlamına gelir. "A" Ak, Ata ~ baba, Ail yazlık saray ya da bu çizgide bir şeyi gösteren kabul edilmiş bir kısaltma olabilir. ΠΞ açıklanmadan bırakılmıştır. TK monogramında sadece T görünür, Syrdarya Halici'nde bulunan Fig. 28/159 tamgası ile örtüşmektedir, bkz S.Yatsenko. Eğer sikke üzerinde bir tamga görürsek, I tamgasının temel unsuru Kıpçak temel tamgası ile örtüşmektedir)


Akinak - kısa, demir İskit kılıcı. Büyük olasılıkla bu sözcük İskit kökenlidir. Böylece, Soğd ve Korezm dillerinde kynk - kılıç (Tr. kingirak, sessiz ğ > kinirak, dillerimizi ayıran 3.000 yıl göz önüne alındığında yeterince yakın. Kingirak, çift ağızlı kılıç, hançer, bıçak için kullanılan bir terimdir, Orta Asya ve Güney Sibirya'da kinirak ilk olarak MÖ 700-100 Tagar Kültürü mezarlarında, MÖ 1200-700 Karasukların demir üretiminde ve arsenik ve kalay alaşımlarında ustalaşmasından sonra ortaya çıkmıştır. İskitler, kurganların doğudan batıya doğru yürüyüşünün de gösterdiği gibi, Karasuk döneminde de kiniraklarını beraberlerinde getirmişlerdir. Zamansal, mekânsal ve dilbilimsel kanıtları fark etmemek için bilimsel bir çaba sarf etmek gerekir. Vaissière, Ephtilite Khingila adının Doğu Hunlarının taptığı kutsal kılıcın adı olduğunu varsayar, "kenglu", Türkçe qïŋïraq "çift ağızlı bıçak" ile karşılaştırılır. Bu kılıca Doğu Hunları arasında İskitlerin ve Attila'nın Hunlarının kılıçlara taptığı gibi tapılırdı. Modern Çin pinyininde kenglu, Cheng-lu olarak fonetikleştirilmiştir. Vaissière, Kenglu'nun aynı zamanda Doğu Hunları ve Attila Hunları arasında savaş tanrısının adı olduğunu, dolayısıyla Eftalit Khingila'nın teoforik bir isim olabileceğini belirtir; ancak bu, Tengri'yi Yüce olarak kabul eden, ruhlara ve alplara izin veren ancak diğer tanrılara izin vermeyen Tengricilik kavramıyla çelişir. Vaissière 2003, 129.

F. Hirth, Zhou Kralı Wu 武'nun Shang'ı fethetmek için bizzat kullandığı silahlar arasında yer alan "iki ucu keskin bıçak" kingirak kelimesini "kayıtlardaki en eski Türkçe kelime" olarak adlandırır ["Ancient history of China, to the end of the Chou dynasty", New York, 1908; yeniden basım Freeport, New York, 1969, s. 67].  Bu iddia, Çin ve Batı Sibirya'da bulunan bronz hançerlerde çarpıcı benzerlikler gösteren arkeolojik bulgularla tutarlıdır).


Akrosa (Akrosas) - Dobruca'daki İskit kralı. M.Ö. 2. yüzyılda Akrosa, Tom ve Odessa şehirlerinde kendi adıyla sikkeler bastırmıştır. (Dobruca, Seklerlerin tarihi topraklarıdır. Bir replikanın resmine bakılırsa, sikkenin göçebe İskitlere veya Sarmatlara atfedilmesi uygun değildir; tahıl üreticilerini İskit veya Sarmat unvanı altına sokacak çok sayıda alternatif düzenleme olabilir, ancak bunların hiçbiri onları atlara bindirip göçebe yapmaz. Geçici Türk isimleri önerilebilse de, bunlar etnolojik olarak haklı gösterilemez. Yunan, İllirya, Daçya, Trakya vb. daha iyi bir atıf olacaktır).


Alizonlar - İskit halkı. "İskit tarzı bir yaşam sürerler, ancak mısır, soğan, sarımsak, mercimek ve darı eker ve yerler." (Burada Timber Grave halkının son ismini bulmuş olabiliriz. M.Ö. 5-4. yüzyıllarda, biri K.Pontus ya da "İskit", diğeri doğudan, daha Moğollaşmış Avrasya bozkırlarından gelen iki Timber Grave kültürü göçmeni akımı Chorasmia bölgesinde karşılaştığında, ortak yaşam kurmakta sorun yaşamadılar ve bin yıl süren Chorasmian uygarlığını kurmaya devam ettiler ve yüzyıllarca süren Pers saldırıları ve kolonizasyonundan kurtuldular)

Herodot IV 17, 52.


Antik yazarların yazılı eserlerindeki Eski Türk haşiyelerinden (İskitçe kelimeler) / / 1. bilimsel ve pratik konferansın bildirileri "Orta ve Kuzey Asya halklarının göçebe uygarlıkları: Tarih, durum, sorunlar", Bölüm 1, Kızıl - Krasnoyarsk, 2008, - s. 149 - 177


Alazonlar - Antik Yunan tarihçi Herodot'a (MÖ 5. yy) göre, Dinyeper Nehri'nin batısında Karadeniz yakınlarında yaşayan İskit kabileleri bu şekilde adlandırılırdı. Yunanca -on ve -es biçimlendirme ekleri olmadan alaz kabile adlarının kökü, çeşitli dillerde obstruent affrikatın [dj] bir ıslıklı [z] ile fonetik olarak yer değiştirmesinden kaynaklanan Aladj etnoniminin uyarlanmış, yani Helenleştirilmiş şeklidir. Türk dillerinde [dj] fonemi [dz], [j], [tş ~ ç] ve [z] gibi duyulabilir, örneğin: djigit ~ jigit 'genç, çevik', Bahıt-djan ~ Bahıtşän ~ Bahçän -. erkek özel adı, djer ~ jer ~ dzer ~ zer 'toprak'.


Alaç ~ alaş kelimesi bazı Türk halkları arasında bilinmektedir. Örneğin, Kazaklar arasında öz ad qazaq'ın arkaik bir eşanlamlısıdır; daha önceki zamanlarda Kazaklar ve Nogaylar tarafından ülke çapında savaş çığlığı olarak kullanılmıştır. Folklorda korunmuş bir ifade altı alaş, lit. 'Altı Alaş kabilesi' ya altı Türk halkından oluşan bir topluluk ya da Kazak kabilelerinin bir birliği olarak anlaşılmaktadır. Bu söz diziminin çeşitli yorumları (bu ifadenin 13 yorumu vardır) kökeninin çok eskilere dayandığını göstermektedir. Oğuz ittifakının bir parçası olan boylar arasında ortaçağ yazarları Jeti-su'dan Khalajes ~ Holadjes'ten (Haladj ~ Halaç) bahseder (ünlü ile başlayan bazı kelimelerin önünde protez bir öğenin [h] görünmesi bazı Türk dilleri ve lehçeleri için karakteristik bir olgudur). Müslüman yazar İbn Haldun, Taşkent'in kuzey doğusunda uzanan ülkeyi Haliç ülkesi olarak adlandırmıştır. Yüzyıllar boyunca, bu etnik kökenden ayrı gruplar Kazakistan'dan batıya, güneye ve güneybatıya taşınmıştır. En büyük Peştun kabilelerinden biri olan Ghilzais (Ğildjiy ~ Haldjay) genetik olarak Gazni platosunda otlayan Khalajes'e yükselir. 1290 yılında Halaç Türkleri Delhi şehrini ele geçirerek kuzey Hindistan'da Delhi Sultanlığı adında yeni bir devlet kurmuşlardır. Bu kabilenin Orta İran platosuna göç eden bir kısmının torunları, bugün Tahran'ın güneybatısındaki 46 yerleşim biriminde yaşayan Türk dilli etnisiteyi oluşturmaktadır.


Alat kabilesi günümüzde 6 ülkede birleşik etnisiteler olarak yaşamaktadır: İran'da Khalaj, Horasan'da Kalat, Afganistan'da Peştun, Hindistan'da Ghalzae, Kazakistan'da Alat ve Rusya'da Altay'da Alat ve Alachin. Çince'de E-lo-chji ve "eğri büğrü atları" için Boma olarak adlandırılmışlardır. Klasik dönemde batıda Herodot ve doğuda Çinliler tarafından bilindikleri göz önüne alındığında, Antik dönemde de şimdiki kadar dağınıktılar. Dinyeper-Buh interfluvialindeki bazı MÖ 6. yy İskit kurganları Alat İskitlerine atfedilebilir. Kazakistan ve Çin'deki Alat тamgaları (Kıpçak tabanlı) / (Kıpçak tabanlı) / (Kıpçak tabanlı) / (Dodurga) / (Kolpos) / (Çin kayıtları) idi ve 2 bin yıl boyunca olağanüstü bir tutarlılık gösteriyordu.


Amadok (Αμαδοκοι) - İskit kabilesi veya klanı. Özel bir İskit boyu olarak Amadoklardan ilk olarak onları Dinyeper ve Seversky Donets arasında konumlandıran Hellanicus bahsetmiştir. Herodot Amadoklardan bahsetmese de, isimleri eski zamanlarda iyi biliniyordu. Örneğin, Hyperborean Amadok kahramanı Delphi'de onurlandırılmış ve başka bir Hyperborean olan Hyperoh ile birlikte Delphi tapınağını Galatların (Galatyalılar) istilasından kurtarmakla anılmıştır. MÖ 5. ve 4. yüzyıllarda Trakya'da Amadok I ve Amadok II adında krallar vardı. Batlamyus kitabında Borysthenes (Dinyeper) nehri kıyısında bulunan Amadok şehri, Amadok gölü ve Amadok dağlarının varlığından bahseder. Bazı araştırmacılar modern Kiev'in Amadok antik kentinin bulunduğu yerde olduğuna inanmaktadır. Batlamyus, Amadok dağlarını Dinyeper orta mecrasının batısına yerleştirmiştir (Etnolojik referanslardan ve sikkelerden, çoğu araştırmacı Amadokların İskitlere tabi Trakyalı yerleşik bir tarım kabilesi olduğunu ve tahıl haracı ve benzeri görevler dışında etnik olarak göçebe İskitlerle ilgisi olmadığını öne sürmektedir. Muhtemelen, Herodot Amadoklardan boyun eğdirilmiş halkların genel bir adı altında bahseder - Budinler).

Bizanslı Stephen tarafından okunan Hellanik; Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 1, s. 317.


Amurgion (Αμυργιον) - İskit kabilesi veya klanı.

Bizanslı Stephen tarafından okunan Hellanik; Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 1, s. 317.


Anaksirida - İskit-Saka giyim unsuru. Herodot, "Sakaların ya da İskitlerin de başlarına düz başlık taktıklarını, anaksirid giydiklerini, yerel yayları, hançerleri ve sagar baltaları olduğunu (anaksirida Yunanca ya da Farsça bir kelime gibi geliyor) bildirmiştir.

Herodot VII 64.


Anakarsis (Αναχαρσις) - İskit prensi, Gnur'un oğlu (Yunanlı bir cariye eşinden, Yunanca adı buradan gelir), Lik'in torunu, Spargapith'in büyük torunu, Savlius'un kardeşi, Idanfirs'in amcası. MÖ 625 (MÖ 614?) civarında doğmuştur. Uzun bir süre (yaklaşık 20 yaşından yaklaşık 50 yaşına kadar) Yunanistan'da yaşadı. Solon'u tanıyordu. Yunanlılar Anakarsis'in yedi bilgeden biri olduğuna inanırlardı. İskitya'ya döndüğünde kardeşi Savlius tarafından öldürüldü (İskit göçebe geleneklerini ve dinini terk ettiği için).

Herodot IV 46, 76. Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 2, s. 318.


Antakei - beluga (mersin balığı, Acipenseridae) familyasından büyük kemiksiz balık. Herodot'a göre Antakei Borysthenes'te (Dinyeper) bulunurdu (Tr. Borysthenes için Bulgar adı Buri-chai idi, şüphesiz aynı kökten, chai Balkar'da nehirdir, diğer Türk dilleri arasında Kara-chai gibi; Kıpçak Bechen/Badjanak dilinde Bechenler Borysthenes Baroux olarak adlandırılır (Constantine VII Porphyrogenitus, "De Administrando Imperio"). Etimoloji: Buri/Baro/Böri = kurt, than = su kütlesi, su alanı, nehir; than/tan Farsçadan ödünç alınmıştır, zira başka hiçbir EE dilinde geçmez; Osetçede than/tan yoktur, en yakın akrabası göl anlamına gelen Türk dilinden ödünç alınmış "tangiz "dir; ayrıca günümüz Altay halkları arasında "barisa" ruhlara tapınılan ve kurban kesilen kutsal bir yerdir ve muhtemelen Böri = kurt anlamına da gelmektedir. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", NY, Liberty, 2002, ISBN 0-9144881-61-4, s. 192. "Antakei" kelimesi İskitçe değildir, modern Yunanca άνευ κόκαλ = kemik yok ifadesine şüphe uyandıracak kadar yakındır. Klasik Yunan'da beluga bölgesi muhtemelen Akdeniz'i de kapsıyordu ve Yunanlı yetenekli denizcilerin bozkırlı göçebe İskitlerin onlara deniz yaşamı için yeni bir kelime öğretmesine ihtiyaçları yoktu).

Herodot VI 53.


"De Administrando Imperio", Bonae Impesis Ed. Weberi, 1860, Bölüm 39, s.171:

http://rapidshare.com/index.html 


Yunanca: Οτι ό των Πατζιναχιτών τόπος έν ω τω τοτε κοίρω καιρω κατωkησαν οί Τοϋρκοι, καλείται κατα την έπωνυμίαν των έκεΐοσ οητων ποταμών. οι δε ποταμοί είσιν οzτοι, ποταμός πρώτος ό καλουμενος Βαρουχ, ποταμός δευτερος ό καλουμενος Κουβον, ποταμός τρίτος ό καλουμενος Τρουλλος, ποταμος τέταρτος ό χαλουμενος Βρόυτος, ηοταμος πέμπτος ό καλουμενος Σέρετος.


Latince: Ceterum Patzinacitatum locus, quem tunc inhabitabant Turcae, a fluviis qui illic sunt cognominator; flumina autem isthaec sunt, primus fluvius Baruch appellatur, secundus Cubu, tertius Trullus, quartus Brutus, qnintus denique Seretus nuncupatur.


İngilizce: Türklerin yaşadığı Patzinaks'ın yeri hakkında nehirlere şu isimler verilir: Baş nehir Baruch (Βαρουχ), ikinci nehir Cubon (Κουβον), üçüncü nehir Troullos (Τρουλλος), dördüncü nehir Brutus, son olarak beşinci nehir Seretos (Σέρετος) olarak adlandırılır.


Antir - Jordan, Darius ile savaşan İskit kralına denir. "Darius Pers Kralı, Hystaspes'in oğlu, Got Kralı Antirus'un kızıyla evlenmek istedi (İskitler diye okuyun)."

Jordan. Gotların kökeni ve eylemleri.


Api - İskit tanrılar panteonunun tanrıçası. Herodot onu Yunan Gaia ile özdeşleştirir. Api adı doğrudan Türk "apai" - anne, ana ile ilişkilidir (Api, Tr. Ebi/Ebe, doğuran, Havva'nın öncüsü ve İncil'deki "adam" = Tr. man kelimesinin mükemmel bir tamamlayıcısıdır. Api'nin diyalektik bir varyasyonu, b/m değişimi yoluyla Ami olacaktır, bu da onu İskit Api'sinin tam eşleşmesi olan Tr. Tengrian tanrısı Umai ile ilişkilendirir. Yunan analoğu Gea bir primowomb, Zeus'un büyükannesidir; İskit Api'si ve Türk Umai'si de öyle (OTD 611). Umai'nin akrabaları "umai" = rahim, "um" = mide, "uma" = annedir. Diğer Tr. soydaşlar "api/abi/aby/avy/apa/abba/aba/apai" = sırasıyla anne/büyük kız kardeş/annenin kız kardeşi/babanın büyük kız kardeşi/babanın annesi/"madam"/kocanın kız kardeşi/kadın. Anlamsal olarak Api, anneliğin ve kadınlığın zirvesidir. İran etimolojisi için V.Abaev, Özbekçe ve Tacikçe "apa" = anne, büyük kız kardeş, tüm IE dilleri arasında sadece modern Tacikler bu eski Türk Apa unvanını benimsemiştir).

Herodot IV 59.


Arar - İskitya'da bir nehir, İskit topraklarından akar, İster (Tuna) nehrine dökülür (Tr. "aryk" - kanal, akarsu. Liste Arax biçimini de içermeliydi, İskit topraklarında 2 büyük Arax var, biri Kafkasya, diğeri Uzboi, ikisi de Hazar'a akıyor).

Herodot IV 48.


Arax - İskit topraklarında biri Kafkasya, diğeri Amuderya kanalı Uzboi olmak üzere iki büyük Arax nehri vardır ve her ikisi de Hazar'a dökülür (Tr. "aryk" - kanal, dere. Yerel Türk dilinde (Tokhar/Dahae, Masgut/Massaget) her ikisi de Aryk olarak adlandırılan iki akarsuyun varlığı, Herodot'un doğudaki birinin sadece bir kanalı olduğunu ve bunun Uzboi'yi belirttiğini kesin olarak belirtmesine rağmen, bilim adamlarının nesillerini karıştırdı, çünkü batıdan akan diğer Arax çok sayıda kanala sahip gelişmiş bir deltaya sahipti. Arax'ın "akarsu" olarak tercüme edilmesi modern araştırmacıların gözünden kaçmamıştır, çünkü Masguts/Massagets'in kuzeyindeki üçüncü bir nehir olan Syrdarya da genel olarak "arax" olarak adlandırılmıştır.

Herodotos I 202 vd.


Arga - kız arkadaşı Opis ile Delos'taki Apollon tapınağını ziyaret eden genç bir Hyperborean kadının (İskit) adı.

Herodot IV 35..


Argimpasa - İskit tanrılar panteonunun tanrıçası. Herodot onu Yunan Afrodit Urania ile özdeşleştirir. "Arhyppeans" ile ilişkilendirilir (Tr. Arği (dolayısıyla İng. augur) = kehanet (OTD 220) + gim/gam = kam = rahip + mas/pas/bash = baş, yani bir baş kahin, Herodotos 4.67 tarafından aktarıldığı gibi Yunan Afrodit Urania ile tam bir eşleşme. İranlıların girişimi ismin Arti olarak değiştirilmesini gerektirir ve kalan kısım için hiçbir etimoloji önermez; mitolojik olarak İranlı Arti ile Afrodit çelişkili bir uyumsuzluktur, Arti'nin Yunan mitolojisindeki karşılığı Tyche veya Roma Talihi'dir; Arti'yi Argimpasa ile ilişkilendirmek çifte çağrışım gerektirir. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians").

Herodot IV 59, 67.


Arhyppei - İskitlere benzeyen insanlar (Morfolojik olarak diğer Yunan takma adlarına benzer Melanchlaen, Hyperborean, "hippo" Yunanca attır; ancak İskitçe bir centaur kelimesinin Yunancalaştırılmış bir versiyonu olabilir, Tr. Ar + jaby/yabu/jupax = "insan + at"; Yunanca "hippo" at - diyalektik Türkçe "yabu").

Herodot IV 23, 24.


Argot(es) - İskit kralı. İskit Napoli'sinde bir yazıt bulunmuştur: "... güçlü Argot'un, İskit hükümdarı .... Argot MÖ 170-150 yıllarında Bospora Kraliçesi Kamassaria'nın kocasıydı (En basit etimoloji ar = man + got = tribe'den gelir, ancak Ar aynı zamanda "man" ile aynı semantik kökene sahip kabilenin özel bir adı da olabilir. Kabile adlarının unvan adları için kullanılması Türk unvan isimlendirmesinde yaygın bir durumdu: Sibir-han, Masgut-han, Urus-han, Aiyar (Avar)-han, vb.)

Yu.A.Vinogradov. Mithridates orada kendini bıçaklayarak öldürdü. s.140.


Ares - İskit tanrılar panteonunda savaş tanrısı. İskitler sadece onun için bir odun yığınına gömülü bir kılıç şeklinde kutsal bir yer inşa etmişlerdir (Ar, Tr.'de "asker, savaşçı, erkek" anlamına gelmektedir. "Ebedi alev "e benzer bir anıttan bir "savaş tanrısı "na uzanmak çok da beklenmedik olmazdı. Ancak herhangi bir Türk etimolojisi V.I.Abaev tipi filolojik fanteziden başka bir şey değildir, çünkü Ares bir Yunan tanrısıdır, muhtemelen Trakya kökenlidir, Zeus'un oğludur ve Olimpos'un sakinidir. Herodotos tanrı için İskitçe bir isim zikretmemiştir. Yunan mitolojisinde Ares bir savaş tanrısıydı, daha doğrusu savaşın neden olduğu şiddet ve yıkımın tanrısıydı. Herodot'tan çok önce Ares vahşi, dizginlenemez ve hain olarak tasvir edilirdi. Ares hakkındaki tüm romantik mitler, Herodot'un terminolojisini kullanan İskit savaş tanrısı tasviriyle uyumsuzdur. Tengricilikte daha iyi bir tanımlama, tanrı yerine bir Alp ya da bir koruyucu olabilirdi ve yıkımın değil, askeri başarının sembolü bir kılıçtı. Herodot'un anlattığı İskit törenleri, bir sonraki bin yılın Doğu ve Batı Hunları için tasvir edilenlerle neredeyse aynıdır. Batı Hunları için savaş tanrısının adı Kuar olarak kaydedilmiştir, Çinlilerin yorumu ise Ching Lu'dur. Tanrı Gor için Mısır mitolojisinde, Sümer İşkur'unda, Pers Gurchesh'inde, Roma Mars'ında tanımlanan paralellikler, Sümer İşkur'u MÖ 26. yüzyıl gibi erken bir tarihte kaydedilmiş olsa da, kültürel ödünçlemelere işaret etmektedir. Türk tanrısı, Çince transkripsiyonu Ching Lu'da Kur olarak yeniden yapılandırılmıştır; Kur, Gor, İşkur ve Gurchesh ile aynı fonetik gruba girer. Türki Kur'un sonraki savaş tanrıları için bir model olduğunu öne sürmek fazla küstahça olabilir, ancak Sümer'de "kur" kelimesi "yabancı düşman ülke" anlamına gelir ve istilacılara işaret eder. Türk özel ismi Kur/Chur askeri bir lidere işaret eder, küçük lehçe farklılıklarıyla coğrafi ve zamansal olarak geniş bir alana yayılmıştır, ilk olarak liderler için zikredilmiş ve daha sonra yaygın bir isim olmuştur. Türk isimleri ve unvanları arasında Gur-Han, kabile isimlerinin bir parçası olarak Gur, Cengizliler ve Safeviler için kraliyet korumaları için Gurchi ve Kuarchi, Han'ın muhafız alayı için Charik, Osmanlı kılıç ustaları için Jenichars, peygamberler için Gorgud ve Korkut bulunmaktadır. Kaynaklar "odun yığınının" aslında bir kurgan ya da doğal bir tepe olduğunu, üzerine bir platform kurulduğunu, burada kılıç kuşanıldığını ve törenler düzenlendiğini belirtmektedir. İskitler, Doğu ve Batı Hunları ve Kafkasya Türkleri için ayin ritüelini tanımlayan kayıtlara sahibiz. Ref. Z.Gasanov "Kraliyet İskitleri", s. 233 üzerinde).

Herodot IV 59.


Ariant (Αριαντας) - İskitlerin lideri, onun emriyle 600 amfora hacminde büyük bir kazan yapıldı. Görünüşe göre İskit'te yaşayanların sayısını tahmin etmek için bronz ok uçlarından dökülmüştür (İskit, Hun, Türk kazanları Türk göçebe askeri kültürünün bir alametifarikasıdır. Ast kabileler tarafından savaş için tedarik edilen birliklerin gözden geçirilirken teker teker geçtiği ve sayım için bir nesne bıraktığı sayım yöntemleri, göçebe süvarilerde Orta Çağ'a kadar kalmıştır).

Herodot IV 81.


Ariapeith (Αριαπειθης) - İskit kralı, MÖ 490-470 yılları arasında Dinyeper ve Bug bölgesindeki İskitleri yönetmiştir. Muhtemelen Idanthyrs'in oğlu ya da torunuydu. Ariapeith'in en büyük oğlu Skill, bir İster (Tuna) karısından doğmuştur. Ariapeith, Trakya kralı I. Theres ile savaşmış, sonra onun kızıyla evlenmiş ve ondan Oktomasad adında bir oğlu olmuştur. Üçüncü oğlu Auric ise İskit Opia'dan olmuştur. MÖ 470 yılında kırk yaşındayken Agathyrs Kralı Spargapith'in elinden öldürüldü.

Herodot IV 76, 78.


Arima - İskitlerde bir anlamına gelir. Herodot Arimaspas'ın adını böyle yorumlar (Aslında "arym, yarım, yarı" bir değil, bir çiftin yarısıdır. Türk ve Fin-Ugor dillerinin semasiolojisi genellikle eşleştirilmiş parçaları tekil formdaki isimlerle adlandırır, örneğin "göz" aynı zamanda "gözler" anlamına gelir, "bacak" aynı zamanda "iki bacak" anlamına gelir, vb. Bu diller "bir çiftten birini" ifade etmek için bir tanım ekler, dolayısıyla lit. arym-spu/sepi = yarım göz = "bir göz" Arimaspu "Tek Gözlü" değil, "Yarım Gözlü" dür ve Yunanca'da kelimenin tam anlamıyla alındığında "İki Gözlü'nün Yarısı" veya "Tek Gözlü" olarak ifade edilir. Aslında Arimaspu "Şaşı Gözlü" anlamına gelir ve şaşı gözlü Moğollarla temas halinde olan herhangi bir dilde anlamsal olarak alay konusudur. Arimaspa'daki diğer kısım "spu/sepi", göz için kullanılan bir Tr. Bu üç İskitçe kelime, arym, spu ve arimaspu, Herodot tarafından alıntılanan tercüme İskitçe sözlüğe aittir, İrani ailede bir yerleri yoktur ve Türk dillerine aittirler. Ref. M.Zakiev).

Herodot IV 27; Latyshev, "Proceedings...", VDI, 1947, No 1, s. 307.


Arimaz - Soğdiana'da Arimaz Kalesi (Αριμαςου πετρα) olarak adlandırılan İskit lideri. Polien, bu kalenin Büyük İskender (Strat., IV, 3, 29) ve Strabon (Arrian, Anabasis., IV, 28, 4) tarafından ele geçirildiğini bildirir ("arym" ile bir başka eklemeli bileşik - yarım, bu durumda "Ases'in Yarısı", yani Ases ve Ases'in kanadının bir kısmı. Ases - Ch. Yuezhies'in Yunan kaynaklarında öne çıkması, Çin yıllıklarında ortaya çıkmalarından bir yüzyıl öncesine dayanır ve zaten bir hanedan kabilesi olarak görünürler. Asların hanedanlık başarıları ve hırsları MS 10. yüzyıla kadar devam etmiştir).

Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 80.


Arimoi - Kimmer kabilesinin adı Homeros'un destanında geçmektedir (Αριμοισι). Strabon onları Lidya'da lokalize eder (Geogr. XII 8, 19). MÖ 13. yüzyıl Asur kaynakları Arima'dan, daha sonraki Urartu kaynakları ise Arme'den bahseder (Arym'den - yarım, bütünün bir kanadı, süper etnik bir hitap. Geç Antik dönemde, "kanat" için kullanılan hitaplar da dış gözlemciler tarafından etnik kökenle karıştırılmış, "Tolis" ve "Tarduş" - "doğu (sol) yarısı" ve "batı (sağ) yarısı" alınmıştır. "Tolis" Tele kabile birliği ile karıştırılmış, Tardu "Batı Kağan" yerine Tardu-kağan'da özel isim olarak alınmış, Kutrigur "Batı Kanadı/Batı Yarısı" için "Batı Kabileleri" yerine bir etnonim olarak alınmıştır. Yunan ve Asur hikâyelerindeki "yarımlar" kesinlikle farklıdır ve farklı konfederasyonlara aittir. M.Ö. 13. yüzyıldaki "yarımlara" bölünme, M.Ö. 3. yüzyılda Doğu Hunları arasında sahra ordusunun kanatlara bölünmesinden tam bin yıl öncesine denk gelmektedir. Devletin üç parçaya bölünmesi devasa boyutlardan minicik boyutlara kadar her Türk devletinde mevcut olsa da, her çağ ve her toplum kanatlar için kendi adını bulmuştur. Herhangi bir anlamsal içeriği olmayan listedeki diğer tüm hitaplar gibi, herhangi bir spekülasyon sadece bir spekülasyon olarak kalır).

Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 46.


Arimaspoi (Αριμασποι) - Herodot Coğrafyası Arimaspileri (Herodot'ta "tek gözlü") Hyperboreanlardan (Yunanca'da "Süper-Kuzeyliler") önce yerleştirmiştir. Proconnesuslu Aristeas'ın eserlerinden "Arimaspeis" olarak bilinir. Elnitsky, Herodotos'un Arimaspoi'sini Asur kaynaklarındaki Arima ile ilişkilendirir (Arimaspoi adlandırmasının önemi, İskitçeden bir çeviriye sahip olması ve vahşi filolojik spekülasyonlara izin vermemesidir. Arimaspoi kelimesi, Abaev'in 358 "İskitçe kelime" listesinde belirgin bir şekilde yer almamaktadır ve bunun iyi bir nedeni vardır. Arimaspoi, anlamsal ve fonetik olarak tam da Herodot'un belirttiği gibi, "arym" - Tr. yarım + "spu/sepi" - Tr. göz; Arimaspu "Yarım Gözlü", yani "Şaşı Gözlü" anlamına gelen bir Türk bileşiğidir. İngilizcede "squint-eyed "e ek olarak "cockeyed", "cross-eyed", "skew-eyed", "wall-eyed" ve muhtemelen daha fazla alaycı yakıştırmalar da vardır. Son ek -poi, Tr. -bai, Türk kabile ve kişi adlarında popüler bir ektir. Ref. M.Zakiev).

Herodot IV 13, 14, 27; Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 47.


Arimaspoi (Αριμασποι) - Herodot Coğrafyası, Arimaspileri (Herodot'ta "tek gözlü") Hyperboreanlardan (Yunanca'da "Süper-Kuzeyliler") önce yerleştirmiştir. Proconnesuslu Aristeas'ın eserlerinden "Arimaspeis" olarak bilinir. Elnitsky, Herodotos'un Arimaspoi'sini Asur kaynaklarındaki Arima ile ilişkilendirir (Arimaspoi adlandırmasının önemi, İskitçe'den bir çeviriye sahip olması ve vahşi filolojik spekülasyonlara izin vermemesidir. Arimaspoi sözcüğü Abaev'in 358 "İskitçe sözcük" listesinde belirgin bir şekilde yer almamaktadır, bunun iyi bir nedeni vardır. Arimaspoi, anlamsal ve fonetik olarak tam da Herodot'un belirttiği gibi, "arym" - Tr. yarım + "spu/sepi" - Tr. göz; Arimaspu "Yarım Gözlü", yani "Şaşı Gözlü" anlamına gelen bir Türk bileşiğidir. İngilizcede "squint-eyed "e ek olarak "cockeyed", "cross-eyed", "skew-eyed", "wall-eyed" ve muhtemelen daha fazla alaycı yakıştırmalar da vardır. Son ek -poi, Tr. -bai, Türk kabile ve kişi adlarında popüler bir ektir. Ref. M.Zakiev).

Herodot IV 13, 14, 27; Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 47.


Aristagoras - İskit kralı ya da kralın elçisi. MÖ 495'te Sparta kralı I. Kleomenes ile Perslere karşı ortak askeri operasyonlar konusunda müzakerelerde bulundu (Ar(is) + Tagor = Ar(is) + Tag + Or/Ar olarak ele alındığında, bu Tr. Savaşçı + Dağcı = Savaşçı + Dağ + İnsan. Tag, Tr.'de "Dağ" anlamına gelir ve bir dizi hitapta bulunur: Tochar, Tagar, Taur/Tavr, Sary-Tau, Dagestan, vb. "Dağlı" için eşanlamlı bir terim "qayači = qayachi "dir, bir "Kai" unsuru ile, Uigur Tarim bölgesinde belgelenen terim. Tag/Tau/Tav/Dag diyalektik bölünmesi iyi belgelenmiştir, doğu dillerinde Tag/Dag, batı Türk dillerinde Tau olarak yer alır ve bu bölünme ilk dilbilim çalışmalarına kadar uzanır. En eski Yunan kaynaklarındaki "Taus/Tavs" yayılımından, bunun baskın bir Batı Türk antik formu olduğu sonucuna varabiliriz. Önemli bir şekilde, "Dağ" için alternatif form, kaydedilen tüm Türk dillerinde ortak olan bir eşanlamlı olan "As" dır, bu da Ases ve Tochar'ı sadece eşanlamlı unvanlar değil, aynı zamanda başlangıçta bozkır halkları tarafından uygulanan "dağcı" ve "Pamirian" ve "İberya" ve "Appalachian" gibi ovadan bakıldığında dağlık konuma göre eşanlamlı olan ekzonimler yapar. Bununla birlikte, H-M.Yiliuf aynı semantik alandan, "As" = ova, muhtemelen Kazak dilinden zıt bir etimoloji verir ve Ases'i görünüşe göre yaylalardan görüldüğü gibi "ovalılar" olarak türetir. İlk kez MÖ 3. yüzyılda ve ondan önce MÖ 8. yüzyılda İskit = As-guzai olarak ortaya çıkan terimin antikliği göz önüne alındığında, ilk etimoloji bizim görüşümüzün ötesinde bir şeyi yansıtıyor olabilir).

Herodot VI 84.



Arix (Αριχος) - bu isim MÖ 460-425 yıllarında Olbia'da basılan dökme obol ve büyük yunus sikkeleri üzerinde okunur. Alekseev Y.A., Arix ve Orix (Οριχος) isimlerinin özdeşliği hakkında bir görüş bildirmiştir. Orix (Auric) İskit kralı Ariapyth'in oğlu ve Skil ile Oktomasad'ın küçük kardeşiydi. Αριχος (Tr. "Ar" = "Savaşçı "ya yükselen isimler popüler Türk ve komşu halk isimleriydi ve hala da öyledir) yazıtlı sikkeler basmak için tam zamanında bir İskit lideri olabilir. Komşular çoğu zaman popüler isimlerinin Boris, Gaidar gibi biraz çarpıtılmış Türk isimleri olduğundan şüphelenmezler. Sikkenin ön yüzündeki Gorgoneion tanımı hatalıdır, qorqγu, qörq- "korkmak" fiilinden gelen "dehşet verici, korku uyandıran" ortacıdır, dolayısıyla Meduza ve Gorgonların korkunç görüntüleri. Arka yüzdeki mutlu yüzün korku salan Gorgoneion ile bir ilgisi olamaz).


Arpoksai (Αρποξαις) - Targitai'nin ortanca oğlu, Katiar klanının ve Traspilerin atası. M.I. Artamonova'ya göre Katiarlar Skolotların (Kraliyet İskitleri) bir parçasıydı. Arpoksay isminin bir başka okunuşu - Arp, Karp (dolayısıyla Karpatlar). İskit soy efsanesinin başka bir versiyonuna göre Arpoksai'nin adı Agathyr idi. Arpoksai-Agathyr klanı, Katiars-Akatirs-Agathyr'lerin yaşadığı Karpatlar'ı işgal etti. Başka bir klan Traspi-Trucks-Thracians hattını verdi (Arpo + ksai = "arpa", Tr. "arpalyk" = "toprak mülkiyeti" + aksoi = Ak +Soi = "Asil + Klan", yani "Toprağın Kraliyet Klanı", "Toprağın Hanedan Sahibi". V.Abaev'in çarpıtılmış ve saçma "Derin Suların Sahibi" ve neredeyse bir o kadar saçma Arpo'nun apra'ya dönüşümünden daha iyi.  Doğrulayıcı işaretler dini bir içeriğe işaret etmektedir: Arpok + sai = "arpok" aglütinasyonu Türkçeden Uygurcaya "arpağ, arbağ, erbağ" = "kehanet, büyü, büyü, büyücülük, büyücülük" + Sai = "Klan", yani "Rahipler Kastı". "Arpok "un soydaşları Fince ve Moğolcaya yayılmıştır: Fincede "arpa" bir kehanet aracıdır ve Moğolcada "arbaqu" büyü yapmaktır. Arpoksai, Katiar çiftçilerinin ve Traspi rahip kabilelerinin isimsiz bir atasıydı. Sırasıyla, Gök'ten Katiarlar için bir saban ve Traspiler için bir kadeh almıştır. Türkçedeki saban tipi tarım aletleri "kot, kat" kökünden türemiştir ve bu da Katiar kabile adının belirgin bir köküdür. Saban için kullanılan bir diğer Türkçe isim olan "aral", Slavcada türevleriyle birlikte "oral "a dönüşmüştür ve "ar" kökü Katiar eponimik hamisi Arpoksai'nin uygun bir bileşenidir. Traspiler için Türk soydaşlarının yelpazesi olumlu bir saptama yapmak için çok geniştir. Görünüşe göre en iyi eşleşme, sembolü ve aracı bir kap olan bir su koruyucusu olan "tur-suv/tur-sub/tur-sup" ile ilgilidir. Tarihsel dönemde, Hunlar da dahil olmak üzere Türk toplumlarında, en yüksek rahiplik görevleri hanedan klanının bir erkek başkanı tarafından yerine getirilirken, hukuk ve adalet de dahil olmak üzere iç işler, hasat ve bolluktan da sorumlu olan ana hanedan klanının başkanına aitti. Ref. Z.Gasanov "Kraliyet İskitleri", s. 210 ve 179.

Bu durumda, "kabile" terimi yanlış yorumlanmaktadır, çünkü hem çiftçilik hem de din sosyal topluluklar değil, mesleklerdir. Lipoksai ve Koloksai için olduğu gibi tek bir kelime her iki anlamı da, yani "Toprak Sahibi" ve "Kâhin" anlamlarını da tasvir ederdi).

Herodotos, VI 5, 6, M.I. Artamonov, VDI, 1947, No 3.


Arsakom - Lucian'ın "Toksarid veya dostluk" diyaloğunda bir İskit şefi olarak adlandırılır, İskit ordusunu Bosporianlar, Sarmatyalılar ve Alanlarla yapılan bir savaşta yönetmiştir. Lucian ayrıca Arsak, Lohant ve Makent'in dostlarından da bahseder. Lucian İskitlerin gerçek isimlerini kullanabilir (Ar + Sak aglütinasyonu belirgin görünmektedir, "Saka Savaşçısı", bir dizi Arsaks/Arsacs ile aynıdır, hepsi fatihlerin kişisel isimleri ve unvanları için uygundur).

Lucian. Coll. of works in two volumes, Moskova, Leningrad, 1935, cilt 1.


Artemis (Ἄρτεμις) - aslen bir Trak ve İskit tanrıçasıydı, aynı zamanda Etrüskler tarafından Artuma olarak tapınıldı ve Yunanlılar tarafından en çok saygı duyulan Artemis ve Romalılar tarafından Diana olarak kabul edildi. Yunanlılar için vahşi hayvanların koruyucusu, avın ve vahşi doğanın tanrıçası, doğumun ve kız çocuklarının koruyucusuydu.  Artum ismi hem Türkçe ärdäm "erdem, iyilik, mertlik, yiğitlik" hem de Macarca érdem (é a gibi telaffuz edilir) "erdem" kelimelerinde benzer seslere sahiptir.

Homeros, İlyada xxi 470 f., referans listesi: http://www.theoi.com/Olympios/ArtemisGoddess.html


(Assaioi) Ασσαιοι - kabile adı. Bizanslı Stephen onları İskitler, Batlamyus ise Sarmatlar olarak düşünüyordu. Bu isim, Olbia'lı Protogenes'in onuruna verilen kararnamede geçen Σαιοι - Saioi terimiyle örtüşmektedir (As + Sai aglütinasyonu belirgin görünmektedir, "As Klanı". Aslar bin yıl boyunca İskitler, Hunlar, Aşina Türkleri ve ötesi ile birlikteliklerini sürdürmüşlerdir).

Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1948, No 3, s. 312.


Asxi/Aschi - "Pontus" meyve ağacından elde edilen meyve suyu. G.A.Stratanovsky (1972), Herodot'un "Tarihler" adlı eserine yaptığı yorumlarda, modern (Türki) Başkurtların "akhşa" adlı bir yemekleri olduğunu gözlemler (Bu bir Başkurt kelimesi değildir, çeşitli modern Türk halkları için ortak bir kelimedir). Bu kelime İskitlerle akraba olan halklara (yani Başkurtlar ve onların Türk akrabalarına) aittir. Asxi/aschi'nin önemi, İskitçeden bir çeviriye sahip olması ve vahşi filolojik spekülasyonlara izin vermemesidir. Asxi/aschi kelimesi Abaev'in 358 "İskitçe kelime" listesinde belirgin bir şekilde yer almamaktadır, bunun iyi bir nedeni vardır. Asxi/aschi'nin etimolojisi ačï = asitli, mayalanmış, ekşimiş, -chi özellik oluşturan bir son ektir, Rus lehçesinde çorba schi).

Herodot IV 23.


Ateus (Ατεας, Atheas) - MÖ 4.-5. yüzyılların başında aşağı Bug/Buh ve aşağı Tuna bölgesinde güçlü bir İskit krallığı kuran İskit kralı. MÖ 339'da, 90 yaşındayken Makedonyalı Philip ile yapılan bir savaşta öldürüldü (Ateus/Atei (Ατεας, Atheas) adı, tarihçilerin ve dilbilimcilerin akademik düzeyde yazım için aldıkları ve hatta Áţĥėãš gibi her türlü kıvrımlı aksan kullanarak mükemmelleştirmeye çalıştıkları diğer çarpıtmaların tezahürü olan Yunanca bir çarpıtmadır, yaklaşık 2 günlük bir yolculukta gözle görülen bir mesafede milimetre doğruluğunu göstermeye benzer. Atails'in - Atheas'ın değil - adını nasıl uydurduğunu biliyoruz:



ATAILΣ diyor, bariz bir sondan eklemeli Ata + Il + Σ = Tr. "Baba" + "Toprak, Ülke, Ulus" + Yunanca ek "Σ", Ata ile başlayan veya Il içeren her türlü kombinasyonda bin yıl boyunca tekrar tekrar kullanılan bir bileşik, Ata-Türk ve El-Teriş Kagan en tanıdık olanlarıdır).

Plutarch, Strabo, O.N. Trubachev "On Sinds and their language"//Questions of linguistics, No 4, 1976.

Avhatai (Αυχαται) - Lipoksai'ye kadar uzanan İskit klanı. M.İ.Artamonov, Avhats'ın İskit toprak işçilerinin öz adı olduğuna inanıyordu. (Tr. Avchu, avcı, doğrudan bir yazışma. Modern Balkar-Karaçay mitolojisinde Avşat, vahşi avcılığın ve Avşat'ın kendi sürüsü olarak baktığı hayvanların koruyucusu. K.Pontus İskitleri ile K.Kafkasya Bulgarları/Balkarları arasında 2.500 yılı aşkın bir süredir varlığını sürdüren mitolojik ve dilbilimsel bir bağ vardır. Bulgarların İskit olduğu düşüncesi, Bulgarlar hakkındaki ilk Yunan anlatılarından kalmadır. Herodot'un alfabesinde "ch" veya "sh" için bir harf yoktu, bunlar uygun ikame harflerle ifade ediliyordu. Herodot'un "υ" ile yazımı Auhatai olarak transkribe edilmelidir, ancak Türkçe için bu önemsizdir, her iki lehçe versiyonu da mevcuttur. Plinius, Avhat isminin anlamını "v" ile "kementi daire şeklinde atabilen ve en uzak takımları ilmeklerle yakalayabilen", yani kovboy tipi tuzak kuran olarak teyit eder. Tuzak kurmanın çiftçilikle ve ağır işçiliğin kaderiyle hiçbir ilgisi yoktur; Artamonov'un aksine, gökten düşen boyunduruk bir itaat ve ağır iş sembolü değildi, bir hakimiyet sembolüydü, bir kementle aynı fikir, bir sınırlama aleti. V.Abaev, Avhat isminin İrani olmadığını kabul etti, yani İrani bir benzerlik çıkarmak için harflerin rastgele permütasyonunu hayal edemedi. Türkçe voi- ve Slavca şekli vyya = boyun ve Türkçe "boyun eğdirmek" fiili deyimsel olarak voi- = "boyun eğdirmek, boyun eğdirmek" ve dolayısıyla Slavca "воин, война, воевода / savaşçı, savaş, savaş ağası" vb. ile ifade edilir ve boyunduruk = güç sembolü olarak yaka. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", NY, Liberty, 2002, ISBN 0-9144881-61-4.)

Herodot IV 6; M.I. Artamonov, Sovyet Biliminde İskitlerin Tarihi, VDI, 1947, No 3, s. 76. boynun


Bookolabra (Βοοκολαβρα) - Theophylact Simocatta (yaklaşık 630) tarafından "magus, rahip, din adamı ile aynı" olarak açıklanan İskit adı. Türki Böküler ~ "derin bok" falcılar için kullanılan aşağılamalardan biridir

Theophylact Simocatta "Tarih" [Μ.Whitby 1986, s. 30]


Borysthenes - (G.Dremin'in listesine ek) Hipanis-Buh, Dinyeper, bir ada, Olbia şehri için orijinal bir isim ve daha fazlası dahil olmak üzere bir dizi yere belirsiz bir şekilde atanan bir isim. Dinyeper daha sonraki kaynaklarda en iyi Borysthenes olarak bilinir. Etimoloji için Antakei'ye bakınız. Herodot'un adı modern fonetik yerine Herodot'un zamanının fonetiğinde Borusthenes (Βορυσθένης) olarak okunmalıdır.


Borysthenetai - (G.Dremin'in listesine ek) Olbia şehri için orijinal bir isim. İsim orijinal fonetikte Borusthenetai (Βορυσθένηται) olarak okunmalıdır. "Olbia (Ολβία Ποντική)" adından önce belgelenmiş yerli adının varlığı, koloninin Herodot tarafından ziyaret edildiği M.Ö. 5. yüzyıldan önce Yunan kolonisinin kurulmasından önce bölgenin bir Türk adı taşıdığını göstermektedir. Türk adı, modern Altay dillerinde "Borysthen" = "İbadet Nehri" adının ima ettiği gibi, erken Yunan dininin, özellikle de Orfik Gizemlerin, Orta Asya "şamanistik" uygulamalarından büyük ölçüde etkilendiğini gösteren arkeolojik buluntuları doğrulamaktadır. Olbia'da ortaya çıkarılan çok sayıda Orfik grafiti, koloninin yerli halklarla önemli bir temas noktası olduğunu kanıtlamaktadır.


Budin - İskitlere benzeyen insanlar. Boudin, aşağı Don bölgesinin ormanlık alanında yaşıyordu ("Budun", "kabileler", "halk" gibi ayırt edilmeyen insan kitlesi için kullanılan bir Tr. terimdir. Kelime, filologların görüş alanına ancak 16. yüzyılda giren ve yerli Cermen dillerinden türeyen İngilizce "buddy", kısa şekli "bud" ile akraba olabilir.  İngilizcede aynı zamanda meslekten olmayan bir arkadaşı ya da meslekten olmayan bir arkadaş kitlesini ifade eder. İngilizce sözcük Sarmatça kökenli olabilir).

Herodot IV 108; Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 45.


Butir - İskitlerden gelen bir çeşit krema veya ekşi krema. İskit Butir'inin Alman Tereyağı ile çarpıcı benzerliği - tereyağı (Latince butyrum, Yunanca boutyron, lit. Yunanca "inek peyniri, İskitçe kelime ödünç alınmamıştır . Tereyağı antik Yunan ve Roma'da bilinmiyordu, Herodot onu İskitlerin tuhaflıkları arasında tanımladı. Görünüşe göre, İskit temel gıdaları ihraç edilmiyordu, kımız, airan, et, koyun, koyun eti, çorba vb. terimler ödünç alınmamıştı. Ancak peynir tyrum adını Tyre göçebelerinden, at ippos adını Tr. jaby/yabu/jupax'tan almıştır).

Hipokrat, Latyshev'in yayınladığı "Hastalıklar". "Proceedings...", VDI, 1947, No 2, s. 298.


Kafkasya - (G.Dremin'in listesine ek) Herodot'un meşhur ettiği dağlar.  Türkçede kau/ku/kuu "beyaz "dır, Caucas ve Kroukas kelimelerinin ikinci kısmı -kas'tır, Türkçede 'kaya, kayalık dağ' anlamına gelir. Bu bir etimoloji bile değil, modern Türk günlük konuşmasıdır. Кaucas ve Kroukas eşanlamlıdır, ilki Beyaz Dağlar, ikincisi Karlı Dağlar'dır.

Herodotos 1.104 üzerinde


Croucasis - (G.Dremin'in listesine ek) "İskitler... Kafkasya Dağı'na 'karla beyaz' anlamına gelen Croucasis derler."  - Plinius 6.XIX. Türkçede kyrau 'don, donmuş çiğ, kar', Caucas ve Kroukas kelimelerinin ikinci kısmı -kas'tır, Türkçede 'kaya, kayalık dağ' anlamına gelir. Bu bir etimoloji bile değil, modern Türk günlük konuşmasıdır. Кaucas ve Kroukas eşanlamlıdır, birincisi Beyaz Dağlar, ikincisi Karlı Dağlar.

Plinius 6.XIX


Herodot ve Plinius'un bilgileri, sahte etimolojileri hazırlayanların kötü niyetini (basitçe, sahtekarlığını) göstermek için M. Vasmer'den bir alıntı ile desteklenmiştir:

KELİME: Kafkasya.

GENEL: Fransızca Саuсаsе veya Almanca Kaukasus'tan yeni ödünçleme. Eski Rusça Kavkasiyskye Dağları (RPC) Orta Yunanca Καυκάσια ὄρη'den Καύκασος, Gotik hauhs "yüksek", Litvanca kaũkas "çam kozalağı", kaukarà "tepe" ile ilişkilidir; bkz Schrader-Nehring 1, 570. Kafkasya'nın diğer isimleri; Arapça, Türkçe Kâf, Orta Farsça Kap-kōf, Ermenice Kar-koh; bkz. 4, 297; Munkácsy, KSz 1, 236 ve devamı. İskit. adı - Sсуthае ... Саuсаsum montem Сrосаsim hос еst nivе candidum (Pliny, Nat. Hist. 6, 50) - Marquart (Morgenland 1922, No 1) İranca *χrohukasi- "pırıl pırıl kar" olarak açıklar. Kretschmer (KZ 55, 100; 57, 255; Anz. Wien. Akad., 1943, s. 35) Letonca kruvesis "sulu kar", Eski Yüksek Almanca (h)roso "buz" + Eski Hintçe kāc̨atē "parlar, aydınlatır" anlamına gelir. Sobolewski'nin (IORYAS 26, 43) Avesta kahrkāsa- "şahin" ile daha az başarılı karşılaştırması.

SAYFALAR 2,153-154


Usta M. Fasmer'in neyi ağzından kaçırdığına ve neyi gizlediğine bir bakın: Plinius "Kar Beyazı" çevirisini verdiğine göre, hile aceleyle değil, ustalıkla yapılmış olmalıydı. Rusça Kafkasya adını Fransızca ya da Almancaya atfetti, sanki Ruslar bin yıl boyunca Kafkasya'nın dünya çapında bilinen adını hiç öğrenmemişler gibi. Farklı insanların İskit adını nasıl aktardığını anlattı: iyi, bazıları çarpıtmış, bazıları daha doğru yapmış, ne olmuş yani? "Kar Beyazı", "yüksek", "çam kozalağı", "tepe", "sulu kar", "buz", "parlar, aydınlatır", "şahin" ile hiçbir ilgisi olmayan sesteş sözcükler yığmış, ne olmuş yani? Dünyanın her dilinde üç harfli sesteş sözcükler var, peki sırada ne var? Latince ifadeyi çevirmeden vermiş ve çeviride "İskitler... Kafkas dağlarına kar beyazı derlerdi" diyor. Tüm sesteş sözcükleri dikkatle çevirmiş ve özünü halının altına saklamış, ne kaçamak ama. Türki Kaukas'ın Beyaz Kayalıklar olduğunu, Kroukas'ın Karlı Kayalıklar olduğunu dünyadan gizlemişti ve bu tüm Fasmer'in denge biliminin özüdür.


Gnur - Aşağı Bug ve Aşağı Dinyeper bölgesi İskitlerinin kralı. MÖ 7-6. yüzyılların başlarının ikinci yarısında yaşamıştır. Anacharsis ve Savlius'un babasıydı.

Herodot IV 76; Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 2, s. 298.



Gelon - efsanevi Herkül ile Borysthenes (Dinyeper) nehrinin kızı olan yılan bacaklı bakirenin oğlu. Gelon kabilesinin atasıydı (Yukarıdaki kısa pasajda üç özel isim de Türkçe kelimelerdir. Cümlenin tamamı, Türkçe ve başka bir dilin karışımı olan Rusça bir konuşmayı andırmaktadır. Gelon/Djilan/Jilan/Yilan bir yılandır, ilk ünsüzü ile kelime Ogur koluna aittir; Herkül, Tr. Ar + Kul + Gr. eki -es = İnsan / Savaşçı / Kahraman + Göl + -es, baştaki H aspirasyonu temsil eder; Kul bir güç ve otorite epitetidir, birçok Türk unvan ve isminin bir bileşenidir, diğer semantik formu Tingiz / Dingez / Çingiz - Deniz'dir, bu yüzden Kul-Erkin ve Kul Tegin ve Chingiz-Khan'a sahibiz. Borysthenes'teki Bory/Borys kısmı, Avrupa kraliyet ailesinin isimlerindeki Boris ile aynı kökten gelmektedir ve bu da Türkçede Ayı ve Kurt anlamına gelmektedir. İskit-İran hipotezini savunanların, hemen batmak bir yana, Türk etimolojisine değinmeye bile tenezzül etmemelerine şaşmamalı. Rus dilinde olduğu gibi, kendinizi çok fazla zorlamanıza gerek yok, yüzeydedir, bundan kaçmak için tek aracınız dilbilimsel cehaletinizi iddia etmek ve devlet kurumlarının milliyetçi propagandasını dinlemektir.


"Gelon" teriminin bir başka ilginç yönü de onu İran platosunun yerli halkı olan Elamlılarla ilişkilendirmesidir. "Elam" adının fonetik varyasyonları "Gelon" = Gelon/Djilan/Jilan/Yilan = yılan'ın fonetik varyasyonlarına yeterince yakındır; "Gelon "lara dikkat çekme sıklığı ve bulundukları yerlerin İran platosuna yakınlığı da onları "Elam" ile ilişkilendirmektedir; Sondan eklemeli "Elam" dili ve sondan eklemeli Türk dilleri aynı dilsel filuma aittir ve uzak bir noktada tek bir yerel dil oluşturmuş olabilir; ve Herodot'un "Gelonlar "dan yarı Yunan/yarı İskit olarak bahsetmesi sadece şehrin ismiyle ilgilidir ve Yunanlıları ya da İskitleri kapsayacak şekilde genişletilmemelidir. Elam hipotezi, Türkçedeki "Gelon" = yılan teriminin popüler yorumuyla açıkça çelişmektedir, bu eldeki malzemelerle ne kanıtlanabilir ne de çürütülebilir ve verimli bir incelemeye yol açabilir).

Herodot IV 9, 10.


Gelon - Gelonların ahşap kenti. Darius'un İskitya seferi sırasında Persler tarafından yakılmıştır. Gelon'un kalıntıları Belsk köyü yakınlarında bulunmuştur (Herodot'un bildirdiğine göre, kentte iyi bir Greko-Türk dili geliştirmiş olan Yunanlıların büyük bir kısmı yaşamaktaydı. Gelon'un kalıntıları etkileyicidir.


Seyyar İskitler tahliye edilmiş olmalı ve sadece fakir Yunanlılar asil Persli yaya maceraperest tarafından kızartıldı. Gelonlar ve Gelonialar Antik Çağ'da bol miktarda bulunurlar, okur-yazar komşularından bilinirler. Moğol dilinde Gelonias Kais'e dönüştü, Ch. h/s değişimi nedeniyle Hi/Si olarak bilinirler, Kais MÖ 200'de Doğu Hun devletinin bir tebaası oldu ve uzun bir tarih izledi, MS 7. yüzyılda Kimek Kağanlığı'nın başındaydılar ve 11. yüzyılda Yunanca'da Kuman, Macarca'da Kun olmuşlar, 12. yüzyılda K.Pontus Kıpçak konfederasyonunda önemli bir rol oynamışlar, Rus yıllıklarında "Zmiev" - Yılanlar ve "Cheshuev" - (balık) Skalası sıfatlarıyla bilinmişlerdir. Yaklaşık 1.600 yıllık bir geçmişten sonra, Moğol fethinden sonra ihtişamları kaybolmuştur.


Tarihçiler ve arkeologlar, bedevi ve göçebe fatihlerde ortak olan bir özelliğe dikkat çekerler, atlayıp şehir sakinlerine dönüşmezler. Göçebe fatihlerin merkezleri ve köyleri, fatihlerin adı ne olursa olsun, yerli yerleşik nüfustan ayrı kalır: Kuşanlar, Türkler, Araplar, Moğollar, adını siz koyun. Belsk Gelon'da, İskit fethi ve Yunan kolonizasyonu öncesindeki yerli halkın geleneklerini ve yaşamını ve kalıntıları çoğunlukla çevredeki kurgan mezarlıklarında göze çarpan göçebe kültürün kaplamasını fark edebiliriz)

Herodot IV 108; İskit Dünyası, Kiev, 1975, s. 128.


Gelonlar - Herodot zamanında Budinlerin topraklarında yaşayan insanlar. Gelonlar "çiftçilikle, bahçecilikle uğraşır ve ekmek yerlerdi." "Gelonlar çok eski Yunanlılardır, kısmen İskitçe, kısmen de Hellence konuşurlar." (Budini halkının etnik adını bu şekilde öğreniyoruz, onlar Gelonlardı; ve eğer Herodotus Gelon şehrinde yaşayan Yunan köylüleri, zanaatkârları ve tüccarları değil de tüm kabileyi anlatıyorsa, Doğu Hun konfederasyonundaki Kai kabilesi aslen Yunanlıların soyundan geliyordu)

Herodot IV 108, 109, 120; Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 45.


Goytosir - İskit panteonunda bir tanrı. Herodot İskit Goytosir'i Apollon olarak adlandırır (Türkçede Tos, Yahudi-Hıristiyan-İslam geleneğindeki melek ruhlar gibi genel bir ruhtur; Türk tanrısı Erlik bir tostur, Tuvaca'daki tam adı Erlik-tos'tur, Kyrbusta adı verilen teses-ruhlar üçlüsüne aittir; anlamsal olarak Appolo ve Tos özdeştir. Tos-ir bir varlığı (Ruh + İnsan) ifade eder. Tos'u tanımlayan isim sıfatı aşağıdaki semantiklerden birini veya bir kombinasyonunu taşıyabilir: Qoy-Tosir = Güneş Tanrısı, Qoychu-Tosir = Shepperd Tanrısı, Qayit-Osir = Diriltici Tanrı (Phoenix tipi); Oy-Tosir = Düşünce Tanrısı. Yunan Appolo'su çok işlevli bir tanrı olduğundan, Türk etimolojisinin semantik varyasyonları Appolo'nun göksel görevlerinin spektrumuna yansıyabilir. İran etimolojisi, Appolo'nun değil, Herakles'in semantik eşdeğeri olan İranlı Gaiomart'ı önerir ve Gaiomart'tan Goytosir'e geçişi kapsamak için filolojik analize ihtiyaç duyar. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", s. 277, 318 üzerinde).

Herodot IV 59.


Herr - İskit'te bir nehir. Herr nehrine yakın bölgelerde İskit kraliyet mezarlığı bulunur. Herodot bunu Dinyeper Nehri'ne, Batlamyus ise Azak Denizi'ne yerleştirmiştir (Anlamsal olarak Gerra, kraliyet mezarlığının bulunduğu bir merkezdir, buradan Herr - nehir ve Herrs - kabile türetilebilir. (Türkçede Yer, toprak, yeryüzüdür; İngilizce Earth, Almanca Erde, Germence "ertho" ismini ve nihayetinde Almanca "erde", Hollandaca "aarde", Danca ve İsveççe "jord" ve İngilizce "earth "ü üreten Türk "er" kökünden gelir. İlgili formlar arasında "yerde" anlamına gelen Yunanca "eraze" ve Hint-Avrupa Sansr'ının aksine "tarla" anlamına gelen Cimmeric-Welsh "erw" bulunmaktadır. "thira", Lat. "terra". Türkçe-Almanca karşılığı mükemmeldir. Farsça karşılığı Zamin, Beluci Mitti'dir).

Herodot IV 47.


Herros - İskitya'da, bugünkü Nikopol yakınlarında (47.5°N 34.5°E), Herr nehrinin Dinyeper'e döküldüğü yer (Nikopol'ün batısında Bazavluk, Nikopol'ün doğusunda Tomak 47.6°N 34.6°E. Eklerinden her iki ismin de Türkçe olduğu anlaşılmaktadır). Gerros'ta ana bir İskit kutsal alanı, bir kraliyet nekropolü saklıydı (Herr, Türki bir Yer = toprak, arazi, İngilizce "earth" ile akraba, semantik olarak "toprağımız" için uygun görünüyor. Dinyeper Nehri üzerindeki Kakhovka Baraj Gölü'nün taşması su seviyesini 6 m yükseltmiş ve nekropolü sular altında bırakmış olabilir. Ancak Nikopol zengin İskit kalıntılarına sahiptir).

Herodot IV 53, 56, 71, B.A.Rybakov; L.A.Elnitsky, Avrasya steplerinin İskityası, Novosibirsk, 1977, s. 116.


Herrs - Herodot'a göre İskitya'da Gerros bölgesinde yaşayan bir kabile. Kissling'den sonra L.A.Elnitsky, Herrs'in kraliyet İskitlerinin bir öz adı olduğuna inanmaktadır (Bir kabilenin veya bir kabilenin bir kısmının Herr konumundan sonra coğrafi adı semantik olarak mantıklıdır).

Herodot IV 57, 71; L.A.Elnitsky, s. 116.


Gilea - İskitya'da, Dinyester nehrinin halicine yakın bir yer, modern Polesie (Orman bölgesi). Görünüşe göre, Gilea'da İskitlerin kutsal merkezlerinden biri bulunuyordu. Herakles orada yılan bakire ile yakınlaşmıştır. Anacharsis orada öldürüldü (Gilan = Tr. yılan'ın Yunanca bir türevi veya yansıması gibi geliyor. Slav mitolojisi, yılanla bağlantılı Türk isimlendirmelerinin belirgin tercümelerinin izlerini korumuştur: Yılan Adası, Yılan Surları. Yılan Adası, Euripides'in Euxine Körfezi içinde Tuna Halici'ndeki Beyaz Ada ile özdeşleştirilir).

Herodot IV 9, 18, 19, 76.


Hypanis - İskitya'da bir nehir, modern Güney Bug nehri (İskitya'daki tüm yer adlarını İskitlere atfetmek hatalı olacaktır. Herhangi bir organize göç ya da askeri harekât keşifle başlar; coğrafya, topografya, ilgili tüm işaretlerin ve engellerin isimleri tanımlanır, ikmal kaynakları belirlenir, rota seçenekleri karşılaştırılır ve muhalefetin konumu ve gücü değerlendirilir. Bu nedenle İskitler tüm büyük nehirlerin ve diğer engellerin isimlerini önceden biliyorlardı. Ana yer adlarının çoğu, işgalden sonra ve çoğu durumda birbirini izleyen birden fazla işgalden sonra da adlarını korumuştur. Bu olgu, yer adlarının etimolojisini incelememize ve uzun süre önce yok olmuş halkların dilsel aidiyetleri hakkında yargıda bulunmamıza olanak tanımaktadır. Etimolojik çalışmalar sistematik olmalı ve her şeyden önce altta yatan potansiyel adaylar ve dilleri hakkında bir bilgiye dayanmalıdır, aksi takdirde bir çalışma rastgele bir gezintidir).

Herodot IV 47.


Hipakiris - İskitya'da bir nehir, modern Kolonçak nehri.

Herodot IV 47.


Hyrcani - (G.Dremin'in listesine ek) "Hazarların doğusunda uzanan ... kabileler ... vardır. Hyrcani kabileleridir, kıyılarından itibaren Sideris nehrinin ötesindeki Hazar, Hyreanian Denizi olarak adlandırılmaya başlar" - Pliny 6.XIX.  Türkçede Iyrk "göçebe" anlamına gelir, dolayısıyla Yunanca/Farsça "Iyrkae/Hyrcani" - "göçebe İskitler" ve Hyrcania/Gircania bölgesi.

Plinius 6.XIX


Hyreanian Denizi - (G.Dremin'in listesine ek) "Hazarların doğusunda uzanan ... kabileler ... vardır. Hyrcani, kıyılarından itibaren Sideris nehrinin ötesindeki Hazar, Hyreanian Denizi olarak adlandırılmaya başlar" - Pliny 6.XIX.  Türkçede Iyrk "göçebe" anlamına gelir, dolayısıyla Yunanca/Farsça Hyreanian/Girkanian Denizi

Plinius 6.XIX


Gorit - Yay ve oklar için İskitçe durum (Ancak İskitçe bir kelime olması muhtemel değil, Yunanlılar İskitlerden çok önce yay kullandılar, bu bir alt tabaka kelimesi olmalı. Tr. kobur, kolçan (kolcan, kulcan), ok/yay durumda, taftui, tahtui, sadaq, saγadaq, saadak, sagadak, sagaidak, saidak).


Daix (Δαιχ) - (G.Dremin'in listesine ek olarak) Yaik nehrinin adı, Dzaik, Daicus, Daix, Diek, Geih, Taich, Jaec, Yayik, Jayiq gibi farklı yazılışlarla da bilinir. Herodot'un Daix'i, bu Türk adının MÖ 5. yüzyılda, İrancıların kurgularında K.Pontus ve Orta Asya'nın İran dil alanının bir bölgesi olduğu dönemde kabul edilen bir ad olduğunu gösterir. Tr. etimoloji: "yayıq" = "akan, taşan (nehir)" < yay/jay "yayılmak") Nehrin yüksek akış hızı, onu İtil ve Dinyeper gibi daha büyük ama çok daha yavaş nehirlerden çok daha tehlikeli ve belirgin hale getirmiştir. Her nasılsa, Yaik İranlı dilbilimcilerin dikkatinden kaçmıştır).


Danapr (Δαναπρις) - Dinyeper nehri. Belki de bunun nedeni İskitlerin nehre bu ismi vermeleridir. Eski İran dilinde Δανα bir nehirdir (Nehrin modern adını Herodot değil, V.Abaev'in İran köklerine taşıdığı anlaşılıyor. Herodot onu İskitçe adı olan Borysthenes ile adlandırır ve İskit öncesi yerel bir adla herhangi bir alternatif vermez. Danapr, İskit sonrası bir versiyon, muhtemelen Daçya kökenli bir isim olabilir, çünkü Daçyalıların torunları olan Rumenler, dillerinde "maymun" - su gibi Hint-İran unsurlarına sahiptir. Yunanlılar su için hydra kelimesini kullanırlar, bu onların alt tabaka dillerinden taşınmış olmalıdır. Abaev'in dilbilimsel manipülasyonlarını göstermek için Danapr'ı listede bırakıyorum. Messsers Vs.Müller, V.Abaev, M.Vasmer, J.Harmatta, L.Zgusta vb.nin filolojik çalışmalarına yönelik temel itirazlardan biri, kullandıkları listelerin kullandıkları listelerin İskit değil, ağırlıklı olarak daha sonraki bir zamanda Bospora kolonilerini dolduran diğer etnik kökenlere ait olduğu, sadece asılsız ve kanıtlanamaz varsayımlarla "" olduklarıdır ve Danapr adı bunun iyi bir örneğidir, çünkü çok sayıda kaynak tarafından bize getirilen İskit çağdaşlarının terminolojisi ile bariz bir şekilde çelişmektedir. Etimolojik olarak, Danapr için Tr. "ten" = "büyük nehir "in Slavca uyarlaması oldukça uygun görünmektedir, muhtemelen İskitler-Sarmatlar => Gotlar => Hunlar-Bulgarlar => Slavlar => Badjanaklar-Oğuzlar-Kıpçaklar => Slavlar gibi arada uyumsuz dilsel ayırıcıların bulunduğu büyük nüfus değişim döngülerinin ardından ortaya çıkmıştır).

Abaev V.İ., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 312.


Δαναστρις - Dinyester Nehri. Sözde Δανα (nehir) + ιστρ (Istres) (İskitlerle bağlantılı olmayan bir başka Abaev tahrifatı. Herodot'un Dinyester'i bir İskit kabilesinin adı olan Tyrus'tur. Ve bir kez daha, "dan" İran dilinde bir nehir değildir, "dan" kökü bir balıkçılık seferi sırasında, "nehir" gibi temel bir terimle bağdaşmayan belirsiz bir referanstan uyarlanmıştır. Hint-İran dillerinin konuşulduğu bölgede hiçbir nehir "Dan" adını taşımazken, Türkçede "ten" = genel olarak "büyük nehir". Osetçe'de "don" Türkçe bir kelimenin muhtemelen Nah fonetiğine uyarlanmış bir şeklidir, tıpkı "tengiz" = "göl, deniz" gibi).

Abaev V.İ., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 312.


Δανουβιος - Tuna (Abaev'in İskitlerle bağlantılı olmayan bir başka tahrifatı. Aynı ortak Türkçe kelime olan "ten" = "büyük nehir" kelimesine yükselir. Buna karşılık Farsça darya, sudkhane, Beluci dira, Hintçe nedi, Panjabi nedi, derya, Tacikçe dar vb. EE Asya biçimi dar/dir/der ile ilgili olarak, Türkçede "ar" kökü "su, nem" semantiği ile bağlantılı türev etimolojilere sahiptir. Türkçede sıvı ile bağlantılı "ar" kökü, bir kaptan özel isimlere kadar her türlü tat ve enkarnasyon biçiminde karşımıza çıkar: ar (su), aran, arak, aral (Aral), araşan, arat etmək, arazi, arbuz, argasun, argaj, arği, arik, arinti, arp, arqu, arsa, artysh (İrtiş), aryk, aryan (airan), arx-arik, arxach, örez, ərimak vb. Her iki terim de, IE "dar" ve Türkçe "ar", Avrasya bozkırları ve sınırlarıyla sınırlıdır ve aynı orijinal kelimenin varyasyonları gibi görünmektedir, diğer dilbilim dallarından ar > aq = aqua ve ar > ap = ape ile ayrılmıştır).

Abaev V.I., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 312.


Ditulas (Διτυλας) - Aristophanes'in komedilerinden birinde bu isim altında bir İskit polisi (σκυθαι τοξοται) gösterilir.

Aristophanes (yaklaşık MÖ 446 - yaklaşık MÖ 386), Ran., 608.


Dugdamme (Dugdamme, Tugdamme) - Küçük Asya fetih seferlerinde Kimmerleri yöneten lider, Sandaksart'ın babası. Asur kaynaklarında Saka-Ugutum kabilesinin kralı olarak anılır (Quti/Kiti ? Oguzes? Utes/Udes/Uses? Plinius, Kafkasyalı Udesleri "İskitler" olarak adlandırır ve göçebe yaşam tarzını, at yetiştiriciliğini, yurtlarda ve arabalarda yaşamayı ima eder). Elnitsky L.A., Hazar Sakaları ile Kimmer akrabalığı bulur. İsim Kimmerce olmakla birlikte, İskitlerle bir bağlantı göz ardı edilmemektedir (Herodot'a göre İskitler Asya'nın derinliklerinden gelirken, Kimmerler Kuzey Pontus kökenli görünmektedir. Hem Kimmerlerin hem de İskitlerin Kurgan Kültürü'ne ait olduğu ve İskit kurganlarının Altay bölgesinde ortaya çıktığının kanıtlandığı düşünüldüğünde, bkz A.Alekseev ve diğerleri "14C", Kimmerler N.Pontic'in Timber Grave Kurgan halkına aittir. Daha sonra, MÖ 8. yüzyılda İskitlerin Kimmerlerle karşılaşması MÖ 5-4. yüzyılda Aral Denizi civarında tekrarlanmış, Kereste Mezar Kurgan halkının iki kolu Horezm uygarlığını kurmak için yeniden birleşmiştir, bkz L.T. Yablonsky "Ancient Chorasmia". M.Ö. 8. yüzyıldaki olayların aksine, Aral karşılaşması birlikte yaşama ve ortak yaşamla sonuçlanmıştır. Her iki durumda da, Timber Grave halkının N.Pontic soyundan gelenleri, doğu Orta Asya veya batı Orta Asya bozkırlarından gelen Timber Grave soyundan gelenlerle karşılaştı. M.Ö. 8. yüzyılda kültürleri neredeyse aynıydı, arkeolojik olarak ayırt edilemezdi, bkz A.Ivanchik (2001) "Kimmerler ve İskitler". M.Ö. 5-4. yüzyıllarda Kurgan kültürünün versiyonları, farklı ithalatlar dışında hala açıkça ilişkili görünmektedir, ancak doğu kolu genetik olarak, o zamanlar her iki taraf için de algılanamayan, ancak modern fiziksel antropologlar tarafından açıkça ayırt edilen ve Boğaz anıtlarının sanatında ve Solokha kurganının sanat eserlerinde yansıtılan doğu Mongoloidlik karışımının mirasını taşımıştır. Gimbutas'ın IE teorisi veya bu teorinin herhangi bir modifikasyonu, sahadaki gerçekler tarafından sunulan kanıtlara dayanabilir veya bunları açıklayabilir).

Strab., Geogr., I, 3, 12; Elnitsky L.A., Ibid, s. 26.


Evtimahos (Ευτιμαχος) - MÖ 570 yılında Attik usta Ergotim tarafından üretilen ve Clyties tarafından boyanan siyah figürlü François kraterindeki bir okçunun adı.

M.V.Skrzhinskaya. Kimmer ve İskit efsanelerinin kahramanları, VDI, 1986, No 4, s. 84.


Zarina (Ζαρινα) - İskitlerin kraliçesi, Sakalar (MÖ 400 civarı) (İskitler, Hunlar, Usunlar, Türkler, Araplar, Moğollar vb. gibi akrabalık ilişkileri kurmak için yerel soylularla evlenirlerdi. Zarina kulağa bir Baltık ismi gibi geliyor, Baltların tarihsel olarak K.Pontus ve Balkanlar'ın orman kuşağını işgal ettikleri kanıtlanmıştır. Zarina, Litvanca jariya, çoğ. jaryyos "sıcak kömürler" vb. ile benzerdir; Prusya sari "ısı"; Litvanca jara "şafak", jereti, jeriu "parlama, parlaklık", jeruoti "için için yanma, parlama", jirstu, jirti "kıvılcım" rajaras "şafak parıltısı - Vasmer. Zarina kraliçelerden biriydi, ama kesinlikle kraliçe değildi, bu sadece İskit eş hanedan soyundan gelebilirdi).

Ctesias (yaklaşık MÖ 400).


Igdampayis (Ιγδαμπαιης) - Olbia'dan MÖ 480'lere ait siyah figürlü bir kilik üzerindeki isim. Yu.G.Vinogradov bu ismin İskit toponimi Ezampaios (Εξαμπαιος) ile yakınlığına dikkat çeker (Herodotos, IV, 59).

V.P.Yaylenko, KSIA, 159, 1979, s. 57; Yu.G.Vinogradov. MÖ 6-5. yy Olbia Prosopografyasında Barbarlar / Demografik durum ...


Idantemis (Ιδανθεμις) - Berezan'dan MÖ 6. yüzyılın ilk yarısına ait bir matara üzerindeki yazıtta geçen isim. Yazıtın tamamı şöyledir: "Bu kannikin Idantemis'e bir hediye olarak sunulmuştur."

Yu.G.Vinogradov. MÖ 6-5. yy Olbia Prosopografisinde Barbarlar / / Büyük Yunan kolonizasyonu sırasında Karadeniz'deki demografik durum. Tiflis, 1981.


İdanthirsos (Ιδανθιρσος) - MÖ 514 yılında Perslere karşı savaşan İskit kralı. Skopasis ve Toksakis ile birlikte İskitler, Sauromatlar, Boudinler ve Gelonlardan oluşan birleşik bir ordunun başındaydı. Kral Gnur'un torunu, Savlius'un oğlu, Anakarsis'in yeğenidir.

Herodot IV 76, 120, 126, 127, Justin (Junianus Justinus, MS 2. yüzyıl), Pompey Trogus eserlerinin Epitome'u (MÖ 1. yüzyıl), II, 4, 8 VDI yayını, 1954, No 2.


İşpakai (Išpakai) - İskitlerin Asya'daki seferlerinde liderleri. Asur kaynaklarından bilinmektedir. Elnitsky'ye göre İşpakai'nin kız kardeşi Şpako, Kimmer kralı Teuşpa'nın (Teispa) karısı olmuştur. İşpakay ve Şpako isimleri İskitçe'den gelmektedir. špaka - köpek (Tr. Ishpakai = Ish/Ash + pak + ai = As (kabile) + prens (bek) + kişisel saygı eki -ai. Ishpakai ve Shpako isimleri špaka = köpek ile eşseslidir. Tr. dog = kopek, özellikle h/s değişimi göz önüne alındığında biraz yakındır. s > h > k, görünüşe göre MÖ 7. yy. MÖ), ancak Vasmer bunu Avestan "aspa" - at'tan çıkarır (Vasmer manipülasyonuyla ilgili 3 sorun vardır, eğer bir harf değişikliği tamamsa, o zaman Shpako = špaka = dog = kopek de tamamdır; Ish kısmı, Ish-guza'da olduğu gibi Ases anlamına gelir, bu nedenle s ve p açıkça farklı köklere aittir, Ishpakai, Ishguzai'nin bir başıdır, bu hata, IE olmayan eklemeli dillere ait kelimelere körü körüne IE esnek yapısını uygulayan filologlar için semptomatiktir; ve eğer isimlerde hayvan kullanımı etnolojik olarak çok Türk ise ve açıkça Farsça bir gelenek değilse, neden bunu Türk sözlüğünde değil de Farsça sözlükte arıyorsunuz? İran etimolojilerinde aspa = at sihirli bir değnek görevi görür, hiçbir şey işe yaramadığında değneği sallayın. Vasmer güvenilirliği ile kumar oynuyor).

Herodot I 110; Elnitsky L.A., Avrasya steplerinin İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 25, Konig F.W. Alteste Geschichte der Meder und Perser .- der Alter Orient, Leipzig, 1934, Bd. 33, H. 314, S. 31.


Kanita, Kanites (Κανιτα) (Kani, Ape)- Toprakları Dobruca'da, Tuna'nın ötesinde olan İskit kralı. MÖ 3. yüzyılın sonu - 2. yüzyılın başında Tom ve Odessus adına sikkeler bastırmıştır (Dobruca, Sekler'in tarihi bir ülkesidir. "Han/kan/kağan/kağan/qan" ile Türk kökleri kraliyet unvanlarında bol miktarda bulunur ve yabancı çarpıtmalar bunların önemini artırır: Shanuy, Chanuy, Kanishka en belirgin olanlarıdır.  İskit olmayan seküler, dini ve tarımsal sembolojiye sahip Trak prensliklerinin nişanları, hükümdar adına vuran özerk yerleşik Trak darphanelerine işaret eder).



Cannabis (Κανναβις) - İskitler arasında kenevirin (cannabis) adı (Tr. kenevir - kenevir, neredeyse mükemmel bir eşleşme).

Herodot IV 74.


(Kararves) Καραρυες - İskitçede ev (sondan eklemeli Tr. kara = kara, olağan (şekil), batı + ev = ev, yani kalıcı konut veya yerin aksine ikincil ev, koç, koç; MS 6. yüzyılda Yunanlılar İskitleri Bulgarlar ve Türkler olarak adlandırıyorlardı, bu doğrudan Bulgarlardan veya Türklerden bir alıntı olabilir. Avrupa klasik kaynakları ve aynı şekilde Çin klasik kaynakları, yerleşik tarımcıların gözünde atlı hayvancılık hayatının en çarpıcı özelliği olan arabaları ve yurtları vurgular ve her ikisi de hasattan ve yerleşik toprak işleyicilerinden bahsetse de, kalıcı kişlak köylerini ve evlerini es geçer. Doğu Hunları için bazı kalıcı konut tipleri tespit edilmiştir, ancak Doğu Avrupa'da bulunan aynı tip konutlar, İskitlerin kalıcı konutlara sahip olmadığına dair kaynaklardan esinlenen inanca dayanarak rutin olarak İskit olmayan nüfusa atfedilmektedir. Bu durum, göçebe at hayvancılığının yarı göçebe hayvancılıktan, onun da kalıcı konutlara sahip Neolitik yerleşik avcılık ve geçimlik tarım ekonomisinden geliştiği konusunda eğitimli olmalarına rağmen, "Avrupalı" ve "Hint-İranlı" olduğu kesin olarak varsayılan örnekler arasında Türklerle bağlantılı genetik sonuçlara rastladıklarında çok sayıda genetikçinin ifade ettiği naif "şaşkınlıklara" benzemektedir).

Hesychius (Hσύχιος, MS 6. yüzyıl, Miletoslu)


Kargaluk - Azak Denizi'nin İskitçe adı, Roma/Yunan gölü veya bataklığı Meotida ve ayrıca "İskit veya Sarmat göletleri" (Türk. Karga = "eski", luk = son ek, Kargaluk kelimesinin kime ait olduğunu görmek için Google'a bakın).


Carthasis - İskender Makedon döneminde bir İskit kralının kardeşi.

Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 2, Curtius Rufus'a atıf.


Katiarlar - efsanevi Targitai'nin ortanca oğlu Arpoksai'nin soyundan gelen bir İskit klanı. Katiarlar, Avhatlar, Traspianlar ve Paralatlar ile birlikte kraliyet İskitlerinin kabilesi olan Skolotlara mensuptu (Arpoksai, Katiar kabilesinin koruyucusudur, kendisine ilahi bir hediye olarak bir saban verilmiştir; Tr.'deki saban kot-an, ket-men, "qat" = katman, tabaka'dan gelmektedir. Slavlar tarafından benimsenen ketmen sözcüğü Rus diline çapa sözcüğü olarak geçmiştir. Tr.'de Katiar'ın ikinci kısmındaki ar/yar kelimesi yarmak (v.) ve adam (n.) anlamına gelir. Bu mekanizmanın orijinal anlamı bir katmanı bölen bir alettir. Bu doğrudan etimoloji, Herodot'un hikayesine, saban adının kökenine ve toplumdaki rollerine doğrudan atıfta bulunan kabilenin adının kökenine mükemmel bir şekilde uymaktadır. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", s. 172'den itibaren).

Herodot IV 6; M.İ. Artamonov, Sovyet Biliminde İskitlerin Tarihi, VDI, 1947, No 3, s. 76.


Kobos (Κωβος) - Kimmer (İskit) Trer kabilesinin lideri

Strab., Geogr., I, 3, 12.


Kolandak (Κολανδακης) - Olbia'dan MÖ 4. yy. başlarına ait siyah sırlı bir kilik üzerindeki isim. Kuşkusuz κολανδακης'in İskit Skolot kabilesi ile bir bağlantısı (Tr. kolan = kolan, cinch, kolanda = kolanda, bu tesadüf hiçbir şey ifade etmiyor, sadece rastgele bir durum. Önerilen bağlantının nasıl "şüphesiz" hale geldiği kimsenin tahmin edemeyeceği bir şeydir).

I. Tolstoy, Kuzey Karadeniz kıyısındaki antik Yunan şehirlerinin grafitileri. Leningrad, 1953, s. 11; Yu.G.Vinogradov. M.Ö. 6.-5. yüzyıl Olbia Prosopografisinde Barbarlar / Demografik durum …


Koloksai (Κολαξαις) - Targitai'nin küçük oğlu, İskitlerin Paralat klanı kökenini ondan alır. G.A.Stratanovsky, Herodot'un çevirisi için yaptığı yorumlarda, ismin aşağıdaki İran transkripsiyonunu verir - Skolahshayya. M.I. Artamonov paralellikler önermektedir: Koloksai -Kol - Skol - Skolot (Kahve telvesi rastgele tahmin için çok kullanışlıdır. Tr.'de "kola" tunç ve dolaylı olarak kılıç (tunçtan) anlamına gelir; gök anlamına gelen "khalyg" kelimesi de semantik ve fonetik olarak yakındır, çünkü göksel hediyeleri geri alabilen Koloksai idi. Targitai'den sonra Koloksai, Hint-Avrupa geleneklerindeki en büyük oğulun aksine en küçüğün ebeveynin mülkünü miras aldığı Türk geleneğine uygun olarak Skolot hanedan kabile birliğinin başı olmuştur.  Mitolojik olarak Koloksai, Herodot'un kılıç kültü ile Yunan savaş tanrısı Ares ile ilişkilendirdiği ve Ares'in de Mısır Hor'u, Roma Mars'ı, Sümer İş-Kur'u olduğu göksel bir hediye olarak kılıç almıştır. En azından MÖ 26. yüzyılda ödünç alınmış yabancı bir tanrı olan İş-Kur, Herodot'un İskit "Ares "inden en az 2 bin yıl, Hun Kuar'ından 3 bin yıl daha eskidir ve bir Sümer "Vahşet Tanrısı "dır. Türklerin koruyucusu Kuar (Herodot'un "tanrı" kelimesini kullandığı dönemin Yunan dilinde) Yunan Ares'iyle, Türklerin kılıç kültü de Ares'in kılıç kültüyle paralellik gösterir. Tarihsel dönemde Batı ve Doğu Hunları ile Kafkas Hunları, Avarlar, Albanlar ve Bulgarların kılıçlarına saygı gösterdikleri kaydedilmiştir. Bilinen son kılıç yemin ritüeli Geç Orta Çağ'da Büyük Osmanli Süleyman için tanımlanmıştır. Priskus, Batı Hunlarını doğrudan İskitlerle özdeşleştirmiş ve Attila'nın atalarının uzun süredir kayıp olan kutsal kılıcını nasıl yeniden ele geçirdiğini, onu konumunu güçlendirmek ve ilahi kutsama için nasıl kullandığını anlatmıştır. Anlamsal ve fonetik akrabalıklar, son derece farklı tarihlere sahip çeşitli Türk halkları arasında varlığını sürdürmektedir: Eski Çincede "Chu" olarak ifade edilen ve -r/-l dönüşümlü "Chor/Chur/Gur" kelimesi, bin yıl boyunca en iyi Kara Chur ve Gurkhan gibi unvanlardan bilinen "Meshedilmiş Prens" anlamına geliyordu; her yerde bulunan Kerogly efsanesi Kerogly'ye göksel bir kılıç bahşeder; Mars'ın Türkçesi Kürüd'dür; Tuvi'lerde Savaşın Koruyucusu için Kogol, Buryat'larda Ateşli Canavar için Gal-Dulen ve Gal-Nurman ve Gök Gürültüsünün Sahibi için Gal Tengri; Özbek'lerde Gök Gürültüsünün Sahibi için Momo-Guldurak; Çuvaş'larda Güç Sahibi için Khur-as Antarakan; 9. yüzyıl Azerileri Kuar'ı "Khurram" olarak telaffuz etmişlerdir. Targitai'nin en küçük oğlu olan Koloksai, Herodot'un anlatısında kesici kılıç kullanan bir pra-royal olarak önemli bir yere sahiptir ve sayısız mitolojik kalıntısı Türk mitolojisinde aynı rolü oynar. Hint-Avrupa mitolojisinde en büyük oğul tercih edilirken, Türk mitolojisinde en küçük oğul tercih edilir ve bu durum Türk hikâyelerini yeniden aktaran Slav efsanelerine de geniş ölçüde yansır. Ref. Z.Gasanov "Kraliyet İskitleri", s. 216-255, 296

Tek bir kelime, Arpoksai ve Lipoksai'de olduğu gibi, her iki anlamı da, yani ilahi bir armağan ve bir kılıcı tasvir eder).

Herodot IV: 5, 7, M.I. Artamonov, Sovyet Biliminde İskitlerin Tarihi, VDI, 1947, No 3.


Kolos (Κολος) - İskitlerde dört ayaklı hayvan. Bu hayvan uzun süre susuz kalabilirdi. Boyut olarak geyik ile koyun arasındaydı. Rengi beyazdı ve yukarıdaki hayvanlardan daha hızlıydı (Yerel bir hayvan olduğundan, İskit öncesi bir isim beklemeliyiz. Puma, puma, lama, iguana, opossum, mısır, vb. yerli adları korumak için iyi örneklerdir. En iyi bahisler olarak Baltık, Fin, Ugrian dillerine bakın, Kürtçe de K.Pontus'ta önemli bir topografik varlığa sahiptir; Gambitus teorisini kontrol etmek için İranca).

Strabon. Geography, VII, 4, 8 içinde Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 4, s. 207.


Lik - İskitya'da bir nehir, Thissagetes topraklarından akar, Meotida'ya dökülür. Şimdiki nehir Manych (Thissagetes'in Yunanca Masguts anlamına gelen Massagetes'in yanlış yazımı olduğu kabul edilmektedir. Herodot zamanında Manych akan bir nehirdi ve bu kayıt bize Masgutların Aral bölgesine ek olarak Kuzey Kafkasya bozkırlarında da bulunduğunu söylüyor. Tabii Thissagetes bilmediğimiz bir şeyle birleşik değilse).

Herodot IV 123.


Lik (Λυκος) - İskit kralı, Spargapith'in oğlu, Gnur'un babası, Anakarsis ve Savlius'un büyükbabası.

Herodot IV 76.


Lipoksai (Λιποξαις) - Targitai'nin en büyük oğlu, İskit klanı Avhat'ın atası. M.I.Artamonov, Lipoksai - Lip - başka bir efsaneye göre Gelon isimlerinin eşleşmesine işaret etti (Fonetik gerekçelerle, Lip, Türk Alp = Ruh, Patron, Ev Sahibi, Melek, Aziz. Bu revizyon O.J.Maenchen-Helfen ve W.B.Henning'e aittir, onlar "al-" harfinden "a" harfinin düşerek "la/li/" harfinin ortaya çıktığını belirtmişlerdir. Lipoksai ilahi bir hediye olarak bir boyunduruk almıştır, o bir tuzakçıdır. Avhat avcı kabilesi Lipoksai'den türemiştir. Boyunduruk bir tuzak ve kontrol sembolüdür. Herodot'un Lipoksai'nin göksel bir yay gerebilen tek kişi olduğuna dair hikayesi, Alpamış hakkındaki her yerde bulunan Türk efsanesinde tekrarlanır ve Lip- ve Alp-'in mitolojik özdeşliğini doğrular. Mitolojik uygulamalarda Alp, güçlü ve mucizevi bir koruyucudur. Seküler kullanımda Alp, soylu bir soyu ifade eder ve bu sıfatla yaygın bir yayılıma sahiptir. Alp Ar Tongi olarak Lipoksai, İran mitolojisinde Athrosiab ve Tur'un oğlu olarak öne çıksa da, Herodot'un Lipoksai'yi Targitai'den türetmesiyle yakından paralellik gösterse de, Lipoksai için mitolojik, epik, genitor veya seküler yönlerden hiçbir İran etimolojisi önerilmemiştir. Türk efsaneleri, Lipoksai ve Arpoksai'ye Alpler'in bir pozisyonunu verirken, en genç Koloksai'ye tanrısallaştırılmış bir pozisyon vererek Herodot'un efsanelerinin destansı çizgisini sürdürür. Ref. Z.Gasanov "Kraliyet İskitleri", s. 204-209, 272

Öte yandan, baştaki "a" harfi birçok başka örnekte korunmuşken neden kaybolsun? Başka seçenekler de var: lap, lep, lip, "iyi, doğru, dürüst, gerçek, samimi, tam olarak, gerçekten", lev, liv, "yemek, gıda, gıda maddeleri, yenilebilir şeyler, ağız dolusu, incelik". Her iki seçenek de özel ayarlamalar olmaksızın anlamsal olarak uygun başlık-ad oluşturacaktır: "Haklı, Doğru" ve "Sağlayan, Kumanya Veren, Kazandıran". Yine, Arpoksai ve Koloksai'de olduğu gibi, tek bir kelime "Adil Hükümdar" ve "Sağlayıcı" anlamlarının her ikisini de tasvir edecektir).

Herodot IV 5, 6, M.I. Artamonov, Sovyet Biliminde İskitlerin Tarihi, VDI, 1947, No 3.


Lohant - Lukianus'un "Toksarid ya da dostluk" adlı diyalogunda bir karakter, İskitlerin Bosporialılar, Sarmatyalılar ve Alanlarla savaşları sırasında liderleri olan Arsakom'un yoldaşı. Muhtemelen, Lohant gerçek bir İskit ismidir.

Lucian (Samosata'lı, MS 125-180) Diyalog "Toksarid ya da dostluk.”


Madius (Μαδυης ya da Μαδυς) - Partatua'nın oğlu (Madies - Prototies'in oğlu). Madius, Partatua'nın MÖ 653'te ölümünden sonra iktidara geldi, saltanatı genellikle "İskitlerin Asya üzerindeki 28 yıllık hakimiyeti" ile ilişkilendirilir.

Herodotos I 103; F.H.Gutnov. İskit portreleri / / "DTV" Dergisi, No 3, 1999.


Makent - Lukianus'un "Toksarid ya da dostluk" adlı diyalogunda bir karakter, Arsakom'un yoldaşı, İskitlerin Bosporialılar, Sarmatyalılar ve Alanlar ile savaşları sırasında bir lider. Muhtemelen Makent gerçek bir İskit ismidir.

Lucian Diyaloğu "Toksarid ya da dostluk."


Marsaget - İskit kralının kardeşi (muhtemelen Idanthrs'in kardeşi). Knidoslu Ctesias'a göre Marsaget, Darius'un İskit seferinden önce diğer İskitlerle birlikte Persler tarafından esir alınmıştır (Tr. popüler Bars = Leopar + get = guz = kabile, günümüzde oldukça yaygın olan "m/b" değişiminin "m" lehçesinde, ancak muhtemelen geçmişte farklı kabilelerle sınırlıydı. Balkarca'daki Balkar için Malkar iyi bir örnektir).

Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 2, s. 299.


Matas (Ματασυς) - Berezan Ahillodor'un bir sakini tarafından MÖ 630-610 yıllarında yazılmış bir mektupta geçen bir isimdir. Yu.G.Vinogradov bu ismin İskit kökenli olduğu görüşündedir. Mektuptan Matas'ın bina ve köle sahibi olduğu anlaşılmaktadır.

Yu.G.Vinogradov, VDI, 1971, No 4, Yu.G.Vinogradov. MÖ 6-5. yy Olbia Prosopografyasında Barbarlar / Demografik durum ...


Myrgetai (Μυργεται) - sadece Hekateus tarafından bildirilen ve antik yazarlardan başka hiç kimse tarafından bildirilmeyen bir İskit halkı. Latyshev, Hecataeus'un Mirgetai'yi yanlışlıkla Plinius tarafından Tiragetes, Batlamyus tarafından Tirangetes ve Strabon tarafından Tirrgetes olarak adlandırılan aynı halk olarak adlandırdığını varsaymıştır (Myrgetai'nin şeffaf bir Türk etimolojisi vardır: Mir = hükümdar + get = guz = kabile. Tiragetes Yunanlılara peynir veren halktır).

Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 1, s. 299.


Naparis - İskitya'da, İster'in (Tuna) bir kolu olan nehir.

Herodot IV 48.


Napit - Kırım'da bir kale adı, İskitler MÖ 2. yüzyılda inşa etmişlerdir.

Andreev, Kırım Tarihi, M., 2002.


Oap (Οαρος) - İskitya'da nehir. Modern Sal Nehri (47.5°N 40.8°E). Batlamyus bu ismi Volga'ya uygulamıştır.

Herodot IV 123, 124; L.A.Elnitsky, s. 109.


Oiorpata (Οιορπατα)- İskitler Amazonlara (Herodot'un aktarımında) Oiorpata derlerdi (Tr.'de Er/ir/eir "adam" anlamına gelir ve Tr.'de pata "kırar, döver, öldürür" anlamına gelir. Yazar sadece "İskitçe eor'un Türkçe oyor, eyr, er - adam'a dikkat çekici bir şekilde benzediğini" değil, aynı zamanda İskitçe pata'nın Türkçe pata - kırar, döver, öldürür'e dikkat çekici bir şekilde benzediğini de not etmez. Bileşik kelimelerin tesadüfen bir araya gelmesi neredeyse imkansızdır. Bu "İranlılar" daha da dikkat çekiciydi, Türkçeyi ana dil olarak konuşuyorlardı ve bileşik kelimeler kullanıyorlardı). Bkz: Eorpata.

Herodot IV 110.


Oium (Oyum) - Gotik (Jordanes tarafından İskitçe olarak adlandırılır) dilinde İskitya'daki toprak, Jordanes bunu etnik bölge adı olarak kullanır. Türk Tatarcasında ömə "topluluk, komün", "yardım, komünal yardım, gönüllü yardım", Khakas (aslen Enisei Kirgiz) - öme veya ime, "ortak çaba, birlikte, birlik", -ty/ly ekiyle bir kabile belirteci olarak hizmet eder. Kelime -b/m dönüşümüyle öbə/öbe/ibe olur ve Toks-oba veya Kara-Oba veya Kos-Oba veya Kul Oba veya sayısız diğer Türk toponimik örneklerinde olduğu gibi oba haline gelir, Obaly = oba'da yaşayan insanlar; bu nedenle oba, İngilizce habitat'ın bir akrabasıdır, yani "yaşanacak yer, yerli yer, vatan" ve obaly, homefolk, kins'tir. Gotik Oium, Bulgarcada Altyn Oba = Altın Vatan [H.Wolfram, Th.J.Dunlap, 1990, "Gotların Tarihi", s.42, n. 42] olarak adlandırılan ve on kabilelik Onogur konfederasyonuna bağlı Sarmatyalı Spali veya Spalei'nin yaşadığı Azak Denizi kıyıları ile özdeşleştirilir

Jordanes 60,15 ve 61, 1, "Gotların kökeni ve eylemleri"


Olkavas (Ολκαβας) - İskit adı.

Appian, Frontinus.


Oktomasad - İskit kralı Ariapith'in Trakya kralı I. Teres'in kızından olan oğlu (MÖ 525-448). Oktomasad, kral Skil'e karşı ayaklanan komplocuların lideriydi. MÖ 450 yılında Oktomasad'ın emriyle Skil öldürülmüştür (Tr.'de "Şad" Veliaht Prens'tir).

Herodot IV 80.


Opiya (Opoiya) - bir İskit kralı olan Ariapith'in karısı, bir İskit. Krala Orik adında bir oğul doğurdu. Ariapith'in M.Ö. 470 yılında ölümünden sonra, Ariapith'in en büyük oğlu Skill ile yetişkinliğine kadar ortak hükümdarlık yapmıştır. Opiya adı, Delos'taki Apollon tapınağını ziyaret eden Hyperborealı genç bir kadın olan Opis'le seslendirilmiştir (Tr.'deki "Apa", erkek "Aga "nın kadın karşılığıdır. "Apa" "kıdemli, büyük, kıdemli kız kardeş, saygıdeğer kadın" anlamına gelir. Kıdemli bir eş, diğer tüm eşler ve kocası tarafından "Apa" olarak adlandırılırdı. Tanıdık bir hitapta, örneğin bir teyze veya kız kardeş için, "Apa" isme eklenir, Arga-apa, Shpako-apa, vb.


Ayrı bir etnolojik belirteç de naipler kurumudur. Tüm komşularının aksine ve özellikle Hint-Avrupa halklarının zihniyetinin aksine, Türk halkı kadınlarına yüksek saygı ve büyük ölçüde eşitlik tanıyordu. Kadınlar devlet işleriyle ilgili kararlara, diplomatik kabullere, devlet kutlamalarına, koca seçimine katılır, tam miras hakkına sahip olurlardı. Bir kocanın ölümü üzerine ve bir halef seçilmeden önce, dul bir kadın varsayılan naipti ve seçilmiş bir halefin olgunluğuna kadar öyle kaldı. Bir naibin yürütme görevlerini, genellikle genç kralın anne tarafından amcası olan, anne tarafından bir klan ya da kabileye mensup olan ve bu nedenle kendisi haleflik için uygun olmayan erkek kardeşine devredebilirdi. Tarih bize hüküm süren dul kral naiplerinin isimlerini bırakmış, hatta bazıları savaş zamanında bir ordunun başına geçmiştir. Anne tarafından Ermi klanının bir lideri, Nominalia'da "Gostun" olarak adlandırılan genç Han Kurbat'ın naibiydi. Özellikle dul naiplik kurumunun varlığı, İskitlerin Pers/İran/Hint-İran dilli olmalarına karşı en iyi etnolojik argüman olarak hizmet etmektedir. Pers/İran/Hint-İran gelenekleri kadın önceliği kavramıyla bağdaşmaz. Türklerin kadın naiplik kurumu, iki eş hanedan kabilesi arasındaki dualistik anne-baba savaş birliğinin doğrudan bir sonucudur; toprak, ülke ve halk anne yarısına aittir, ancak baba yarısından seçilmiş bir aday tarafından yönetilir).

Herodot IV 78.


Opis - Delos'taki Apollon Tapınağı'nı kadın arkadaşı Arga ile ziyaret eden genç bir Hyperborean (İskit) kadının adı ("Apa" Tr.'de erkek "Aga "nın kadın karşılığıdır. "Apa" "kıdemli, büyük, kıdemli kız kardeş, saygıdeğer kadın").

Herodot IV 35.


Ordess - İskitya'da İster'in (Tuna) bir kolu olan nehir (Belki de bir hükümdarın ordugâhının bulunduğu yer, "horde", "orta "dan = merkez).

Herodot IV 48.


Orik (Ορικος) - İskit kralı Ariapith'in küçük oğlu. Annesi İskit Opiya (Opiya - Tr. "Apa") idi.

Herodot IV 78.


Palak (Palakos, Παλακος) - İskit kralı, kral Skilur'un oğlu. Başkenti İskit Neapolis'te olmak üzere Kırım İskityası'nı yönetmiştir. MÖ 107'de Chersones ile savaştı, Mithridates VI askeri komutanı Diophantus ile savaşta öldürüldü (Palak, yerle bağlantılı bir unvanın parçası olabilir, bu durumda bir kale Palak, Tr. "balyk/balik" - bir yerleşim, şehir, kale; daha az olası bir kraliyet adı etimolojisi, İngilizce beluga balinası veya mersin balığı için Rusça alıntı kelimede olduğu gibi homofonik "balyk/balik" = balığa yükselir).

S.A.Jebelev, The last Perisad and the Scythian rebellion in the Bosporus, VDI, 1938, No 3; O.N.Trubachev, The linguistic periphery of the ancient Slavs. Kuzey Karadeniz kıyısındaki Hint-Aryanlar/Problems of Linguistics, No 6, 1977, s. 17.


Palakion (Παλακιον) - MÖ 2. yüzyılda İskitler tarafından Kırım'da inşa edilen kalenin adı. Kuşkusuz bu kalenin adı İskit kralı Palak'ın adıyla bağlantılıdır (Tr. "balyk/balik" yerleşim yeri, şehir, kale; her iki isim de aynı kelimeye dayanmaktadır, ancak Andreev'e rağmen doğrudan bağlantı olası değildir).

Andreev, Kırım Tarihi, MM-2002.


Palos (Παλος) - bir İskit klanı. M.I.Artamonov, Palsları Herodot Paralat ile ilişkilendirmiştir. Pals-Paralatların Asya'dan geldiğine, Skolotların ise Karadeniz bölgesinin otokton sakinleri olduğuna inanıyordu (Herodot, Skolot'un Avhatlar, Katyarlar, Traspiler ve Paralatlardan oluşan bir kabile birliğinin genel adı olduğunu doğrudan belirtir; Skolot adı, eski bir İskit ülkesi olan Dobruca'da yaşamaya devam eden modern Seklerlerde ve N. Pontus'ta yaşamaya devam eden Eskellerde tanınır.Pontus'ta ve Erken Orta Çağ'da Bulgar konfederasyonunun önde gelen kabilelerinden biriydi; "Skolotlar "ın her iki kolunun da Türk dilli olduğu tartışmasız kabul edilmektedir; Seklerler runiform yazının kendi versiyonunu 17. yüzyıla kadar korumuşlardır; şimdi Macarca konuşsalar da hala alt katman Türk dilinin ağır izlerini taşımaktadırlar; Sekler dili üzerine korunmuş materyallerin filolojik bir çalışması "Skolotlar "ın dilini aydınlatmaya yardımcı olacaktır. İskitler için kullanılan her iki genel terim, Yunanca Scyth ve Farsça Saka, etimolojik olarak "S'kl" kökünden gelen Skolot kabile birliği veya Skolot kabileleri için kullanılan genel terimle ilişkilendirilmiştir. Palos'un etimolojisini kimse tahmin edemez. Ref. M.Zakiev).

Diodorus Siculus, Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 4, s. 250; M.I.Artamonov, Sovyet Biliminde İskitlerin Tarihi, VDI, 1947, No 3.


Panasagor - İskit kralı Sagilla'nın oğlu. Yunanlılarla savaşan Amazonların yardımına babası tarafından büyük bir orduyla gönderilmişti (Sagill, Saka + il = toprak, ülke, Saka'nın "S'k" kökünden yabancı bir türev olduğu, Atails, Atilla vb. Aynı kök "S'k" kelimesi, İskitler ve Saka için ortak orijinal endonimi ifade eden oğlunun adının "sagor" kısmında da mevcut olabilir. "S'kl" sözcüğündeki "-l" eki Türk dilindeki "ly/lar" ekinin bir yansımasıdır: İskit > İskitler, Saka > Sakalar. ).

Justin (Junianus Justinus, MS 2. yüzyıl), Pompey Trogus eserlerinin Epitome'u (MÖ 1. yüzyıl), II, 4, VDI yayını, 1954, No 2.


Panticapeum (Panticapeum, Παντικαπης) - İskitya'da bir nehir, Panticapeum Boğazı ile karşılaştırın (Karadeniz Tr. punty/pünte "yiyecek bakımından zengin", bün/bun "çorba, lapa" kökünden Türk iyelik eki -tè/-t'/-dè/-d'/-lè/-ly ile. Tr. kapag/kapa "kapı "dır. Pontikapei toponimi tarihsel olarak Tr. pontykapy "Pont Kapısı "na yükselir. Bu şehrin adı daha sonra Pontikapy kelimesinin zıt anlamlısı olan Kerch olarak değiştirilmiştir, Tr. Keresh "giriş "tir - M.Zakiev, 2002. Nehir şehrin adıyla anılıyor olabilir).

Herodot IV 47.


Papai (Papei) - İskit panteonunun bir tanrısı. Herodot onu Yunan Zeus'u ile karşılaştırmıştır (Tr. Papai/Babai "büyükbaba, ata, ata, primogenitor". Slavca büyükanne "baba, babushka", sessiz "p/b" ile Papai olan Tr. Babai kelimesine yükselir. Günümüze ulaşan 13 ana Türk dilinden 8'inde sesli "babai", 3'ünde sessiz "papai" biçimi vardır: Alataik, Çuvaşça ve Hakasça. Papai doğrudan Türkçe bir sözcüktür ve hala aynı anlamla yaşamaktadır).

Herodot IV 59.


Paralates - Targitai'nin küçük oğlu Koloksai'nin soyundan gelen İskit klanı. M.I.Artamonov, Paralat'ı Diodorus Siculus tarafından bildirilen Pals ile ilişkilendirmiştir. M.I.Artamonov, Pals-Paralatların Asya'dan geldiğine, İskoçların ise Karadeniz'in otokton sakinleri olduğuna inanıyordu (Tr. parala = kesmek, par = parçadan; Tr. paralt = parlamak, parlatmak, parlatmak (İngilizce'de "Sublime" olarak çevrilmiştir); homofonileri nedeniyle, Paralat adı aynı anda her iki anlamı da ifade edebilirdi. Koloksai'nin mitolojik kökenini yansıtan bala = genç, oğul türevinden ek bir tat gelmiş olabilir. Önerilen bireysel ve kolektif etimolojilerin kombinasyonu mitolojik kadere mükemmel bir şekilde uymaktadır. Bunun da ötesinde, bir Tr. balta (sesli) = palta (sessiz) = balta/kılıç/halberler, Koloksai'nin kaderine düşen göksel balta/kılıcı temsil eder. İskitlerin profesyonel ya da tam zamanlı savaşçılar ve geri kalan milisler olarak iki kategoriye ayrılması, Diodorus Siculus'a göre ve M.I.Artamonov'un aksine, ekonomi-sosyal bir ayrımdır ve göçlerle hiçbir ilgisi yoktur).

M.I.Artamonov, Sovyet biliminde İskitlerin tarihi, VDI, 1947, No 3; L.A.Elnitskiy, Avrasya bozkırlarının İskityası. - Novosibirsk, 1977, s. 114.


Pardokas (Παρδοκας) - Aristophanes komedisinde (Ran., 608) bu isim altında bir polis (σκυθαι τοξοται) İskit olarak gösterilir. Bu ismin Aristophanes tarafından uydurulmuş olması mümkündür, ancak tarihçi Bledyz bu ismin Σπαρδοκας veya Σπαρδακος olarak okunması gerektiğini fark etmiştir. Bu isim Latince Spartacus ile aynıdır.

Aristophanes, Ran., 608.


Partatua - Asur kaynaklarından bilinen İskitlerin lideri. MÖ 673'te İşpakai'nin ölümünden sonra iktidara geldi. 663 yılında Asur ile ittifak kurdu ve Asurlu bir prensesi eş olarak aldı. Partatua'nın 653'te ölümünden sonra İskit kralı olan Madius'un (Madies) babasıydı. (Partlar hakkında bkz. Partlar)

Herodotos I 103; F.H.Gutnov. İskit portreleri / / Dergi "DTV", No 3, 1999.


Partlar (Παρθυατοι) - Dahae İskitlerinin bir kabilesi. Jordanes "...[Onlar] kabilenin savaşçı güçlerini terk ettiler ve kendi başlarına Asya'nın farklı bölgelerine yerleştiler..." demektedir. Pompeus Trogus, (Got Kralı Tanauzis'in ordusundan) firar edenlerin adından ve kökünden Partların geldiğini söyler. Bu yüzden bugün İskitçe'de onlara kaçaklar, yani Partlar denir". Aelius Herodian "Genel Prozodi Üzerine" adlı makalesinde bu etnonimi Παρθυατοι ("Parthiat" veya "Parthyat") şeklinde verir. Türkçede bu etnoterm par-tu-at-y < par = bar, baryrga "gitmek, binmek" fiilinin kökü + tu/ti = fiilden isim yapma eki ty + tu + "isim, lakap" + y = eklenmiş yabancı ek. Part etnoniminin orijinal biçimi 'bartyat' ya da 'partyat' olup semantik anlamı 'saptırılmış kabile' idi. Jordanes yakın bir anlam olarak "kaçanlar, firariler" anlamını verir. M.Zakiev, Parthian'ı çok daha sonra bilinen Türk etnonimi Pardy/Bardy ile eşitler. Yu. Zuev, Dahae'yi Tokhars'ın bir formu olarak izler, daha sonra Tuhsi ve Digors formlarında bilinir, bir Masgut/Massaget kabilesi

Jordanes, "Gotların kökeni ve eylemleri", Moskova, 1960, s. 70.


Pata - İskitçe "öldürmek" anlamına gelen eorpata - kocalarını öldürenler - kelimesinden gelmektedir. Avesta pada ile karşılaştırın - miras, döl (Türk ve İskit pata "öldürmek" ve Avestan pada = "miras, döl" uygun değildir, ancak bir fiil ve vurucu bir araç olarak Germen "yarasa" çok uygundur).

Herodot IV 110.


Pelamida - balık, Meotida'da orkinos cinsi.

Strabon. Coğrafya, VII, 6,2. Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 4, s. 207.


Plin - İskit kraliyet soyundan gelen genç bir adam. İskitya'dan sürüldükten sonra, Skolopit ile birlikte Termodont nehri kıyısındaki Kapadokya ülkesine yerleşti. Orada kadın Amazonlardan oluşan bir kabile kurdular.

Justin (Junianus Justinus, MS 2. yüzyıl), Pompey Trogus eserlerinin Epitome'u (MÖ 1. yüzyıl), II, 4, 1 VDI yayını, 1954, No 2.


Pontik - meyvesi Argippeis yiyen bir ağaç. Kelime İskitlerle yakından ilişkili olan halka aittir (Tr. punty/pünte "yiyecek bakımından zengin", besleyici, besleyici").

Herodotos IV 23.


Porata (Πορατα) - İskitya'da bir nehir, İster'in (Tuna) bir kolu, modern Prut nehri.

Herodot IV 47.


Portmei - bir Kimmer kenti. Herodot, Avrupa ile Asya arasındaki sınırın Tanais, Meotida ve Kimmer Şehri Portmei'den geçtiğini yazmıştır.

Herodot IV 45.


Psevdartaki (Ψευδαρτακη, Psefdartaki) - İskitya'da kutsal bir yer. Başka bir şekli de Ψενδαρτακη, Psendartaki'dir.

Bizanslı Stephen. VDI, 1948, No 3, s. 312.


Roxanaki (Ρωξανακη) - İskit-Sakaların ana şehri (M.Ö. 4. yüzyılda Massagetler/Masgutlar Aral Denizi çevresindeki deltaları işgal ettiler, yarı yerleşiktiler, önceki etnik olarak farklı nüfusla karışık yaşadılar ve arkeolojik izleri oldukça iyi araştırıldı. Tr.'de "Uraksy" "çiftçi" anlamına gelmektedir)

Ctesias. J. Gilmore. Ctesias. Persika fragmanları, 1888.


Savlius - MÖ 6. yy'ın ilk yarısında hüküm sürmüş bir İskit kralı. Babası Gnur'un ölümünden sonra başa geçmiştir. Yunanistan'dan dönen ağabeyi Anakarsis'i öldürmüştür. Savlius'un yerine Darius ile savaşmış bir İskit kralı olan İdanthirs geçti.

Herodot IV 76; Diogenes Laertius (MÖ 412-323 civarı), Felsefede Ünlülerin Biyografileri ve Öğretileri, M, 1979.


Savmakos (Σαυμακος) - MÖ 109 yılında kral V. Perisad'ın öldürülmesinden sonra Bosporus krallığı tahtına geçen bir İskit. Savmakos'un hükümdarlığı iki yıl sürdü, ardından Mithridates VI komutanı Diophantus tarafından yakalanarak Pontus krallığının başkentine götürüldü.

S.A.Jebelev. Son Perisad ve Boğaziçi'nde İskit İsyanı. VDI, 1938, No 3.


Sagaris (σαγαρις) - bir tür Saka (İskit) baltası ya da savaş baltası. Herodotos, düz şapkalı Sakaları anlatırken, "Sakaların ya da İskitlerin başlarında düz sivri şapkaları vardı, anaksiridler giyerlerdi, yerel yayları, hançerleri ve sagaris savaş baltaları vardı.

Herodot VII 64; L. Zgusta, Personennamen ...


Sagill - bir efsaneye göre, Amazonların Yunanlılarla savaşları sırasında yardım istedikleri İskit kralının adı. Amazonlara yardım etmek için Sagill, oğlu Panasagor komutasında büyük bir ordu gönderdi.

Justin, Epitome of Pompey Trogus works, II, 4, VDI yayını, 1954, No 2.


Sai (Σαιοι, Saioi) - B.N.Grakov, Sai'nin kraliyet İskitlerinin bir öz adı olduğuna inanıyordu ve isimlerini Avestan xsaya'dan, parlamak, hükmetmek. Saies hakkında Protogenes'i onurlandıran bir Olbia kararnamesi metni anlatılır: "... ve o rahip sırasında, Saies hediye almak için çok sayıda geldiğinde, ancak insanlar onlara veremediğinde ..." (Tr. sai = klan, soy hattı, bu ekin pek çok Türk isim ve unvanında görülmesinin nedeni budur. Köpek için kullanılan İskitçe kelime shpako gibi, bu kayda değer ek de hayatta kalmıştır ve Afganistan'da ve onun doğu sınırlarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Sai'nin etimolojisi, genel bir Hun = kün = kin, yani akraba kabileler olan Hun adının ve genel olarak bir yasaya veya organize bir devlete ait olma anlamına gelen Türk'ün ve genel bir sosyal gruba ait olmayı belirten bir dizi diğer Türk etnoniminin etimolojisini yansıtır. Sai, Aşina Türklerinin orijinal kabilesi olan Ch. Se ve Yunan kaynaklarındaki Serica ile bağlantılı olabilir).

IOSPE I2 No 32. Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. - Novosibirsk, 1977, s. 114 ve 152; J. Harmatta, Studies in the history and language of the Sarmatians. - Szeged, Macaristan, 1970.


Saitafern (Σαιταφαρνης, Saitafarnis) - İskitlerin ya da Sailerin kralı. Bu isim Olbia sakinleri tarafından Protogen onuruna mermer bir stel üzerine kazınmış bir kararnameden bilinmektedir. "... Kral Saitafern Konkit'e geldiğinde ve gelişi vesilesiyle hediye talep ettiğinde, Protogen halkın isteği üzerine 400 altın verdi ..." (İlk kısım Sai = kabile, klan + -ta/-ty = yer durum ekinin sondan eklemeli hali olabilir, yani "Sailerin").

IOSPE II No 32.


Sakaia (Σακαια) - bir İskit bayramının adı (Suvarlar/Savarlar/Sibirler kabilesinin halk arasındaki adı olan Saban kabilesinin adını taşıyan bir hasat kutlaması olan Türk Sabantui'nin yapısını andırır; bu durumda Sakaia, ortak bir şenlik olarak kabul edilen Sais'in bir kutlaması olacaktır. Her neyse, Saka'nın dini bir figür olduğuna dair bir işaret yoktur, bu da kutsal günün kökeni için ikinci bir olasılıktır).

Abaev V.I., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 301'de Hesychius'un eserine atıfta bulunulmaktadır.


Sakesfaris (Σακεσφαρης) - Bactr nehrinin ötesinde bir Saka İskit kralı (Tarihsel olarak bu, rastgele bir balıkçılıkla değil, çok mantıklı gerekçelerle İskit ve Osseri ve İranlıları birbirine bağlayan ünlü bir etimolojidir. Abaev, "faris "i Osetçede "oğul" anlamına gelen ve İran dilindeki "oğul" kelimesinin akrabası olan "farn "a çevirir ve kelimeyi bir Saka kralı için mantıklı bir isim olan "Saka'nın Oğlu" bileşimi olarak etimolojize eder. Gerisi kolay, rastgele bir balık avıyla eskiden bilinmeyen dilin diğer tüm kelimelerini yeniden oluşturabiliriz. Yaşasın, en bilge bir Parti tarafından yönlendirilen yüce Sovyet bilimi, en bilgeler üstü bir dahi Sekreter tarafından yönetiliyor).

Abaev V.İ., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 301, Polien'in çalışmasına atıfla.


Saka (Σακαι, Sakai) - Persler hem Asya hem de Avrupa İskitlerine "Sakalar" diyorlardı. Akad. N.Ya. Marr, "sak" kelimesinin nesil, klan, kabile anlamına geldiğine inanıyordu ("İrani" bir etimoloji yoktur, tüm girişimler başarısız olmuştur.


Akraba listesi, Saka, İskit ve İşkuz'a ek olarak Arapça Sakaliba (çoğ.) ve Saklab (sin.) biçimlerini, Türk türevleri Saksin (şehir) ve Saksin (il) ile birlikte içermelidir, ayrıca "q" ile yazılır ve Beyaz Saka olarak çevrilir, İbn Fadlan As-Sakalib'i Bulgarlara, Farsçalaştırılmış Skunka ve Yunanlaştırılmış Skillur'a uyguladı. Arap kaynaklarında Sakaliba, Kıpçaklar için "Kuu Chak/Sak" = Beyaz Sak adının bir klişesi olarak İskitler, Saka ve Kıpçaklar ile Bulgarlar arasında doğrudan bağlantı kurar. Hazar devletinde, MS 660-1050 yılları arasında, Saksin eyaleti İtil'den Don'a kadar uzanıyordu ve Saksin-Bulgar ve Sarai Batu olarak da bilinen Saksin şehri (48°N 46°E), Klasik Dönem İskityası'nı kapsayan İtil nehri üzerinde bulunuyordu. Arap kaynakları Fars Saka, Yunan İskit, Arap Saklab/Sakaliba ile Türk Kıpçak/Bulgarlar arasında doğrudan bağlantı kurmaktadır.


 Türkoloji çalışmalarında, hem Saka ve İskit hem de muhtemelen İşkuzlar, Bolgarcadaki "o" ve Bulgarcadaki "u" ile benzer olan s'k ( ' - durak-guttural ünsüz) kökünden türetilmiştir, Bulgar Kirilinde sessiz durak-guttural "ъ" ile gösterilir), atıf (sahiplik) eki -ly/-dy(thy)/-lyк/-tyк (Türk-Soğd sikkelerinde -dk (-dek) veya -lk (-lek) biçimindedir; -dy(thy), sırasıyla -th ve -z olarak çevrilen Yunanca ve Asurca biçimlerde yansıtılır.


S'k, Tr. ski/eske/eshke/yshky = bıçak (M.Zakiev) veya asla öğrenemeyeceğimiz bir şey olabilir, çünkü Eski Türkçe sözlüklerimiz İslami dönemden başlar ve eski Tengri diniyle ilişkili terimlerin çoğu zaten edebi sözlükten temizlenmiş veya kutsal olmayan "putperest" kelimeler olarak çıkarılmıştır. "Saka "nın "Sogd "un bir biçimi olduğu kabul edilir, Tr. sogdy "güçlü, kuvvetli, sağlıklı" bir sıfattır ve popüler bir isimdir. Çoğu Türkolog tarafından kabul edilen kök olarak s'k ile Skolot adı da soydaşlar listesine aittir, Tr. morfolojisi S'k + l + t = S'k + -ly + -ty, -l/ly bir iyelik eki, -t/ta çoğul ekidir, Angeles'tan (Los Angeles) Angelinos'a benzer, i.e. Skolot bir kraliyet statüsü terimi değil, doğrudan etnik bir terimdir; Skolotlar Saka ve İskitlerdi, diğerleri değildi ve kaynaklarda diğerleri etnik değil, "genel Saka, İskitler" gibi genelleştirilmiş isimlerle anılıyordu.


Altay bölgesindeki çok sayıda Türk lehçesinde, Kiril transkripsiyonunda genellikle "seok" olarak çevrilen, kelime anlamı "kemik" olan, ancak "etnik grup, klan, kabile, soy hattı, alt kabile" olarak uygulanan bir unvan olarak kullanılan yerel bir terim vardır. Birçok ayrılıkçı grup için bir sığınma alanı olarak hizmet veren Altay bölgesindeki Türk ortamı bağlamında, "seok" idari bir politikonim içinde ayrı bir grubu tasvir eder: "Güney Altaylıların Kıpçak seok'u", "Kuzey Altaylıların Kumandı (Kuman) seok'u" ve benzerleri. Anlamsal olarak "seok", "kemik" anlamına gelen "ok" unvanıyla eşanlamlıdır ve "etnik grup, klan, kabile, soy, alt kabile" olarak da kullanılan ve genellikle "kabile" olarak tercüme edilen bir unvan olarak kullanılır. Üçüncü bir eşanlamlısı "guz" (Oğuz kolu) olup, lehçe biçimleri "gur/gar" (Ogur kolu) ve "uz/gut/goth/get" ve benzerleridir. Anlaut'taki prostetik ünsüz Ogur dilsel kolunu gösterir. Dördüncü yakın eşanlamlı ise, kelime anlamı "akraba, soy" olan ve etnik belirleyicilikle kullanılan "Hun" terimidir: yazılı kaynaklarda eski Türk boylarının (Türkler, Kırklar, Agaç-eri, On-ok, Tabgaç, Komanlar, Yomutlar, Tuhslar, Kuyan, Sybuk, Lan, Kut, Göklan, Orpan, Uşin ve diğerleri) hepsi ya da neredeyse tamamı "Hun" adını taşımaktadır. Tartışmasız, "s'k" kökü ile "seok" kelimesi, antik Saka, İskit, İşkuz ve daha sonraki Eskel, Esegel, Eseg, Ezgil, Askal, İskil, İzgil, Yskyly, Sekel, Sekler, Szekler, Szekely, Szekely-eks, Sakha ve daha fazlasında bulunan s'k kökü için en iyi eşleşmedir. "S'k" etnoniminin yaygın dağılımı, "seok" formunun "S'k" formunun bir refleksi olduğunu, bir topluluk içindeki bir bölüm için evrensel bir jenerik terim olduğunu doğrulamaktadır).

Herodot I 153; N.Ya.Marr, Selected Works, Vol 5, "The term "Scyth", M., 1935; Elnitsky L.A., Scythia of the Eurasian steppes. Novosibirsk, 1977, s. 93.


Sakyndaki (Σακυνδακη) - bir tür İskit giysisi (Hesychius'un Orta Doğu dillerinden ödünç alması, İskitler için Orta Doğu çekiciliği göz önüne alındığında bir olasılıktır).

Abaev V.I., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 305, Hesychius'un eserine atıfla.


Sandaksatra (Shadakshatra) - Kimmer lider Dugdamme'nin (Ligdamis) oğlu. Adı Asur çivi yazılı belgelerinde Küçük Asya'daki olaylarla bağlantılı olarak geçmektedir.

Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. - Novosibirsk, 1977, s. 27; L. L. Zgusta. Die Personennamen griechischer Stadte der nordlischer Swarzmeerkunste. Praha, 1955.


Sanerg (Σανεργες) - IOSPE, IV, s. 290'da verilen bir isim. Elnitsky L.A. bunun bir İskit adı olduğuna inanmaktadır (Hunların ve Albanların da kralı olan Masgut kralı Sanesan'ın adını andırır, MS 400 civarı. Alanların öncülü ve belki de atası olan Masgutlar İskit olarak nitelendirilmişlerdir. Sanesan, Tr. "fırtına" olarak etimolojik olarak Sen-esen'den gelmektedir).

Elnitsky L.A., Avrasya steplerinin İskitleri. Novosibirsk, 1977.


Sanevn - MÖ 5. yüzyıl yazarı Mitilenli Hellanik'e göre Sanevn bir İskit kralıydı ve onun zamanında ilk demir silah üretildi. Birçok antik yazar ilk demir nesnelerin üretimini yanlışlıkla İskitler olarak kabul edilen Chalybes ile ilişkilendirmiştir (Masgut kralı Sanesan'ın adını andırır. Demir silahın en eski enstrümantal tarihlendirmesi Arjan-2 kurganındaki bir hançerdir ve kurganın en son tarihi MÖ 810'dur (ortalama tarih MÖ 895), bu nedenle demir silahların Orta Doğu'ya sızması 4 yüzyıl sürmüştür. Chalybes'e gelince, Koban Kültürü'nü aynı anda hem İskit hem de İskit olmayan olarak adlandırılabilecek yerel Kuzey Kafkasyalılar ve İskitlerin ortak yaşamı ile biliyoruz. Yeniliklerin yeniden icat edilmediği, yayıldığı iyi bilinmektedir).

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 1, s. 315.


Saperdis (Σαπερδης) - İskitya'da (bir tür?) balık için bir isim.

Abaev V.I., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 293, Hesychius'un eserine atıfla.


Saravara, Sarabara (Σαραβαρα) - MÖ 4. yy'ın ilk yarısında yaşamış bir komedi yazarı olan Antifan İskit pantolonu olarak adlandırır. "İskitler" adlı komedisinde "herkesin pantolon ve tunik giydiğine" dikkat çekmiştir. Yunanlılar pantolonu bilmedikleri için, Antifan'ın bu tür giysileri tanımlamak için İskitçe bir kelime kullandığını varsayabiliriz (Saravar/şarovar, hem Sartlar/Tadjuklar hem de Türkler arasında Orta Asya giyiminin temelidir. Ruslar, Ukraynalılar vb. gibi göçmenler bu pantolonları geleneksel kıyafet olarak benimsememişlerdir. Bu kelime alışkanlıkla İskit yeniliklerini benimsemeden önce hiç pantolon giymeyen Perslere atfedilir).

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 2, s. 319.


Sari (Sariakos) - Tuna'nın güneyinde bir İskit kralı. MÖ 2. yüzyılda Yunan şehirleri Tom ve Odess'te kendi adıyla sikke bastırmıştır (Sary, popüler bir Türk etnonimidir, "soluk sarı" ve Sary Uigurs, Sary Kipchaks gibi çok sayıda etnonim için kullanılır. Ayrıca, Sibir-Han, Oğuz-Han vb. gibi unvan-adının bir parçası olarak klan veya kabilenin adını dahil etme konusunda daimi bir Türk geleneği vardı. Farklı Trak beyliklerinin İskit olmayan dini ve tarımsal sembolojiye sahip çoklu nişanları, hükümdar adına vuran özerk yerleşik Trak darphanelerine işaret eder).


Satrakis (Σατρακης) - Soğdiana'nın kuzeyinde yaşamış İskit kralı.

Abaev V.I., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 309 Arrian'ın (Nikomedia'lı, MS 92 civarı - 175 civarı) eserine atıfla


Silis - Syr Darya'nın İskitçe adı - Yaksart. Yaşlı Plinius şöyle yazmıştır: "...Jaxartes nehri ile sınırlanan bu bölge, Silis olarak bilinen İskitler ve İskender ve subayları tarafından Tanais olduğu varsayılır" (Plinius 6.18 (16), ака Plinius 6.49.3)

Plinius 6.18 (16); Solinus [MS üçüncü yüzyılın ortaları] 49.5


Ş. Kamoliddin "Orta Asya'nın Eski Türk Toponimleri" adlı eserinde:

...Aral bölgesindeki aşağı su yolu, antik dönemde Sir adını taşıyordu ve bu ad daha sonra tüm nehre aktarıldı [Murzaev, 1957, s. 253]. Sir adı ilk kez MÖ 4. yüzyılda antik Roma kaynaklarında Silis şeklinde geçmektedir [Gorbunova, 1976, s. 27; Klyashtorny, 1964, s. 75-76]. Çin kaynakları bu ismi Shi-er-he, yani Sir nehri şeklinde zikretmiştir. Sir adı Saka dilinde "bol", "taşkın nehir" anlamına gelen sir kelimesinden [Murzaev, 1957, s. 253; Milheev, 1961, s. 80; Klyastorny, 1961, s. 26] veya Türkçe "nehrin kıvrımı" kelimesinden türemiştir. Sir kelimesi, ir veya irim köküne bağlı (Türkçe) sir ''yıkamak'', ''iz bırakmak'' fiilinden oluşturulabilir. (Murzaev, 1984, s. 235). Sir adı, Tonyukuk anıtında [Malov, 1951, s. 65, 70; Musaev, 1984, s. 192] ve İslam öncesi Khoresm sikkelerinde [Muhammadi, 2000, s. 94] kaydedilen Türk etnonim Sir ile de bağlantılı olabilir. Sir ve Tarduş kabileleri Hun imparatorluğunun dağılmasından sonra kurulan Tele konfederasyonunun bir parçasıydı ve 6. yüzyılda Doğu Türkistan'daki en güçlü kabilelerden biriydi [Hodjaev, 2004, s. 7. 19, 20; Hujaev, 2001, 23-6.]. Sir kabilesinin dili, Sir lehçesinde eski Türk runik yazısının 200'den fazla anıtının yazıldığı "kuzey" eski Türk diline aitti [Klyashtorny, 2004, s. 45-46]. Sir/Sil adının kökeni, Çuvaşçada "inci(ler)" anlamında korunmuş olan eski Türk dilindeki sel/selem sözcüğüyle de bağlantılıdır [CHRS, s. 357; Shoniyozov, 1990, 22-23] (Çuvaşça sel/selem, Saka İskitçesinin bir Ogur sözcüğü olduğunu düşündürmektedir).


Sirgis (Hirgis) - İskitya'da bir nehir, Don'un bir kolu.

Herodot IV 57, 123


Skevlyas, Skeblyas (Σκεβλυας) - Aristophanes komedilerinden birinde bu isim altında bir İskit polisi gösterilir (σκυθαι τοξοται). Bu isim Aristophanes tarafından uydurulmuş olabilir, ancak başka bir İskit polisi olan Παρδοκας'ın ismi Trakça Σπα isminin çarpıtılmış halidir.


Skulis (Σκυλης, Gr. köpek) - İskit kralı Ariapith'in oğlu ve varisi. MÖ 470 yılında Ariapith'in ölümünden sonra Skulis İskit kralı oldu. Hellenofil politikasını ustalıkla uyguladı. MÖ 450 yılında kardeşi Oktomasad'ın önderliğindeki komplocular tarafından öldürüldü.

Herodot IV 80, Yu.G.Vinogradov. Kral Skil'in mühür yüzüğü. MÖ V. yüzyılın ilk yarısında İskitlerin siyasi ve hanedan tarihi / / SA, 1980, No 3.


Skileia - bir usta Clytie'nin (MÖ 570) skyphosunda gösterilen Amazonların bir adı. Skileia, Skil isminin dişi formudur. Bu vazo üzerinde tasvir edilen diğer iki Amazon'un isimleri Telepileya ve Ifito'dur.

M.V.Skrjinskaya. Kimmer ve İskit efsanelerinin kahramanları, VDI, 1986, No 4, s. 84.


Skilur (Skiluros, Σκιλουρος) - Küçük İskit kralı. MÖ 108 yılında Kırım'da bir İskit Neapolis'i kurdu. Bir efsaneye göre 80 çocuk doğurmuştur. İktidarı en büyük oğlu Palak'a devretti.

Strabo, Geogr., VII, 4, 3.


İskit - bir tür ayakkabı, bu kelime MÖ 5.-4. yüzyıllarda yaşamış Attik bir hatip olan Licius'un eserlerinde ve Alcaeus'un şiirlerinde korunmuştur: "... ve İskitleri bağladıktan sonra ...."

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 2, s. 301.


Skithinler (Σκυθινος, Skythinos) - Karadeniz'in güneydoğu köşesinde, Chalybes'in bitişiğinde yaşayan halk. Onlar hakkında Ksenophon Anab., IV, 7, 18 kitabında bilgi vermiştir.

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 2, s. 308.


Göçebe İskitler (Σκυθαι νομαδες) - Herodot zamanında Don ve Dinyeper arasındaki bozkırlarda yaşayan Avrupalı İskitler. İskit göçebelerinin diğer tüm İskitler üzerinde egemenliği vardı. Vs.F. Miller, "İskitler" ve "Sakalar" terimleri arasında genetik bir ilişki olduğuna işaret eden ilk kişidir. (Uzun zaman önce gözden düşmüş olan) akad. N.Ya.Marr, Japetik dillerde "sak" tabanının doğal olarak "sku" tabanına dönüştüğünü göstermiştir: sak sak-u-ta σακ-υ-θα σκυ-θα σκυθαι. İskitler Herodotos zamanında Yunanlılar hem Avrupalı hem de Asyalı göçebelere İskit diyorlardı.

Herodot IV 1-7; N.Ya.Marr, Selected Works, Cilt 5, "The term "Scyth" makalesinde, Moskova, 1935.


İskitler-Ruslar (Σκυθας τους Ρως) - bu etnonim, Bizanslı yazar Themisties tarafından Aristoteles'in (MÖ 384-322) "Gökyüzü Üzerine" adlı kompozisyonu için derlenen bir scholium'da geçmektedir. "Kuzey Kutbu'na yakın Arktik bölge ile tropikal yaz bölgesi arasında, İskitler-Roslar ve diğer Hyperborean halklarının soğuk bölgeye daha yakın yaşadığı orta alanı yerleştiriyoruz ...". Latyshev, 1836 yılında Berlin Bilimler Akademisi tarafından yayınlanan Aristoteles'in toplu eserlerindeki şu pasajı aktarır

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 2, s. 332.


Skolopit (Scolopitus) - Kraliyet soyundan gelen İskitli genç. Efsaneye göre prensler Skolopit ve Plin anavatanlarından kovulduktan sonra onları takip eden İskitlerle birlikte Küçük Asya'da Termodont nehri yakınlarına yerleştiler. Orada Amazon kabilesinin ataları oldular. Skolopit adı şüphesiz İskitlerin kabile adı olan Skolotlarla bağlantılıdır.

Justin, Epitome of Pompey Trogus works, II, 4, 1 VDI yayını, 1954, No 2.


Skolot - Herodot, Avhats, Katiars, Traspi ve Paralat kabilelerinin topluca Skolot olarak adlandırıldığını bildirmektedir.

M.I.Artamonov, Sovyet Biliminde İskitlerin Tarihi, VDI, 1947, No 3; N.Ya.Marr, Seçilmiş Eserler, Cilt 5, "İskit" terimi, M., 1935.


Skopasis - I. Darius ile savaşan İskitlerin askeri birliklerinden birinin lideri. Skopasis ordusunda Sauromates de vardı. İyonya Yunanlıları ile müzakereleri İster üzerindeki köprüden yürütmüştür.

Herodot IV 120, 128.


Skunh (Skunxa) - Sakaların ya da Massagetaların (Masgutlar) lideri. Pers kralı I. Darius tarafından esir alınmıştır. Behsutun yazıtında şöyle yazar: "İskitlerin bir kısmını bozguna uğrattım, bir kısmını da esir aldım. Skunha adındaki liderleri yakalandı ve bana getirildi ...."

Kral I. Darius'un Behistun yazıtı.


Spargapis (Σπαργαπισης) - Massagetae (Masgut) Kraliçesi Tomiris'in oğlu (Kraliçe Tomiris, İran ve Hint-Avrupa dünyasında duyulmamış kadın devlet başkanlarından veya naiplerden biridir). Pers kralı Büyük Kiros tarafından esir alındıktan sonra intihar etmiştir.

Herodot I 211, 213.


Spargapith (Σπαργαπειθης) - İskit kralları hanedanının kurucusu, Anakarsis'in büyük büyükbabası. Onun hakkında Herodot (IV 76) bilgi vermiştir. MÖ 470 yılında İskit kralı Ariapith'i öldüren (Türk) Agathyrs kralı bir başka Spargapith daha vardı.

Herodot IV 76, 78.


Spu - İskitçe'de "göz" anlamına gelir. Bu nedenle Herodot, Arimaspi kabilesinin adını tek gözlü olarak açıklar ("arym" - Tr. yarım, "spu" - Tr. göz, Arimaspu "Yarım Gözlü", yani "Şaşı Gözlü". İngilizcede "şaşı gözlü "nün yanı sıra alaycı "ukala", "şaşı gözlü", "çarpık gözlü", "duvar gözlü" ve muhtemelen daha fazlası da vardır. Mongoloid insanlara açık bir göndermedir. Bu, İskit dili hakkında doğrudan tanıklık eden bilinen iki İskitçe bileşik kelimenin bir bileşenidir ve dilbilim akademisyenlerinin herhangi bir tahmini yapısını atlar).

Herodot IV 27; Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 1, s. 307.


Tabiti - İskit panteonunun tanrıçası. Herodotos onu Yunan tanrıçası Hestia ile karşılaştırır (Muhtemelen Türk Ebi/Ebe'nin bir çarpıtması, doğuran, Havva'nın öncüsü ve Tr. İncil'deki "adam" - insan için mükemmel bir tamamlayıcı).

Herodot IV 59.


Tagi - İskitçede "iplik" anlamına gelen sözcük; aynı Türkçe sözcükle örtüşür. Proto-Altayca "*telu" "yay ipi, germek", Almanca "Draht" ~ "tel" sözcüğünden gelen Türkçe soydaş "telu" "yay ipi, germek". Türkçe ile tamamen aynı olan Proto-Altayca, şu ana kadar kelimenin etimolojisinin yapılabildiği tek dildir ve Hint-Avrupa ve Tungustik ailelerinin tüm kollarını dışarıda bırakır. Kelimenin Avrasyatik yayılımı şaşırtıcıdır: : İngilizce "thread", Almanca "Draht", Moğolca "tele", Hotanca "ttila", Yeni Farsça "tel", Kürtçe "tel", Osetçe "tel", Khalka "tele", Buryatça "telür", Kalmukça "tel-", Evenkçe "telbe-", Japonca "tur/tsurú", vb (Dybo A.V, Türk dillerinin kronolojisi ve ilk Türklerin dilsel temasları, Moskova, 2007, s. 806; Miziyev İ.M. Eski çağlardan Rusya tarafından ilhakına kadar Karaçay-Balkar halkının tarihi//Mingi-Tau (Elbrus), 1994, no. 1 (Ocak-Şubat), Nalçik, Mingi-Tau Yayıncılık, 1994, s. 7-104, 206-213)


Taksakis (Ταξακις) - Darius'la savaşa katılan üç İskit kabilesinden birinin lideri (Erasia'ya ve 2 bin yıla yayılmış "Oset" Digor da dahil olmak üzere Toharlar için birçok benzer yakıştırmadan ikisi olan Tukhsi ve Toks-oba'yı anımsatır).

Herodot IV 120.


Tanais (Ταναις) - İskitya'da bir nehir, günümüzde Don Nehri (Tr.'de "soğuk, buzlu" nehir, "don-durma" = dondurma ve buzlu Tanais gibi. Doğrudan bir kelime Türkçe "ten" = "büyük nehir". Her iki etimoloji de uygulanabilir, ancak Herodot'un Tanais'e "buzlu nehir" dediğine dikkat edilmelidir, muhtemelen modern İrancıların bilmediği bir şeyi biliyordu; İskit-İran etimolojilerinde belirtilen İranca "don" = "nehir", İran dillerinde tuhaf bir şeydir ve yaygın bir kelime olduğu Türkçeden bir alıntı olduğunu düşündürmektedir).

Herodot IV 47.


Tanai - MÖ 633 yılında Mısır'a yaptıkları sefer sırasında İskitlerin lideri. Pompey Trogus'a göre, İskitlerin seferinden haberdar olan Mısır Firavunu I. Psammetich onları Suriye'de hediyelerle karşılamış ve seferlerinden vazgeçmeye ikna etmiştir (Tanai ismindeki "-ai" eki, "-ai" ile biten diğer İskit isimlerinin ayrıştırılması için bir örnek teşkil edebilir, ancak başka olası ayrıştırmalara da izin verir. Tr. "-ai" eki, "-aga/-aba/-aby" ve daha sonra "-bei/-bek/-khan" vb. formantlara ve Japonca "-san" formantına benzer şekilde, saygı ifade eden bir kişisel unvan formantıdır.  "-ai" kelimelere örnek olarak ata = baba kelimesinden gelen atai, büyükbaba / büyükbaba için baba ve papa'dan gelen babai ve Papai ve bir dizi özel isim verilebilir. Etimolojik olarak, Tanai isminin anlamlarından en az biri Tr. tan = "büyük nehir").

Justin, Epitome of Pompey Trogus works, I, VDI yayını için, 1954, No 2, s. 181; Herodotos I, 105.


Tanus (Tanusas) - bir İskit kralı. MÖ 2. yüzyılda Dobruca'da sikke bastırmıştır (Dobruca, konumu ve adı Skolot İskitlerinden geldiklerine işaret eden Seklerlerin ülkesiydi. Bu, Seklerlerin bağımsız zihniyetiyle doğrulanmaktadır, 2 bin yıl boyunca diğer birçok hanedan kabilesine benzer şekilde tutarlı, kendi kendine yeten bir etnik birim olarak hayatta kalmışlardır: Aslar, Doğu Hunları, Uygurlar, Dulo Hunları, Aşina Türkleri, Avarlar, Kayılar, Kangarlar, Kırgızlar, Celayirler, Cengizliler. Özgüven, eski ayrıcalıklarına dair folklorik bilgi ve asil soylarına dair kökleşmiş bilgi, hanedan boylarının Türk tarihi boyunca daha az öne çıkan Türk boylarına göre daha uzun süre bozulmadan hayatta kalmalarına yardımcı olmuştur. Görünüşe göre, hayatta kalmalarına Sekler soyuna saygı duyan ve hanedan haklarına saygı gösteren diğer Türk boyları yardımcı olmuştur, bu durum diğer tüm hanedan soylarıyla paralellik göstermektedir. Seklerler, Avrupa'daki tüm Türk boyları arasında farklı okuryazarlıklarını Modern Çağ'a taşıyan tek boydur. Seklerlerin ayrıcalıklı uzun ömürlü olmalarındaki bir diğer etken de Seklerlerin ve savaşçı eşlerinin birlikteliğini biyolojik ve kültürel olarak bağımsız kılan Türklerin katı egzogami kuralı olabilir. Katı egzogami geleneği, eski coğrafyacılar ve tarihçiler tarafından, çevredeki nüfusla karışmayan, biyolojik ve kültürel farklılıklarını koruyan bazı seçkin Türk kabilelerinin bir özelliği olarak kaydedilmiştir. Tanus adı, Tanus İskitlerinin Tuna boyunca Tr. tan = "büyük nehir") yükselen konumunu yansıtıyor olabilir.

T.V.Blavatsky, Greeks and Scythians in the West Black Sea, VDI, 1948, No 1; Harmatta, Studies in the history and language of the Sarmatians, 1970, s. 22.


Tarandos (Ταρανδος, Gr. ren geyiği) - Hesychius ve Philo Judea tarafından bildirilen, İskitlerin derilerinden giysi diktikleri geyik benzeri bir yaratık (Çin anlatıları erken Asya Hunları hakkında aynı haberi verir).

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 4, s. 270.


Targitai (Ταργιταος) - İskit kabilelerinin efsanevi kurucusu. Herodot tarafından anlatılan efsaneye göre Targitai, Herkül'ün Borysthenes nehrinin kızı olan yılan bacaklı bir tanrıçadan olan oğluydu. Herodot ile çağdaş olan İskitler, Targitai'nin Darius istilasından tam bin yıl önce yaşadığına inanıyorlardı (Düzinelerce IE dili arasında uzak fonetik benzerlikler arayan ve semantik anlamdan bağımsız olarak bir zafer ilan eden İran "etimolojilerinin" aksine, Türk karşılıkları çoğu zaman açıktır. Targitai olarak adlandırılan ve her ikisi de tarihsel döneme ait iki (2) önemli Türkçe kanıtımız var. Bunlardan ilki Cengizhan döneminde Keraitlerin Torgut boyunun başı olan "Kutsal Efsane "deki Targutay, diğeri ise Baykal bölgesindeki bir toponim olan Targitui'dir. Her ikisi de Türk halkı ile bağlantılıdır. İskit kabilelerinin efsanevi kurucusu hakkında gizemli bir şey yoktur, Türk folkloru, bir kabilenin kökeninin efsanevi bir pra-babaya atfedildiği düzinelerce vakayı korumuştur, bunlardan en bilineni Doğu Hun lideri Mode'den sonra modellenen Oğuz-Han'dır. Targutay hikayesi sadece diğer Türk ata mitlerinin arasına düzgün bir şekilde düşmekle kalmaz, aynı zamanda bizi merdivenin daha da yukarısına ve aşağısına götürür.  Torgut kabilesi Birinci Türk Kağanlığı'nın Türkutlarıyla ilişkilidir ve etimolojisi çoğul olarak doğrudan Türk'tür: Türks. "-ai" eki, kişi adları için kullanılan bir saygı formantıdır, kabile adı Türkut'tur, liderine Türkutai denir. Türklerin K.Pontus'taki varlığı Klasik Dönem'de belgelenmiştir: Pomponius Mela, Yaşlı Plinius; özellikle Klasik Dönem öncesi Akdeniz bölgesinde "T'r" etnonimlerinin ve toponimlerinin ve genel olarak Türk kelimelerinin varlığı her yerde mevcuttur. Bu durum Targitai adının etimolojisi için de geçerlidir: birden fazla öneri ortaya atılmıştır, bağımsız bir destek olmadan hepsi tamamen spekülatiftir, hangisinin daha olası olduğuna dair bireysel yargılar tamamen özneldir ve makul olasılıklar yelpazesi oldukça geniştir. En iyi alternatif, "yaratıcı, primogenitor" semantiği ile Tr. "targi" gibi görünmektedir. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", s. 82, 198-206.

Targitai bir İskit olduğuna göre, ebeveynlerinin de İskit olmasını beklemeliyiz. Herodot'un ikinci köken efsanesi Targitai'yi atlarını arayan Herakles'in oğlu yapar. Herakles isminin iki versiyonu vardır: Yunanca Herakles ve Etrüskçe Hercle. Tr.'de kerəklə aramak, ker ise (yayı) germek anlamına gelir ki Herakles yayı Targitai'ye vermeden önce bunu yapmıştır. Bu şaşırtıcı fonetik ve semantik tesadüf, Herakles'in aslen bir Türk kahramanı olduğunu, Etrüskler ve İskitler için ortak olduğunu ve Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından benimsendiğini doğrulamaktadır.  Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", s. 280 ve M.Zakiev).

Herodot IV 5, 7.


Teftamos (Τευταμος, Teutamos) - Ctesias'ta geçen bir İskit adı.


Tevtar - Yunan efsanesine göre Herakles'e İskit yayıyla atış yapmayı öğreten bir İskit adı.

Latyshev, Herodor Heracleian'a atıfta bulunarak. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 2, s. 293.


Teuşpa (Teuspa) - Kimmer kralı. Teuşpa 668 yılında İran'da Ahameniş hanedanını kurdu. İskit kralı İşpakai - Şpako'nun kızıyla evlendi; evliliklerinden Perslerin gelecekteki kralı I. Kiros doğdu. Partatua liderliğindeki İskit paralı askerlerinin yardımıyla Asur kralı Esarhaddon tarafından yenilgiye uğratıldı.

Herodotos I 110, VII 11; Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 27; E. Molev. Yunanlılar ve barbarlar, M., 2003, s. 30.


Tiarant - İskit'te bir nehir, İster'in (Tuna) bir kolu, şimdi Alt nehri. Herodot'a göre, Tiarant İskit topraklarından geçmektedir.

Herodot IV 48.


Timn (Τυμνης) - İskit kralının Olbia'daki temsilcisi. MÖ 449-446 yıllarında İskit'teki seyahatleri sırasında Herodot ile tanıştı. Herodot'a İskitler, Perslerle savaşları ve gelenekleri hakkında birçok ayrıntı verebilecek olan kişi tam olarak Timn'di. Herodotos'un Timn'inin bir Kallipid ya da Alizon olması mümkündür.

Herodot IV 76, V 37; E. Molev. Grekler ve barbarlar, M., 2003, s. 82; Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 138.


Tiragetler - İster (Tuna) kıyılarında yaşayan bir İskit kabilesi. Tiragetler hakkında Plinius (IV, 12, 24) yazmıştır. Batlamyus (III, 10) onları Tirangets, Strabon (VII, 471) Tirregets olarak adlandırmıştır. Hecataeus Mirgetlerden bahseder. Latyshev, Tiragets isminin hatalı olduğunu düşünmektedir (Ancak bize kalan Tiraspol'dur, Tiranspol, Tirrespol veya Mirspol değil ve nehir Tiras'tır, Tirans, Tirres veya Mirs değil. Nehrin adı ve daha sonra bu nehirde yaşayan Yunanlıların adı, muhtemelen Tira kabilesinin adına dayanmaktadır; yer ve kabilenin adının sıkı bir şekilde ilişkilendirilmesi, İskit öncesi Kimmerlerle ilişkili olan İskit öncesi soyuna işaret edebilir; Tiragetes'in İskit kabilelerinin çekirdeğine ait olmadığı gerçeği bunu desteklemektedir. Etimolojik olarak Tiraget = Tira (kabile) + get = guz = kabile. Tira adı şüphesiz birçok dilden spekülatif olarak etimolojikleştirilebilir, belirli bir spekülatif etimoloji önermek için yapıcı bir kullanım yoktur. Literatürde Turalar, Tiren Denizi ve Etrüskler de dahil olmak üzere çevredeki diğer "Tr'ler" ile ilişkilendirilmiştir Etrüskler hakkındaki literatürde, endonimin "Tr's" kökü, kökeni hakkında fikir birliği olmaksızın Türklerdeki "Tr" ile bağlantılıdır).

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 1, s. 299.


Tiras (Τυρας) - İskitya'da bir nehir, günümüzde Dinyester nehri (Tiras nehri, muhtemelen adını Tira kabilesinden almıştır).

Herodot IV 47.


Tiritler - İskitya'da Tiras (Dinyester) nehrinin ağzı yakınlarında yaşayan karışık Helenler (adını muhtemelen Tira kabilesinden alan Tiras nehri civarındaki Yunan kolonistler).

Herodot IV 51.


Toksakis (Τοκσακισ) - Kral Idanthirsos komutasındaki Skopasis ile birlikte MÖ 514 yılında Perslere karşı savaşan İskit komutan. Toksakis ve Skopasis, İskitler, Sauromatlar, Boudinler ve Gelonlardan oluşan birleşik bir orduyu yönetmişlerdir (Toksak, Hun ve Türk unvanlarında olduğu gibi kabile kökenli bir isim olarak karşımıza çıkmaktadır: Tohsi/Tuhsi + Saka, yani Saka'nın Tochar'ı. Tuhsi/Tocharlar, MÖ 170'lerde Hun Modu tarafından yenilgiye uğratıldıktan sonra Kangar'a çekildiler ve bir kuşak sonra Horezmia'nın Aral bölgesine geri çekildiler, buradan da bir başka kuşak sonra Baktriana'ya saldırdılar ve kontrolü ele geçirdiler. Horezm'de kalan Tuhsi'lerin bir kısmının bin yıl daha Hazar Denizi civarında kaldıkları kaydedilmiştir, Slav Rus yıllıklarında Toksoba, Manguşlak civarında Dügerler, Kuzey Kafkasya'da Digorlar olarak bilinirler ve Hazar Denizi çevresindeki Türkmenler arasında modern bir klandırlar. Genel göçlere bakıldığında, Tuhsi'lerin ata topraklarının Hazar bölgesinin kuzey sıradağları olduğu ve burada K.Pontus İskitlerinin bir üyesi oldukları anlaşılmaktadır. MÖ 4.-3. yüzyıllarda M.Ö. doğu Hunlarına boyun eğdirmişlerdir).

Herodot IV 76, 120, 126, 127, Justin (Junianus Justinus, MS 2. yüzyıl), Pompey Trogus eserlerinin Epitome'u (MÖ 1. yüzyıl), II, 4, 8 VDI yayını, 1954, No 2.


Toksamis (Τοξαμις) - bu isim, Kimerios (κιμεριος) ismiyle birlikte MÖ 570 yılına ait bir seramik vazo (krater François) üzerine basılmıştır. M.V.Skrjinskaya, sanatçının M.Ö. 6. yüzyılda Yunanlılar tarafından iyi bilinen İskit efsanelerindeki kişileri tasvir ettiğine inanmaktadır (Toksam adı, "Oset" Digor da dahil olmak üzere, Avrasya'ya yayılmış ve 2 bin yıldan fazla bir süredir Toharlar için birçok benzer yakıştırmadan ikisi olan Tukhsi ve Toks-oba'yı çok anımsatmaktadır).

B.N.Grakov, Materyaller ..., No 104; M.V.Skrjinskaya. Kimmer ve İskit efsanelerinin kahramanları, VDI, 1986, No 4, s. 84.


Toksarid - Lucian'ın "Toksarid ya da dostluk" diyaloğunda bir İskit adı (İsim, önde gelen bir Türk kabilesi olan Tukhsi'yi ve onların ülkesi Toks-oba'yı, diğer adıyla Toharları anımsatır).

Lucian. Coll. of works in two volumes, Moskova, Leningrad, 1935, cilt 1.


Toksaris - uzun süre Yunanistan'da yaşamış bir İskit. Orada büyük bir şifacı ve bilge olarak ünlenmiştir. Bir veba salgını sırasında Toksaris, Atinalılara sokağı ekşi şarapla yıkamalarını tavsiye etmiş, bu da Atinalıları salgından kurtarmıştır. Bunun için Yunanlılar ona kahraman unvanı vermiş ve ölümünden sonra mezarına bir dikilitaş dikmişlerdir (İskit ritüellerine uygun olarak, bir seyahat için donatılmış ve kurgan altında gömülmediğini ima eder. Ölen kişiye saygı açısından bu, Hıristiyan ayinleri olmadan ölen bir Hıristiyan'ın bu yüzden cehenneme gitmesinden çok daha kötü bir suçtur, çünkü ölen kişi bu dünyada kalacak ve yaşayanları rahatsız edecektir. Toksaris adı, önde gelen Türk kabilesi Tukhsi ve toprakları Toks-oba, diğer adıyla Tochars'a dayanan aynı kelime gibi görünmektedir).

V.Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1948, No 1, s. 299; Lucian. Coll. of works in two volumes, Moscow, Leningrad, 1935, vol. 1, dialogues "Scyth or guest", "Scyth or friend in a foreign land".


Trerler, Trarlar (Τρηρες, Τραρες) - bir Kimmer kabilesi. Strabon bir Trer lideri Kobos (κωβος) hakkında bilgi verir. L.A.Elnitskiy, Trerler, İskitler ve Traspi-Traklar arasında genetik bir ilişki olduğunu öne sürer (Aynı gözlem M.Zakiev tarafından da belirtilmiştir, hepsi "Tr" içeren Thrac, Trer, Tyr, Tra kümesinde şüpheli bir benzerlik ve belirsiz bir sonorite vardır. Bu sayıya ETruskans, Tyrrhenians ve antik s) için Hint isimleri koleksiyonu eklenmelidir.

Strab., Geogr., I, 3, 12; Elnitsky L.A., Scythia of the Eurasian steppes. - Novosibirsk, 1977, s. 47-48; E. Molev. Yunanlılar ve Barbarlar, M., 2003, s. 34.


Fagimasad (Thagimasad, Zagimasad)- Kraliyet İskitlerinin tanrısı. Herodot onu Yunanlı Poseidon ile ilişkilendirir (W.Radloff, uzun yeleli atların çektiği bir arabada denizlerde yarışan Yunanlı Poseidon ile beyaz ve gri atlar üzerinde mülklerini devriye gezen bir Türk denizler ve nehirler tanrısı arasında tam bir benzerlik olduğunu göstermiştir. Etimolojik olarak, Tagimasad adı iki Türk sesteş semantiği verir:

1. Tagimasad = Tagi + mas/bash + ad = sürü + başlık + at = bir at sürüsüne başkanlık etmek, veya = binek + başlık + at = binek atlarına başkanlık etmek

2. Tagimasad = Tagi + mas/bash + ad = çokluk + başlık + nehir

Tagimasad kelimesi aynı anda her iki anlamı ve biraz daha fazlasını taşıyabilir. Modern Türkçe karşılıklar arasında etimolojisi en yakın olanlardan biri Altaylardaki Sartakpai'dir: (S)ar + tak + pai = su-nem + sürü/dağ/çokluk + Rab (bai). "Tag" kökü hem İskit hem de Altay formlarında aynıdır, işlevsel olarak Sartakpai nehirlerin koruyucusudur, nehirlerin yatağını belirler, onları birleştirir, dağları aşar ve göller için barajlar oluşturur. Büyü özellikleri Türk efsaneleri ve Yunan mitolojisi arasında aynıdır, bunlar atlar ve üç dişli mızraktır. Kimin kimden ödünç aldığı sorusu açık kalsa da, İskit Tagimasad, Yunan Poseidon ve Türk Sartakpai arasındaki bağlantı varyasyonlarla birlikte açıktır. Orta Asya'da Tagimasad/Poseidon Dikan-baba ve Dikan-ata olarak adlandırılır, burada Dik = Tagimasad'daki Tagi, semantik olarak "dikmek, ekmek"; -an = ya son ek ya da dik + khan'daki khan'ın bir daralmasıdır; ve baba = İskit Papai = tanrı, primogenitor, işlevsel olarak eşanlamlı ata babadır. Dikan = ekici, çiftçi, Orta Asya'nın toprak sahibi aristokrasisi olan dikhanlara şüpheli bir şekilde yakındır, bu terim alışılagelmiş bir şekilde Farsça kökene atfedilir, ancak Türkçe "dik/tik" = dikmek, ekmek kökünden türetilmiştir. Roma'da Poseidon, Poseidon'un niteliklerini koruyan ve atlı seçkinlerin koruyucusu olan Neptün'e dönüşmüştür. "Binek, ata binme" anlamında "tagi" kelimesi, Buhara Hanlarının Şerjere'sinde (Nominalia) At Yılı'nı belirtmek için kullanılmış ve bir süre bazı araştırmacıların kafasını karıştırmıştır. Bunda, Bulgarcadaki İskit sözlüğünü fark edebiliriz. Etimolojik sonuç, Tagimasad'ın toprağa ve suya, sığır sürülerine hükmettiği, atların babası olduğu, tohum ektiği ve tahıl hasat ettiğidir. Ref. Z.Gasanov "Kraliyet İskitleri", s. 339-346)

Herodot IV, 59.


Fagimasad (Thagimasad, Zagimasad)- Kraliyet İskitlerinin tanrısı. Herodot onu Yunan Poseidon ile ilişkilendirir (W.Radloff, uzun yeleli atların çektiği bir arabada denizlerde yarışan Yunan Poseidon ile beyaz ve gri atlar üzerinde mülklerini devriye gezen bir Türk denizler ve nehirler tanrısı arasında tam bir benzerlik olduğunu göstermiştir. Etimolojik olarak, Tagimasad adı iki Türk sesteş semantiği verir:

1. Tagimasad = Tagi + mas/bash + ad = sürü + başlık + at = bir at sürüsüne başkanlık etmek, veya = binek + başlık + at = binek atlarına başkanlık etmek

2. Tagimasad = Tagi + mas/bash + ad = çokluk + başlık + nehir

Tagimasad kelimesi aynı anda her iki anlamı ve biraz daha fazlasını taşıyabilir. Modern Türkçe karşılıklar arasında etimolojisi en yakın olanlardan biri Altaylardaki Sartakpai'dir: (S)ar + tak + pai = su-nem + sürü/dağ/çokluk + Rab (bai). "Tag" kökü hem İskit hem de Altay formlarında aynıdır, işlevsel olarak Sartakpai nehirlerin koruyucusudur, nehirlerin yatağını belirler, onları birleştirir, dağları aşar ve göller için barajlar oluşturur. Büyü özellikleri Türk efsaneleri ve Yunan mitolojisi arasında aynıdır, bunlar atlar ve üç dişli mızraktır. Kimin kimden ödünç aldığı sorusu açık kalsa da, İskit Tagimasad, Yunan Poseidon ve Türk Sartakpai arasındaki bağlantı varyasyonlarla birlikte açıktır. Orta Asya'da Tagimasad/Poseidon Dikan-baba ve Dikan-ata olarak adlandırılır, burada Dik = Tagimasad'daki Tagi, semantik olarak "dikmek, ekmek"; -an = ya son ek ya da dik + khan'daki khan'ın bir daralmasıdır; ve baba = İskit Papai = tanrı, primogenitor, işlevsel olarak eşanlamlı ata babadır. Dikan = ekici, çiftçi, Orta Asya'nın toprak sahibi aristokrasisi olan dikhanlara şüpheli bir şekilde yakındır, bu terim alışılagelmiş bir şekilde Farsça kökene atfedilir, ancak Türkçe "dik/tik" = dikmek, ekmek kökünden türetilmiştir. Roma'da Poseidon, Poseidon'un niteliklerini koruyan ve atlı seçkinlerin koruyucusu olan Neptün'e dönüşmüştür. "Binek, ata binme" anlamında "tagi" kelimesi, Buhara Hanlarının Şerjere'sinde (Nominalia) At Yılı'nı belirtmek için kullanılmış ve bir süre bazı araştırmacıların kafasını karıştırmıştır. Bunda, Bulgarcadaki İskit sözlüğünü fark edebiliriz. Etimolojik sonuç, Tagimasad'ın toprağa ve suya, sığır sürülerine hükmettiği, atların babası olduğu, tohum ektiği ve tahıl hasat ettiğidir. Ref. Z.Gasanov "Kraliyet İskitleri", s. 339-346)

Herodot IV, 59.


Harasp (Charaspes) - Tuna'nın ötesinde, Dobruca'da bir İskit kralı. Harasp M.Ö. 2. yüzyılda Yunan şehirleri Tom ve Odess'te sikke bastırmıştır (Dobruca, Sekler'in tarihi ülkesidir).

T.V.Blavatsky, Batı Karadeniz'de Yunanlılar ve İskitler, VDI, 1948, No 1.


Chorsari (Khorsari) - Persler için bir İskit adı (Bu, İskit-İran şemasında, İtalyanlar için bir İtalyan adı, Almanlar için bir Alman adı ve İngilizler için bir İngiliz adı gibi en muhteşem bir gösterimdir. Britanya'da İngilizler için bir eşanlamlı var mı? Eğer yoksa, nasıl oldu? İran dilini konuşan İskitler bugünkü Britanyalılara kıyasla o kadar ileriydiler ki, Britanyalıların bulamadığı bir şeye, kendilerine yabancı bir isme sahiptiler?)

Pliny.


Shpako - Ishpakai'nin kız kardeşi. Her iki isim de İskitçe shpako - köpek kelimesinden gelmektedir (Tr. köpek = kopek, yeterince yakın, özellikle s > h > k h / s değişimi göz önüne alındığında. Partça'da köpek sabahtır, bu da İskitçe köpek kelimesinin Ogur Daha/Tochar kökenine işaret eder. Oğuz telaffuzunda köpek = kopek ve Ogur'da köpek = sopek ~ shopek olurdu. Osetçe'de köpek kuydz, Farsça, Tacikçe sag, Keşmirce hunu, Ermenice shun, Afganca, Hintçe kutta, Bulgarca kuche, Veziri spai (yeterince yakın), Doğu Slavca sobaka (yeterince yakın). Trubachev, Doğu Slavca "sobaka "nın İran kökenini dışlamış ve diğer tüm Slavlarda "pes" adı olduğu için Türk ödünçlemesi olduğunu belirtmiştir [Trubachev, Slavic names for domesticated animals, Moscow, 1969, p. 29 on]. Köpek kelimesinin etimolojisi, Türk dil ailesine ait bir lehçeye kesin olarak işaret eden kanıtların toplamını dikkate almalı, ancak ödünç almayı veya sınırlı yerel kullanımı dışlamamalıdır. İskit ülkesinde pek çok farklı dilin varlığı çağdaş yazarlar tarafından onaylanmış bir gerçektir ve etnik açıdan farklı karışımlar ve bileşenler, ayrıldıkları yüzyıllar boyunca Batı ve Doğu Tumber Grave kültürleri içinde şüphesiz birikmiştir (Herodot 4.24, Strabon 1.2.27, Pomponius Mela 2.9). Sonraki yüzyıllarda İskit topraklarında Türk, Ugro-Fin, Cermen, Balto-Slav, Kafkas, Kelt ve İran dil gruplarının yaşadığı bölgeler ortaya çıkmış, ancak Kurgan Kültürü mezar geleneğini tarihsel olarak modern dünyaya taşıdığı belgelenen tek grup Türk halkı ve Cermen soyluları olmuştur.

Asya'dan gelen İskitler Doğu Kereste Mezar Kültürü'ne aitti ve Arpoksai'nin torunları olarak listelenen kabilelerden oluşuyordu: Katiarlar, Avhatlar, Traspianlar ve Koloksai'nin soyundan gelen Paralatlar, hepsi Skolotlar etnik grubu altında ve Herodot'un "İskit" olarak adlandırdığı farklı bir dile sahipti.

Avrupa'daki İskitler Batı Kereste Mezar Kültürü'ne aitti ve İskitler olarak listelenen kabilelerden oluşuyordu, ancak onları özel İskitler yapan ayrımlar vardı: Kimmerler, Agathyrler, Budinler, Iyrklar (Tr. genel "göçebe"), Taurlar (Tr. genel "dağlı"), Traspi-Kamyonlar-Traklar, Tyralar, Daha/Tocharlar (Strabon 2.8.2), Neures, Melanhlens-Melanchlaeni (Gr. Kara Mantolu, etnolojik İskitler), Sauromatlar, Allizonlar. Bu grubun ayrı bir alt kategorisi, Hazar'ın hemen doğusundaki bölgede Batı ve Doğu Kereste Mezar kültürlerinin bir karışımını kapsıyordu: Massagetes-Masgutlar, Alanlar, Aorsi (Avarlar/Avarlar), Siraci (Seres, Serica, Ch. Se, Aşina Türklerinin ataları), Chorasmians, Kolkheti Khalibleri (Rodoslu Apollonius'un "Argonautica "sında).

Üçüncü bir kategori, İskit olmadıkları açıkça belli olan kavimlerdir: Hellenler, Gelonlar, Kallipidler, İsterler, Androphaglar-Anthropophagi (Gr. İnsan Yiyenler), Argippaeanlar, Melanhlens-Melanchlaeni (Gr. Kara Mantolu, etnolojik olarak İskit olmayanlar)

İskit mezarlıklarından çıkarılan onca altın varken, osteolojik çalışmaların azlığı dikkat çekicidir. Görünüşe göre, arkeolojik altın arayıcıları değersiz kemikleri bir kenara atmış ve kemikler yıkılan kurganların molozları altında yeniden gömülmüştür. M.Ö. 3. ve 4. yüzyıllara ait Boğaziçi anıtlarında ve Solokha kurganından çıkarılan bir gorit üzerindeki resimlerde günümüze ulaşan birkaç değerli eser, İskitlerin fizyonomik yapısını kayda değer ölçüde Mongoloidlikle ortaya koymaktadır. İronik bir şekilde, ölülerin Mongoloidliği, Yunan yazıtlarının İskit içeriğinin gerçekliği, isimlerin İran dilindeki etimolojisi (Vs.Müller, V.Abaev, M.Vasmer, J.Harmatta, L.Zgusta) ve İskitler arasında Moğol veya Turan kanının güçlü etkisine dair kanıtlar için bir argüman olarak kullanılmaktadır. Matine sirk gösterilerinde, hokus pokus no 2 gibi numaraların habercisidirler. Bizim amaçlarımız doğrultusunda, Mongoloid ve Kafkasyalı kalıntıların varlığı, kalıntıların karmaşık bir bileşimine işaret etmekte ve yerli İskit sözlüğünün bir kısmının etnik olarak farklı bileşenlerinden ödünç alınmış olabileceği ihtimaline işaret etmektedir).

Shpako, Kimmer kralı Teushpa'nın eşiydi ve evliliklerinden Perslerin bir sonraki kralı I. Kiros doğdu (Baba Teushpa İskit, anne Shpako İskit, sadece zavallı ben tam kanlı bir Persim ya da en azından Perslerin kralı. Görünüşe göre krallık, köpek için spako yerine sag'ı koruyan Fars dilinin gelişimini kapsamıyordu).

Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, sayfa 27'deki dipnot.


Habei - MÖ 2. yüzyılda İskitler tarafından Kırım'da inşa edilen kalenin adı

A. Andreev. Kırım Tarihi, MS-2002


Eorpata (Οιορπατα) - İskitler Amazonlara "Eorpata" derlerdi. "İskitler Amazonlara "eorpata" derlerdi, bu Hellence'de adam öldürenler anlamına gelir, "eor" aslında bir adam anlamına gelir ve "pata" öldürmek anlamına gelir" (Er/ireir aslında Tr.'de "adam" anlamına gelir ve pata Tr.'de "'kırar, döver, öldürür" anlamına gelir. Yazar sadece "İskitçe eor'un Türkçe oyor, eyr, er - adam'a oldukça benzediğini" değil, aynı zamanda İskitçe pata'nın Türkçe pata - kırmak, vurmak, öldürmek - ile aynı olduğunu da not etmiyor. Bileşik kelimelerin tesadüfen bir araya gelmesi istatistiksel olarak neredeyse imkansızdır. Bu "İranlılar" daha da dikkat çekiciydi, ana dilleri olarak bileşik kelimelerle birlikte Türkçe konuşuyorlardı).

Herodot IV 110.


Eor - erkek, koca İskitçede eorpata - kocalarını öldürenler kelimesinden gelir. Uzmanlar İskitçe eor sözcüğünün Türkçe oyor, eyr, er - man sözcüklerine oldukça benzediğini belirtmektedirler.

Herodot IV 110.


Hippaka (ippaka) - İskitler tarafından kısrak sütünden üretilen bir peynir adı (Kısrak ile bağlantı, Tr. jaby/yabu, jupax'tan gelen at için Gr. hippa/hippos aracılığıyla açıktır).

Hipokrat, "Hastalıklar", Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 2, s. 298.


Eksampey (Εξαμπαιος) - İskitya'da Borysthenes (Dinyeper) ve Hypanis (Güney Bug) nehirleri arasında bir bölge. Burada bir acı su kaynağı vardı. Kaynağın İskit dilindeki adı Eksampei, Helen dilindeki adı ise Kutsal Yollar'dır.

Herodot IV 52, 81.


Enareis (εναρεες) - İskit kâhinleri, efemine erkekler. Söğüt dalları ve ıhlamur süngeri kullanarak kehanette bulunuyorlardı. Herodot, enareislerin Suriye'deki Aphrodite Urania kutsal alanını yağmalayarak dine küfreden İskitlerin soyundan geldiğini tahmin eder. Tanrıça onları sonsuza dek cezalandırır ve bir kadın hastalığı verir (Tr. ene (enə) = "işaretlemek, çentik atmak, çentik açmak" + r, geçişsiz fiilin son eki, enar = çentikli, yani iğdiş edilmiş, hadım edilmiş. Mükemmel bir eşleşme. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", s. 347-348).

Herodotos I 105, IV 67.


Eminak (Εμινακος) - bu isim MÖ 440 yılına tarihlenen Olbian gümüş sikkelerinde okunmaktadır.

P.O. Karyshkovsky, IMTA, No 4, 1962; E. Molev. Yunanlılar ve Barbarlar, M. 2003, s. 83.


Eliy - bu isim Tuna'nın güneyindeki İskitya'da, M.Ö. 2. yüzyılda Dobruca'da (Tr. El/İl = "toprak, ülke, sahiplik", dolayısıyla "sahip"; Dobruca Seklerlerin tarihi ülkesidir) İskit kralları tarafından basılan sikkelerde yer almaktadır.

T.V.Blavatsky, Batı Karadeniz'de Yunanlılar ve İskitler, VDI, 1948, No 1


Yın - İskit ve Türk dillerinde "yün" anlamına gelir (Miziyev İ.M. Eski çağlardan Rusya tarafından ilhakına kadar Karaçay-Balkar halkının tarihi//Mingi-Tau (Elbruz), 1994, no. 1 (Ocak-Şubat), Nalçik, Mingi-Tau Yayıncılık, 1994, s. 7-104, 206-213)


Ysh, Ish - İskitçe "dondurmak" fiili. Aynı anlama gelen kelime Karaçay-Balkar ve diğer Türk dillerinde de vardır: Yş (Miziyev İ.M. Eski çağlardan Rusya tarafından ilhakına kadar Karaçay-Balkar halkının tarihi//Mingi-Tau (Elbruz), 1994, no. 1 (Ocak-Şubat), Nalçik, Mingi-Tau Yayınları, 1994, s. 7-104, 206-213).

Çeviri: Fatih Mehmet Yiğit 


***

SONUÇ:

Hun, Göktürk ve Avarların ataları kabul edilen İskit-Sakaların Türk (Oğuz/Ogur) kökenli olduğu ve dillerinin Türkçenin kadim bir formu olduğu; başta Herodot Tarihi olmak üzere Antik Yunan, Roma ve Bizans kaynaklarıyla ortaya konulmuştur.

​Günümüzde Hint-Avrupa Dil Teorisi üzerinden İskit-Sakaların Aryan halklarından olduğu tezi sıklıkla öne sürülmektedir. Bu iddianın temel dayanağı; 1900 yılında Çin’in Gansu eyaletindeki Dunhuang şehrinde, Taoist rahip Wang Yuanlu tarafından Mogao Mağaraları'nda keşfedilen belgelerdir. Bu belgeler arasında Sanskritçe ile akraba olan ve bir Doğu İran dili olarak sınıflandırılan Hotanca (Khotanese) metinler yer almaktadır. MS 7. ila 10. yüzyıllara ait olan ve Budist dini yönetime dair bilgiler içeren bu geç dönem metinleri üzerinden, İskit-Sakaların kökeninin bütünüyle İrani bir halk olduğu tezi savunulmaktadır.

​Ancak bu çıkarım, tarihsel gerçeklik ve kronolojik tutarlılık açısından şu nedenlerle sorunludur:

​Tarihsel Süreklilik: Hotan vilayetinin bulunduğu bölge, tarihsel olarak Doğu Türkistan Uygur Türklerinin ana vatanıdır. Bölge; Hunlar, Göktürkler ve Uygur Kağanlığı dönemlerinden itibaren kesintisiz bir Türk egemenliği ve yerleşimi altında kalmıştır.

​Dini ve Kültürel Katmanlar: Yazılı kayıtlar, Göktürk ve Uygur dönemlerinde bölgenin yoğun Budist ve Maniheist etkiler altında olduğunu göstermektedir. Bu dönemde birçok Türkçe Budist ve Mani yazması kaleme alınmıştır. Budizm’in etkisiyle Hotan’da Sanskritçe veya Doğu İran dillerinde dini metinlerin üretilmiş olması, o bölge halkının etnik olarak İrani olduğunu kanıtlamaz; zira din dili ile halkın konuştuğu dil her zaman örtüşmeyebilir.

​Dilsel Kanıtlar: Bölgedeki Budist din adamlarının bir Hotanca-Türkçe Sözlük hazırlama gereksinimi duymuş olması, o dönemde sahada yerleşik ve baskın bir Türk nüfusunun varlığını doğrudan kanıtlar.

​Arkeolojik Veriler: Dunhuang mağaralarında Göktürk ve Uygur alfabeleriyle yazılmış pek çok Türkçe eser bulunmuştur. Göktürk damga yazısıyla kaleme alınan Irk Bitik bu eserlerin en önemlilerinden biridir.

​Sonuç olarak; Proto-Türkleri, Hunları, Göktürkleri ve Uygur Kağanlığı'nı yok sayarak; yüzyıllar sonrasına ait bazı dini metinler üzerinden tarihte bir sıçrama yapmak bilimsel bir yaklaşım değildir. Çin kaynakları, Budizm öncesi dönemde Hotan halkının eski Türk inancı olan Tengricilik ve Şamanizm’e mensup olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, İskit-Saka Türklerini tarihsel kökenlerinden koparıp "Aryan" kategorisine dahil etmeye çalışmak, mevcut tarihi belgelerle ve kronolojiyle açıkça çelişmektedir.

Türkolog Fatih Mehmet Yiğit - 29.04.2026





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar