İSKİTLER TÜRK MÜ?

(İSKİT SAKA TÜRKLERİ İLE AMAZON TÜRK KADIN SAVAŞÇILARIN TARİHİ)

İSKİT/SAKA TÜRKLERİNİN M.Ö. XIX-XX. YÜZYILLARI ARASINDA TANAY KAĞAN ÖNCÜLÜĞÜNDE; BUGÜNKÜ TÜRKİYE (ANADOLU, TRAKYA), SURİYE, MISIR VE FİLİSTİN'İ FETHETMESİ İLE İSKİT/SAKA TÜRK KADIN SAVAŞÇILARI OLAN AMAZONLARIN (TÜRKİYE/ SAMSUN/ TERME MERKEZLİ) ANADOLUDAKİ EGEMENLİĞİ:



“Türklerin uzak ataları, muhtemelen, yalnızca demiri, çeliği ve bilumum metalleri ilk defa işleyen millet değil, aynı zamanda yazıyı da bulan ve Asya'nın batısına götüren millettir. Bilinen en eski çiviyazısı tabletler Turanî bir dille yazılmıştır ve bunların ihtiva ettiği ilme komşu hükümdarlar o derece kıymet vermişler ki bunları Sami diline tercüme ettirmişlerdir. İşte o dönemde Yunanlarsa henüz okumak yazmak nedir bilmezlerdi.”

Meşhur Redhouse sözlüğünün yazarı ;
"Sir James William Redhouse, (1811 – 1892) 
Dil bilgini, mütercim, sözlük yazarı”
On the history, system, and varieties of Turkish poetry/Türk şiirinin tarihi, sistemi ve çeşitleri üzerine adlı eser Sayfa:17 (1)






Açıklama: Sir James William Redhouse'un söylediklerinin bir benzeri MÖ.V. YY'da yaşayan Tarihin Babası olarak anılan Herodot'un Tarihinde; (İskit Saka Türklerinin menşei ile ilgili anlattığı efsanede) Dünya medeniyetinin temellerinin İskitler tarafından atıldığı bir efsane ile anlatılmaktadır.

Fatih Mehmet Yiğit

***

HERODOT TARİHİNDE BAHSEDİLEN İSKİT SAKA TÜRKLERİNİN BÜYÜK ATASI: TARGİTAOS /TARKAN 

Skyth'ler (İskitler), kendilerini ırkların en genci sayarlar ve kökenlerini şöyle gösterirler: Bu ülke boştu, burada ilk olarak Targitaos (Tarkan/Türklerin Atası) adında bir adam doğdu. Bu Targitaos'un babası Zeus, anası da Borysthenes ırmağının kızıymış, öyle derler. –Benim aklım ermez, ama bana ne, efsane böyle diyor.– Targitaos'un kökeni buymuş demek; bunun üç çocuğu olmuş, Lipoxais, Arpoxais ve en küçükleri Koloxais. 

Bunların zamanında Skythia'ya, gökyüzünden altından yapılma zanaat araçları düşüyor, bir saban, bir boyunduruk, bir balta ve bir kupa. Bunları ilk olarak en büyükleri görüyor ve yaklaşıyor almak için; altın kızıl kor oluyor. O geri çekiliyor, ortanca ilerliyor, gene aynı şey oluyor. Maden öyle ateş saçıyor ki, uzaklaşmak zorunda kalıyor. Sıra üçüncüye, yani en küçüklerine geliyor, o zaman altın soğuyor, o da bunları alıp evine götürüyor. Mucizeyi gören büyükler, iktidarı en küçüklerine bırakıyorlar. 6. Lipoxais'ten, Aukhatea denilen Skyth'ler doğmuştur. Ortancadan, Arpoxais'ten inenler Katiariler ve Traspieslerdir ve en küçüklerinden de kralları çıkmıştır ki, adları Paralatailardır. Tümü de Skoloti (Saka) diye anılırlar ki, bu kralların lakabıdır. Bunlara Skyth'ler adını Yunanlılar takmışlardır.

Herodotos Tarihi /MELPOMENE

Skyth'ler – Yurtları – Özellikleri (2)

(Herodot, M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış olan Dünyaca meşhur tarihçidir.)

Açıklama: Antik Yunanca (Grekçe) Targitaos ( Ταργιταος ) Latince “Targitaus” sözcüğü köken olarak Antik Yunanca (Grekçe) : (Τρακανα) Tarkāna isminden türemiştir. Tarkana ismi Türkçe de büyük komutan ünvanı olan (Gök-Türk ve Yenisey yazıtlarında da geçen) “Tarkan” sözcüğünün Yunanca ve Latince söyleniş seklidir. Ayrıca “Tarkan” sözcüğü Türklerde ve Moğollarda; demirci, demir ustası, devlet görevlisi ve savaşçı/asker anlamlarına gelir. Şaman/Kamların ata mesleği demircilik olup demirci şamanlar “Tarkan” ismi ile anılır. “Tarkan” ismi Türk boyları arasında; Tarhan, Targan, Dargan, Darkan olarak da telaffuz edilir. 

İskit Saka Türkleri; latince Targitaus, Türkçe “Tarkan” adıyla anılan kurucu Atalarına saygılarından ötürü antik kaynaklarda “Taurica (Türk)” ismi ile anılan, İskit Saka Türk yerleşim merkezi Kırım Yarımadasının Karadeniz'in batısına bakan burnuna; kurucu Atalarının adını yaşatmak için  Tarkhankut ismini vermiş, günümüzde hala bu bölge Tarkhankut ismi ile anılmaktadır. 

Tarkana/Tarkhankut ismini iskitlerin efsanevi atası Targitaustan dolayı aldığına dair makale: 
Tokhtasyev, Sergey [Rusça] (2013). "Из ономастики Северного Причерноморья. XXI. Τράκανα" [Kuzey Karadeniz bölgesinin Onomastik Üzerine. XXI. Τράκανα]. Вестник древней истории [ Eskiçağ Tarihi Dergisi ] (Rusça). 281 (1): 193–196 . Erişim tarihi: 30 Nisan 2023 (3)

Tarkhankut ismi daha önce açıkladığımız üzere; Türkçe “Tarkan” ve “Kut” sözcüklerinin birleşmesinden türemiş Türkçe kökenli sözcüktür.

“Tarkan” sözcüğü Türkçede: 1-Büyük Türk komutanlara verilen ünvan, 2- Türklerde ve Moğollarda demirci, demir ustası, devlet görevlisi ve savaşçı/asker anlamlarına gelir. Yine bu gelenek üzere Türk kültüründe; Şaman/Kamların ata mesleği demircilik olup demirci şamanlar “Tarkan” ismi ile anılır. Tarkan ismi Türk boyları arasında; Tarhan, Targan, Dargan, Darkan olarak da telaffuz edilir. 

“Kut” sözcüğü Türkçede::1.Tanrı'dan bahşedilen güç, kuvvet, talih,uğur, yetki, İlahi bir kaynaktan gelen rahmet, bereket.2. Devlet idaresinde güç, yaratıcılık ve yetki bakımından sahip olunan üstün güç.3. Mutluluk. Anlamlarına gelmektedir.


*Herodot Tarihinde geçen: "Skyth'ler (İskitler), kendilerini ırkların en genci sayarlar" tanımlaması Divanı Lügatit Türk'te Kaşgarlı Mahmud'un "Türk" kelimesinin anlamını tarif ettiği; "gençlik, kuvetlilik ve zindelik" tanımına uyar..

Türklerin Atasının Zeus (Gök-Tanrı) olarak tanımlanması (Gök-Türk Bilge Kağan Bengü Taş Bitikte) Orhun kitabelerinde geçen: "Tengriteg Тengride bolmuş Türk Bilge Kagan:Tanrı gibi Gökte (Cennette) olmuş Türk Bilge Kağanı" ifadesine uygundur. Yine Gökten yeryüzüne düşen altın araç ve gereçler (Saban,Boyunduruk,Balta ve Kupa sembolleri ile) Türklerin tarihin ilk Atı ehlileştiren, toprağı işleyen (tarım yapan), madeni işleyen, savaşçı bir millet olduğunu ifade eder.

Fatih Mehmet Yiğit 



***

İSKİT-SAKA TÜRKLERİ; OĞUR/ OĞUZLARDIR, HUN TÜRKLERİNİN ATALARIDIR:

İskit-Saka Türklerinin; Antik çağda yaşayan Oğur/Oğuz Türkleri olduğunu ve Hun Türklerinin Ataları olduğunu MS 6. yüzyıl tarihçisi Myrina'lı Agathias eserinde şu sözlerle anlatmaktadır: 

[2] Antik çağlarda Hunlar, Don nehrinin kuzeyindeki Maeotis gölünün doğusundaki bölgede, Imaeus Dağı'nın (Imeon Dağı; güneybatıda Zagros Dağları'ndan kuzeydoğuda Altay Dağları'na uzanan, bugünkü Hindukuş , Pamir ve Tian Shan'ı/Tanrı Dağlarını kapsayan Orta Asya sıradağları kompleksinin eski bir adıdır. ve güneydoğuda Kunlun , Karakurum ve Himalayalar ile bağlantılıdır) yakın tarafında Asya'ya yerleşen diğer barbar halklar gibi (o coğrafyada) yerleşmişlerdi. Tüm bu halklar İskitler veya Hunlar genel adıyla anılırken, bireysel kabilelerin (Oğur/Oğuz kabilelerinden bahsetmekte) Cotrigurlar, Utigurlar, Ultizurlar, Burugundiler gibi atalarının geleneğine dayanan kendi özel isimleri vardı. (3) Birkaç nesil sonra, popüler geleneğin gerektirdiği gibi bir geyiğin öncülüğünü izleyerek veya başka bir tesadüf sonucu Avrupa'ya geçtiler ve bir şekilde Maeotis gölünün Euxine'ye aktığı noktadan geçtiler, ki bu şimdiye kadar imkansız olarak kabul edilmişti. Ancak, onu geçtiler ve yabancı topraklarda çok uzaklara gittiler. Ani ve beklenmedik baskınlarıyla yerel nüfusa hesaplanamaz zararlar verdiler, hatta orijinal sakinleri yerinden edip topraklarını işgal ettiler. [4] Ancak kalışlarının kısa sürmesi kaderinde vardı ve sonunda kendilerinden hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboldular…

Agathias eserinin başka bir bölümünde On Oğurlar'ın (On Oklar/On Oğuzlar) adını verdiği Onoguris şehrinin adı ile ilgili şu bilgiyi verimektetir: "III, 5, 6. Onoguris bu yerin eski ismi idi ve muhtemelen geçmişte bir Hun boyu olan Onoguriler ile Colchianlar arasında meydana gelen ve ikincilerin galip geldiği bir çarpışmanın neticesinde ortaya çıkmıştı, yörenin sakinleri başarının anısına o yeri bu şekilde isimlendirmişlerdi. III, 5, 7. Bugünlerde çoğu insan bu ismi kullanmıyor…

Agathias eserinin başka bir bölümünde ise Eftalitler (Ak Hunlar) adı ile anılan topluluğun Hunların bir kolu olduğunu şu sözlerle ifade eder: "Eftalitler (Ak Hunlar) gerçekten bir Hun topluluğu idi" 

Myrina'lı Agathias.  MS 6. yüzyıl tarihçisi ve şairi.  

(Metin: Agathiae Myrinaei historiarum libri quinque, ed.  Rudolf Keydell'in (1967) Joseph D. Frendo'nun giriş ve notlarıyla çeviri 1975 Agathias: V, 11, 1-4: Origins of the Huns east of Lake Maeotis/Maeotis Gölü'nün doğusundaki Hunların kökenleri, Agathias, III, 5, 6-III, 5, 7: 72, IV, 27, 4: 130 )(4)



Oğuz sözcüğü: "Ok-uZ" Okların Birliği/Boyların Birliği anlamına gelmektedir. (Üç Oklar,Boz Oklar,On Oklar örneğinde olduğu gibi). Öte yandan; Oğuz, Oğur, Uğur, Uygur aynı kökten türeyen Türkçe sözcüklerdir. 


Prof.Dr.Faruk Sümer, Oğuzlar adlı eserinin Oğuz Adının Menşei ile ilgili şunları söyler: Oğuz adının menşei hakkında bir çok fikirler ileri sürülmüştür. Ünlü Macar bilginlerinden J. Nemeth, Oğuz sözünü ok+uz şeklinde tahlil etmiştir. Ona göre ok, boy (kabîle), "*" de cemi edatıdır. Böylece Oğuz, boylar demektir. Gerçekten okun eski zamanlarda boy anlamına geldiği biliniyor. Batı Gök-Türk devleti on boya dayanmakta olup, bu on boya "on-ok" denilmekte idi. Okun boy anlamına geldiğinin izi Oğuz elinin boy teşkilatında da görülmektedir. Oğuz eli, bilindiği gibi, iki kola ayrılmakta, bunlardan birine Boz-Ok, ötekisine de Üç-Ok adı verilmektedir. İkinci adın üçok'dan meydana geldiği muhakkaktır. 


Oğur-Oguz sözcüklerinin ilişkisini N. A. BASKAKOV şöyle açıklar: Oğuz-Ogur adı, bazı Türk dillerine özgü olan r ~z fonetik karşılığı üzerine ayırt edilen aynı sözün türlüsüdür. Aynı uruğun başka adlarına gelince, onlardan bazıları, meselâ, uġuz ~ UUR ~ uz eski rus yazılı eserlerinde ve vakâyinâmelerinde oğuz adının adaptasyonudur Diğerlerine örnek olarak, onoġur < on oġur (~oguz) 'on ogur (oguz)', sara- gur <sar ogur 'sarı ogurlar' kotriġur < hotyr (< otuz.) oġur 'otuz ogur' (oguz)' gibi ogurların daha küçük uruk birliklerinin adlarını söyleyebiliriz.


Oğuz Kağan Destanının en eski nüshasında Oğuz Kağan: “Ben uygurların kağanıyım ve yer yüzünün dört köşesinin kağanı olsam gerektir.” diye söyler. Buradan Oğuz-Uygur bağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Reşîdeddin Fazlullah'ın Câmi'üt-Tevarih adlı eserinde nakkettiği Oğuz Kağan Destanında, Oğuz Kağan: «ben bir otağda doğduğum için adımı Oğura koymak gerekir» diye söyler.


Burada Uğurlu anlamında kullanılan Oğur sözcüğü: Oğuz, Oğur ilişkisini de Oğuz Destanı üzerinden açıklamaktadır. 

Divanı Lügatit Türk'te: “vakit, bir işte imkân ve fırsat, karşılık, ivaz, hayır ve bereket anlamlarında  ‘ogur' sözü uğurlu anlamında geçer.

Agathias eserinde İskit Saka Türklerinin bir Geyik öncülüğünde batıya geçtiğinden bahseder. Birçok Türk Destan ve söylencesinde de bundan bahsedilir. Geyik; İskit Saka,Hun,Gök-Türk eserlerinde bir sembol olarak sıklıkla kullanılmıştır. Konu ile ilgili SUYUN ÖTE YAKASINA GEÇEN ALA GEYİĞİN TÜRKÜSÜ(TÜRK KÜLTÜR VE SANATINDA GEYİK, DAĞ KEÇİSİ, KOÇ VE AT SEMBOLİZMİ VE TÜRKLERİN GÖÇÜ) Adlı Makalemi okuyabilirsiniz:https://turkologfatihmehmetyigit.blogspot.com/2021/03/suyun-ote-yakasina-gecen-ala-geyigin.html?m=1(Fatih Mehmet Yiğit) 

Fatih Mehmet Yiğit





***

AVRUPA HUN TÜRKLERİ; İSKİT SAKA TÜRKLERİNİN BİR KOLU VE DEVAMCISIDIR.

Resim: Fransız sanatçı Eugene Delacroix tarafından yapılan bir fresk. Palais Bourbon Kütüphanesi Paris. 1843-47

Avrupa Hun-Türk Kağanı Attila; iskitler gibi Kurt postu giymiş, bir elinde ok ve yayı, diğer elinde gürzü ile At üzerinde; düşmanlarını yenmiş muzaffer bir komutan olarak resmedilmiştir. Ok ve Yay; Türklerde erk ve egemenliği betimleyen hakimiyet sembolüdür.

MS.448 de resmi bir heyetin parçası olarak Avrupa Hun Türk Başbuğu Attila  Kağan'ı ziyaret eden Doğu Roma’lı bir diplomat olan Panium Priscus yazdığı eserinde: 

-Avrupa Hun Türk Başbuğu Attila  Kağan; İSKİT KRALI 

-Avrupa Hun Türkleri; İSKİTLER

-Avrupa Hun Türk Yurdu ise; İSKİTYA olarak bahsedilmektedir.

(Panium Priscus Fragments,R.C. Blockley The Classicising Historians of the Later Roman Empire: Eunapius, Olympiodorus, Priscus and Malchus 2 vols. Liverpool, 1983)(5)



***


İSKİT-SAKA TÜRKLERİNİN; AVARLARIN VE GÖK-TÜRKLERİN ATALARI OLDUĞU BİZANS SAVAŞ SANATI KİTABINDA ŞÖYLE ANLATILMAKTADIR:

İskitlerle; yani Avarlarla, Türklerle ve yaşam tarzları buna benzeyen diğerleriyle uğraşmak :

İskit Halkları tabiri caizse; yaşam biçimleri ve örgütlenmeleri bakımından birdir. bu örgütlenme ilkeldir ve birçok halkı içerir (Boylar Birliği). Bu halklardan yalnızca Türkler ve Avarlar; askeri örgütlenmeyle ilgilenir ve bu (örgütlenme) onları meydan savaşları söz konusu olduğunda diğer İskit milletlerinden daha güçlü kılar. [2]Türk Ulusu çok kalabalık ve bağımsızdır. Çoğu insan çabasında çok yönlü veya yetenekli değillerdir ve kendilerini düşmanlarına karşı cesurca davranmaktan başka bir şey için eğitmemişlerdir. [3] Avarlar ise, (savaşta) hilekâr ve askeri konularda çok deneyimlidir.

Pseudo-Maurice, Strategicon 11, 2: The Hun way of life (Strategikon veya Strategicon; geç antik çağda 6. yüzyılda yazıldığı kabul edilen ve genellikle Bizans İmparatoru Mauricius'a atfedilen bir savaş sanatının anlatıldığı kitaptır.)(6)
 


***
İSKİT SAKA TÜRKLERİNİN; GÖK-TÜRKLERİN ATALARI OLDUĞU BİZANS TARİHÇİSİ MENANDER'İN ESERİNDE BAHSEDİLMEKTEDİR...


İskit Saka Türklerinin Gök-Türklerin Ataları olduklarına dair deliller Bizans kaynaklarında mevcuttur. Bu kaynakların en önemlisi, Bizans İmparatoru İkinci Justinus tarafından, M.S. 568 de, Batı Göktürk İmparatoruna Elçi olarak gönderiIen Zemarkos'un yolculuğunu ve Türk Kağanı İstemi tarafından kabul edilişini anlatan tarihçi Menander Protector; İskitlerle Türklerin aynı kavimden olduklarını ifade etmektedir.

Menander Protector Tarih kitabında:

-Türkler önceleri "Saka" ismiyle anılmaktadır.

-Gök-Türk Kağanı İstemi'nin Bizansa gönderdiği mektup "İskitçe yazılı"dır.(7)

Aynı eserde Gök-Türkler Bizanslılara işlenmiş demir satma (demir ticareti) teklifinde bulunur. Bu da Türklerin Demirci bir toplum olduğunu bize gösterir. Türklerin ve Atalarının Demirci bir toplum olduğu Çin kaynaklarında da geçer. Bizans Tarih kitabında geçen İskitlerin diğer adının; "Saka" olduğu bilgisi ilk olarak MÖ.V. YY da yazılan Herodot Tarihinde İskitlerin diğer adının Skoloti (Saka) olduğu bilgisi ile bahsedilmiştir. Her iki tarihi bilgi birbirini doğrular niteliktedir.

Yine Menander’in eserinde; Bizans’a Gök-Türk kağanlığı elçisi olarak giden Maniakh'ın ölümü üzerine onun yerine Tagma adlı Tarkhan (Ταρχάν) ünvanlı Gök-Türk elçisinin göreve getirildiğinden bahseder.

Yine Menanderin eserinde geçen İskit Saka Türklerinin bir kolu olan Avar Kağanı Bayan'ın elçisinin adı Targitius'tur (Ταργίτιον), yine Menander’in eserinde Avar Kağanı Bayan; İskit ve Hunların devamcısı olarak gösterilir. Yine aynı eserde: (Oğuz/Oğur Boylarından olan) Kutrigurlar ile Utigurların lideri olarak gösterilir. Kutrigurlardan, Hun Kutrigurlar olarak bahsedilir.

Yukarıdaki tarihi deliller ışığında; İskitler, Sakalar ismi ile anılan Halklar Oğuz/Oğur Türk Boylarıdır. Herodot Tarihinde, İskitlerin Kurucu Atası olarak bahsedilen Antik Yunanca (Grekçe) Targitaos ( Ταργιταος ) Latince “Targitaus” ismi Türkçe kökenli bir sözcüktür. “Targitaus” sözcüğü; Göktürklerde Tarkhan (Ταρχάν), Avarlarda ise Targitius (Ταργίτιον) olarak anılan (Göktürk ve Yenisey Yazıtlarında büyük komutan ünvanı olarak sıklıkla kullanılan) “Tarkan” sözcüğünün Yunanca ve Latince söyleniş seklidir. Ayrıca “Tarkan” sözcüğü Türklerde ve Moğollarda; büyük/baş komutan, demirci, demir ustası, devlet görevlisi ve savaşçı/asker anlamlarına gelir. Şaman/Kamların ata mesleği demircilik olup demirci şamanlar “Tarkan” ismi ile anılır. “Tarkan” ismi Türk boyları arasında; Tarhan, Targan, Dargan, Darkan olarak da telaffuz edilir. 

Fatih Mehmet Yiğit













***

Eski çağ tarihçisi, cografyacısı, doğabilimcisi (d. M.S. 23 – ö. 24 Ağustos 79) Romalı Asker ve Yazar olsn Gaius Plinius Secundus Doğa Tarihi adlı eserinde İskit-Saka aynılığını şu sözlerle anlatmaktadır:


“Ötesinde bazı İskit kabileleri vardır. Persler bunlara Perslere en yakın kabile olan Sacae genel adını vermişlerdir.”

(Pliny, Natural History - Book 6 , sections 19-L(50)

***

Antik Çağ Coğrafyacısı Strabon eserinde İskit-Saka Türkleri ile ilgili önemli tespitlerde bulunur ve İskitlerin doğuda olanlarının; Massagetler ve Sakalar adıyla anıldığını belirtir. 


Strabon, Coğrafya - Kitap XI, Bölüm 8 
Strabon (Yunanca: Στράβων; MÖ 64 - MS 24), Yunan tarihçi, coğrafyacı ve filozoftur.


***

İSKİT SAKA TÜRKLERİNİN YAŞADIĞI BÖLGELERİ GÖSTEREN TARİHİ HARİTALAR:

Aşağıdaki haritalar incelendiğinde İskit Saka Türklerinin yaşam sahaları Turan-Türk Uluslarının (Hun, Göktürk, Uygur, Kırgız Kağanlığı  gibi) bölgede kurulan, egemenlik süren Türk kağanlıklarınca geçmişten günümüze kadar ulaşan yaşam sahaları ile örtüşür. İskit Saka Türkleri Batıda İskit adı ile anılırken doğuda Saka ismiyle anılmaktadır. Bu tarihi gerçek Herodot'un tarihinde şu şekilde açıklanmaktadır:

Skyth'ler (İskitler), kendilerini ırkların en genci sayarlar ve kökenlerini şöyle gösterirler: Bu ülke boştu, burada ilk olarak Targitaos (Tarkan/Türklerin Atası) adında bir adam doğdu. Bu Targitaos'un babası Zeus, anası da Borysthenes ırmağının kızıymış, öyle derler. –Benim aklım ermez, ama bana ne, efsane böyle diyor.– Targitaos'un kökeni buymuş demek; bunun üç çocuğu olmuş, Lipoxais, Arpoxais ve en küçükleri Koloxais. 

Bunların zamanında Skythia'ya, gökyüzünden altından yapılma zanaat araçları düşüyor, bir saban, bir boyunduruk, bir balta ve bir kupa. Bunları ilk olarak en büyükleri görüyor ve yaklaşıyor almak için; altın kızıl kor oluyor. O geri çekiliyor, ortanca ilerliyor, gene aynı şey oluyor. Maden öyle ateş saçıyor ki, uzaklaşmak zorunda kalıyor. Sıra üçüncüye, yani en küçüklerine geliyor, o zaman altın soğuyor, o da bunları alıp evine götürüyor. Mucizeyi gören büyükler, iktidarı en küçüklerine bırakıyorlar. 6. Lipoxais'ten, Aukhatea denilen Skyth'ler doğmuştur. Ortancadan, Arpoxais'ten inenler Katiariler ve Traspieslerdir ve en küçüklerinden de kralları çıkmıştır ki, adları Paralatailardır. Tümü de Skoloti (Saka) diye anılırlar ki, bu kralların lakabıdır. Bunlara Skyth'ler adını Yunanlılar takmışlardır.

Herodotos Tarihi /MELPOMENE

Skyth'ler – Yurtları – Özellikleri 

İskit-Saka Türklerinin; Antik çağda yaşayan Oğur/Oğuz Türkleri olduğunu ve Hun Türklerinin Ataları olduğunu ve coğrafi yaşam sahalarını MS 6. yüzyıl tarihçisi Myrina'lı Agathias eserinde şu sözlerle anlatmaktadır: 

[2] Antik çağlarda Hunlar, Don nehrinin kuzeyindeki Maeotis gölünün doğusundaki bölgede, Imaeus Dağı'nın (Imeon Dağı; güneybatıda Zagros Dağları'ndan kuzeydoğuda Altay Dağları'na uzanan, bugünkü Hindukuş , Pamir ve Tian Shan'ı/Tanrı Dağlarını kapsayan Orta Asya sıradağları kompleksinin eski bir adıdır. ve güneydoğuda Kunlun , Karakurum ve Himalayalar ile bağlantılıdır) yakın tarafında Asya'ya yerleşen diğer barbar halklar gibi (o coğrafyada) yerleşmişlerdi. Tüm bu halklar İskitler veya Hunlar genel adıyla anılırken, bireysel kabilelerin (Oğur/Oğuz kabilelerinden bahsetmekte) Cotrigurlar, Utigurlar, Ultizurlar, Burugundiler gibi atalarının geleneğine dayanan kendi özel isimleri vardı. (3) Birkaç nesil sonra, popüler geleneğin gerektirdiği gibi bir geyiğin öncülüğünü izleyerek veya başka bir tesadüf sonucu Avrupa'ya geçtiler ve bir şekilde Maeotis gölünün Euxine'ye aktığı noktadan geçtiler, ki bu şimdiye kadar imkansız olarak kabul edilmişti. Ancak, onu geçtiler ve yabancı topraklarda çok uzaklara gittiler. Ani ve beklenmedik baskınlarıyla yerel nüfusa hesaplanamaz zararlar verdiler, hatta orijinal sakinleri yerinden edip topraklarını işgal ettiler. [4] Ancak kalışlarının kısa sürmesi kaderinde vardı ve sonunda kendilerinden hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboldular…

Agathias eserinin başka bir bölümünde On Oğurlar'ın (On Oklar/On Oğuzlar) adını verdiği Onoguris şehrinin adı ile ilgili şu bilgiyi verimektetir: "III, 5, 6. Onoguris bu yerin eski ismi idi ve muhtemelen geçmişte bir Hun boyu olan Onoguriler ile Colchianlar arasında meydana gelen ve ikincilerin galip geldiği bir çarpışmanın neticesinde ortaya çıkmıştı, yörenin sakinleri başarının anısına o yeri bu şekilde isimlendirmişlerdi. III, 5, 7. Bugünlerde çoğu insan bu ismi kullanmıyor…

Agathias eserinin başka bir bölümünde ise Eftalitler (Ak Hunlar) adı ile anılan topluluğun Hunların bir kolu olduğunu şu sözlerle ifade eder: "Eftalitler (Ak Hunlar) gerçekten bir Hun topluluğu idi" 

Myrina'lı Agathias. MS 6. yüzyıl tarihçisi ve şairi.  

(Metin: Agathiae Myrinaei historiarum libri quinque, ed. Rudolf Keydell'in (1967) Joseph D. Frendo'nun giriş ve notlarıyla çeviri 1975 Agathias: V, 11, 1-4: Origins of the Huns east of Lake Maeotis/Maeotis Gölü'nün doğusundaki Hunların kökenleri, Agathias, III, 5, 6-III, 5, 7: 72, IV, 27, 4: 130 )

Aşağıdaki İskit Saka Türklerinin hüküm sürdüğü yerler coğrafi bölge olarak yukarıdaki tarihçilerin tespitleri ile bire bir örtüşmektedir.

Batlamyus 

Batlamyus 


Gerardus Mercator (1512 - 1594) 
(Batlamyus)
Gerardus Mercator (1512 - 1594) 
(Pliny)

Honter'in (1561)  De Cosmographiae Rudimentis'inden antik İskit haritası. 

Heinrich Petri, 1552. İskit Haritası 


Christopherus Cellarius'un İskit ve Serica haritasında  (1703'te Almanya'da yayınlanmıştır) burada ayrıca solda Volga Nehri'nin eski adı olan RA (Rha) ve üstte Hiperborean veya İskit okyanusu ve tüm Sibirya'nın Serica olarak adlandırıldığını görebilirsiniz

Cluver'in Introductionis en Universum Geographicus…. adlı, 17. ve 18. yüzyılın en üretken Coğrafya kitaplarından birinde İskitya/Tataristan/Türkistan 
 
İSKİTLER Haritası 

İskit Saka Türklerinin yaşadığı bölgeleri gösteren gravür haritası, Batlamyus'un 8. Asya Bölgesel Haritası ( Tabula Asiae VIII ). Scythia ekstra Imaum ve Serica, Seres ülkesi. Tarih 1540 Kaynak Batlamyus'un Coğrafyası , Avustralya Ulusal Müzesi, Canberra, Avustralya Yazar Sebastian Münster


Jacobus Angelus'un Maximus Planudes'in 13. yüzyılın sonlarına ait yeniden keşfedilmiş Ptolemy'nin 2. yüzyıl Coğrafyası'nın Yunanca elyazmalarının 1406 Latince tercümesindeki 1. (değiştirilmiş konik) projeksiyona dayanan 15. yüzyılın ortalarına ait bir Floransa dünya haritası .

Harita (MÖ 484 - MÖ 425)



1800'LERİN BAŞLARINA AİT  ROBERT DE VAUGONDY HARİTASI. OLDUKÇA İYİ KONDİSYONDA.42x32.
***

***

-İSKİT SAKA TÜRK BOZKIR KÜLTÜR BÖLGELERİ VE DNA GENETİK ÇALIŞMALAR:


Türkler'in çoğunluğu hayvancılık ile uğraştığından bozkırlar ve otlaklarda konar-göçer yaşam sürmüşlerdir. Bu yaşam tarzı haliyle Türklerin bozkır ve otlak araziler üzerinden göç yollarını şekillendirmiştir. Bu haritaya bir nevi Türklerin Göç haritası da diyebiliriz. Herodot Tarihinde anlatılan İskit Saka Türk Coğrafyasında da bunu görmek mümkündür.
Herodot Tarihinden yola çıkılarak hazırlanan İskit Haritası Hazırlayan: Kadir Sevencen

Türklere ait arkeolojik bulgular ve kurganlarda çoğunlukla bu hatta bulunduğu gibi, Bozkır medeniyeti olan (Dış Oğuzlar) İskitler, Hunlar, Kıpçaklar ile Tatarların akın ve fethettiği ana güzergah hat buralar yani haritada gösterilen yerler. Bu hat kuzey Avrupaya kadar ulaşmaktadır. 

İskit Saka Türklerinin temel geçim kaynağı hayvancılık olduğundan İskit Saka Türklerinin göç ve hakimiyet alanı Avrupa-Asya Bozkır steplerini içine alan otlak bölgelerdir. İskit Saka Türk kültürü bu sahada şekillenmiştir. Yapılan Arkeo-genetik bilimsel çalışmalarda bu tezi doğru kılmaktadır. 










(2019 yılında) Washington Üniversitesi'nde Sanat ve Bilim arkeolojisi profesörü olan Michael Frachetti, Harvard Tıp Fakültesi'ndeki Blavatnik Enstitüsü'ndeki genetik profesörü, Howard Hughes Tıp Enstitüsü'nün genetiği profesörü David Reich ve laboratuvarında doktora sonrası bir bilim adamı olan Vagheesh Narashimhan; Broad MIT ve Harvard Enstitüsünde hesaplamalı bir biyolog olan Nick Patterson; Viyana Üniversitesi'nden Ron Pinhasi; ve Frachetti. İşbirlikçi Bilimsel araştırma gruplarının dahil olduğu 100 Bilim insanının  523 antik mezar kalıntısı üzerinden yaptığı DNA çalışması Türk tarihine ışık tutuyor. Bu çalışma Göç yolları ile ilgili Dünyanın en büyük çalışması, çalışmaya göre Orta Asya'dan Avrupa,Sibirya,Hindistan ve Ortadoğuya (İran'a) M.Ö.12000-2000 arasında büyük göçler olmuş Göç merkezi Türklerin anayurdu Türkistan coğrafyası gen haritası incelendiğinde konar göçer bozkır kültürüne sahip Türklerin yayılma ve göç yolları gösterilmektedir. 



Maykop Kültürü: MÖ 4000 – MÖ 3000 yıllarına tarihlenen Türklere ait en eski Kurgan mezarı bugün halen Dağıstan, Kumuk, Hun-Balkar,Nart Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Kuzey Kafkasya Dağıstan ve Adige bölgesi civarlarında tespit edilen ve M.Ö. 4000 lere tarihlenen Maykop Kurganlarıdır.




Kurganların bulunduğu bölge Maykop Kültür bölgesi olarak adlandırılmaktadır. Bahse konu bölge daha sonraki tarihlerde İskit/Saka Türk Kurgan mezarlarının yoğun olarak bulunduğu yerlerdendir. M.Ö.4000 lerden günümüze kadar bölgede hep Türk halkları yaşamıştır. Buluntuların bir kısmı kuzey batı Kafkasya dağı eteklerinde bulunan Kuban Irmağı civarında bulunmuştur. (Bu nedenle Kuban kültürü olarakta anılmaktadır)

Yamnaya kültürü: Yamna kültürü geç Bakır Çağı'ndan erken Tunç Çağı'na kadar  M.Ö. 3300 ve 2600 yılları arasında var olan Ural Nehri, Dinyester ve Güney Bug arasındaki bölgelerde yaşamış halkların oluşturduğu bir arkeolojik kültür. Arkeolojik mezar kazılarınca bulunanan mezarların çukur şeklinde odalardan oluşmasından dolayı Çukur Mezar kültürü (Pit Grave) ve Aşıboyası Mezar kültürü (Ochre Grave) olarak da adlandırılan kültürdür.

Anav Kültürü (MÖ. 4.000 - MÖ. 1.000)  bugünkü Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat yakınlarında Anav bölgesinde yapılan kazılarda bulunmuş bir kültür bölgesidir.

Afanasiyevo kültürü: Altay Dağları ve Minusinsk ovası civarında görülen, MÖ 3300 ile MÖ 2500 yılları arasında Kalkolitik Çağ'da var olmuş, Güney Sibirya'da bulunmuş olan arkeolojik kültürdür.

Andronovo kültürü: MÖ 2000-900 yılları arasında Altay ve Tanrı dağları, Batı Sibirya ve Hazar'ın kuzeydoğusuna kadar uzanan bölgede yaşamış Tunç Çağı toplumları için kullanılan terimdir. Afanasiyevo kültürü ile başlayan ve İskit, Hunlar, Moğollara devam eden bozkır konfederasyonu yönetiminin temsilcisidir.

Karasuk Kültürü: M.Ö. 1500 ile M.Ö. 800 yılları arasında Aral Gölü, Tanrı Dağları, Yenisey ırmağı ve Altay Dağları arasındaki bölgede yaşamış Tunç Çağı'na ait kültür ve toplumları tanımlar.

Okunev kültürü: MÖ 2. binyılın ilk yarısına tarihlenen ve Güney Sibirya'nın Minusinsk bölgesi yakınlarında bulunmuş bir Bronz Çağı arkeolojik kültürüdür. Arkeolojik kültür ismini Güney Hakasya'daki bir yerleşim bölgesi olan Okunev'den almaktadır.

-ÖRNEK:MAYKOP KURGANI İNCELEMESİ-

Türklere ait en eski Kurgan mezarı bugün halen Dağıstan, Kumuk, Hun-Balkar,Nart Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Kuzey Kafkasya Dağıstan ve Adige bölgesi civarlarında tespit edilen ve M.Ö. 4000 lere tarihlenen Maykop Kurganlarıdır.






Kurganların bulunduğu bölge Maykop Kültür bölgesi olarak adlandırılmaktadır. Bahse konu bölge daha sonraki tarihlerde İskit/Saka Türk Kurgan mezarlarının yoğun olarak bulunduğu yerlerdendir. M.Ö.4000 lerden günümüze kadar bölgede hep Türk halkları yaşamıştır. Buluntuların bir kısmı kuzey batı Kafkasya dağı eteklerinde bulunan Kuban Irmağı civarında bulunmuştur. (Bu nedenle Kuban kültürü olarakta anılmaktadır)

Buradan ele geçen hazineler Berliner Museen; The University Museum,St.Petersburg Hermitage, University of Pennsylvania, Philadelphia ve The Metropolitan Museum of Art, New York arasında paylaşılmış olup bütün bu eserlerin hepsi bütün olarak ‘Maikop Hazineleri’ olarak adlandırılır.






Maykop Türk Kurganında bulunan eserlerden; Altın öküz heykeli Sümer Türklerine ait eserler ve Türkmenistan Anau bölgesindeki altın öküz heykeli ile benzer niteliktedir. Yine Maykop Kurganında üzerinde  Türklerin en eski sembollerinden olan Kurt/Börü, Aslan(Pars), At,Geyik,Dağ keçisi  hayat ağacı figürleri,Ok, kılıç,kama,balta,mızrak uçları, Tulpar( kanatlı at) altın and kadehi ile Türklerce sıklıkla kullanılan   Türkuaz ve yeşim taşları ile süslü altın takılar bulunmaktadır. Maykop Kurganı ve içerisinde ki eserler kültürel devamlılık açısından ele alındığında İskit/Saka Türk kurganları ile bire bir aynıdır.  Bahse konu eserlerden bir kısmı St.Petersburg Rusya Hermitage müzesinde halen sergilenmektedir. Ayrıca Maykop Kurganının bulunduğu bölgede çok sayıda Türk Taşbaba (Balbal:Türk Ata ve Ana mezartaşları) mevcuttur. Bahse konu taşbabalardan bir kısmı Türkiye Hakkari ilimizde bulunan M.Ö.2500 yılına tarihlenen Taşbaba Türk mezar taşları ile aynı özelliktedir.










Ayrıca bölgede Maykop Taşı olarak bilinen taş bitikte Kırım Türklerine ait Tamga ile aynı bölgedeki dikili taş bitikte Gök-Çarkı ve Balık tamgası  olmak üzere bir çok Proto-Türk yazısına ait Tamgalar bulunmaktadır.

Buradan hareketle Proto-Türklerinin ana unsurlarından olan İskit/Saka Türklerinin ve Atalarının M.Ö.4000 lerden itibaren Kuzey Kafkasya'da var oldukları. Maykop ve Kuban kültür bölgesinde bulunan kurgan buluntuları ile var olduklarını ve bu bölgede varlıklarını sürdürdüklerini ve değişik coğrafyalara bu bölgeden yayıldıklarını bizlere göstermektedir. 

ARKEO GENETİK ÇALIŞMALAR İSKİTLERİN TÜRK OLDUĞUNU ORTAYA ÇIKARMAKTADIR:

Genellikle sert atlı savaşçılar olarak düşünülen İskitler, Avrasya tarihinde önemli bir rol oynayan, Avrasya bozkırlarını yöneten kalabalık Demir Çağı kültürleriydi.


Doğu Kazakistan’daki Eleke Sazy nekropolünün dördüncü tümülüsü. C: Zainolla Samashev

Science Advances’da yayınlanan yeni bir çalışma, MÖ ilk bin yıllardan itibaren Orta Asya Bozkırlarını kapsayan 111 antik bireye ait genom verilerini analiz etti. Sonuçlar, bozkırların efsanevi İskitlerinin kökenleri, gelişimi ve düşüşüyle ilgili genetik olaylara yeni bakış açıları ortaya koyuyor.

İskitler, Avrasya’nın başlıca çağdaş uygarlıklarıyla olan etkileşimleri ve çatışmaları nedeniyle, tarih yazımı ve popüler kültürde efsanevi bir konuma sahip. İskitler, güçlü komşularının kültürleri üzerinde büyük etkilere sahipti, eyer gibi yeni teknolojileri ve binicilik için diğer yenilikleri yaydılar. Antik Yunan, Roma, Pers ve Çin imparatorluklarının hepsi, Avrasya’nın iç topraklarından gelen korkulan atlı savaşçıların geleneklerini ve uygulamalarını kendi bakış açılarından anlatan çok sayıda kaynak bıraktı.

Yine de, dış kaynaklardan gelen kanıtlara rağmen, İskit tarihi hakkında çok az şey biliniyor. Yazılı bir dil veya doğrudan kaynaklar olmadan, konuştukları dil veya diller, nereden geldikleri ve bu kadar büyük bir alana yayılmış olan çeşitli kültürlerin gerçekte ne ölçüde birbirleriyle ilişkili olduğu belirsizliğini koruyor.

Demir Çağı geçişi ve İskitlerin genetik profilinin oluşumu

Max Planck İnsanlık Tarihi Bilimi Enstitüsü Arkeogenetik Bölümü’nden bilim insanları tarafından yönetilen uluslararası genetikçiler, antropologlar ve arkeologlardan oluşan ekip tarafından Science Advances’te yayınlanan yeni bir çalışma, Orta Asya bozkırlarındaki İskitlerin İskit olmayan arkeolojik kültürlerinin 111 antik genomu ile İskitlerin tarihini aydınlatmaya yardımcı oluyor.

Bu çalışmanın sonuçları, önemli genetik değişimlerin, uzun süren Tunç Çağı yerleşik gruplarının düşüşü ve Demir Çağı’nda İskit göçebe kültürlerinin yükselişi ile ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.


Eleke Sazy nekropolünden ‘Altın Adam’ olarak bilinen bir sosyal elitin mezarı. C: Zainolla Samashev

Bulgular, Geç Tunç Çağı çobanlarının nispeten homojen atalarının ardından, MÖ 1. binyılın başında, bozkırlara doğu, batı ve güneyden gelen akınların yeni karışmış gen havuzları oluşturduğunu gösteriyor.

Orta Asya Bozkırlarının çeşitli halkları

Çalışma daha da ileri giderek göçebe Demir Çağı grupları için en az iki ana köken kaynağı belirledi. Bir doğu kaynağı muhtemelen Altay Dağları’ndaki, Demir Çağı boyunca batıya ve güneye yayılan ve hareket ettikçe karışan popülasyonlardan kaynaklanıyordu.

Bu genetik sonuçlar, arkeolojik kayıtta bulunan zamanlama ve konumlarla eşleşiyor ve en eski İskit mezarlarının bulunduğu Altay bölgesindeki popülasyonların sırasıyla güney, orta ve doğu Kazakistan’da bulunan Saka, Tasmola ve Pazırık gibi farklı ünlü kültürleri birbirine bağlayan yayılımını gösteriyor.

Şaşırtıcı bir şekilde, batı Ural Dağları’nda bulunan gruplar, ikinci bir ayrı, ancak eşzamanlı kaynaktan geliyor. Doğudaki durumun aksine, erken Sauromatian-Sarmatian kültürlerinin karakteristik özelliği olan bu batı gen havuzu, Sarmat kültürlerinin Urallardan Pontus-Hazar bozkırlarına batıya doğru yayılmasıyla büyük ölçüde tutarlı kaldı.


Hun-Xianbi kültür mezarlarının havadan görünümü. Hem atlar hem de savaşçılar görülebilir. C: Zainolla Samashev

Yeni genetik değişimlerle bağlantılı İskit kültürlerinin düşüşü

Çalışma aynı zamanda yeni genetik değişimleri ve karışım olaylarını ortaya çıkaran Demir Çağı’ndan sonraki geçiş dönemini de kapsıyor. Bu olaylar, Orta Bozkır’daki İskit kültürlerinin gerilemesi ve ardından ortadan kalkmasıyla eşzamanlı olarak, MS bin yılın başında yoğunlaştı.

Bu durumda, yeni uzak doğu Avrasya akını, makul bir şekilde, MS ilk yüzyıllarda Xiongnu ve Xianbei konfederasyonlarının yanı sıra İran kaynaklarından gelen küçük akınlar gibi Doğu bozkırlarının göçebe imparatorluklarının yayılmasıyla ilişkilidir.

İskitlerin tarihiyle ilgili cevaplanmamış soruların çoğu tek başına antik DNA ile çözülemese de, bu çalışma Avrasya nüfusunun zaman içinde ne kadar değiştiğini ve karıştığını gösteriyor.

“Gelecekteki çalışmalar, farklı dönemleri ve coğrafi bölgeleri kapsayarak, bu trans-Avrasya bağlantılarının dinamiklerini keşfetmeye devam etmeli, uzak geçmişte batı, orta ve doğu Avrasya arasındaki bağlantıların tarihini ve bunların günümüz Avrasya popülasyonlarındaki genetik mirasını ortaya çıkarmalı.” (8)


ÇİN KAYNAKLARINDA GEÇEN UYGUR TÜRKLERİNİN ATALARI İSKİT SAKA TÜRKLERİ VE TÜRK KADIN SAVAŞÇILAR HAKKINDA YERALAN BİLGİLER 

Song Hanedanı'nın ilk dönemlerinde, İmparator Taizong (太宗) saltanatında (MS 977-978) derlenen《太平廣記》(Taiping Guangji)《太平廣記》adlı eserin 482, III Barbarlar, Yutian (Hotan) bahsinde Uygur Türkleri veyahut Ataları İskit Saka Türkleri ve Kadın Savaşçılar hakkında şu bilgiler yeralır:


1. Orijinal Çince Metin: 

于闐:

後魏。宋云使西域,行至于闐國。國王頭著金冠,以雞幘,頭垂二尺生絹,廣五寸,以為飾。威儀有鼓角金鉦,弓箭一具,戟二枚,槊五張。左右帶刀,不過百人。其俗婦人袴衫束帶,乘馬馳走,與丈夫無異。死者以火焚燒,收骨葬之,上起浮圖。居喪者剪髮,長四寸,即就平常。唯王死不燒,置之棺中,遠葬于野。出《洛陽伽藍記》


2. Türkçe Çevirisi


Yutian (Hotan):

Kuzey Wei Hanedanlığı döneminde, Song Yun Batı Bölgeler'e (西域) elçi olarak gönderildi ve Yutian krallığına kadar gitti.

Kralın Görünüşü: Kralın başında altın bir taç vardı. [Tacın altında] horoz ibiği şeklinde bir başlık giyiyordu ve başından aşağı, süs olarak kullanılan, iki chi (~66 cm) uzunluğunda ve beş cun (~16.5 cm) genişliğinde ham ipek kumaş parçaları sarkıyordu.

Törensel Protokol: Törenlerde davul, boru (veya boynuz) ve metal çanlar (金鉦) kullanılırdı. [Kralın yanında] bir takım yay ve ok, iki adet ji (kısa mızraklı balta), beş adet shuo (uzun mızrak) bulunurdu. Yanındaki kılıçlı muhafızlar yüz kişiyi geçmezdi.

Kadınların Sosyal Konumu: Göreneklere göre, kadınlar pantolon ve ceket giyer, kemer takar, atlara biner ve erkeklerden hiç farkları olmadan dörtnala koştururlardı.

Cenaze Gelenekleri: Ölüleri ateşte yakarlar, kemiklerini toplayarak gömerler ve mezarın üstüne bir stupa (Tepe) inşa ederlerdi.

Yas Tutma: Yas tutanlar, saçlarını [yaklaşık] dört cun (~13 cm) uzunluğunda keserler ve sonra hemen normal hayatlarına dönerlerdi.

Kralın Cenazesi: Sadece kral öldüğünde yakılmaz, bir tabuta konur ve uzak bir diyarda, kırlara gömülürdü.


(《洛陽伽藍記》 adlı eserden alınmıştır.) Metin, Kuzey Wei (後魏) hanedanlığı döneminde (MS 386-535) Budist bir rahip olan Song Yun (宋云)'un seyahat notlarından alıntılanmıştır. Kaynak olarak da 《洛陽伽藍記》 (Luoyang Qielan Ji - Luoyang Manastırlarının Kaydı) gösterilmiştir.

Coğrafya ve Tarih: Antik Yutian krallığı, bugünkü Çin'in Doğu Türkistan Uygur Türk Bölgesi'nde, Taklamakan Çölü'nün güney kenarında bulunan Hotan vahasında kuruluydu. Bu konumu onu İpek Yolu'nun en önemli duraklarından biri yapmıştı.
Zaman Çizelgesi:
Kuruluş: Krallığın MÖ 3. yüzyıl civarında, Saka göçleriyle kurulduğu düşünülür.
Altın Çağ: MS 1. binyıl boyunca, özellikle MS 3.-10. yüzyıllar arasında Uygur Türklerince hem bir ticaret merkezi hem de önemli bir Budist kültür merkezi olarak gelişti.



Resimler: (Taiping Guangji)《太平廣記》adlı eserin 482, III Barbarlar, Yutian (Hotan) bahsinde Uygur Türkleri veyahut Ataları İskit Saka Türkleri ve Kadın Savaşçılar hakkında Yukarıdaki kaynakta belirtilen: "Horoz ibiği şeklindeki başlık" Kazakistan  Müzesinde sergilenen İskit Saka Türk dönemine ait kıyafet başlıkları ile benzerdir.


-Yuğ (yoğ), Sagu adı verilen Cenaze  merasimlerinde; saç kesmek  saçbaş yolmak, yüze bıçakla çizik atıp kanlı gözyaşı akıtmak, ölen kişi ardından ağıt yakıp sagu okumak, kurgan kültürü İskit Sakalardan devamcıları Hunlar ve Gök-Türklere değin uygulanan bir gelenektir.









Göktürk Kağanlığı dönemine ait rölyefte yas betimlemeleri Bir cenaze merasiminde saçlarını kesen Göktürk Alp ve Beyleri. Türkler yas alameti olarak saçlarını keserler.
(Japonya, Miho Museum. 5. yy.)



Hun kurganında bulunan kesik saç örgüleri. 

Yine Yukarıdaki metinde geçen Kadın Savaşçılar İskit Saka Türklerinin devamcısı Amazon kadın savaşçılar ile benzer karakterdedir.




Kazakistan Müzesinde sergilenen elinde ok ve yayı ile İskit Saka Türk Kadın Savaşçısı




Ok ve Yay Türklerde aynı zamanda egemenlik sembolüdür.

Kaynak Codex Dijital Veri Tabanı Bağlantısı: https://ctext.org/taiping-guangji/482/yutian

Türkolog Fatih Mehmet Yiğit 

***

 

ÇİN KAYNAKLARINDA HUNLAR VE GÖKTÜRKLERİN ATALARI OLARAK GEÇEN İSKİT SAKA TÜRKLERİ HAKKINDAKİ BİLGİLER:

Çin kaynaklarında "Sai ırkı" (塞種, Sài zhǒng) olarak geçen Sakalar ve onların ataları olduğu iddia edilen "Yun soyundan gelen Rong'lar" (允姓之戎, Yǔn xìng zhī Róng) hakkındaki bilgiler, özellikle de onların kökeni ve batıya göçleriyle ilgili olanlar, Orta Asya tarihinin en önemli parçalarından birini oluşturur.

Bu konudaki temel Çin kayıtları, orijinal metinler, transliterasyonları ve detaylı açıklamaları şu şekildedir:

1. Ana Kaynak: Sakaların Kökeni ve Göçü
Çince Kaynak: 《汉书》 (Hàn Shū) - "Han Kitabı", Ban Gu, MS 1. yüzyıl.
İlgili Bölüm: 《西域传》 (Xīyù Zhuàn) - "Batı Bölgelerinin Kayıtları"
Bu, konuyla ilgili en net ve en önemli kayıttır.
Orijinal Çince Metin:
塞種本允姓之戎,世居敦煌。為月氏迫逐,遂往蔥嶺南奔。
Transliterasyon (Pinyin):
Sài zhǒng běn Yǔn xìng zhī Róng, shì jū Dūnhuáng. Wèi Yuèzhī pòzhú, suì wǎng Cōnglǐng nán bēn.
Türkçe Çeviri:
"Sai ırkı (Sakalar) aslen Yun soyundan gelen Rong'lardır. Nesiller boyu Dunhuang'da yaşadılar. Yuezhi (Yüeçi) tarafından kovalandılar ve bu yüzden Congling (Pamir Dağları) üzerinden güneye kaçtılar."

2. Sakaların Dağılımı
Aynı kaynağın devamında, Sakaların göç ettikleri bölgeler anlatılır.
Orijinal Çince Metin:
其後有懸度、難兜、罽賓、烏弋山離、條支、安息、大夏諸國,皆塞種之地。
Transliterasyon (Pinyin):
Qí hòu yǒu Xuándù, Nándōu, Jìbīn, Wūyìshānlí, Tiáozhī, Ānxī, Dàxià zhū guó, jiē Sài zhǒng zhī dì.
Türkçe Çeviri:
"Ondan sonra (Pamir'den sonra) Xuandu, Kandut, Jibin (Kabil-Gandhara bölgesi), Wuyishanli (İskenderiye-Prophthasia, bugünkü Farah, Afganistan), Tiaozhi (Seleukia), Anxi (Part İmparatorluğu) ve Daxia (Baktriya) gibi birçok ülke vardı. Hepsi Sai ırkının (Sakaların) topraklarıydı."

3. Saka Göçünün Tetikleyicisi: Yuezhi ve Hun Baskısı
Sakaların neden göç etmek zorunda kaldığını anlamak için 《史记》 (Shǐ Jì) ve 《汉书》'daki Yuezhi ve Hunlarla ilgili kısımlara bakmak gerekir. Sakaların göçü, bir domino etkisinin parçasıydı.
Olay Örgüsü: Hiung-nu'lar (Hunlar) Yuezhi'leri yendi → Yuezhi'ler batıya kaçarak Sakaların topraklarına girdi → Yuezhi baskısıyla Sakalar yerlerinden oldu ve batıya/güneye göç etti.
《汉书》'da bu durum şöyle özetlenir: 昔匈奴破大月氏,大月氏西君大夏,而塞王南君罽賓。塞種分散,往往為數國。 Pinyin:Xī Xiōngnú pò Dà Yuèzhī, Dà Yuèzhī xī jūn Dàxià, ér Sài wáng nán jūn Jìbīn. Sài zhǒng fēnsàn, wǎngwǎng wéi shù guó. Türkçe Çeviri:"Eskiden Hiung-nular (Hunlar) Büyük Yuezhi'yi yendi. Büyük Yuezhi batıya giderek Baktriya'ya (Daxia) hükmetti ve Sai kralı da güneye giderek Jibin'e (Kabil-Gandhara) hükmetti. Sai ırkı (Sakalar) dağıldı ve genellikle birkaç devlete bölündü."

Detaylı Açıklama ve Analiz
1. Terimlerin Anlamı:
塞 (Sài): Çinlilerin, İskit/Saka toplulukları için kullandığı genel addır. "Saka" ile doğrudan fonetik bir bağlantılıdır.
允姓之戎 (Yǔn xìng zhī Róng): "Yun soyundan gelen Rong'lar".
允 (Yǔn): Muhtemelen belirli bir kabile veya klanın adıdır. Bu klanın, Çin'in batısındaki "Rong" gruplarından biri olduğu düşünülür.
戎 (Róng): Çinlilerin, Çin'in batısında (modern Gansu, Qinghai bölgeleri) yaşayan göçebe veya yarı-göçebe halklar için kullandığı genel bir etnik kategoridir. "Batılı Barbarlar" anlamına gelir. Hiung-nu'lar da başlangıçta bu şekilde sınıflandırılmıştır. Ordus ve Gansu Büyük Hun Türk Devleti ve Atalarının yaşam sahasıdır. Hun-Türk Kurgan kültürü ve eserleri ile İskit Saka Türk Kurgan kültürü ve eserleri arasında benzerlik ve devamlılık göze çarpmaktadır. Bu benzerlik ve devamlılık Göktürk döneminde de kendisini göstermektedir. Buradan çıkaracağımız sonuç İskit Saka Türklerinin gerek yaşam sahası, gerek kültür ve sanatı devamcıları ve torunları olan Hun ve Göktürkler ile diğer Turan-Türk bozkır boylarınca da yaşatılmıştır.


敦煌 (Dūnhuáng): Bugünkü Gansu eyaletinde bir vaha kenti. Çin'in batı sınırının en uç noktası ve İpek Yolu'nun önemli bir kapısıdır. Çinliler, Sakaların orijinal yurdunu kendi sınırlarının hemen batısı olarak tarif etmektedir.
蔥嶺 (Cōnglǐng): "Soğan Dağları" anlamına gelir. Pamir Dağları için kullanılan Çince isimdir. Sakaların göç yolu hakkında net bir coğrafi referans sağlar.

2. Tarihsel Yorum:
Köken Tartışmaları: Çinlilerin Sakaları "Yun Rong"larına bağlama çabası, onları kendi tarih yazımlarındaki bilinen bir kategoriye yerleştirme eğiliminden kaynaklanır. Bu, tamamen bir Çin perspektifidir. Modern tarihçiler, Sakaların kökenini daha geniş bir İskit dünyasının parçası olarak görür ve bu "Yun Rong" tanımını, Doğu İskitlerini oluşturan belirli bir kabile birliği olarak yorumlama eğilimindedir.

Arkeolojik Kanıt: Doğu Türkistan (Xinjiang) Uygur Türk bölgesi ve Gansu koridorunda yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan, hayvan üslubuyla (animal style) süslenmiş eserler, altın ve bronz objeler, bu bölgelerde İskit/Saka kültürüne ait güçlü izler olduğunu göstermektedir. Bu da Çin kaynaklarının iddialarını dolaylı olarak destekler niteliktedir.

3. Siyasi ve Kültürel Çıkarımlar:

Çin'in "Barbar" Tasnifi: Çinliler, kendi medeniyetlerinin dışında kalan tüm halkları coğrafi yönlerine göre genel isimlerle (Rong, Di, Yi, Man) anma eğilimindeydi. "Yun soyundan gelen Rong'lar" ifadesi, Sakaları bu tasnif sistemine oturtmanın bir sonucudur.

Sakaların Gücü: "Hepsi Sai ırkının topraklarıydı" ifadesi, Çinlilerin,  çok geniş bir coğrafyada Saka varlığını ve siyasi nüfuzunu açıkça kabul ettiğini gösterir. Bu, Sakaların sadece küçük bir kabile değil, Orta Asya tarihini derinden etkilemiş büyük bir güç olduğunu adeta Konfederasyon altında örgütlenen Turan Türk uluslarının oluşturduğu siyasi ve idari Bozkır Boylar birliğinin sonucudur.

HUN,GÖKTÜRK-SAKA BAĞI 

"索國" (Suǒguó - "Suo Ülkesi"), Çin kaynaklarında, özellikle de 《周書》 (Zhōu Shū - Zhou Tarihi) ve 《北史》 (Běishǐ - Kuzey Hanedanlıklarının Tarihi) gibi resmi hanedanlık tarihlerinde Göktürklerin köken efsanesinde bahsedilen bir yerdir.

Orijinal metin, Türkçe tercümesi ve detaylı açıklaması:
1. Orjinal Çince Metin
En temel kaynak 《周書》卷五十 列傳第四十二 異域下 突厥 (Zhōu Shū, Juan 50, Biyografi 42, Yabancı Topraklar Bölümü Aşağı, Türkler) kısmında geçer:
「突厥者,蓋匈奴之別種,姓阿史那氏。別為部落。後為鄰國所破,盡滅其族。有一兒,年且十歲,兵人見其小,不忍殺之,乃刖其足,棄草澤中。有牝狼以肉飼之。及長,與狼合,遂有孕。彼鄰國者,復使人殺之,見狼在側,並欲殺狼。狼遂逃於索國之西北。山有洞穴,穴內有平壤茂草,周回數百里,四面俱山。狼匿其中,遂生十男。十男長大,外托妻孕,其後各有一姓,阿史那即一也。子孫蕃育,漸至數百家。經數世,相與出穴,臣於茹茹。居金山之陽,為茹茹鐵工。金山形似兜鍪,其俗謂兜鍪為「突厥」,遂因以為號焉。」
Bir diğer önemli kaynak 《北史》卷九十九 列傳第八十七 (Běishǐ, Juan 99, Biyografi 87)'de de hemen hemen aynı metin yer alır.

2. Türkçe Tercümesi
"Türkler, aslında Hiung-nu'ların (Hunların) bir boyudur, soyadları Aşina'dır. Ayrı bir kabile halindeydiler. Daha sonra komşu bir ülke tarafından mağlup edildiler ve bütün boyları yok edildi. Kurtulan bir çocuk vardı, yaşı henüz on civarındaydı. Askerler onun küçük olduğunu görüp öldürmeye kıyamadılar, bunun yerine ayaklarını kesip bir bataklığa attılar. Bir dişi kurt onu etle besledi. Çocuk büyüdüğünde kurtla çiftleşti ve kurt hamile kaldı.
O komşu ülke (bu durumu duyunca) tekrar adamlarını onları öldürmeye gönderdi. Adamlar yanıbaşında kurtu görünce onu da öldürmek istedi. Kurt kaçarak Suo Ülkesi'nin kuzeybatısına sığındı. Orada bir mağara vardı. Mağaranın içi düzdü, otlar gürdü ve çevresi yüzlerce li genişliğindeydi, her tarafı dağlarla çevriliydi. Kurt burada saklandı ve nihayet on oğlan doğurdu. On oğlan büyüdü, dışarıdan eşler aldılar ve hamile kaldılar. Sonradan her birinin ayrı bir soyadı oldu, Aşina bunlardan biridir. Soyları çoğaldı, yavaş yavaş yüzlerce aileye ulaştı. Birkaç nesil sonra, birlikte mağaradan çıkıp Juan-Juan'lara (Avarlar) tabi oldular. Altın Dağ'ın (Altay Dağları) güney eteklerinde yerleştiler ve Juan-Juan'lara demirci oldular. Altın Dağ'ın şekli bir tolga'ya (miğfer) benziyordu ve onların geleneğinde tolga'ya 'Türk' denildiği için, bunu kendilerine isim olarak aldılar."

3. Açıklama ve Kimler Olduğu

"索國" (Suǒguó) bir Halkın veya Devletin Adı Değildir: Buradaki en kritik nokta, "索國"ın tarihi bir devlet veya belirli bir etnik grup olarak tanımlanabilmesinin çok zor olmasıdır. Metin, bir köken efsanesi anlatmaktadır. Efsanelerdeki yer isimleri genellikle mitolojik veya sembolik anlamlar taşır.

Coğrafi Bir Yer İsmi Olarak Yorumu: "Suo Ülkesi", efsanede Türklerin türediği kutsal mağaranın bulunduğu bölgeyi tanımlamak için kullanılmıştır. Çinli tarihçiler, duydukları ve kaydettikleri bu yabancı yer ismini kendi dillerine en uygun sesleri vererek (索 - Suǒ) yazmışlardır.

Olası Kimlikleri: Tarihçiler ve akademisyenler "Suo Ülkesi"nin neresi olabileceği konusunda farklı teoriler öne sürmüşlerdir:

1. Saka (İskit) İlişkisi: En güçlü teori, "Suo" isminin, Orta Asya'da yaşamış önemli bir halk olan Sakalara (Çince'de genelde 塞 - Sài olarak geçer) işaret ettiğidir. "Suo" ve "Sai/Saka" sesleri arasında bir bağ kurulabilir. Bu durumda "Suo Ülkesi", "Sakaların Ülkesi" veya "Sakaların yaşadığı bölge" anlamına gelebilir. Bu, Göktürklerin kökenini kadim ve göçebe bir stepliler geleneğine bağlayan sembolik bir anlam taşıyabilir.

2. Coğrafi Bir Bölge: Belirli bir halkı değil, Yenisey Nehri civarı veya Güney Sibirya'daki geniş bir coğrafi bölgeyi ifade ediyor olabilir. Efsanedeki "dağlarla çevrili, yeşil bir ova" tasviri, Altay-Sayan dağlık bölgesini akla getirmektedir ki burası Türklerin anavatanı olarak kabul edilen bölgedir.

3. Sembolik/Mitolojik Anlam: "索" karakterinin Çince'de "aramak, iz sürmek, ip" gibi anlamları da vardır. Ancak buradaki kullanımın bir çeviri veya fonetik bir aktarım olduğu düşünülmektedir. Sembolik bir anlam aramaktan ziyade, bir yer adının sesletimi olduğu kabul edilir.

Sonuç:

Çin kaynakları, özellikle de 《汉书》 (Han Kitabı), Sakaların kökeni ve büyük göçleri hakkında dünyadaki en eski ve en değerli yazılı kaynaklardan biridir. Bu kayıtlar olmasaydı, İskit/Saka dünyasının doğu kanadının ve onların Orta Asya'nın şekillenmesindeki kritik rollerinin tarihini yazmak çok daha zor olurdu. Çinlilerin "Yun Rong"larına yaptığı atıf, bir köken iddiasından ziyade, onları kendi tarihsel ve kültürel referans çerçeveleri içinde anlama çabasının bir ürünüdür. Bu kayıtlar, Sakaları, Pasifik'ten Karadeniz'e uzanan büyük İskit dünyasının doğudaki en önemli temsilcileri olarak konumlandırır.

索國 (Suo Ülkesi), Göktürklerin köken efsanesinde, atalarının (dişi kurt Asena ve on çocuğunun) hayatta kalıp çoğaldığı kutsal ve korunaklı toprakları ifade eden mitolojik bir coğrafi terimdir. Gerçek kimliği kesin olarak bilinmemekle birlikte, en kuvvetli ihtimal Sakaların yaşadığı bölgeye veya Güney Sibirya'daki dağlık vadiye işaret etmesidir. Bu efsane, Türklerin yeniden doğuşunu ve bir soykırımdan nasıl tekrar türediklerini anlatan önemli bir mitostur ve "Suo Ülkesi" de bu yeniden doğuşun mekânıdır.

Türkolog Fatih Mehmet Yiğit 

Kaynakça:
1. Orjinal Metinler:

Chinese Text Project (Han Shu ve diğer kaynakların orijinali)

2. Akademik Çalışmalar:

Prof. Liu Mau-Tsai: Die chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Türken (1969)

***

GÜRCÜ KRONİKLERİNDE GEÇEN (MÖ. IV YY KAFKASYA'DA YAŞAYAN) İSKİT SAKA TÜRKLERİNİN BİR KOLU BUN-TÜRKLERİ:

 “Moktsevay Kartlisay” adlı Gürcü kroniğinde; İskender'in,  Kafkasyaya yaptıgı akınların anlatıldığı bölümde; Bun-Türklerinden bahsedilmektedir. Esere göre İskit Saka Türklerinin bir boyu olan Bun-Türkleri;  MÖ. IV. Yüzyılda Mtsheta yakınlarında, Kafkasyada Kür nehri boyunca (Sarkine-kalaki, Kaspi, Urbanis ve Odrah şehirleri ile Büyük Ayna kalesi, Kaspi, Urban ve Ozrah kalesinde) yerleşik olarak yaşayan savaşçı bir Halktır.



 Moktsevay Kartlisay (Kartli’nin Din Değiştirmesi  IX. yüzyılda hazırlanmıştır), Derleme eser olan “Kartli’nin Tarihi” anlamına gelen  Kartlis Tshovreba ile “Kartlis Tshovreba”nın bir parçası olan Leonti Mroveli tarafından yazılan “Mepeta Tskhovreba” ile “Moktsevay Kartlisay” adlı Gürcü kroniklerinde Bun-Türklerine rastlanılmaktadır ilgili eserlerde Bun-Türkleri  MÖ. IV. Yüzyılda Mtsheta yakınlarında, Kür nehri boyunca dört şehirde (Sarkine, Kaspi, Urbnisi ve Ozrakhe) İskit akınlarıyla yerleşmiş Türk soylu bir topluluk olarak Kafkasya’nın eski sakinlerindendir. Tartışmalı konularla beraber bu kaynaklara göre Doğu seferine çıkan Makedonların ünlü kralı İskender, MÖ. IV. yüzyılda Güney Kafkasya’ya geldiğinde, ona karşı çıkan kuvvetli bir Türk varlığının olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar, Kıpçak ve Bun-Türkler adıyla anılmaktadır. Bun-Türkler ve Kıpçaklar orada çok sayıda, kalabalık şehir ve kalelerde yaşamaktadırlar. Gürcüce eski çağları anlatan “Moktsevay Kartlisay” (Kartli’nin Din Değiştirmesi) kroniğinde MÖ 330’lu yıllarda Makedonyalı Büyük İskender’in İberya (Gürcistan) yürüyüşü hususunda şu bilgileri görüyoruz: “ İskender, Lut kavmini geri püskürttükten ve kuzeye doğru sıkıştırdıktan sonra, Kür nehri kıyısındaki dört şehirde oturan acımasız Bun-Türk boylarıyla karşılaştı. Bunlar Sarkine, Kaspi, Urbnisi ve Ozrakhe şehirleri ile onlara ait kalelerdi”…( “Bun-Türkler”,BAL-TAM Türklük Bilgisi Dergisi, sayı: 24,Eylül-2016,Prizren-KOSOVA, s. 27-34 BUN-TÜRKLER Abdulkadir KOÇ)

Fransız bilgini Brosset, Bun-Türklerin Turanlı olduğunu bildirmektedir.Gürcü dil bilgini Marr ise, Bun-Türk’ün “otokton/yerli Türk” anlamına geldiğini yazmaktadır. Bu bilgiler, Çoruh ve Kür boylarında, dolayısıyla Kafkasya’da, Türklük tarihinin, ne kadar eskilere gittiği konusunda kesin bir fikir vermektedir. En eski Gürcü kaynaklarından biri olan Moktsevay Krtlisa’da (VΙΙΙ. Yüzyıl), milâttan önce ΙV. yüzyılda Makedonyalı İskender’in Kafkasya’ya geldiği sırada Kür ırmağı boylarında Bun-Türklerinin yaşadığı, buralarda dört büyük şehrinin ve alınmaz kaleleriyle güçlü ordularının varlığı, bu topraklara daha sonra birbiri ardınca Hunlar, Hazarlar ve Kıpçakların geldiği kayıtlıdır. (The “Bun - Turks” in Ancient Georgia Jost Gippert, "Bun-Turks", the Turks, and the Kipchaks in Old Georgian Sources "ბუნ-თურქები", თურქები და ყივჩაყები უძველეს ქართულ წყაროებში Tariel Putkaradze) Bun-Türkler hakkında bilgi veren bir başka ünlü tarihçi de Güney Azerbaycanlı Zehtabî’dir. Zehtabî, İskender’in Kafkasya’ya geldiğinde, Bun-Türklerle karşılaştığını ve Bun-Türklerin Kür ırmağı sahillerinde yaşadıklarını belirtir. Gürcü bilgini Takayaşvili, bu elleri Türk göstererek, Bun-Türkler, ya Türkler ya da Turanlılardır, demektedir. Bazı âlimler, Bun-Türklerini, Hun Türkleri olarak da gösterirler. Gürcü âlimleri, Bun-Türklerle Kıpçaklar arasında bir farkın olmadığı görüşündedirler. Bu da tabiîdir. Çünkü bunların her ikisinin dili, âdet ve ananesi, dinî inançları, hayatı vs. aynı idi; her ikisi de Türk idi. Kuman, Kırgız, Tatar, Kara Kırgız dillerinde bun, soy/nesil demektir. Bun-Türk, Türk soyu, Türk nesli demektir”. Türklerin Ahıska dediği şehre, Gürcüler, Sa-mskhe, Akhalsikhe, Sa-Atabago gibi isimler kullanmaktadırlar. Bunlardan Sa-mskhe “Meskhi yurdu”, Akhalsikhe “Yeni kale”, Sa-Atabago “Atabek yurdu” anlamına gelmektedir.

***



İSKİT SAKA TÜRKLERİNİN EFSANEVİ KAĞANI: ATA (ATAİAS)

İskit Türklerinin efsanevi hükümdarı Ataias (MÖ 429 - MÖ 339) Yunan ve Roma kaynaklarında MÖ 339'da Makadenyo'da uğradığı ihanet sonucunda 90 yaşındayken yaşanan çatışmada hayatını kaybeden İskit'in en güçlü kralı olarak tanımlanmıştır. Onun adı ayrıca Ateas,Atheas, Ateia , Ataias ve Ateus olarak geçmektedir. Onun dönemi İskitlerin ikinci dönemidir. Trakya,Anadolu ve Karadeniz havzasının büyük bölümü İskitlerin egemenliği altındadır. Ataias'ın ordusunda 20.000 den fazla atlı Türk kadın savaşçı olduğu rivayet edilir. Ataias'ın ölümü sonrası ikinci İskit Türk Kağanlığı Skilurus dönemine kadar gerileme evresine girmiş daha sonra dağılmıştır.

Romalı Tarihçi Plutarch, Ataias'ın karakteri ve Yunan kültürüne karşı olumsuz tavrı hakkında ki anekdot da göre:  "Ateas, mükemmel kaval çalan Yunan yönetici Ismenias'ı esir aldığında ona kaval çalmasınıı emretti; diğerleri ona hayran olduğunda, bir atın kişneme sesinin daha keyifli olduğuna yemin etti."






Resim: Ataias'a ait madeni paralar Ataias potre olarak tıpkı Hun Kağanı Attilla'yı betimleyen tablolardaki gibi Türklerin özgürlük ve bağımsızlık sembolü olan Başında (Börü)Kurt börkü ile tasvir edilirken paranın diğer yüzünde Türklerin sıklıkla kullandığı kuyruğu bağlı At üzerinde (Hun ve Gök-Türkler gibi uzun saçlı) ok atan savaşçı olarak resmedilmiştir. Para üzerinde Grek alfabesi ile Türkçe "Ataies" yazmaktadır.
Türklerde; Ok ve Yay hakimiyet sembolüdür.

ATA: Türkçe'de büyük baba anlamındadır. Ayrıca Devlet Başkanlarına Türkler Ata demektedir.

***

İSKİT SAKA TÜRK SAVAŞÇILARINA AİT AKINAK (AKINCI) KILIÇLARI

Tarihi kaynaklara göre Akinak/Acinaces/ἀκῑνάκης diye anılan sivri uçlu iki tarafı keskin kama ve kılıçlar İskit Saka Türk Savaşçılarınca kullanılmaktaydı.  Akinak: Türkçe kökenli bir sözcük olup Akın ve Ak/Akmak kelimelerinin birleşmesinden türetimiştir. (Bıçak sözcüğünde olduğu gibi Bıçak: Biçmek+Akmak)  Savaşlarda yakın muharebelerde kullanılan Türk Akıncı kılıcı anlamındadır.

Bu kısa kılıç türü İskit Saka Türk Savaşçılarına ait olup daha sonraları bu kılıç türü Roma Ordusu tarafından Gladio adıyla kullanılacaktır. İskit Saka Türklerinin devamcısı olan Hun Türkleri tarafından da bu kılıç türü kullanılmıştır.Ayrıca "Akın" sözcüğü Kazak Türkçesinde Ozan, Kam anlamlarında da kullanılmaktadır.

Eski Türk destanlarında bu tür kılıçlar Ak-polat-Ak-bulat olarak anılmaktadır. Çin,İç Moğolistan Ordos ve Kansu yakınlarında bulunan Hun dönemine ait Çin Xionghu (Hun Heritage Museum) Müzesinde sergilenen Kılıçlarda bu türlüdür. Tanrı-Kut Mete Kağan kitabımda bu kılıçlara ait resimler mevcuttur. Konu ile ilgili resimleri burada da paylaşıyorum.

Fatih Mehmet Yiğit 

Resimler:
-İskit Saka Türk Savaşçılarına ait tarihi AKINAK (Akıncı) kılıçları.
























 

PROTO-TÜRKLERİN ALTIN ÇAĞINDAN...

(MÖ 7-6.YY) İskit Saka Türk Kurganından çıkartılan İskit Saka Türk Beyine ait altın işlemeli (ölüm merasimi için özel hazırlanmış) Akınak adı verilen ucu sivri iki tarafı keskin İskit Saka Türk Akıncı kılıcı 
Kılıç üzerindeki kabartma çizimlerin anlamlandırılması:

-Boynuzlu Geyik İskit ve Hun Türklerinde Ruhları Tanrı katına taşıyan hayvan sembolüdür. Hun Türklerine ait mezar taşlarında göğe uçan boynuzlu geyik çizimleri mevcuttur. Bu sembol zamanla Pazırık Kurganında görüleceği üzere boynuzlarla  süslenmiş At, Dağ keçisi, boynuzlu koç sembolüne dönüşmüştür. Günümüzde Türk Halk inancında hala; Tanrı adına kesilen kurbanın (at,koç gibi) sırtında ölen kişiyi sırattan geçireceğine Tanrı katına taşıyacağına inanılması eski Türk inancının günümüz kültürüne taşınmasıdır.


-Akınak Kılıç kabzasının en üstünde Tanrıya Uçmağa varan savaşçının ruhunu/canını/tinini (çam kozalağı: beyindeki Epifiz bezini ruhu bedene bağlayan kapıyı  sembolize eder) ve and kadehini (and kadehi: Tanrıya verilen andın tutulduğunu, savaşçının töreye uygun yaşadığını ifade eder) sunan kanatlı iki iye (melek) mevcuttur. Saha Yakut Gök Tanrı inancında Tanrı katı; Dokuz kat Göğün üzerinde sürekli ışık yayan sekiz köşeli yıldızın ve hayat ağacının bulunduğu yerdedir. (Uçmağa/Cennete kabul töreni)


-Bir altta Türklerin Kadim sembolü Kurt-Ejder Sembolü bulunmakta bu sembol İskit,Hun ve Gök-Türklerin sembolüdür aynı zamanda


-Diğer altta bulunan ok atan grifin (kartal başlı, kanatlı, balıklı, aslan gövdeli) sembol ölen kişinin cesur bir savaşçı olduğunu ve ölüme yenik düştüğünü ifade eder. (Türkçede ölüm okundan, ecel pençesinden kaçılmaz Türkçe deyimleri bununla alakadardır)
Bu sembol ölümü temsil ettiği gibi aynı zamanda kötü ruhları kaçırıcı koruyucu Totemdir
Daha Detaylı bilgi makalelerimde mevcuttur.
Fatih Mehmet Yiğit


2021 yılında Kazakistan’ın batısındaki Aktöbe eyaletinde bulunan erken Demir Çağı’na ait mezarlıkta MÖ 6. ve 5. yüzyıllara ışık tutan taş sunak ve altınla kaplanmış İskit Saka Türklerine ait tören kılıcı Akınak (Akıncı kılıcı) bulundu

Taş sunak ayakları Türklerin kadim sembolü Böru/Kurt Başı şeklinde yapılmış




-Hun Türklerine ait AKINAK/AK-POLAT/AK-BULAT (Akıncı) kılıçları.




***


İSKİT SAKA TÜRKLERİNDE OĞUZ KAĞANIN ON OK HİKÂYESİ:

 (M.Ö.2. Yüzyılda Tauris, Taurica ve Tauric yani Türklerin ülkesi olarak bilinen Kırım Yarım adasında hüküm süren İskit/Saka Türk Kağanı) Scilurus Ölüm vakti yaklaştığında; sayılları seksen kadar oğlunu başına topladı ve her oğluna sırasıyla bir tomar ok/cirit verdi ve kırmasını istedi. Hepsi pes ettikten sonra, okları tek tek çıkardı ve kolayca hepsini kırdı, böylece çocuklarına birlikte dururlarsa güçlü olacaklarını ancak ayrılıp kavga ederlerse zayıf kalacaklarını öğretti.
(Pseudo-Plutarch/Plutarkhos, Sayings of Kings and Commanders/Kralların ve komutanların sözleri Sayfa: 172-184)

TAURİ (Antik Yunanca: Ταῦροι), ya da Scythotauri, Tauri Scythae, Tauroscythae (Yaşlı Plinius, Doğanın Tarihi 4.85) Kırım Yarımadası'nın güney kıyısına yerleşmiş olan halktır. Kırım Dağları'nda ve bu dağlar ile Karadeniz arasında kalan şeritte yaşamaktaydılar. Kendi zamanlarında bu bölgeye Taurica, Taurida ve Tauris şeklinde isimler vermişlerdir.Herodot Taurilerin coğrafi olarak İskitler'in yaşadığı bölgede yaşadıklarını belirtir.Pritsak ve Golb'a (1982) göre ise Tauriler Türk kökenli bir halktır.(9)

***


TAURANLI (TURANLI) TAURİCA (TÜRK) ARTEMİS:

Yunan mitolojisinde avcılık, okçuluk ve ay tanrıçası olarak bilinen Artemis gerçekte İskit/Saka Türk Efsanesidir. Antik çağlarda İskit/Saka Türklerinin başkenti Kırım, Taurica (Türk) Chersonnesus ismiyle bilinirdi. Bu nedenle Artemis Tauran (Turanlı) Artemis olarak anılmıştır. İskit Saka Türkleri, Truvalılar ve devamcısı olan Traklar ve Etrüskler vasıtasıyla Grek kültürüne Artemis Miti geçmiş Etrüsk Türk Sanatındaki Artemis sanat eserleri zaman içerisinde Grek kültürüne mal edilmiştir. 



Yine İskit/Saka Türklerinin Efes bölgesini ele geçirmesi ve Efes şehrini kurması nedeniyle Efeste Artemis adına sunaklar yapılmış, Efesli Artemis doğurganlığın sembolü olarak adlandırılmıştır. Yine İskit Saka Türk şehri Efesten batı kültürüne Artemis miti aktarılmıştır. Artemis, Mitlerde tıpkı İskitli Amazon Türk kadın savaşçılar gibi Bekardır. Tıpkı onlar gibi Ok ve Yayla avlanır. Türk Şamanlar ve Türk Destan karakterleri gibi Geyik donuna (şekline bürünür) Geyik sembolizmi ile anılır.

Hatta Antik Cografya ve Tarihçisi Strabon, Artemisin saçının İskit Saka Türklerinin başkenti yaptığı Samsun Termede  (Artemis Tauropolis) bulundugunu daha sonra bu saçın Kapadokya bölgesine getirildiginden bahseder.

Fatih Mehmet Yiğit

Resimler: 
MÖ.5. YY la ait üzerinde Artemisin Av sahnesinin yeraldığı Etrüsk Türk Vazosu /Boston Güzel Sanatlar Müzesi
MÖ.4.YY la Ait Geyik üzerinde avlanan Kırım Türk'ü Artemisi tasvir eden altın küpeler








***


HERODOT TARİHİNDE; İSKİT SAKA TÜRKLERİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE TARİHİ KAYITLARDA İSKİTLERİN TÜRKLÜĞÜNE DAİR BİLGİLER:

 ( d.MÖ 484 ö.MÖ 425) yılları arasında yaşayan, Tarihin babası sayılan Herodot İskitlerin ortaya çıkışı ile ilgili şu efsaneyi anlatır:

Skyth'ler (İskit Türkleri), kendilerini ırkların en genci* sayarlar ve kökenlerini şöyle gösterirler: Bu ülke boştu, burada ilk olarak Targitaos (Türklerin Atası) adında bir adam doğdu. Bu Targitaos'un babası Zeus, anası da Borysthenes ırmağının kızıymış, öyle derler. –Benim aklım ermez, ama bana ne, efsane böyle diyor.– Targitaos'un kökeni buymuş demek; bunun üç çocuğu olmuş, Lipoxais, Arpoxais ve en küçükleri Koloxais. 

Bunların zamanında Skythia'ya, gökyüzünden altından yapılma zanaat araçları düşüyor, bir saban, bir boyunduruk, bir balta ve bir kupa. Bunları ilk olarak en büyükleri görüyor ve yaklaşıyor almak için; altın kızıl kor oluyor. O geri çekiliyor, ortanca ilerliyor, gene aynı şey oluyor. Maden öyle ateş saçıyor ki, uzaklaşmak zorunda kalıyor. Sıra üçüncüye, yani en küçüklerine geliyor, o zaman altın soğuyor, o da bunları alıp evine götürüyor. Mucizeyi gören büyükler, iktidarı en küçüklerine bırakıyorlar. 6. Lipoxais'ten, Aukhatea denilen Skyth'ler doğmuştur. Ortancadan, Arpoxais'ten inenler Katiariler ve Traspieslerdir ve en küçüklerinden de kralları çıkmıştır ki, adları Paralatailardır. Tümü de Skoloti (Saka) diye anılırlar ki, bu kralların lakabıdır. Bunlara Skyth'ler adını Yunanlılar takmışlardır.(10)

*Divanı Lügatit Türk'te Kaşgarlı Mahmud "Türk" kelimesinin anlamını; gençlik, kuvetlilik ve zindelik olarak ifade eder.

Türklerin Atasının Zeus (Gök-Tanrı) olarak tanımlanması (Gök-Türk Bilge Kağan Bengü Taş Bitikte) Orhun kitabelerinde geçen: "Tengriteg Тengride bolmuş Türk Bilge Kagan:Tanrı gibi Gökte (Cennette) olmuş Türk Bilge Kağanı" ifadesine uygundur. Yine Gökten yeryüzüne düşen altın araç ve gereçler (Saban,Boyunduruk,Balta ve Kupa sembolleri ile) Türklerin tarihin ilk Atı ehlileştiren, toprağı işleyen (tarım yapan), madeni işleyen, savaşçı bir millet olduğunu ifade eder.

 Dünya Tarihinde ilk nüfus sayımı İskit Saka Türkleri tarafından yapılmıştır.


(MÖ:V.YY) Herodotos Tarihinde; “Kralları Ariantas; İskitlerin kaç kişi olduklarını öğrenmek istemiş, her İskit’in kendisine bir ok ucu getirmesi için haber salmış; getirmeyen öldürülecekmiş. Pek çok ok ucu getirilmiş ve o da bunlardan kalıcı bir anıt yaptırmak istemiş. O zaman bu bakır kazan yapılmış, bu Exampeia denilen yerde kurbanlar bunun içine konur. İşte İskitlerin kaç kişi oldukları hakkında dinlediklerim bunlardır” diyerek aktarmıştır. Heredotos’un aktarımında da görüldüğü gibi İskitler, oklarını nüfus sayımında kullanmışlardır.

Buradan çıkartacağımız sonuç; Türkler nüfus ve demografik yapılarına son derece önem veriyor. Elini kolunu sallayan İskit Saka Türk Yurduna giremiyordu.  

***

İSKİT SAKA TÜRKLERİNDE; KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ, ERDEM, ADALET VE SAVAŞÇI ONURU:

[2.1] İskitlerin çok büyük ve görkemli olan   eylemlerini anlatırken kökenlerinden başlamalıyız; 2 çünkü imparatorluklarından daha az ünlü olmayan bir yükselişleri vardı; ne de kadınlarının cesur eylemlerinden çok erkeklerinin yönetimiyle ünlüydüler. (Kadın-Erkek eşitti) 

3 Erkekler Partlar ve Baktriyalıların kurucuları olduklarından , kadınlar Amazon krallığına yerleştiler ; 4 Öyle ki, erkek ve dişilerinin işlerini kıyaslayanlar için, hangi cinsin daha seçkin olduğuna karar vermek zordur.

İskitlerin ulusu her zaman çok eski olarak kabul edildi;

5Aralarında adalet, yasaların etkisinden çok insanların karakterinde görülür.6Onlara göre hiçbir suç hırsızlıktan daha iğrenç değildir; Başkalarının onlara göz diktiği kadar, onlar da altını ve gümüşü hor görürler.(Maddiyatı önemsemezler,Erdemli olmak onlar için daha değerlidir)

7Onlar, meşakkatlere ve savaşlara dayanıklı bir millettir; vücut güçleri olağanüstü; Kaybetmekten korktukları hiçbir şeye sahip çıkmazlar ve galip olduklarında şandan başka hiçbir şeye göz dikmezler...

 Açıklamak gerekirse  (II, 3, 7-8):

İskit halkı hem çalışmada, hem de savaşta dirençlidir,  vücudu inanılmaz derecede güçlüdür; o kaybedilecek hiçbir seyi aramaz, galip geldiğinde ise san ve ünden başka hiçbir șey aramaz.

MS.II.Yüzyıl Romalı Tarihçi M. Junianus Justinus (Justini Historiarum) Tarih Kitabı

***


İSKİT SAKA TÜRK BAŞLIĞI 

Tarihi kayıtlarda İskit Türkleri, Sakâ Tigrakhaudâ (Türk başlıklı Sakalar) 'sivri şapkalı okçular' olarak adlandırılırlar.

Gök-Türk Kağanlığı dönemindeki Sui-Şu (Suishu) adlı Çin kayıtlarında Tu-kie sözünün Türk dilinde miğfer/başlık anlamına geldiği şu şekilde belirtilmektedir: Altayların biçimi demir tolgaya benzer, onların dilinde demir tolgaya Tu-kie - Tu jue (Türk) denilir, sonra bu yüzden bu adı benimserler.

Türk adı “miğfer/başlık” anlamında Farsça kaynaklarda ise; “Targ” olarak telaffuz edilmiştir.




















***

 VUR-KAÇ ADI VERİLEN GERİLLA SAVAŞ TAKTİĞİ TARİHTE İLK KEZ İSKİT SAKA TÜRKLERİNCE KULLANILMIŞTIR:


MÖ VI yüzyılın sonunda güçlü Pers kralı Darius, İskit Saka Türklerine karşı savaş açtı ve 700 bin kişilik Pers ordusu İskit topraklarını işgal etti.

İskit/Saka Türk (Skythler) Kağanı (İdanthyrsos) Ülkesini işgal etmek isteyen Pers Kralı Dareios’a bir Elçi ile (çavuşla); bir kuş, bir fare, bir kurbağa ve beş oktan oluşan bir mesaj yolladı.

Mesajı getiren İskit/Saka Türk Elçisi (Çavuş) bunların ne anlama geldiğini söylemeye yetkili olmadığını söyleyip geri döndü. Pers komutanı Gobryas, Dareiosa İskit/Saka Türklerinin (Skythlerin): “Ey Persler eğer, kuş olup uçmaz, fare olup yerin altına girmez, kurbağa olup bataklığa atlamazsanız yurdunuza dönemeyecek, oklarımızla can vereceksiniz” demek istediklerini söylemesine rağmen; Pers Kralı Dareiosa, bu ince mesajı anlamadı ve büyük bir askeri güçle İskit/Saka Türk ülkesini işgal etmek istedi. İskit Türk Ordusunun uyguladığı Vur Kaç taktiği Pers Ordusunun bozguna uğramasına ve büyük kayıplar vermesine neden oldu.

İskit, istihbaratı harika bir şekilde çalıştı. İskitler, sayıları kendilerinden çok olan işgalci Pers ordusuna karşı eski Türk savaş sanatı olan vur-kaç gerilla taktiğini uyguladı. Dariusun ordusu ani habersiz yapılan baskınlarla ağır kayıplar veriyordu. Darius İskitlerin, düz ovada kendi ordusuyla karşı karşıya çarpışmalarını istiyordu.

En sonunda İskit Saka Türk Ordusu ile Darius'un Pers Ordusu karşı karşıya geldi. Tam savaş başlamak üzereyken aniden hattın önüne bir tavşan koştu ve İskitler onu kovalamak için koştular. Bu olayı öğrenen Darius, "Bu insanlar bize büyük bir küçümsemeyle yaklaşıyorlar ve şimdi bana göre Gorbia'nın bana bu hediyelerin anlamını doğru bir şekilde açıkladığını görüyorum." dedi. Aynı gün İskitler, Persleri savaşta yenerek işgalcileri Taurians (Turan) Taurica (Türk) ülkesinden (Bugünkü Ukrayna-Kırımdan) kovdular.

Resimler: İskit Saka Türklerine ait sanat eserleri


 


Tavşan kaç, Tazı tut.

Türkçe Deyim

Hayat; bir oyun, oyalamadır 

Hayat, gelip geçidir...

İskit Saka Türk Sanat Eseri:  

1971 yılında Ukraynada, Boris Mozolevski başkanlığındaki Arkeolojik kazıda bulunan. Üzerinde bir çok hayvan tasviri bulunan muhteşem bir sanat eseri İskit pektoralı (M.Ö.500) Altın takı kolye ağırlık 1150 gram



Hunların kökeni İskitlere dayanmaktadır. Çinliler, İÖ 2207 yılında, Çin'in kuzeydoğusunda türeyen ve sürülerinin etleriyle beslenip deri elbiseler giyen Hunlardan söz ederler. Diğer halklarla ticaret yaparken sözleri antlaşma yerine geçerdi. Kendi aralarındaki cinayet ve hırsızlığı kesinlikle idamla Cezalandırırlardı. Çocuklarını avlanmaya ve silah kullanmaya alıştırırlardı. İlk yıllarında kuş ya da fareleri o oklarla vururlar, büyüdükçe yaban tavşanların ve tilkilerin peşine düşerlerdi. Aralarındaki hiç kimse, bir düşman öldürene kadar ya da bir düşmanı öldürecek kadar cesur ve yetenekli olana kadar erkek sayılmazdı. Avantajlı olduğunda, düşmanlarına beklenmedik bir şekilde saldırmak ve avantajı ele geçirdiklerinde hızla çekilmek (Vur-Kaç /Gerilla saldırısı düzenlemek) onların gelenekleriydi. Atlarının muhteşem hızı bu savaş biçimini kolaylaştrırdı. Bu nedenle piyade savaşına alışkın Çinliler, onları takip edemez ve alt edemezlerdi. Hunlar, eğer yeniliyorlarsa, düşmanlarının onları takip etmek için çok ağır koşullarla karşılaşacakları çöllere çekilirlerdi. Silahları oklar, mızraklar ve kılıçlardı.   Tutsak almaya çok hevesliydiler ve bu tutsakları daha sonra sürülerini gütmekte kullanırlardı.  Tekerlekli arabalar üzerine kurulmuş çadırlarda yaşarlardı. Kadim Hunlar; tabutlarına, ölünün rütbesine göre değerli esyalarla, altın, gümüş ve mücevherlerle süslenerek yerleştirilirler: lahit ya da türbe yapmazlardı. Birçok hizmetkär ve cariye cenazede ölüyü takip ederdi ve yaşıyormuş gibi ona hizmet ederdi; asker taburları ona eşlik ederdi ve dolunayda değişime kadar sürecek  savaş oyunlarına başlarlardı. Sonra, birçok tutsağın kafalarını keser ve her bir savaşçı ekşi bir sütten yapılmış bir çeşit içkiyle (kımızla) ödüllendirilirdi.(Fransız Doğubilimci, Sinolog, Türkolog Joseph de Guignes (1748) – Mémoire historique sur l'origine des Huns et des Turcs - Hunlar ve Türklerin Kökeni / (1757) – Histoire generale des Huns, des Mongoles, des Turcs el des autres Tartares occidentaux, - Hunlar, Moğollar, Türkler ve diğer Batı Tatarlarının Genel Tarihi)

Hun-Türk Kağanlığı ve devamcısı Gök-Türk  İskit/Saka Türklerinin devamcısı olduğu ile ilgili bir çok tarihi bilgi mevcuttur örnek vermek gerekirse:

-Fransız tarihçisi Amedée Thierry 'nin "Histoired'Attila" adlı eserinde şu olay anlatılmaktadır:

Attila, İtalya’da Milano’yu zaptettikten sonra şehri gezmeye çıkar. Sokakları dolaşırken, bir bina üzerinde bir tablo dikkatini çeker..

"Tablo, sırtlarında al cübbeleri ve başlarında taçları ile, altın tahtlara­ kurulmuş iki impa­ratoru temsil ediyordu. Onların ayakları dibinde ise, İSKİTLER … Savaşta yenilmişler de, merhamet diliyorlarmış gibi, yerlere kapanmış halde idiler. Attila bu küstahça tablonun derhal imha edilmesi­ni ve yerine şöyle bir tablo yapılmasını emreder: Attila kendisi, bir tahta oturmuş olacak, Roma İmparatorları ise, sırtları altın torbaları ile yüklü ol­duğu halde, Attila’nın ayakları dibine altın döker durumda olacaklardı."

Yukarıdaki parça gösteriyor ki, Attila zama­nında Avrupalılar, Hunlar’a "İskit" diyordu. Muh­temelen, Hunlar da kendilerine "Saka" diyordu.(11) 

***

MS.448 de resmi bir heyetin parçası olarak Avrupa Hun Türk Başbuğu Attila Kağan'ı ziyaret eden Doğu Roma’lı bir diplomat olan Panium Priscus yazdığı eserinde: 

-Avrupa Hun Türk Başbuğu Attila Kağan; İSKİT KRALI 

-Avrupa Hun Türkleri; İSKİTLER

-Avrupa Hun Türk Yurdu ise; İSKİTYA olarak bahsedilmektedir.


Fransız sanatçı Eugene Delacroix tarafından yapılan bir fresk. Palais Bourbon 1 Paris. 1843-47, Kütüphanenin bir duvarına Türk-Hun Kağanı Attila ve ordusu resimlenmiş. Attila kadim Türk sembolü olan Kurt börkü giymiş vaziyette resmedilmiştir.

-MS 448 / 9’da resmi bir heyetin parçası olarak Hun-Türk Başbuğu Attila  Kağan'ı ziyaret eden Doğu Roma’lı bir diplomat olan Panium Priscus yazdığı eserinde Atilla hakkında şunları söylemektedir: "Daha önce hiçbir İskit hükümdarı ya da başka hiçbir toprak yöneticisi bu kadar kısa sürede çok fazla bir şey elde etmemişti. Okyanus adalarına hükmetti ve bütün İskit'e ek olarak Romalıları haraç ödemeye zorladı. Mevcut başarılarından daha fazlasını hedefliyordu ve imparatorluğunu daha da arttırmak için şimdi Perslere saldırmak istedi.(12)

***

-İskitlerin Türk soyundan olduklarına dair deliller Bizans kaynaklarında da vardır. Bu kaynakların en önemlisi, Bizans İmparatoru İkinci Justinus tarafından, M.S. 568 de, Batı Göktürk İmparatoruna Elçi olarak gönderiIen Zemark os'un yolculuğunu ve Türk imparatoru tarafından kabul edilişini anlatan tarihçi Menander'in eseridir. Fransız bilim adamı Edouard Chavannes'in bu kaynaktan yararlanarak, Batı Göktürkleri hakkında yazmış olduğu eserde, İskitlerle Türklerin aynı kavim olduklarını Bizansın gayet iyi bildiklerini gösteren cümleler vardır. Bunlardan ikisini misal göstermekle yetineyim : 

1 - Zemarkos Bizansa döndükten sonra kendi imparatoruna şunları söyler : "Bugün Türk adını verdiğimiz millete eskiden İskit denirdi."

2 - Türk Hakanının Orhon harfleriyle yazılmış mektubunu İmparatoruna sunarken de, Zemarkos söyle der: "Bu mektup İskit harfleriyle yazılmıştır"(13)

***

Bizans tarihçisi Menander Protektor; 568 yılında Ek Tagda İstemi Kağan'ın kabul ettiği Bizans elçisi geri geldiğinde İmparator Justin'e: "Bu halk bugün Türk adıyla tanınmıştır. Eski çağlardaki adı Sakalar idi" demiştir" diye yazmaktadır.(14)

Romalı bilgin ve tarihçi Yaşlı Plinius (MS 23-79) Avrupa'da Don nehri etrafında yaşayan "Türklerden" ve Asya'da yer alan Ceyhun ötesi (Maveräunnehir) Türk-İskit topluluklarından bahseden ilk yazar olarak bilinmektedir. Plinius, ünlü eseri Naturalis Historiada Don nehri etrafındaki toprakları şenlendiren Sarmatların altında yer alan halkları sayarken Türkleri (Turcae) de anmaktadır. Tarihçi, Hazar Denizi'nin ötesindeki milletlerden söz ederken İskitlerin Seyhun nehri boyunca yaşadıklarını; Iran'a komşu olduklarini ve Farsların Iskitlerin tümünú genel bir isimle, "Saka şeklinde adlandırdığını; eski çağlarda ise Farsların İskitleri "Aramios" adıyla andıgını söylemektedir. " Plinius'a gore Iskit topluluklarının sayısı bilinemeyecek kadar çoktur. Yaşam tarzları Partlarla aynıdır. Plinius bu bilgilerin ardından Avrupa ve Asya'da yaşadıkları anlaşılan İskitlerin en çok bilinen topluluklarını Sakalar ve Massagetlerden başlayarak sıralamaktadır.(15)  Plinius'la çagdaş olan bir başka Romalı bilgin Pomponius Mela'nin MS 43 ylı civarında yazdığı coğrafyada da Azak Denizi kıyısında yaşayan Túrklerden (Turcaeque) bahsedilmektedir. De Chrograpi L i k ml ber Primus, (105. paragraf)Örneğin, Erken Dönem (MS 7. yüzyıl) Bizans tarihçisi Theophylact Simocatta, Dogu Iskitlerinin kendileri tarafından Túrkler olarak adlandırıldığının altını çizmiştir. Ayrıca, Hunların tarihinin o dönemki bütün dünya tarafından Türklerin tarihi olarak bilindiğini ve Farsların da kuzey-doğuda yasayan Hunlara "Türkler" dediğini kaydetmiştir. Arap cografyacı El-İdrisi (1099-1161), coğrafyasında "Türk İskityası" adı altındaki topraklardan söz etmektedir. Suriye patrigi Michael kroniğinde, "Turklerin ilk kez ortaya çıkışlarının Fars kisrâsı Kiros (MO 522) döneminde olduğunu söylemektedir. Kiros, Türklerden oluşturduğu orduyla Asurlularn yenmiştir. Arkasından bir Türk olan Holophernes'i Filistin'e göndermiştir. Patrige göre Kiros'tan sonra Fars kisrâları Türkleri Sasâniler'e degin paralı asker olarak istihdam etmiştir. Bizanslı tarihçi Chalcocondylas (yk. 1430-1470) Türk ve İskit ilişkisi hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir: Türklerin İskitlerin torunu olduğunu söyleyenler bütünüyle haklıdır; çünkü Türk gelenekleri İskitlerinkinden çok farklı değildir. Üstelik neredeyse ayni dili konuşmaktadırlar. Tarihçi kendi döneminde Avrupa'da "Orda" denen yerde yaşayan İskitlerin, "rahatça" Türkler olarak algılanabileceğinin altını çizmektedir. Zira iki millet aynı hayat tarzından ve giyim kuşamdan hoşlanmaktadır. Ayrıca Chalcocondylas'a göre "Iskit" adı konar-göçer hayat tarzını seçmiş kişiyi tanımlamaktadır. Son bir ornek olarak Isac Newton'un kaleme aldığı tarihe bakalım; Newton Karadeniz'in kuzeyindeki konar-göçer Iskitleri Avrupa'nın ilk insanları olarak tespit etmiştir. İlaveten Newton'a göre Asurluların olan yerler ve dolayısıyla Mısır sular altında kalırken İskitler yüksek dağlarda yaşadıkları için tufandan sadece onlar kurtulmuştur dolayısıyla en eski millet Mısırlılar değil İskitlerdir.(16)

***

TURANLI TÜRKLER: İSKİTLER 


Romalı Yazar Polyaenus Stratejiler kitabında İskitlerden Taurians, Tauryalılar olarak bahsetmektedir.

[46]   Taurians (Turanlılar/Türkler)

İskit halkı olan Tauryalılar, (Türkler) savaşa hazırlanırken her zaman hendekler kazıyor, höyükler yığıyor ve arkalarındaki zemini geçilmez hale getiriyorlardı. Geri çekilme yolları bu şekilde kesildiğinden, fethetmekten ya da ölmekten başka seçeneklerinin olmadığını biliyorlardı.(17) 

***

Çin kaynaklarına dayanan Fransız Prof. Yosef Döginyi (Joseph Deguignes) (19 Ekim 1721 - 1800 Paris), 1756 - 1758 yılları arasında beş cilt olarak yayınlanan «Hunların, Türklerin, Moğolların ve Daha Sair Tatarların Umumî Tarihi» adlı eserinin I. cildinde: 

"Hunların, Çinlilerden daha az eski olmadıklarını söylemiştim. Çünkü Çinliler Milâttan 2207 yıl önce hükümran olmağa başlamış olan Hiya Sülâlesi daha tahta çıkmadan önce Hunları tanımışlardır.» demektedir.

Şu halde diğer kaynaklarla birlikte anlaşıldığına göre Türkler en az 5000 yıllık bir tarih içinde varlıklarını yüceltmişler ve devlet kurmuşlardır.(18)

***


NEWTON'UN KALEMİNDEN; İSKİT-HUN-AVAR BAĞI VE HUNGARY SÖZCÜĞÜNÜN ANLAMI:

Evrensel kütleçekimi ve hareketin üç kanunu prensipleri başta olmak üzere birçok Bilimsel buluş gerçekleştiren; fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, simyacı, teolog, tarihçi ve filozof, Bilim insanı Isaac Newton (d.1643, ö.1727) Hristiyanların kutsal kitabı İncil de geçen Daniel'in kehanetlerinin tarihi olaylarla açıklamasının yapıldığı "Observations upon the Prophecies of Daniel" adlı eserinin VI.Bölümünde dönemin kaynaklarına dayanarak yaptığı tarihsel araştırmada:



"Avrupaya akınlar düzenleyen Hunların İskitlerin bir devamcısı olduğunu. Avarların ise; Hunların bir kolu olduğunu, Macar Krallığını ifade eden Hungary sözcüğünün ise; Hun ve Avar sözcüklerinin birleşmesinden türetildiğini" ifade etmektedir. 



Bu tarihi tespitten hareketle Hun Türkleri; İskit Saka Türklerinin devamcısı, Avarlar ise; Hun Türklerinin bir kolu, Macarlar ise; Hun ve Avar Türklerinin günümüzdeki torunları ve bakiyesidir...

***

GÖK-TÜRKLERİN, HUNLARIN BİR KOLU OLDUĞU ATALARININ İSKİT/SAKA TÜRKLERİ OLDUĞU İLE İLGİLİ ÇİN KAYNAKLARINDA GEÇEN GÖKTÜRKLERİN MENŞEİ İLE İLGİLİ KURT'TAN TÜREYİŞ EFSANELERİ:

Türklerin Doğu Türkistan ve Güney Altaylar sahasında neredeyse bütünüyle imha edildikten sonra mucizevî bir şekilde kurttan türediklerini anlatan Türk köken miti, Türkler hakkında bilgi veren Çin kaynaklarından ZS’daki, SS’daki, BS’daki ve TD’deki Türk Bölümleri ile CFYG’de bulunmaktadır. Aslında metinler karşılaştırıldığında bu mitin iki ana varyasyonu olduğu, bunların ZS’da ve SS’da kayıtlı oldukları, diğer kaynakların (BS, TD ve CFYG) ise bu iki ana varyasyonu kopyaladıkları, birbirleriyle bütünleştirdikleri ve bazı yerlerde özetledikleri görülmektedir.

 Bütün kaynaklar karşılaştırıldığında, Türklerin kurttan türeyiş mitinin ortak anlatısı şu şekildedir: 

Ataları Batı Denizi’nin (西海 xi hai) üstünde (kuzeyinde) ya da sağında (batısında) oturan, HUNLARIN (匈奴 XİONG NU) FARKLI BİR SOYU OLUP FARKLI/BAĞIMSIZ BİR BÖLÜK HÂLİNE GELEN TÜRKLERİN SOYADLARI A-SHİ-NA’DIR 阿史那. Türklerin ataları orada yaşarlarken komşu bir ülkenin saldırısına uğrayıp yenilirler; düşmanlar bütün aileleri, erkek-kadın demeden küçük-büyük herkesi öldürürler. Geriye bir tek yalnızca on yaşında olan bir oğlan çocuğu kalır, askerler onun küçük olduğunu görüp öldürmeye kıyamazlar, böylece ayaklarını ve kollarını kesip onu otlarla kaplı bir bataklığın ortasında terk ederler. Bataklıkta bir dişi kurt vardır ve çocuğa her seferinde et getirip besler; çocuk müteakiben et yiyerek hayatta kalır ve büyür, kurtla birlikte olur, sonra kurt gebe kalır. Komşu ülkenin hükümdarı bu çocuğun hâlâ yaşadığını duyunca, öldürülmesi için yeniden adamlarını gönderir ve onlara çocuğu öldürmelerini buyurur. Gelen kişiler kurdun çocuğun yanında olduğunu görürler, kurdu da öldürmek isterler, ancak kurt sanki tanrısal (神 shen) bir yardım almış gibi olur, denizin do- ğusunda Koçu Ülkesi’nin (高昌國 gao chang guo ‘Turfan’) kuzeyindeki ya da kuzeybatısındaki bir dağa kaçar. Dağda bir mağara vardır, mağaranın içinde otlarla kaplı bir ova bulunmaktadır, çapı yüzlerce 里 li (1 li  0,5 kilometre) olup dört tarafı hep dağdır. Kurt burada saklanıp sonra on oğul doğurur. On oğul büyüyünce dışarı çıkıp eş alıp onları gebe bırakırlar; sonra hepsinden bir soy olur. Ashina birisinin soyadı olup en değerli olandır; sonra Ashina uzun süreliğine hükümdar olur. Böylece Türkler otağlarının kapısına kurt başlı tuğ dikerler ve soylarını unutmadıklarını gösterirler. Soyları çoğalır, sonunda yüzlerce aile olurlar. Birkaç nesil sonra bütün bölükler ve herkes, Axian Şad’ın (阿賢設 a xian she) ön￾derliğinde mağaradan çıkarlar, Ruru’lara (茹茹~蠕蠕) bağlanırlar. Uluġ Yabġu (大葉護 da ye hu ‘büyük yabgu’) döneminde soyları daha da güçlenirler. Altay Dağları’nın (金山 jin shan) güney yamacında yerleşirler ve Rurular için demircilik yaparlar. Altayların biçimi demir tolgaya benzer, onların dilinde demir tolgaya Türk (突厥 tu jue) denilir, sonra bu yüzden bu adı benimserler (BS 99.3285-3286; CFYG 956.11251b-11252a; SS 84.1863-1864; TD 197.5401-5402; ZS 50.907-908).

 Türklerin yukarıda verilen kurttan türeme mitinin yanı sıra, Güney Sibirya’da geçen bir başka köken miti daha bulunmaktadır. Bu mit esasen ZS’da bulunmaktaysa da SS’da yer almamaktadır. BS, TD ve CFYG ise ZS’daki metni hemen hemen aynı biçimde alarak kopyalamışlardır; yalnızca TD’de birkaç cümle eksiktir. Metinler karşılaştırıldığında, Türklerin Güney Sibirya’da geçen bu türeyiş mitinin ortak anlatısı şu şekildedir:

TÜRKLERİN ATALARI, *SAKA ÜLKESİ’NDEN (索國 SUO GUO) ÇIKMIŞLARDIR VE HUNLARIN KUZEYİNDELERDİR. BÖLÜK BEYİNİN ADI ABANGBU’DUR 阿謗步, ON YEDİ KARDEŞİN EN BÜYÜĞÜDÜR. KARDEŞLERDEN BİRİSİNİN ADI 伊質泥師都 YİZHİ NİSHİDU’DUR VE KURTTAN DOĞMADIR. Abangbu’nun kişiliği aptalca olduğu için, devleti sonradan yıkılır. Nishidu farklıdır ve ola- ğanüstü güçlerden etkilenmiştir, yetenek olarak rüzgâr ve yağmur getirebiliyordur. Söy￾lenceye göre iki kadınla evlenir, birisi Yaz Tanrısı’nın (夏神 xia shen), diğeri Kış Tanrısı’nın (冬神 dong shen) kızıdır. Kızlardan birisi gebe kalır ve dört oğul doğurur. Bunlardan birisi ak bir kuğuya dönüşür. Oğullardan birisinin Abakan Irmağı (阿輔水 a fu shui) ile Kem Irmağı (劍水 jian shui) arasında bir ülkesi vardır, unvanı Kırgız (契骨 qi gu) olur. Birisinin ülkesi Yenisey Irmağı’nda (處折水 chu zhe shui) iken, birisi de Batı Sayan Dağı’nda (跋斯處折施 山 ba si chu zhe shi shan) oturmaktadır ve oğulların en büyüğüdür. Dağın tepesinde Abangbu’nun soyundan gelen başkaları da vardır ve burada çok soğuğa maruz kalmaktadırlar; ayrıca çiy olduğu için yerler ıslaktır. Büyük oğul, ateş yakıp götürerek onları ısıtmakta ve hepsine yardım etmektedir. Sonra herkes itibarlı büyük oğlu başa geçirir, unvanı Türk olur, bu aynı zamanda Neduliu Şad’dır (訥都六設 ne du liu she). Neduliu’nun on eşi vardır; doğurdukları oğulların hepsi annelerinin soyadlarını alırlar, Ashina küçük eşinden olan oğludur, unvanı Axian Şad olur. Neduliu ölünce on anne çocukları arasından birisini seçeceklerdir, böylece büyük bir ağacın altında toplanırlar ve ortak bir karar alırlar. Bu karara göre ağaç yönünde yukarı doğru zıplanacaktır, en yükseğe zıplamayı başaran kişi de aralarından sıyrılacaktır. Ashina’nın oğlu yaşça en küçüktür ama en yükseğe zıplar, bütün oğullar itibar göstererek onu başlarına geçirirler, unvanı Axian Şad olur. Bu söylence her ne kadar farklıysa da, kurt soyundan gelme konusunda benzemektedir.(19)


Hun ve İskit dönemine ait Kurt Ejder ve Börü heykelleri




İskit Saka Türklerine ait altın Börü/Kurt kabartması (M.Ö.500)
Bulunduğu yer: Ukrayna/Kherson bölgesi




M.Ö. 6 Yüzyıl İskit/Saka/Türk Altın takı sanat eseri üzerinde; Türklerin kadim sembolü Börü/Bozkurt, Dağ Keçisi (Dağ keçilerinin gövdesi Türklerin en eski tamgası olan Baş tamgası şeklinde) ve Hayat ağacı motifleri bulunmakta,  obje uçlarında cıngıllı bulunmaktadır. Kadim Gök-Tanrı Türk kültür inancına göre kötü ruhları uzaklaştıran, Tanrı'nın en sevdiği seslerden birisi çan/çıngırak/zil sesidir. Şaman Manyak kıyafeti ile Türklere ait eski takılarda sıkça bulunur. Bu şekilde olana cıngıllı denir. Ülkemizde bu şekildeki ucunda ses çıkaran eski takılara Türkmen cıngıllısı denir.

***




"Ordu’da bulunan bu İskit Balbalı (Ön Türk mezartaşı), Karadeniz Bölgesi'ndeki Türk varlığını Selçuklular’la birlikte başlatan tarih görüşünün ne kadar gerçeklerden uzak olduğunu ortaya koyuyor."

Prof. Dr. İbrahim Tellioğlu

***

İSKİT/SAKA TÜRKLERİNİN M.Ö. XIX-XX YÜZYILLARI ARASINDA TANAY KAĞAN ÖNCÜLÜĞÜNDE; BUGÜNKÜ TÜRKİYE (ANADOLU, TRAKYA), SURİYE, MISIR VE FİLİSTİN'İ FETHETMESİ



M.Ö. XIX-XX Yüzyılları arasında İskit/Saka Türk Kağanlığı ismi öz Türkçe olan Tanay Kağan öncülüğünde Kuzey Kafkasyadan Güneye inerek yaptığı akınlarla bugünkü Türkiye (Anadolu, Trakya), Mısır ve Filistin'in bir bölümünü fethetmişler bölgede hakimiyet kurmuşlardır. 





İskit Saka Türklerine ait eserler



Romalı Tarihçi Marcus Junianus Justinus Tarih kitabında konuyu şu şekilde anlatmaktadır:

 ( I, 6); 

"Doğrudur, çok eski zamanlarda Mısır kralı Vezosis (Sesostris) ve Skythia kralı Tanay varmiş: onlardan birincisi sefer düzenleyerek, Pontus'a kadar gelmiş, diğeri ise Mısıra kadar gitmiştir."

.....

[1.8]   L   Cyrus, Asya'ya boyun eğdirdikten ve tüm doğuyu kendi egemenliği altına aldıktan sonra, İskitlere savaş açtı. İskit'te biraz ilerledi, kampını kurdu. Tomrisin ordusunun bulunduğu konum nehirlerle çevrili ve saldırılması zor olduğu için, Kiros İskitlere saldırmadı.  4Ertesi gün, sözde bir telaş içinde kampından ayrıldı ve sanki tam kaçıyormuş gibi yapıp, arkasında bol miktarda şarap ve bir şölen için uygun şeyler bıraktı. 5 Bu olayın haberi kraliçeye getirilince, çok genç bir adam olan oğlunu ordusunun üçüncü bir bölümüyle birlikte onun peşinden gönderdi. 6 Koreş'in kampına ulaştıklarında, askeri konularda tecrübesiz olan, onun savaşmaya değil ziyafete geldiğini düşünen genç, düşmana aldırış etmedi, ama şaraba alışkın olmayan barbarlarının aşırı yüklenmesine izin verdi. onunla kendilerini; 7 Öyle ki İskitler, düşman tarafından boyun eğdirilmeden önce şaraba yenik düştüler; 8Cyrus, neler olduğunu öğrenip gece geri dönerek üzerlerine düştü ve kraliçenin oğluyla birlikte bütün İskitleri öldürdü.

9 Ama Tomris, böylesine büyük bir orduyu kaybettikten sonra ve daha da yakındığı şey, tek oğlunu kaybetmenin üzüntüsünü gözyaşlarına dökmedi, düşüncelerini intikam tesellisine çevirdi ve düşmanlarını tuzağa düşürdü. Kendilerine benzer bir aldatmaca ve oyunla, son zaferleriyle övünmelerini fırsat bilerek 10 Aldığı hasar nedeniyle sahte bir geri çekilme göstererek ve kaçarak Cyrus'u dar bir vadiye çekti; 11 burada tepelere pusu kurarak krallarıyla birlikte iki yüz bin Persliyi öldürdü. ; 12 Bu da dikkate değer bir zaferdi, böyle bir katliamı anlatacak bir adam bile hayatta kalmadı. 13Kraliçe Kiros'un kafasının kesilmesini ve insan kanıyla dolu bir kaba atılmasını emretti ve onun zulmüne şu nidayı ekledi: "Susadığın ve her zaman doymadığın kana doy." Dedi.

......

[2.1] İskitlerin çok büyük ve görkemli olan   eylemlerini anlatırken kökenlerinden başlamalıyız; 2 çünkü imparatorluklarından daha az ünlü olmayan bir yükselişleri vardı; ne de kadınlarının cesur eylemlerinden çok erkeklerinin yönetimiyle ünlüydüler. 3 Erkekler Partlar ve Baktriyalıların kurucuları olduklarından , kadınlar Amazon krallığına yerleştiler ; 4 Öyle ki, erkek ve dişilerinin işlerini kıyaslayanlar için, hangi cinsin daha seçkin olduğuna karar vermek zordur.

5 İskitlerin ulusu her zaman çok eski olarak kabul edildi;...

[2.2]     Doğuya doğru uzanan L Scythia'nın bir tarafı Öksin Denizi ile çevrilidir; diğer yanda, Rhipaean Dağları tarafından; arkada, Asya ve Phasis nehri tarafından . 2 Hem uzunluk hem de genişlik olarak çok uzaklara uzanır. 3 Halkın herhangi bir işareti yoktur, çünkü ne toprağı ekerler, ne de herhangi bir evleri, meskenleri veya yerleşik bir meskenleri yoktur, ancak her zaman sürüleri ve sürüleri beslemekle ve ekilmemiş çöllerde dolaşarak meşgul olurlar. 4 Karılarını ve çocuklarını yanlarında, yağmura ve soğuğa karşı postlarla kaplandıkları için ev yerine kullandıkları tekerlekli çadırlarda taşırlar. 5Aralarında adalet, yasaların etkisinden çok insanların karakterinde görülür. 6 Onlara göre hiçbir suç hırsızlıktan daha iğrenç değildir; çünkü sürülerini çitsiz ve ormanda barınaksız tutan insanlar arasında, çalmaya izin verilseydi ne güvenli olurdu? 7 Başkalarının onlara göz diktiği kadar, onlar da altını ve gümüşü hor görürler. 8 Süt ve bal ile yaşarlar. 9 Yün ve giysi kullanımı bilinmemekle birlikte, sürekli soğuktan kıvranırlar; bununla birlikte, büyük ve küçük vahşi hayvanların derilerini giyerler. 10Böyle bir perhiz, komşularına ait hiçbir şeye göz dikmedikleri için aralarında adaletin gözetilmesine neden olmuştur; çünkü yalnızca zenginliklerin yararlı olduğu yerde, onların arzusu galip gelir. 11 Ve keşke diğer insanlar da aynı ölçülülüğe ve başkalarının mallarını istemekten özgürlüğe benzer bir özgürlüğe sahip olsalardı! 12 O zaman her çağda ve ülkede kesinlikle daha az savaş olacaktı, 13 ve kılıç kaderin doğal gidişatından fazlasını yok etmeyecekti. 14 Ve doğanın onlara, Yunanlıların bilge adamlarından ve filozoflarının ilkelerinden uzun bir eğitimle elde edemeyeceklerini bahşetmesi son derece harika görünüyor; ve kültürlü ahlakın cilasız barbarlarınkiyle karşılaştırıldığında dezavantaja sahip olması gerektiğini.15 Bir halkta kötülüğün cehaleti, diğerindeki erdem bilgisinden çok daha iyi bir etkiye sahiptir.

[2.3]  Asya'daki en yüksek komutanlığı üç kez arzuladılar; kendileri de her zaman ya herhangi bir yabancı güç tarafından taciz edilmedi ya da fethedilmeden kaldılar. 2 Pers kralı Darius, utanç verici bir kaçışla İskit'ten ayrılmak zorunda kaldılar. 3 Koreş'i bütün ordusuyla öldürdüler. 4 Büyük İskender'in generali Zopyrion'u bütün kuvvetleriyle aynı şekilde kestiler . 5 Romalıların kollarını duydular, ama hiç hissetmediler. 6 Part ve Baktriya güçlerini kurdular. 7Onlar, meşakkatlere ve savaşlara dayanıklı bir millettir; vücut güçleri olağanüstü; Kaybetmekten korktukları hiçbir şeye sahip çıkmazlar ve galip olduklarında şandan başka hiçbir şeye göz dikmezler...

 Açıklamak gerekirse  (II, 3, 7-8):

İskit halkı hem çalışmada, hem de savaşta dirençlidir,  vücudu inanılmaz derecede güçlüdür; o kaybedilecek hiçbir seyi aramaz, galip geldiğinde ise san ve ünden başka hiçbir șey aramaz. İskitlere ilk savaş açan Mısır firavunu Vezosis (Sesostris) olmuştur. Önceden onlara elçi göndererek itaat etmelerini istemiştir. Ancak iskitler, komşularından kralın yaklaştığını öğrenince, elçilere şöyle cevap vermişlerdi: "bunca zengin halkın lideri bu kadar fakir olanlara akılsızca savaş açmakla yanlış yapıyor, çünkü bu savaşın sonucu bilinmez, galip gelseler de kazanacak bir şeyleri olmayacaktır, kaybedecekleri ise bellidir. Bundan dolayı iskitler, düşmanın gelmesini hiç beklemeden, daha fazla ganimet elde etmek üzere (için), kendileri düşmanın üzerine gideceklerdir. Söylediklerini yaptılar. Kral düşmanın böylesine hızlı șekilde yaklaştığını duyunca, savaş için tüm hazırlıkları yapmış olan ordusunu bırakarak kaçtı ve korkusundan kendi ülkesinde gizlendi. Iskitlerin Mısır'ın içine girmelerine bataklıklar engel olmuştur. Geri dönüşte, onlar Asya'yı (Anadoluyu) istila etmişlerdir ve onu (savaştan kaçan Mısır kralını) haraca bağlamışlardır ama haraç miktarını ölçülü tutmuşlardır, fakat bunu galip geldiklerinin bedeli olarak değil, daha çok onlara hükmettiklerinin işareti olarak yapmışlardı. Iskitler, Asya'yı ele geçirmek için 15 yıl harcadılar (aslında burada Anadoluya 15 yıl hükmettiklerini söylemekte) ancak tam o sırada (15 yıl sonra) onların eşleri olan kadınlar İskitleri geri çağırmışlardı, onlar elçileri vasıtasıyla şunu bildirmişlerdi: "eğer dönmez iseniz eşleriniz komşularından çocuk doğuracaklardır, fakat kadınlar yüzünden İskit soyunun tükenmesine izin vermeyeceklerini bildirmişlerdir. Asya, bin beş yüz yıl boyunca İskitlere haraç ödemiştir. Haraç ödemeye Asur kralı Ninus son vermiştir." 

Avrupa'nın büyük bir kısmını ele geçirdikten sonra, bazı Asya devletlerini de ele geçirdiler. Orada Efes'i ve başka şehirleri kurduktan sonra, askerlerinden bir kısmını çok muazzam ganimetlerle ülkelerine geri gönderdiler; ordunun Asya üzerindeki hakimiyeti korumak için kalan diğer kısmı ise kraliçe Marpesia ile beraber barbarların birleşik kuvvetleri tarafindan imha edildiler. Marpesia'nın yerine krallığı onun kızı Sinope devraldı. (Just. II, 5, 14- 17), (20)



İskitlerin Asya'ya (Anadoluya) düzenlediği askeri harekat Romalı Tarihçi Quintus Curtius Rufus'un "Büyük İskenderin Tarihi" adlı kitabına kendine özgü şu sekilde yansımıştır. Yazar, Asyalı İskit elçilerinden en yaşlısının ağzından İskender'e șu sözler söyletiyor (Curt. VII, 8, 34): Düşmanlarımızı uzaktan okla vuruyoruz, yakın olduğunda ise mızrakla. Biz Suriye kralını işte böyle yendik, daha sonra da Medlerin ve Perslerin krallarını yendik ve bu zaferlerimizin sayesinde bize Mısır yolu açıldı. (21)



Herodot Tarihinde İskit/Saka Türklerinin bugünkü Türkiye (Anadolu, Trakya), Mısır ve Filistin'in bir kısmını fethetmesi olayını şu şekilde anlatmaktadır:

 (Her. I, 103-104-105-106): "Ve o (Med kralı Kyaksares (Cyaxares-A.T), Asurluları savaşta yenip Ninovkuşattığı) kuşattığı sırada iskitlerin dev ordusu akıp geldi, onlarnn başında ise İskit kral, Phratotios'un oğu Madyas bulunuyordu; onlar Asya'ya akın ettiler, Kimmerleri Avrupadan çıkardıktan sonra, onlar kovalayarak Med ülkesine kadar geldiler. Yükü olmadan hafifçe yolculuk eden için Meotis gölünden (Azak denizinden) Phasis ırmağına ve Kolkhlar ülkesine (Kolhis) kadar otuz günlük yoldur, yol üzerinde ise tek bir halk vardır Saspeirler; oralardan geçenler kendilerini Med ülkesinde bulurlar. Fakat İskitler bu yolu tutmayıp, yukarıdaki yola sapmışlardı. Bu yol çok uzundur sağında Kafkas Dağları kalır işte burada Medler, İskitlerle savaşa girmişler ve savaşta mağlup olup, iktidarlarını yitirmişlerdi. İskitlerse tüm Asya'yı (Anadolu'yu) ele geçirmişlerdi." Daha sonra Herodot İskitlerin Anadoludan "buradan Mısır'a yürüdüler, Suriye ve Filistin'e ulaştıklarında Mısır Firavunu Psammetikos onları hediyeler ve ricalarla daha fazla ilerlememeleri için rica etti." (22) 


Sicilyalı Tarihçi Diodorus, Bibliotheke Historike adlı eserinde İskit/Saka Türklerinin bahse konu seferlerinden  şu şekilde bahsetmektedir:

(Diod. Sic. II, 43, 44): "Bir süre sonra bu kralların nesilleri cesaret ve stratejik yeteneklere sahip olduklarından yönetimleri altındaki geniş toprakları Tanasi (Don) ırmağından Thrakia'ya (Trakyaya) kadar uzanan geniş arazileri kendilerine bağladılar ve askeri harekatı farklı istikamete yönlendirerek hakimiyetlerini Mısır'ın Nil Irmağına kadar genişlettiler."(23)



Kayserili Eusebius Vakayiname Kuralları adlı eserinde ve Eusebius Hieronymus'un fragmanlar ve diğer yazarların belirttikleri tarihlerden bilinen kitabında şunlar yazılıdır:

1- İskitler, Filistin'e kadar egemenlik kurdular

2-İskitler, Filistin'e kadar sokuldular. (24)



 Aurelius Augustinus (Saint Augustin) '"Yedi Kitabın Incelenmesine lişkin 7 Kitap' eserinde şunları yazar (VII, 8): Ve İskit şehirlerinden biri olan Manassiya Betsan't (Bugünkü İsrail'deki Beit Shean şehri) devralmadı. Șimdi onun adı Skythopolis'tir. Insan, Skythia' dan bu kadar uzak yerlerde nasıl bir İskit şehri olduğuna şaşırabilir. Bunun gibi Büyük Iskender'in de Makedonya'dan bu kadar çok uzakta iskenderiye sehrini inşa etmesi şaşırtıcı gelebilir. Şüphesiz O böylesine uzak seferler sayesinde bunu yapabilmiştir. Aynı şekilde iskitler de bu şehri, bir zamanlar savaşlarla çok uzaklara kadar ilerlemeleri sayesinde kurabilirlerdi. Halkların tarihinde, İskitlerin hemen hemen tüm Asya'yı egemenlikleri altına aldıklarını okuyabiliriz: bu, hiçbir neden olmaksızın Mısır kralının onlara savaş açtığı zaman olmuştur, üstelik o, İskitlerin yaklaştığını duyunca korkmuş ve ülkesine dönmüştü. (25)



İSKİT/SAKA TÜRK KADIN SAVAŞÇILARI OLAN AMAZONLARIN (TÜRKİYE/ SAMSUN/ TERME MERKEZLİ) ANADOLUDAKİ EGEMENLİĞİ:

İskit Türklerinin büyük fethi ile İskit Türk Kadın Savaşçıları olan Amazonların ortaya çıkışı tarihi kayıtlarda şu şekilde bahsedilmektedir.


Antik dönem tarihçilerinden Paulus Orosius "Historiae Adversus Paganos" adlı eserinde konu ile ilgili şu tarihi bilgileri yazmaktadır:

(Oros. Adv. Paganos, I, 14, 1-5, 15, 1-9, 21, 1) "Şehrin kurulmasından 480 yıl önce, Misir kralı Vesoz, ya yerle gök ayrı olan ve denizle ayrılan güneyi ve kuzeyi savaşla birbirine düşürmek ya da onları kendi krallığına katmak amacıyla İskitlere ilk defa kendisi savaş ilan etti ve itaat șartlarını bildirmek üzere düşmanlara elçiler gönderdi. Buna cevap verirken İskitler, zengin bir kralın hiçbir șeyi olmayan fakirlere savaş ilan etmesinin akılsızca bir hareket olduğunu ve çünkü bu savaşın sonucunun belli olmadığını, hiçbir kazanç sağlamadan, çok zararlı çıkmalarının da muhtemel olduğunu bildirdiler. Ayrıca onlar, düşmanın gelmesini beklemeden, kendileri ganimetin üzerine gideceklerini bildirdiler. Hiç beklemeden sözlerini yerine getirdiler ilk önce Vesoz'u korkutup krallığına çekilmeye zorladilar, yolda kalan askerle saldırdılar ve tüm askeri mühimmati ele geçirdiler. Bataklıklar engel olmasıydı bütün Mısır'ı da harabeye çevirebilirlerdi...Hemen geri dönerek sonsuz katliamlarla Asya'yı ele geçirdiler ve haraca bağladılar. Onlar orada barış bilmeksizin 15 yıl kaldılar, lakin eşleri onları geri çağırdılar ve eğer dönmezlerse, komşularla birlikte olarak nesillerine devam edecekleri haberini gönderdiler. Bu dönemin ortasında iskitlerin iki prensi vardı. Plinos ve Skolopetios, onlar soylu karşıtları tarafndan ülkelerinden koyulmuşlardı, arkalarına bir sürü genci takarak Themiskyra (bu günkü Samsun-Terme havzası) topraklarını ele geçirdiler ve Termodont (Terme) vadisine, Pontus Kapadokyası sahillerine yerleştiler ve orada uzun süre etrafı yağmaladılar, ancak komşular arasında anlaşmalı bir tezgahla pusuya düşürülüp öldürüldüler. Ancak karıları sürgün ve yalnız kalmanın etkisiyle silaha sarıldılar ve eșit duruma gelmek için, hayatta kalan erkekleri öldürdüler ve düşmanlara karşı dökülen kanlaryla coşmuş halde komşularını öldürüp, erkekleri yok ederek intikam almaya başladılar. Silah zoruyla, barışı sağladıktan sonra da yabancılarla ilişkilere girdiler... Kraliçeleri vardı; Marpesia ve Lampeto; onlar orduyu ikiye ayırdılar ve sirayla savaşarak, ülkelerini korudular. Böylece tüm Avrupa'ya yayıldılar ve Asyadan da bazı devletlere hâkim oldular. Orada Efes ve daha başka şehirler kurarak, ordunun büyük bir kısmını, bol ganimetlerle anavatanlarına sevk ettiler. Asyada ki egemenliklerini korumak için kalan askerleri ve kraliçe Marpesia düşman saldırısına uğradı ve ortadan kaldırıldılar. Marpesia'nın yerine kızı Sinope geçti. Bu kız kahramanlığı sayesinde şanını devamlı yükseltti ve ölünceye kadar bakire kaldı. Onun hakkında çıkan efsaneler, bütün halklar arasında dolaşıyor ve onları hem şaşırtıyor, hem de korkutuyordu; hatta Herakles kralın emriyle kraliçenin silahını (Yayını) ona getirmekle görevlendirildi. Tehlikeli bir göreve gideceği için tüm Yunanistan'ın en seçkin delikanlılarını topladı, dokuz savaş gemisi hazırladı ama yine de gücünden emin olmadığından, onların üzerine beklemedikleri anda saldımayı ve gafil avlamayı tercih etti. O dönemde kraliçeleri Antiopa ve Oritia adlı iki kız kardeşti. Herakles denizden yaklaşarak, onlar hazırlıksız ve silahsız yakaladı; bu barışçıl senelerin rahatlığından ileri geliyordu. Çok sayıda ölü ve esir arasında iki kız kardeş; Melanippa Herakles tarafından Hippolite ise Teseus tarafndan yakalandı. Teseus, Hippolita ile evlendi. Herakles ise Melanippa'yı kız kardeşine iade ederek onun silahını fidye olarak elde etti. Oritiya'dan sonra kraliçeliğe Pentesilea geçti: onun şanlı kahramanlıklarını ise diğerleriyle birlikte Troya savaşı tarihinden biliyoruz. Roma'nin kuruluşundan 30 yil önce.. Amazon ve Kimmerlerin ansızın Asya'ya akın etmesi, geniş bir bölgede inanılmaz tahribata ve katliama sebep oldu... " (26)



 Marcus Junianus Justinus, eserinde konudan şu şekilde bahsetmektedir:

Avrupa'nın büyük bir kısmını ele geçirdikten sonra, bazı Asya devletlerini de ele geçirdiler. Orada Efes'i ve başka şehirleri kurduktan sonra, askerlerinden bir kısmını çok muazzam ganimetlerle ülkelerine geri gönderdiler; ordunun Asya üzerindeki hakimiyeti korumak için kalan diğer kısmı ise kraliçe Marpesia ile beraber barbarların birleşik kuvvetleri tarafindan imha edildiler. Marpesia'nın yerine krallığı onun kızı Sinope devraldı. (Just. II, 5, 14- 17), 

(Just. I, 4, 1-33 5) "Saray erkanı arasında entrikalar sonucu yurtlarından kovulmus olan kral hanedanına mensup Plin (Khilin) ve Skolopit adlı iki genç, çok sayıda genç adamı kendileriyle beraber götürdüler ve Pontos Kapadokya kıyısında Temissira düzlüğünü işgal ederek Termodont (Terme çayı) ırmağı civarına yerleştiler. Buradan yıllar boyunca komşu kabileler üzerine yağmalama amaçlı akınlar düzenlediler ve sonunda komşuları kendi aralarında anlaşarak, onları pusuya düşürdüler ve kılıçtan geçirdiler. Kadınlar, sürgüne ilave olarak bir de dulluk eklendiğini görünce ellerine silah alıp topraklarını savunmaya başladılar; önceleri sadece kendilerini savunurlarken, sonradan onlar da saldırmaya başladılar. Komşuları ile evlenmeyi reddettiler, çünkü onlar bunun evlilik değil, esaret olacağını düşünüyorlardı. Asırlarca örneği görülmedik bir olaya cesaret ederek onlar erkek olmaksızın, daha doğrusu erkeklerden nefret ederek, devletlerini savunmaya başladılar. İçlerinden bazıları diğerlerinden daha mutlu olamasınlar diye, evde kalmış olan öteki erkekleri de öldürdüler. Erkeklerin ölümünden dolayı onlar komşularını kırarak öç alıyorlardı. Silahla barışı kazandıktan sonra ise onlar soylarının tükenmemesi için komşulanı ile kısa süreli ilişkilere girmeye başladilar. Erkek çocuklar doğduğunda onları öldürüyor, kızları ise kendileri gibi eğitiyorlar, haylaz olmamalarına özen gösteriyor, iplik bükmesini değil, silah kullanmayı, ata binmeyi, avcılığı öğretiyorlar ve daha küçük yaştayken sağ göğüslerini dağlayarak yay kullanmaya elverişli hale getiriyorlardı. Amazon adı buradan gelmektedir. Onların iki kraliçeleri vard: Marpesia ve Lampeto. Onlar orduyu ikiye ayırmışlardı ve artık güçleriyle nam yaparak sırayla savaş yürütmeye ve ülkenin sınırlarını savunmaya başladılar, bu arada başarlarına daha çok anlam katmak üzere babalarının Mars olduğunu söylüyorlardı. Avrupanın büyük bir kısmına boyun eğdirdikten sonra, bazı Asya devletlerini de ele geçirdiler. Orada Efes ve diğer şehirleri kurduktan sonra askerlerinden bir kısmını muazzam ganimetlerle vatanlarına gönderdiler, Asya üzerindeki hákimiyeti korumak amacıyla buralarda kalan diğer kısımsa bir araya gelmiş barbarlar tarafından kraliçe Marpesia ile birlikte bozguna uğratıldılar. Marpesia'nın yerine kızı Sinope (Sinopa) kraliçe oldu. Amazonlar bu hükümdarlarının kahramanlığı sayesinde o kadar büyük ün yaptılar ki, Herakles'ten kendisi için on  kahramanlık yapmasını emreden kral, bu sefer ondan Amazon kraliçesinin silahını (Yayını) getirmesini istemiştir. Herakles dokuz adet askeri gemiyle ve soylu Yunan gençlerinin eşliğinde saldırıyı beklemeyen Amazonlara saldırdılar. Bu sırada Amazonları iki kız kardeş yönetiyordu: Antiope ve Oritia, ama Oritia bu sıra ülke dışında bir savaş yürütmekteydi. Bu yüzden Herakles sahile yaklaştığında, Amazonların ülkesinde kraliçe Antiope ile birlikte saldırı tehlikesi beklemeyen çok az insan bulunmaktaydi. Bu ani saldırı karşısında çok az kişi silaha sarılabilmiş ve düşman kolay bir zafer kazanmıştı. Amazonların çoğu ya öldürülmüş ya da esir alınmıştı; içlerinden Antiope'nin iki kız kardeși Menalipa Herakles tarafından, Hipolita ise Theseus tarafından esir edilmişti. Hipolita, Theseus'un payına düştü ve Theseus onunla evlendi, oğullarn oldu ve adını Hippolitos koydular. Zaferden sonra Herakles esir almış oldugu Venalipa'yı kız kardeşine geri verdi ve karşılığında kraliçenin silahını (Yayını) aldı. Herakles böylece vazifesini tamamlayarak kralın yanına döndü. Ancak Oritia kız kardeșlerine karşı savaş açıldığını duyunca ve kız kardeşini kaçıranun Atinalilarin valisi olduğunu öğrenince intikam almak üzere kız arkadaşlarını yanına çağırdı. Yunan yağma akınlarına açık kaldıkları sürece, Pontus ve Asya'nın ele geçirilmesinin hiçbir anlamı kalmadığını söyledi. Daha sonra da İskit kralı Sagill'den yardım istedi. O krala Amazonların iskit kökenli olduğunu, erkeklerinin öldüklerini, silaha sarılmak gerektiğini, savaşın nedenlerini ve Iskit kadınlarının cesaret konusunda, erkeklere ödün vermediklerini dile getirdi. Sagill ise kendi halkını şereflendirmek amacıyla oğu Panasagorus'u büyük süvari birlikleriyle kraliçenin yardımına göndermiştir. Ancak daha savaş başlamadan aralarında anlaşmazlık çıktığından, Atinalilar tarafından mağlup edildiler. Fakat onlarla ittifakta olanlarn kampına gizlenmeyi başardılar ve onların yardımıyla başka kabilelerin saldırısına uğramadan kendi kraliyet topraklarına dönebilmişlerdir. Oritia'dan sonra Pentesilea kraliçe olmuştur. Kendisi Troya savaşı sırasında Yunanlılara karşı çarpışnmalarda yardıma gelmiş ve büyük kahramanlık göstererek cesur erkeklerle birlikte savaşmıştır. Pentesilea öldürüldükten sonra ordusu bozguna uğradı ve onların çok azı kraliyet topraklarında kaldı, komşularına sığınarak güçlükle canlarnı kurtaranlar, Büyük iskender dönemine kadar ayakta kalabilmişlerdir. Onların kraliçesi Minitia veya Talestris evlatlar edinsin diye otuz gün Büyük İskender'le birlikte oldu, kendi memleketine döndü ve kısa süre sonra yaşamını yitirdi, onunla birlikte tüm Amazon halkı da yok oldu. Asya'ya üçüncü seferlerinden sonra Iskitler karılarından ve çocuklarından sekiz yıl ayrı kaldılar. (27)

 





Sicilyalı Diodoros da eserinde Amazonlar ile ilgili şunları anlatmaktadır. (Diod. Sic. I 1, 43, 2-5, 44, 1, 1-2, 4-5, 46, 1-3) (İskitler) Önceleri önemsiz sayıda nüfusla Aras ırmağı boyunda oturuyorlardı ve ünleri olmadığı için aşağlanıyorlardı. Ancak daha çok eski zamanlarda savaşçı özellikleri ve stratejik yetenekleri olan bir kralın yönetiminde Kafkas dağlarında bir ülke edindiler, ayrıca okyanus kıyısındaki ovaları, Meotis gölü civarındaki çeşitli bölgeleri, Tanaisirmağına kadar uzanan arazileri ele geçirdiler. Sonradan İskit efsanelerine göre onların arasında topraktan, vücudunun üst kısmı dişi, alt kısmı ise yılan olan bir yaratık ortaya çıktı. Zeus'un onunla çiftleşmesinden, Skythe adında bir erkek çocuk doğdu ve bu çocuk ünüyle ondan öncekilerin hepsini geride biraktı ve halkına da kendi adını verdi. Bu kralın ardılları arasın da iki kardeş vardı. Onlar da kahramanlıklarıyla ünlüydüler, birisinin adı Pal, diğerinin ise Nap idi. Onlar şanlı zaferler kazandıktan sonra ülkeyi ikiye böldüler ve halklarına kendi adlarını verdiler; birinin adı Pallar, diğer halkın ad ise Naplar oldu. Bir müddet sonra bu kralların evlatları stratejik yetenekleri ve yiğitlikleri sayesinde Tanais ırmağından (Don), Trakya'ya kadar uzanan geniş toprakları itaat altına aldılar ve askeri harekatın yönünü başka bölgelere çevirerek, hakimiyetlerini Mısır'daki Nil'e kadar genişletmişlerdi. Bu sınırlar içinde kalan birçok önemli kabileyi esaret altına aldıktan sonra Iskitler devletlerinin sınırlarını bir taraftan Doğu Okyanusu'na, diğer taraftan ise Hazar denizi ve Meotis golüne (Azak) kadar yaymışlardı, zira bu kabile çok büyüdü ve önemli krallara sahip oldu, şöyle ki onların adlarına uygun olarak kimi aşiretlere Sakalar, kimilerine Massagetler, kimilerine Arimaspesler demişlerdi ve bunlara benzer diğerleri de vardı. Bundan sonra Skythia'da fetret olduğunda, kendi güçleriyle ünlü olan kadınlar iktidarı ellerine geçirdiler. Bu halkların kadınlarn savaş yöntemlerini öğrendiler ve yiğitlik konusunda onlardan geri kalmadılar, böylece bu ünlü kadınlar sayesinde, sadece Skythia'da değil, komşu ülkelerde de büyük zaferler kazandılar Termedont (Terme) çayı kyılarında kadınların, erkekler ile birlikte askeri işlerle uğraşan bir halk yaşıyordu. İçlerinden mert ve güçlü olan birinin kraliçe olduğu rivayet edilir. O kadınlardan oluşan bir ordu kurmuş ve onlara askeri eğitim vererek, komşu toprakların bir kısmını ele geçirmişti. Onun kahramanlıkları ve ünü devamlı arttı ve devamlı komşu kabilelere karşı akınlar düzenledi. Başarılarından gururlanarak kendini Ares'in kızı ilan etmişti, erkeklere de yün eğirmeyi ve kadınların ev işlerini yapmayı emretti. Sonra da bir yasa çıkararak kadınları askeri yarışlara katılmaya seferber etti, erkeklere ise itaat ve kölelik nasip oldu. Zekası ve askeri yetenekleri ile dikkat çeken kraliçe, Termodont çayının ağzında Themiskyra isimli büyük bir şehir kurdu, çok ihtişamlı bir saray yaptırdı ve sefer zamanı disipline çok önem verdi, önce Tanais (Don) ırmağı civarındaki tüm komşularını hakimiyeti altına aldı. Bu başarılara ulaştıktan sonra o, bir çatışma sırasında, nasıl derler, kahramanca savașırken hayatını kaybetti. Onun kızı da annesinin kahraman vasıflarnı almıştı, hatta bazı konularda, ondan daha üstündü. O genç kızları avcılığa alıştırıyordu, onlara her gün savaş yöntemleri öğretiyor ve Ares ile Tauropolis adi verilen Artemis için görkemli kurban törenleri düzenliyordu. Savaşla, Tanais çayı ötesindeki ülkelere kadar ilerleyerek, Trakya'ya kadar komşu kabilelerin tümünü itaat altına almış ve yine zengin ganimetlerle döndüğünde tanrılara, adı gelen tanrnlara adanmış ihtişamlı tapınaklar yaptırdı ve sergilediği hoşgörülü idaresiyle vatandaşlarının büyük sevgisini kazandı. Sonra yabancı ülkelerle savaşmak için yola çıktı Asya'nın büyük kısmını ele geçirdi ve saltanatını Suriye'ye kadar genişletti. Ölümünden sonra, kraliçelik makamını devralan akrabaları onun şanlı iktidarını sürdürdüler ve Amazonlar aşiretinin gücünü ve şanını yücelttiler.(28)


Şamlı Nikolaos aynı şekilde, şu bilgiyi verir (Şamlı/Damascuslu Nikolaos Halkların Gelenekleri Derlemesi, 3) 'Meotis gölüne yakın bir yerde yaşamakta olan Amazonlar bu nedenlerle olağanüstü kahramandılar, bu yüzden seferler yaparak Atina ve Kilikya'ya ka- dar geldiler!

 

ASYA VE AVRUPANIN BİR KISMINI FETHEDEN (BUGÜNKÜ İZMİR) EFES ŞEHRİNİ KURANLAR İSKİT SAKA TÜRK KADIN SAVAŞÇILARI AMAZONLARDIR:

M.S.II.YY yaşayan Romalı Tarihçi Marcus Junianus tarafından yazılan Justinus Tarih kitabında şöyle der:


(İskitler) Avrupa'nın büyük bir kısmını ele geçirdikten sonra, bazı Asya devletlerini de ele geçirdiler. Orada Efes'i ve başka şehirleri kurduktan sonra, askerlerinden bir kısmını çok muazzam ganimetlerle ülkelerine geri gönderdiler; ordunun Asya üzerindeki hakimiyeti korumak için kalan diğer kısmı ise (Amazon) kraliçe Marpesia ile beraber (İskit Saka düşmanlarının oluşturduğu) birleşik kuvvetleri tarafindan imha edildiler. Marpesia'nın yerine krallığı onun kızı Sinope devraldı. 


 M.S.II.YY yaşayan Romalı Tarihçi Marcus Junianus tarafından yazılan Justinus Tarih kitabı


(Just. II, 14- 17)

Efes Şehrini İskit Saka Türk Kadın Savaşçıları Amazonların kurduğunu Antik Çağ Coğrafyacılarından Strabon ve Pausanias eserlerinde bahsetmektedir.



Pausanias İskit Saka Türk kadın savaşçılarından Amazonların kurduğu Efes şehrindeki Amazonların efsanevi Miti Artemisin önemini ve onun adına yapılan tapınaktan şu sözlerle bahsetmektedir:

"Ancak tüm şehirler Efes Artemis'i'ne taparlar ve bireyler onu tüm tanrıların üzerinde saygıyla anarlar. Benim görüşüme göre, bunun sebebi Amazonların ünüdür, geleneksel olarak imajı adadıkları ayrıca bu kutsal alanın son derece eski olmasıdır. Ününe katkıda bulunan üç diğer nokta da vardır: insanlar arasında tüm yapıların ötesine geçen tapınak büyüklüğü, Efes şehrinin önemi ve orada yaşayan tanrıça ünü." (31/8)(29)

Strabon eserinde şu şekilde anlatmaktadır: "isimlerini Amazon'ların vermiş olduğu belirli kentler vardır. Ephesos (Efes), Smyrna, Kymė ve Myrina gibi" (Strabon 5.4/50 sayfa31)(30)

TAURANLI (TURANLI) TAURİCA (TÜRK) ARTEMİS:


Yunan mitolojisinde avcılık, okçuluk ve ay tanrıçası olarak bilinen Artemis gerçekte İskit/Saka Türk Efsanesidir. Antik çağlarda İskit/Saka Türklerinin başkenti Kırım  Taurica (Türk) Chersonnesus ismiyle bilinirdi. Bu nedenle Artemis Tauran (Turanlı) Artemis olarak anılmıştır. İskitler, Truvalılar ve devamcısı olan Traklar ve Etrüskler vasıtasıyla Grek kültürüne Artemis Miti geçmiş Etrüsk Türk Sanatındaki Artemis sanat eserleri zaman içerisinde Grek kültürüne mal edilmiştir. 

Yine İskit/Saka Türklerinin Efes bölgesini ele geçirmesi ve Efes şehrini kurması nedeniyle Efeste Artemis adına sunaklar yapılmış, Efesli Artemis doğurganlığın sembolü olarak adlandırılmıştır. Yine İskit Saka Türk şehri Efesten batı kültürüne Artemis miti aktarılmıştır. Artemis, Mitlerde tıpkı İskitli Amazon Türk kadın savaşçılar gibi Bekardır. Tıpkı onlar gibi Ok ve Yayla avlanır. Türk Şamanlar ve Türk Destan karakterleri gibi Geyik donuna (şekline bürünür) Geyik sembolizmi ile anılır.


Hatta Antik Cografya ve Tarihçisi Strabon, Artemisin saçının İskit Saka Türklerinin başkenti yaptığı Samsun Termede  (Artemis Tauropolis) bulundugunu daha sonra bu saçın Kapadokya bölgesine getirildiginden bahseder.(Strabon XII.2-C536)(31)


Resimler: 
MÖ.5. YY la ait üzerinde Artemisin Av sahnesinin yeraldığı Etrüsk Türk Vazosu /Boston Güzel Sanatlar Müzesi

MÖ.4.YY la Ait Geyik üzerinde avlanan Kırım Türk'ü Artemisi tasvir eden altın küpeler



 

Makale: Türkolog Fatih Mehmet Yiğit

KAYNAKÇA:

1-"Sir James William Redhouse, On the history, system, and varieties of Turkish poetry/Türk şiirinin tarihi, sistemi ve çeşitleri üzerine adlı eser Sayfa:17

2- Herodotos Tarihi /MELPOMENE, Skyth'ler – Yurtları – Özellikleri

3- Tokhtasyev, Sergey [Rusça] (2013). "Из ономастики Северного Причерноморья. XXI. Τράκανα" [Kuzey Karadeniz bölgesinin Onomastik Üzerine. XXI. Τράκανα]. Вестник древней истории [ Eskiçağ Tarihi Dergisi ] (Rusça). 281 (1): 193–196 . Erişim tarihi: 30 Nisan 2023 

4- Agathiae Myrinaei historiarum libri quinque, ed.  Rudolf Keydell'in (1967) Joseph D. Frendo'nun giriş ve notlarıyla çeviri 1975 Agathias: V, 11, 1-4: Origins of the Huns east of Lake Maeotis/Maeotis Gölü'nün doğusundaki Hunların kökenleri, Agathias, III, 5, 6-III, 5, 7: 72, IV, 27, 4: 130 )

5-Panium Priscus Fragments,R.C. Blockley The Classicising Historians of the Later Roman Empire: Eunapius, Olympiodorus, Priscus and Malchus 2 vols. Liverpool, 1983

6-Pseudo-Maurice, Strategicon 11, 2: The Hun way of life

7- The History of Menander the Guardsman, Fragman 10,1-3 Sayfa:115-117

8-Max Planck Society. 26 Mart 2021.Makale: GuidoAlbertoGnecchi-Ruscone et al. 2021. Ancient genomic time transectfromthe Central AsianSteppeunravelsthehistory of theScythians. ScienceAdvances./Haber: https://arkeofili.com/antik-genomlar-iskitlerin-kokenini-ve-cokusunu-anlatiyor/

9-Pritsak O. &Golb. N: KhazarianHebrewDocuments of theTenth Century, Ithaca: Cornell Univ. Press, 1982.

10-Halikarnaslı (Muğla/Bodrumlu) Herodotos ( d.MÖ 484 ö.MÖ 425)/Herodot Tarihi /MELPOMENE Skyth'ler – Yurtları – Özellikleri Bahsi

11-ADİLE AYDA/Türklerin İlk Ataları sayfa:49 /Tcho u éditeur, Paris 1969, s. 217 , 218 

12-Priscus, Fragments 11.2: R.C. BlockleyTheClassicisingHistorians of theLater Roman Empire: Eunapius, Olympiodorus, PriscusandMalchus 2 vols. (Liverpool, 1983), vol. II, p. 277. )

13-Documents sur lesTou-kiueoccidentaux", Maisonneuve , Paris, S. 235. 240 237, 238/Adile Ayda Emekli Büyükelçi, Türklerin ilk Ataları, 1987 Ayyıldız Matbaası, Sayfa:31-Saka

14-Sakalar İskitler Amazonlar/Ahmet Eğilmez Rıdvanoğlu/Sayfa:14

15-His HistorieNaturelle, De Pline, Hazırlayan: M. Ajasson de Grandsagne, C. L Panckoucke, Paris 1829, s. 16.

16-Kültür Tarihi Açısından İskit-Türk Kültür Aynılığı/Emine Sonnur Özcan/Selenge Yay. Sayfa:56-57-58-59

17-M.S.2.YY. Romalı Yazar Polyaenus: Stratejiler/ Stratagems/ Strategemata - 7. KİTAP 46.BAB

18-Joseph Deguignes, Büyük Türk Tarihi, Hazırlayan: S. Alpay, Türk Kültür Yayım, 1. Cilt, Sf. 141 İst. 1976/Prof.Dr.HikmetTanyu, Türklerin Dini Tarihçesi, Türk Kültür Yayım, 1978 Sayfa:18

19-(BS 99.3286; CFYG 956.11252a; TD 197.5402; ZS 50.908).BS = Beishi北史; CFYG = CefuYuangui冊府元龜; SS = Suishu隋書; TD = Tongdian通典; TPGJ = TaipingGuangji太平廣記; XTS = XinTangshu新唐書; YYZZ = YouyangZazu酉陽雜俎; ZS = Zhoushu周書.)Türk Mitlerindeki Motifler (VI.-VIII. Yüzyıllar) Motifs in Türk Myths (6th -8 thCenturies) Hayrettin İhsan ERKOÇ Çanakkale Onsekiz Mart University (Çanakkale/Turkey)

20-Romalı Tarihçi MarcusJunianusJustinus /PompeiusTrogus/ I, 6- II, 3, 7-8,MarcusJunianusJustinus'unEpitomahistoriarumPhilippicarumPompeiTrogi  (Just. II, 5, 14- 17)

21-Quintus CurtiusRufus/HistoriaeAlexandriMagni/VII, 8, 34

22-Halikarnaslı (Muğla/Bodrumlu) Herodotos ( d.MÖ 484 ö.MÖ 425)/Herodot Tarihi / I, 103-104-105-106

23-Sicilyalı TarihçiDiodorus/ BibliothekeHistorike/II,43-44

24-İskitlerden Erken Alanlara Kuzey Kafkasya / A.A. Tuallagov/ sayfa:98

25-Aurelius Augustinus (Saint Augustin) /Yedi Kitabın Incelenmesinelişkin 7 Kitap / VII, 8

26-Paulus Orosius /HistoriaeAdversus/ Paganos/I, 14, 1-5, 15, 1-9, 21, 1

27-Marcus JunianusJustinus/Just. I, 4, 1-33, 5/MarcusJunianusJustinus'unEpitomahistoriarumPhilippicarumPompeiTrogi  (Just. II, 5, 14- 17)

28-Sicilyalı Tarihçi Diodorus/ BibliothekeHistorike/ I 1, 43, 2-5, 44, 1, 1-2, 4-5, 46, 1-3 

29- Pausanias Coğrafya Kitabı (31/8)

30- Strabon Coğrafya Kitabı 5.4/50 sayfa31

31-Strabon Coğrafya Kitabı XII.2-C536

AÇIKLAMA: Emeğe saygı çerçevesinde, kaynak gösteremek ve atıf yapmak suretiyle yukarıdaki makaleden yararlanabilirsiniz. Kaynak göstermeniz ve atıf yapmanız yeterlidir. Bunun için ayrıca izin almanıza gerek yoktur. 

 




































 İskit/Saka Türklerine ait kadın ve savaşçı heykelleri. Saçlar uzun ve örgülü şekilde,  Ukrayna.





 




GÖKTÜRKÇE YAZISININ KÖKENİ: İSKİT-SAKA VE DOKUZ OĞUZ BAĞLANTISI 

Türklerin en eski yazı sistemi olarak bilinen Göktürkçe (Orhun alfabesi), yalnızca Göktürk Kağanlığı döneminde kullanılan bir alfabe değildir. Bu yazı, kökeni itibariyle çok daha eskiye, İskit-Saka Türkleri ve Dokuz Oğuz boylarına dayanmaktadır. Tarihî kaynaklar, arkeolojik bulgular ve yazıtlar bu bağlantıyı açıkça ortaya koymaktadır.  

Göktürkçe yazısı, aslında Türk tamgalarından türeyen bir yazı sistemidir.  

Sembolizm dünyanın en eski dilidir. Çünkü insan zihni imgelerle ve sembollerle düşünür. Resim ve yazı ise göksel evrenin en eski imgeleri, en eski dili olarak insanın varoluş süreciyle başlamış, derin anlamlara sahip semboller hâline gelmiştir. Türkler tarihin en eski sembollerinin yaratıcıları ve kullanıcılarıdır. Bunu erken dönemlere ait Hakasya, Sibirya, Tamgalısay, Saymalıtaş, Altay ve Lina Kaya resimleri ile petrogliflerde görmek mümkündür. Bu eserlerde her türlü yaşam sahnesi ve düşsel düşünceler kayalara resmedilmiştir.  

Uzun yıllar Sibirya’dan Saymalıtaş’a, Tamgalısay’dan Anadolu’ya Türk kaya resimleri ve petroglifleri ile tamgaların izini süren, fotoğraflarını çekip kataloglayarak kitap hâline getiren Servet Somuncuoğlu, Taştaki Türkler adlı eserinde bunu şu sözlerle ifade eder:  
“Türkler; evrenle, kendileri ve çevreleriyle ilişkilerini betimleyip taşlara kazıdılar. 'Mavi gök'ü, 'yağız yer'i ve bu ikisi arasındaki hayatı imgelerle anlattılar. Tinsel yolculuklarını, bilinçaltının girdaplarını kayalara resmettiler. O resimleri, Sibirya’dan Anadolu’ya, Çin Seddi’nden Karadeniz bozkırlarına uzanan muazzam coğrafyanın en eski tanıkları olarak bıraktılar.” (Taştaki Türkler – Sibirya’nın Bilinçaltı)  



Göktürkçe yazısı olarak bilinen Proto-Türk tamga yazısının kökeni, kaya resimlerinden petrogliflere; petrogliflerden ise tamgalara evrilmesiyle oluşmuştur. Kaya resmi–petroglif–tamga bağı bu süreci açıkça göstermektedir. Tamgalar, ilk başlarda ideogram niteliği taşırken, tarihsel süreç içerisinde harflere dönüşerek yazı sistemini meydana getirmiştir.  

Bu nedenle “Göktürkçe” tabiri kullanılmaya devam edilebilir; ancak bu yazının kökeninin İskit-Saka ve Dokuz Oğuzlara dayandığı unutulmamalıdır.  

Türklerin en eski alfabesi olan ve Göktürk Kağanlığı yazıtlarında kullanılması nedeniyle “Göktürkçe” olarak tanımlanan Türk tamga yazısı, Göktürk yazıtlarından daha erken devirlere ait Yenisey yazıtlarında görülmektedir. 
Ünlü Türkolog ve Dilbilimci Talat Tekin, Hüseyin Namık Orkun yapmış oldukları araştırmalar, incelemeler ve okumalar sonucunda Yenisey yazıtlarının Orhun yazıtlarına göre daha arkaik olduğunu ve yazının Göktürklerden önce var olduğuna işaret ettiğini belirtir.  

Yenisey Yazıtlarında Dokuz Oğuz izi:

İgor Valentinoviç Kormuşin, “Yenisey Eski Türk Mezar Yazıtları - Metinler ve İncelemeler” adlı eserinde Yenisey Yazıtları ile Dokuz Oğuz bağından şöyle söz eder:

“Aynı mıntıkada ayrıca "kuş ayağı" şeklinde farklı bir damga bulunduran üç yazıt (E-2, E-109, E-110) daha tespit edilmiştir. Onların sahipleri muhtemelen bölgenin yerlileri olmalıdır, zira buna işaret eden belirli kanıtlar da vardır. E-2 yazıtına ait mezar, L. R. Kızlasov'a göre, yerli halkın defin (cesedin taş kurganlar altındaki çukura koyma) geleneğini ve envanterini yansıtmaktadır [Kız- lasov 1969:80]. Araştırmacı söz konusu yerli halkı Çikler olarak belirlemektedir, oysa elimizdeki yeni malzemelere dayanarak farklı bir görüş de söylenebilir. Şöyle ki, E-109 ve E-110 (Uyuk ovası) ile E-51 (bulunduğu yer kesin değildir) yazıtla- rının üçü de E-2 yazıtı gibi "kuş ayağı" şeklinde bir damgaya sahiptirler ve toquz oydamdama (uydamd'ma ~ oyd'md'ma - ?) jär "Dokuz Ogdamdam yeri" şeklinde ilginç bir yer adı bulundururlar. "Dokuz ogdamdam" tamlamasındaki sonuncu sözcük belli ki (Dokuz Oğuz ve On Uygur gibi) bir kavim adıdır. Yazıt metinle- rinden belli olmaktadır ki "Dokuz Ogdamdam yeri" yazıt sahiplerinin vedalaştığı yerdir. Görünüşe göre, onlar söz konusu bölgenin yöneticileriydiler.

Konuyu belli başlıklar altında toplamak gerekirse:

1. İskit-Saka ve Oğuz Bağı

İskitlerin ve onların doğudaki uzantısı olan Sakaların Türk kökenli olduğu tezi tarihî kayıtlarla desteklenmektedir. MS 6. yüzyıl tarihçisi Agathias, Hunların kökenini anlatırken onların “İskitler” genel adıyla anıldığını ve Cotrigur, Utigur gibi Oğur/Oğuz kökenli kabile isimleri taşıdığını belirtir. Bu, İskit-Saka toplulukları ile Oğuz boyları arasındaki tarihsel devamlılığa işaret eder.  

“İskit” adı Grekçe Skuthēs (Σκύθης) kelimesinden gelir ve “okçu” anlamı taşır. “Oğuz” kelimesi ise “ok” (boy, kabile) ve “uz” (nisbet eki) birleşiminden oluşur; “oklar/ok boyları” yani “boylar birliği” anlamına gelir. Dolayısıyla hem “İskit/Saka” hem de “Oğuz”, temelde “okçu boylar birliği” kavramını ifade eder. Bu etimolojik paralellik, iki topluluk arasındaki kimlik ve işlev benzerliğini ortaya koyar.  

İskit-Saka adıyla bilinen Hun, Avar ve Göktürklerin atalarının Oğuzlar olduğu tarihi kaynaklarda belirtilmektedir. Bu konuyu “İskit-Saka Türkleri; Oğur/Oğuzlardır, Hun Türklerinin ve devamcıları Göktürk ve Avar Türklerinin atalarıdır” başlıklı makalemde ele almıştım.  
(Okumak isteyenler buradan okuyabilir: 

---

2. Töles (Tiele) Konfederasyonu: Göktürk-Dokuz Oğuz-Uygur ve İskit-Saka Baĝı

Göktürkler tarih sahnesine çıkmadan önce Orta Asya bozkırlarında geniş bir boylar birliği olan Tiele (Çince kaynaklarda; Türkçede Töles) Konfederasyonu bulunuyordu. Hem Göktürkler hem Dokuz Oğuzlar hem de onların bir kolu olan Uygurlar başlangıçta bu konfederasyonun parçasıydı.  

Çin kaynaklarında “Gaoche” (高車, “yüksek araba”) ve “Tiele” terimleri, kuzey bozkır halkları için kullanılır; yüksek tekerli arabalar ve konar-göçer hareketliliğe işaret eder.  

“Tiele” adının Türkçe tegerek/tägräg (tekerlek, çember) kelimesinden türediği düşünülmektedir. Bu adlandırma, konar-göçer yaşam tarzını ve yüksek tekerlekli arabalarıyla seyahat eden toplulukları yansıtır.  

Antik tarihçiler Herodot, Hipokrat ve Justinus da İskitlerin bu mobil “gezgin evlerini” tasvir etmiştir. Oğuz Kağan Destanı’nda kağnının icadından bahsedilmesi de bu kültürel mirası pekiştirir.  

Dolayısıyla Tiele sahası, İskitlerden gelen konar-göçer, tekerlekli araba kültürünü devralmış ve Göktürk, Dokuz Oğuz, Uygurlara miras bırakmış ortak bir kültürel zemindir.  





3. Orhun Yazıtlarında Dokuz Oğuz Gerçeği

Yenisey–Altay–Orhun paleografyası: standartlaşmaya giden yol  

- Erken çeşitlilik (Yenisey–Altay): Yazı yönünde esneklik (sağdan sola ağırlık, soldan sağa örnekler), kelime ayraçlarının düzensizliği (çoğu ayraçsız, bazen “:”), harf şekillerinde bölgesel varyantlar ve lehçe izleri; sistemin “erken” ve “çok merkezli” yapısını gösterir.  
- Orhun’da olgunlaşma: Bilge Kağan ve Kül Tigin bengü taşlarında, harf repertuarı daralır–standartlaşır; kelime ayraçları düzenli, üslup edebî ve siyasal retorik güçlüdür. Dil–yazı uyumu, fonem–grafem eşleşmesinde tutarlıdır.  
- Dokuz Oğuz vurgusu: “Tokuz Oğuz meniŋ bodunum erti. Teŋri yer bulgakın üçün yağı boldı.” ve Kül Tigin’de “Tokuz Oğuz bodun ikinti/kendi bodunum erti...” ifadeleri, Göktürk yönetici söyleminin köken–aidiyet itirafıdır.  


Bu ifade, Göktürk yönetici sınıfının kendi halkının kökenini Dokuz Oğuz boylar birliğine dayandırdığının en net kanıtıdır.  

Göktürk Kağanlığı dönemine ait Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarında Göktürklerin başlangıçta Dokuz Oğuzlarla aynı boy birliği (Tiele-Töles Konfederasyonu) çatısı altında olduklarını, daha sonraki devirlerde ise bu boyların (Gök, yer birbirine düşman olduğu, zamanla kardeşler arasında husumet olduğu için) birbirinden ayrıldıkları anlatılmaktadır.

GÖKTÜRK KAĞANLIĞINA AİT BİLGE KAĞAN VE KÜLTİGİN YAZITLARINDA GÖKTÜRKLERİN KÖKENİNİN DOKUZ OĞUZLARA DAYANDIĞINDAN BAHSEDİLİR:

BİLGE KAĞAN BENGÜ BİTİK TAŞ 
(TÜRKÇE YAZIT)
D29 
𐰋𐰃𐰼: 𐰖𐱁𐰢𐰀: 𐰴𐰺𐰞𐰸: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰉𐰆𐰍𐰽𐰕: 𐰼𐰇𐰼: 𐰉𐰺𐰆𐰺: 𐰼𐰚𐰠𐰃: 𐰖𐰍𐰃: 𐰉𐰆𐰡𐰃: 𐱃𐰢𐰍: 𐰃𐰑𐰸: 𐰉𐱁𐰑𐰀: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢: 𐰴𐰺𐰞𐰸: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰍: 𐰇𐰠𐰼𐱅𐰢: 𐰦𐰀: 𐰞𐱃𐰢: ----𐰑𐰢: 𐰉𐰽𐰢𐰞: 𐰴𐰺𐰀: ----𐰓𐰇𐰓----: 𐰴𐰺𐰞𐰸: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐱅𐰃𐰼𐰠𐰯: 𐰚𐰠𐱅𐰃: 𐰽𐰨𐱃𐰢: 𐰇𐰠𐰼𐱅𐰢: 𐱃𐰸𐰆𐰕: 𐰆𐰍𐰕: 𐰢𐰤𐰤: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰢: 𐰼𐱅𐰃: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰘𐰼: 𐰉𐰆𐰞𐰍𐰴𐰃𐰤: 𐰇𐰲𐰤: 𐰇𐰓𐰃𐰭𐰀: ----:
BİR: YAŞIMA: KARLUK: BODuN: BUŊSUZ: ERÜR: BARUR: ERKLİ: YAGI: BOLDI: TAMAG: IDUK: BAŞDA: SÜŊÜŞDÜM: KARLUK: BODUNUG: ÖLÜRTÜM: aNDA: ALTIM: ----DIM: BASMIL: KARA: ----DÜD----: KARLUK: BODUN: TİRİLİP: KELTİ: SANÇTIM: ÖLÜRTÜM: TOKUZ: OGUZ: MENİŊ: BODUNUM: ERTİ: TEŊRİ: YİR: BULGAKIN: ÜÇÜN: ÖDİŊE: ----:
bir yaşımda Karluk bodunu bungsuz erir, varır, erkli yağı oldu. Tamag Iduk Baş'da süngüşdüm. Karluk bodunu öldürdüm, anda aldım, ----dım Basmıl kara ----düd---- Karluk bodunu dirilip geldi. Sançtım, öldürdüm. Dokuz Oğuz benim bodunum idi. Tanrı yer bulandığı için, ödüne ----
D30 
𐰚𐰇𐰤𐰃: 𐱅𐰏𐰓𐰰: 𐰇𐰲𐰤: 𐰖𐰍𐰃: 𐰉𐰆𐰡𐰃: 𐰋𐰃𐰼: 𐰖𐰃𐰞𐰴𐰀: 𐱅𐰇𐰼𐱅: 𐰖𐰆𐰞𐰃: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢: 𐰭: 𐰃𐰚𐰠𐰃: 𐱃𐰆𐰍𐰆: 𐰉𐰞𐰶𐰑𐰀: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢: 𐱃𐰆𐰍𐰞𐰀: 𐰇𐰏𐰕𐰏: 𐰘𐰇𐰕𐱅𐰃: 𐰚𐰲𐰯: 𐰾𐰇𐰾𐰃: ----: 𐰚𐰃𐰦𐰃: 𐰦𐰺𐰍𐰆𐰑𐰀: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢: 𐰾𐰇𐰾𐰃𐰤: 𐰽𐰨𐰑𐰢: 𐰃𐰠𐰃𐰤: 𐰞𐱃𐰢: 𐰇𐰲𐰨: 𐰲𐰆𐱁: 𐰉𐱁𐰃𐰦𐰀: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰑𐰴: 𐰴𐰢𐱁𐱃𐰃: 𐰖𐰉𐰞𐰴:
KÜNİ: TeGDÜK: ÜÇüN: YaGI: BOLDI: BİR: YILKA: TÖRT: YOLI: SÜŊüŞDüM: eŊ: İLKİ: TOGU: BaLIKDA: SÜŊüŞDüM: TOGLA: ÖGüZüG: YÜZüTİ: KeÇiP: SÜSİ: ----: iKİNTİ: aNDıRGUDA: SÜŊüŞDüM: SÜSİN: SaNÇDıM: İLİN: aLTıM: ÜÇüNÇ: ÇUŞ: BaŞINDA: SÜŊüŞDüM: TÜRK: BODuN: aDaK: KaMŞatTI: YaBLaK:
kin değdiği için yağı (düşman) oldu. Bir yılda dört yol süngüşdüm. En ilki Toğu Balık'ta süngüşdüm. Toğla Özüğünü yüzüp geçip sü'si ----. İkinci Andırgu'da süngüşdüm, sü'sünü sançtım, ilini aldım. Üçüncü Çuş Başı'nda süngüşdüm. Türk bodunu ayak kamşattı. yavlak

KÜLTİGİN BENGÜ BİTİK TAŞ
(TÜRKÇE YAZIT)
K4 
𐰆𐰯𐰞𐰖𐰆: 𐱅𐰏𐰓𐰃: 𐰆𐰞: 𐱃: 𐰦𐰀: 𐱅𐰇𐰾𐰓𐰃: 𐰃𐰕𐰏𐰠: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰇𐰠𐱅𐰃: 𐱃𐰸𐰆𐰕: 𐰆𐰍𐰕: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰚𐰤𐱅𐰃: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰢: 𐰼𐱅𐰃: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰘𐰃𐰼: 𐰉𐰆𐰞𐰍𐰴𐰃𐰤: 𐰇𐰲𐰇𐰤: 𐰖𐰍𐰃: 𐰉𐰆𐰡𐰃: 𐰋𐰃𐰼: 𐰘𐰃𐰞𐰴𐰀: 𐰋𐰃𐱁: 𐰖𐰆𐰞𐰃: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢𐰕: 𐰭: 𐰃𐰠𐰚: 𐱃𐰆𐰍𐰆: 𐰉𐰞𐰶𐰑𐰀: 𐰾𐰇𐰭𐱁𐰓𐰢𐰕:
OPLaYU: TeGDİ: OL: aT: aNDA: TÜŞDİ: İZGİL: BODuN: ÖLTİ: TOKUZ: OGuZ: BODuN: iKİNTİ/KENTİ: BONuNuM: eRTİ: TeŊRİ: YİR: BULGaKIN: ÜÇÜN: YaGI: BOLDI: BİR: YILKA: BİŞ: YOLI: SÜŊüŞDüMüZ: eŊ: İLK: TOGU: BaLIKDA: SÜŊüŞDüMüZ:
hoplayıp değdi. O at orada düştü. İzgil boyları öldü. Dokuz Oğuz budunu ikinci/kendi budunum idi. Tanrı, yer bulandığı için yağı (düşman) oldu.

Dokuz Oğuzlar’ın Boy Teşkilâtı. Oğuz adı kitâbelerde bazan “Tokuz Oğuz” şeklinde geçer. Buradaki “dokuz”, kitâbelerde birçok örneği görüldüğü üzere (Üç Karluk, Otuz Tatar, Sekiz Oğuz) Oğuzlar’ın dokuz boydan meydana geldiğini göstermektedir. Ancak bu dokuz boydan sadece Toñra ve Kunı (Kunu) adlı boylar bilinmektedir. Dokuz Oğuzlar, İl İtmiş Kağan’ın Şine-Usu kitâbesinde Sekiz Oğuz şeklinde anılmışlardır ki bu sırada dokuzuncu boy muhtemelen budundan geçici olarak ayrılmıştı.

Kitâbelerden anlaşıldığına göre Göktürk kağanlarının “Türük” (> Türk) adlı buduna mensup oldukları kesindir. Nitekim Bilge Kağan kendisini çok defa “Türk Bilge Kağan” şeklinde tanıtmıştır. Ayrıca Bilge Kağan, “Dokuz Oğuz kavmi benim kavmimdi” ve, “Ey Türk ve Oğuz beyleri ve kavimleri, dinleyin!” demektedir. Bu sebeple Barthold, Minorsky ve diğer bazı âlimler Göktürk İmparatorluğu’nu bir Oğuz devleti saymışlardır. (Faruk Sümer, İslam Ansiklopedisi Dokuz Oğuzlar maddesi https://islamansiklopedisi.org.tr/dokuz-oguzlar)


4. Çin Kaynaklarında Dokuz Oğuz ve Uygur Yazıtları

Çin Kaynaklarında Dokuz Oğuz
Çin kaynaklarında Dokuz Oğuzlar, Tiele konfederasyonunun dokuz boyu olarak “Jiuxing” (九姓, dokuz aile) adıyla geçer. Bu ifade, Tiele (鐵勒) konfederasyonunun dokuz boyunu tanımlar. Boylar arasında Bugular (Pu-ku), Hun, Bayırku, Tongra, İzgil, Çi-pi, A-pu-sse, Ku-lun-wu-ku ve Edizler sayılır. Uygurların bu konfederasyona dahil olmasıyla Dokuz Oğuzlar “On Uygur” olarak da anılmıştır. İslam coğrafyacıları da Tokuz-Oğuz ile Uygurları eş tutmuştur. Çin kaynakları, Göktürk ve Uygurların Töles/Tiele konfederasyonu içinde yer aldığını ve Dokuz Oğuzların bu yapının önemli bir parçası olduğunu doğrular.  

---

Uygur Kağanlığı Dönemi Taş Yazıtları
Uygurlar, Göktürk geleneğini sürdürerek runik Göktürk alfabesiyle yazıtlar dikmişlerdir. Bunlar hem siyasi propaganda hem de kültürel hafıza işlevi görür:  

- Şine Usu Yazıtı (759-760): Mayan Çor adına dikilmiş olup Uygur Kağanlığı’nın kuruluşunu ve Göktürklerle ilişkisini anlatır.  
- Taryat (Terhin) Yazıtı (753): Uygurların erken dönem siyasi faaliyetlerini ve Töles boylarıyla ilişkilerini içerir.  
- Karabalgasun Yazıtı (808-821): Maniheizm’in kabulünü ve Uygur Kağanlığı’nın dini-siyasi yapısını belgeleyen en önemli yazıttır.  
- Suci Yazıtı (820-840): Uygur Kağanlığı’nın son dönemine ait olup kağanların faaliyetlerini aktarır.  

Bu yazıtlar Göktürk yazıtlarıyla aynı alfabe (runik Türk yazısı) kullanılarak hazırlanmıştır. Göktürklerde olduğu gibi “bengü taş” geleneği Uygurlarda da devam etmiştir.  

---

Turfan Yazıtları ve Uygur Metinleri
Turfan bölgesinde çok sayıda runik Göktürkçe ve Eski Uygurca yazma bulunmuştur. Berlin Turfan Koleksiyonu’nda korunan bu metinler, Uygur kültürünün günlük yaşam, din (Budizm, Maniheizm), hukuk ve edebiyat alanlarını yansıtır. Runik Göktürkçe taş yazıtların yanı sıra, Turfan’da bulunan yazmalar daha çok Eski Uygur alfabesi ile yazılmıştır. Ancak erken dönemde Göktürk runik yazısı da kullanılmıştır. Bu metinler, Uygur Kağanlığı’nın hem siyasi tarihini hem de kültürel-dini dönüşümünü belgeleyen eşsiz kaynaklardır. Aslında Göktürkçe dediğimiz yazı sistemi Oğuz Tamga Yazısıdır. Yukarıda izah ettiğimiz üzere Dokuz Oğuzların bir kolu olan Uygurlar bu yazı sistemini devam ettirmişlerdir.

---


5. Fahreddin Mübarekşah Tarihinde günümüzde Göktürkçe olarak bilinen yazı “Dokuz Oğuz Yazısı” olarak adlandırılır.

XII ve XIII. yüzyıllarda Gazneliler döneminde yaşayan tarihçi Fahreddin Mübarekşah, eserinde Türklerin kullandığı ve günümüzde Göktürkçe olarak adlandırılan bu tamgalardan türetilen alfabe için “Toğuzğuzi” yani “Dokuz Oğuz” alfabesi tabirini kullanır. Ona göre Türklerin iki yazısı vardır: biri Soğd yazısı, diğeri ise “Toğuzğuzi” yani “Dokuz Oğuz” yazısıdır. Mübarekşah bu alfabenin 28 harfli olduğunu, sağdan sola yazıldığını ve harflerin bitişmediğini belirtir. Bu tanım, bugün Göktürk alfabesi olarak bilinen sistemle birebir örtüşmektedir.  

Konu ile ilgili bölüm:




Türkçeden daha iyi ve daha güçlü bir dil yoktur. Türkler; sihir, büyü (Böğü: Kam/Şamanlık Bilgisi) ve astronomi (Gök Bilimi: Yıldızlar ve Gezegenlerin hareketleri ve etkileri) ile ilgilenirler. Çocuklara yazı eğitimi verilir. Yazıları iki çeşittir: biri Soğd (soğdî) ve diğeri ise Toğozğuzi (Dokuz Oğuz) yazısıdır. Toğozğozi (Dokuz Oğuz) yazısında kullanılan alfabe ise 28 harften oluşur ve sağdan sola doğru yazılır. Bunlar da (tıpkı soğd alfabesine olduğu gibi) harfler birbirinden ayrı yazılır.


---

6. Issık Kurganı Bulgusu

Yazının kökenini Göktürklerden çok daha eskiye, İskit-Saka Türklerine dayandıran en çarpıcı arkeolojik kanıt, Kazakistan’daki Issık Kurganı’nda bulunmuştur. MÖ 5.–4. yüzyıla tarihlenen bu kurganda, Altın Elbiseli Adam olarak bilinen bir Saka prensine ait mezarda gümüş bir tas üzerinde 26 karakterden oluşan iki satırlık bir yazı bulunmuştur.  

Birçok Türkolog tarafından incelenen bu yazı, proto-Türk runik harflerle yazılmıştır ve Türkçe olarak okunmaya çalışılmıştır. Bu bulgu, runik Türk yazısının Göktürklerden yaklaşık bin yıl önce İskit-Saka Türkleri tarafından kullanıldığını gösterir.  






(Issık Kurganda bulunan gümüş Tas üzerindeki yazının Türkçe olması ve okunması ile ilgili bu bağlantıdan bilgi alabilirsiniz: http://s155239215.onlinehome.us/turkic/31Alphabet/Amanjolov/AmanjolovIssykInscriptionEn.htm
)

(Antik kaynaklarda geçen İskitçe sözcüklerin Türkçe bağı ilgili çalışmayı buradan okuyabilirsiniz: https://turkologfatihmehmetyigit.blogspot.com/2024/01/iskit-turkcesi-sozlugu-hazrlayan-dremin.html?m=1)


---

7. Tamga Geleneği ve Kaya Resimleri

Türk yazı kültürünün kökeni fonetik alfabenin ortaya çıkışından çok daha önceye, tamga geleneğine dayanır. Tamgalar; boy, soy, hâkimiyet ve kutsallık işaretleri olarak kaya resimleri, kurganlar, mezar taşları ve günlük eşyalar üzerinde kullanılmıştır.  

Herodot, İskitlerin sembollerle kimlik belirttiklerini ve bu işaretlerin toplumsal aidiyet taşıdığını belirtir (Historiai, IV. Kitap). Bu bağlamda Göktürk yazısı, sıfırdan icat edilmiş bir alfabe değil; tamgaların ses değerleri kazanmasıyla oluşmuş tarihsel bir evrim sürecinin ürünüdür.  

Servet Somuncuoğlu, Taştaki Türkler adlı eserinde bu gerçeği şöyle ifade eder:  
> “Türkler; evrenle, kendileri ve çevreleriyle ilişkilerini betimleyip taşlara kazıdılar. ‘Mavi gök’ü, ‘yağız yer’i ve bu ikisi arasındaki hayatı imgelerle anlattılar. Tinsel yolculuklarını, bilinçaltının girdaplarını kayalara resmettiler.”  

---

8. Yenisey ve Altay Yazıtları

Orhun Yazıtları’ndan önceki Yenisey ve Altay yazıtları, alfabenin erken ve daha az standart biçimlerini yansıtır. Ünlü Türkolog ve Dilbilimci Talat Tekin, Hüseyin Namık Orkun yapmış oldukları araştırmalar, incelemeler ve okumalar sonucunda Yenisey yazıtlarının Orhun yazıtlarına göre daha arkaik olduğunu ve yazının Göktürklerden önce var olduğuna işaret ettiğini belirtir.  
 
Orhun Yazıtları ise bu sistemin olgunlaşmış ve standartlaşmış hâlidir. Yenisey Yazıtları Göktürk alfabesinin erken, çeşitli ve daha az kuralcı uygulamalarını sergilerken; Orhun Yazıtları aynı sistemin olgunlaşmış, standartlaşmış ve abidevi örneklerini temsil eder. Bu farklar, alfabenin uzun bir coğrafyada ve zaman diliminde nasıl geliştiğini ve çeşitlendiğini gösteren önemli kanıtlardır.  

Türklerin yazılı kültür tarihinin mihenk taşları olan Orhun Yazıtları uzun süredir “Göktürk Alfabesi” ile özdeşleştirilmiştir. Ancak bu yazı sistemi, Göktürk Kağanlığından yüzyıllar önce Yenisey bölgesinde ve İskit-Saka kültür coğrafyasında görülmektedir. Yazının yalnızca bir devletin değil, çok daha geniş ve köklü bir Türk boylar birliğinin ortak kültürel kodlarından türediği anlaşılmaktadır

İgor Valentinoviç Kormuşin, “Yenisey Eski Türk Mezar Yazıtları - Metinler ve İncelemeler” adlı eserinde Yenisey Yazıtları ile Dokuz Oğuz bağından şöyle söz eder:

“Aynı mıntıkada ayrıca "kuş ayağı" şeklinde farklı bir damga bulunduran üç yazıt (E-2, E-109, E-110) daha tespit edilmiştir. Onların sahipleri muhtemelen bölgenin yerlileri olmalıdır, zira buna işaret eden belirli kanıtlar da vardır. E-2 yazıtına ait mezar, L. R. Kızlasov'a göre, yerli halkın defin (cesedin taş kurganlar altındaki çukura koyma) geleneğini ve envanterini yansıtmaktadır [Kız- lasov 1969:80]. Araştırmacı söz konusu yerli halkı Çikler olarak belirlemektedir, oysa elimizdeki yeni malzemelere dayanarak farklı bir görüş de söylenebilir. Şöyle ki, E-109 ve E-110 (Uyuk ovası) ile E-51 (bulunduğu yer kesin değildir) yazıtla- rının üçü de E-2 yazıtı gibi "kuş ayağı" şeklinde bir damgaya sahiptirler ve toquz oydamdama (uydamd'ma ~ oyd'md'ma - ?) jär "Dokuz Ogdamdam yeri" şeklinde ilginç bir yer adı bulundururlar. "Dokuz ogdamdam" tamlamasındaki sonuncu sözcük belli ki (Dokuz Oğuz ve On Uygur gibi) bir kavim adıdır. Yazıt metinlerinden belli olmaktadır ki "Dokuz Ogdamdam yeri" yazıt sahiplerinin vedalaştığı yerdir. Görünüşe göre, onlar söz konusu bölgenin yöneticileriydiler.

YENİSEY YAZITLARI KÖKENİ İSKİT SAKA TÜRKLERİNE DAYANAN OĞUZ TÜRK YAZITLARIDIR. YENISEY YAZITLARINDAKI: OĞUZ, DOKUZ OĞUZ, TİELE (TÖLES) BAĞI 



Yukarıda Yenisey E-2 (Uyuk-Arjan) Yazıtında "Oğuz" sözcüğü geçmektedir. Yazıt Oğuz Beyi Kışaklık'ın Bengü Bitik mezar taşıdır.



Yukarıda Yenisey Barlık (Ba.I) Yazıtı Altı Oğuz Budunundan Alp Turan Bey’in Bengü Bitik mezar taşıdır.


Yukarıda Yenisey E-51, E-109, E-110 nolu Yazıtlarda "Dokuz Oğuz Yurdumdan" anlamında Tokuz Ogdamdan/Toquz Oydamdan sözcüğü kullanılmıştır.


Yukarıda Yenisey E-147 (Eerbek I) Yazıtı Tielelerin/Töleslerin Yiğit Tarhanı (Üst düzey Komutanı) Yerlig Çor adına dikilen Bengü Bitik mezar taşıdır.




Yukarıda Yenisey Uybat III yazıtında adına mezar taşı (bengü taş bitik) dikilenin Kara Budundan (Türk Ulusundan) kahraman bir Tarkan (Komutan) olduğundan, erdem için savaştığından, atalarının izinden gidip, erdem uğruna savaşıp düşmanlar öldürüp balballar dikerek Türk Hanı/Kanı Ata geleneğini yaşattığından bahseder. Bu yazıtla Yenisey Yazıtlarının aslında Kara Budun adı verilen Oğuz-Türk Ulusuna (Bodun: Oğuz Türk boylar birliğine) ait ölen kişilerin yaşamlarının anlatıldığı mezar taşları oldukları açıkça görülür.

Yazıtın Türkçe çevirisi aşağıdadır:

Kara Budunum (Ulusum),  
eşim kuyuda kaldı,  
üç oğlum vardı,  
ama ben yılmadım, yok olmadım.  

Tarhan, senin şanın büyüktür;  
o kişi yılmadı, halkına sadık kaldı.  

Ülkeyi koruyanlar için,  
erdem uğruna sefere çıktım.  
Biz yola çıkmazdık,  
bilge beyin oğluna bağlıydık.  

Erdem uğruna Türk kanı balballar dikti;  
dokuz yiğidi savaşta yendim,  
öne sürdüm,  
kendi erdemli beyime sundum.  

Erdem uğruna yitip gittim;  
güçlü bir kol tutsaydı,  
koruyucum olurdu.  

Düşman geldiğinde,  
yazıcılar, şairler, bilge kişiler vardı;  
halk uzun zaman bunu bildi.  

İlime bağlı kaldım,  
dokuz yiğit hazırdı;  
otuz yiğitle Totoğ’a vardım,  
sonra ayrıldım.  

Bir yaşımda babamdan ayrıldım,  
atasız kaldım,  
koruyucum yoktu.  

Soyum vardı, inancım vardı.  
Altı yaşımda atamdan ayrıldım,  
ama bilinmedim.  
Koruyucum yitip gitti,  
ayrıldım, aç kaldım.  
Koruyucum yoktu,  
erdemli beyimdi.  

İlime, kağanıma sadık kaldım;  
kardeşime, içime, yumuşaklığıma yılmadım.  

Erdem uğruna öldüm,  
kırıldım, yok oldum.  

---

9. Genel Değerlendirme ve Terminoloji

Tarihî kaynaklar, arkeolojik bulgular ve yazıtlar ışığında Göktürk yazısı:  

- Türk tamga geleneğinden doğmuştur,  
- İskit-Saka kültür çevresinde şekillenmiştir,  
- Dokuz Oğuz boyları aracılığıyla aktarılmıştır,  
- Göktürk Kağanlığı döneminde resmî ve anıtsal hâle gelmiştir.  

Bu nedenle “Göktürkçe” adlandırması yazı sistemini tanımlamakta yetersiz kalır. Alternatif olarak:  

- Türk Tamga Yazısı  
- İskit-Saka Oğuz Yazısı  
- Dokuz Oğuz Yazısı  
- Kök Türkçe 

terimleri kullanılabilir. “Göktürk Alfabesi” tabiri ise bu sistemin olgunlaşmış ve anıtsal örneklerini ifade etmek için kullanılmaya devam edilebilir.  

---

10. Türk Boylar Birliği ve Kültürel Devamlılık

Batıda İskit, doğuda ise Saka adıyla bilinen Kök Ata Oğuzlar/Oğurlar, Türklerin en eski boylar birliğini teşkil etmişlerdir. Bu birlik, tarihsel süreç içerisinde farklı adlar ve siyasal örgütlenmeler altında varlığını sürdürmüştür. Hun, Avar, Tiele, Kırgız, Göktürk, Dokuz Oğuz, On Ok ve Uygur gibi devlet yapıları, aslında aynı kültürel temele dayanan ve bozkır yaşam biçimini sürdüren toplulukların farklı dönemlerdeki siyasal tezahürleri olarak değerlendirilmelidir.  

Bu toplulukların ortak özellikleri arasında tekerlekli gezgin evler (yurtlar), atlı okçuluk ve bozkır kültürü öne çıkmaktadır. Aynı zamanda bu boylar, ortak bir dil ailesi olan Kök dil etrafında birleşerek büyük bir ulusun parçalarını oluşturmuşlardır.  

Nitekim Asya Hun Başbuğu Mete (Modu) Tanrı Kut’un Çin İmparatoriçesine yazdığı mektupta, “yay geren” yani okla savaşan boyları bir çatı altında topladığını ve onları Hun adıyla bir ulus hâline getirdiğini belirtmesi, bu kültürel birlikteliğin açık bir göstergesidir. Aynı köke sahip boyların zaman zaman birbirleriyle savaşmaları ve hâkimiyet mücadelesine girişmeleri, bu ortak kültürel zemini ortadan kaldırmamaktadır.  

Dolayısıyla Boylar Birliği ülküsü, İskitlerden başlayarak Hun ve Avarlara, Tiele ve Hu topluluklarına; Göktürklerden Uygurlara, Selçuklulara; oradan Cengiz Hanlı’na ve Timur Kağanlığına kadar uzanan tarihsel süreklilik içerisinde, aynı kökene sahip bir kültürün devamı niteliğinde görülmelidir.  

Kök olmadan dal olmaz.  

Türkolog Fatih Mehmet Yiğit  
(26.12.2025)

Kaynakça:  
- Herodotos, Historiai (IV. Kitap)  
- Hipokrat, Airs, Waters, Places  
- Justinus, Epitome of the Philippic History of Pompeius Trogus  
- Çin kaynakları: Shiji, Han shu, Zhou shu, Sui shu, Jiu Tang shu  
- Orhun Bengü Taşları: Bilge Kağan, Kül Tigin  
- Reşîdüddîn, Câmiu’t-Tevârih; Ebülgazi Bahadır Han, Şecere-i Terâkime  
- Servet Somuncuoğlu, Taştaki Türkler  
- Talat Tekin, Orhon Yazıtları  
- Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları
- İgor Valentinoviç Kormuşin, “Yenisey Eski Türk Mezar Yazıtları - Metinler ve İncelemeler” TDK Yayınları 
- Gerard Clauson, An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish  
- Peter B. Golden, An Introduction to the History of the Turkic Peoples  
- S. G. Klyashtorny, The Turks in the Early Middle Ages  
- Denis Sinor (ed.), The Cambridge History of Early Inner Asia  
- András Róna-Tas, Hungarians and Europe in the Early Middle Ages  
- İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü; Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları  
- Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler)  
- Osman F. Sertkaya, Orhun yazıları üzerine filolojik notlar  
- A. Amanjolov, Issyk Inscription  
- János Harmatta, erken runik okuma denemeleri  
- Victor Mair & J. P. Mallory, The Tarim Mummies  
- A. Dybo & A. Savelyev, Turkic–Indo-European contact studies  
- Türkbilig: Yenisey Yazıtlarındaki Tek Örnekler  
- AVESİS: Yenisey Yazıtlarındaki Tek Örnekler  
- TEES: Yenisey Yazıtları  
- Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi: Dağlık Altay Yazıtları  
- Soylentidergi: Runik Göktürk Alfabesi  
- Academia.edu: Dağlık Altay Yazıtları Yeni Okuma  
- Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü: Yenisey Yazıtları  
- TDK: Dağlık Altay Yazıtlarında İleri Ögeler  
- Dergipark: Dağlık Altay’daki Okunmamış Bazı Yazıtlar  



***

ESKİÇAĞ (ANTİK ÇAĞ) YAZILI KAYNAKLARINDA GEÇEN İSKİT SAKA TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ 


Asur Metinlerinde İskit-Türkçe ortak sözcükler

İSKİTÇE SÖZCÜK DAĞARCIĞI

Hazırlayan: Dremin Georgy Ivanovich


Yazılı kaynaklara göre İskitçe sözlük


Abaris - Hyperborean (İskit) bir bilgenin adı. Antik Yunan şairi Pindar (MÖ 522-442) Abaris'in MÖ 7. yüzyılın sonu - 6. yüzyılın başında yaşamış bir İskit olduğunu düşünmektedir. Sofist Himerius (MS 315-386) da Abaris'i bir İskit olarak adlandırmıştır. Yunan filozof Pontuslu Heraklides (MÖ 388-310) Abaris'e bir dizi teolojik eser atfetmiştir. Platon'un "Devlet" adlı eserinin scholium'unda "Pisagor, diğer şeylerin yanı sıra, Hyperborean Abaris ve büyücü Zarate'yi dinliyordu" şeklinde bir ifade yer almaktadır. (Tr. Bars = barlar, leopar, aslan; Bulgar, Rus ve İngiliz kraliyet mensuplarının yanı sıra, çoğu kraliyet soyundan gelen çok sayıda Türk şahsiyeti de içeren popüler bir isim; "a" protez bir sesli harf gibi görünüyor, ancak "ak" = Tr. beyaz, asil ve benzerleri anlamına gelebilir; "a" aynı zamanda Çinlilerden ödünç alınmış veya ödünç verilmiş, saygı gösteren bir Tr. biçimidir. Ayrıca kaçarken Macarlar'a katılan bir Türk boyu Kubar da vardır, isimleri Abar ile eşanlamlı olabilir: Kuu-Bar = Beyaz Barlar; ve bir devlet Barsil = Barlar Ülkesi))

Latyshev V. İskit ve Kafkasya hakkında eski yazarlar. VDI, 1947, No 2, s. 319; VDI, 1948, No 3, s. 248, VDI, 1952, No 2, s. 267; Kuklina I.V. Anacharsis. VDI, 1971, No 3, s. 113-125.


Agar - MÖ 310 yılında Taman yarımadasındaki Fat Nehri Savaşı sırasında İskit ordusunu yöneten İskitlerin lideri (Tr. Ak-er, Beyaz Adam, 20. yüzyılın başında ve önceki 300 yılda Avrupalılar tarafından kullanılan aynı çağrışımlarla, "üst ırk, soylular". Dilsel ve sosyal olarak, bu "mavi kan" ve "siyah kemik" ayrımı hala bizimle, "Bielorussians" ve taçlı hükümdarlarımız var).

Diodorus Siculus, XX, 22-24; Yu.A.Vinogradov. Mithridates orada kendini bıçaklayarak öldürdü, s. 92; T. Rice. İskitler, s. 216.


Αγαροι - İskit kabilesi. İskit kralı Agar'ın adıyla bağlantılıdır (Tr. Ak-er, lit. "Beyaz Adam" ~ "mavi kan"; aga aynı zamanda "kıdemli, saygın" anlamına gelir; her iki terim de birbirinin yerine kullanılabilir, mavi kan saygındı ve toplumsal saygınlık kanı mavi yapıyordu. Bu bir hüküm değildir, sözlük ve kültür birçok başka olasılığa sahiptir, özellikle de kabile adı genellikle bir liderin unvanı-adı olarak kullanıldığı için).

Appian, Yunan tarihçi, MS 100 civarı - 180 civarı


Agathyrs - efsanevi Herkül'ün oğlu ve yılan bacaklı bakire - Borysthenes (Dinyeper) nehrinin bir kızı. İskit efsanesine göre ondan Agathyrs (Agach-eri = Tr. agach + er = ağaç + insan "orman halkı", bu insanlar için Slavca "Drevlyane" = "Orman halkı" ile doğrulanmıştır. Bkz: Borysthenes ~ Dinyeper).

Herodot IV 9, 10.


Agathyrler - İskitlerle akraba olan halkın adı. "İskit'in Istr'e kadar olan kuzey kısmı Agathyrsi ile sınırlanır (Agach-eri = Tr. agach + er = ağaç + man "orman halkı", bu halk için Slavca "Drevlyane" = "orman halkı" klişesi ile doğrulanır, bu da en azından erken Slavların kısmi iki dilliliğini doğrular. Filolojideki neredeyse tüm "kim kimdir "ler Agaç-eri = "orman halkı "nı kabul eder. Agaçeriler, günümüze kadar izi sürülebilen ilkel Avrupa İskit kabilelerinden biridir. Lehçeleri üzerine yapılacak bir çalışma, eski dillerine dair ipuçlarını ortaya çıkaracaktır, aynı şekilde genetik yapıları hakkında da. Yunan kaynakları Agaçerileri Hazarların ilk oluşumuyla ilişkilendirir).

Herodot IV 100, 104.


Aelis (Αιλιοσ, Ailios, ΠΞ + ΑΙ) - İskitya Kralları yaklaşık MÖ 180-150, sikkeler. (İsimlerin çarpıtılmasının bir nedeni olmalı, en azından bir isim açıkça görülebiliyor, Αιλιοσ Ailios, ve dikkat çekici bir şekilde Aelis değil; Yunanca -ios ile biten isim Ail'dir, burada Tr. A soylu, il ülke anlamına gelir. "A" Ak, Ata ~ baba, Ail yazlık saray ya da bu çizgide bir şeyi gösteren kabul edilmiş bir kısaltma olabilir. ΠΞ açıklanmadan bırakılmıştır. TK monogramında sadece T görünür, Syrdarya Halici'nde bulunan Fig. 28/159 tamgası ile örtüşmektedir, bkz S.Yatsenko. Eğer sikke üzerinde bir tamga görürsek, I tamgasının temel unsuru Kıpçak temel tamgası ile örtüşmektedir)


Akinak - kısa, demir İskit kılıcı. Büyük olasılıkla bu sözcük İskit kökenlidir. Böylece, Soğd ve Korezm dillerinde kynk - kılıç (Tr. kingirak, sessiz ğ > kinirak, dillerimizi ayıran 3.000 yıl göz önüne alındığında yeterince yakın. Kingirak, çift ağızlı kılıç, hançer, bıçak için kullanılan bir terimdir, Orta Asya ve Güney Sibirya'da kinirak ilk olarak MÖ 700-100 Tagar Kültürü mezarlarında, MÖ 1200-700 Karasukların demir üretiminde ve arsenik ve kalay alaşımlarında ustalaşmasından sonra ortaya çıkmıştır. İskitler, kurganların doğudan batıya doğru yürüyüşünün de gösterdiği gibi, Karasuk döneminde de kiniraklarını beraberlerinde getirmişlerdir. Zamansal, mekânsal ve dilbilimsel kanıtları fark etmemek için bilimsel bir çaba sarf etmek gerekir. Vaissière, Ephtilite Khingila adının Doğu Hunlarının taptığı kutsal kılıcın adı olduğunu varsayar, "kenglu", Türkçe qïŋïraq "çift ağızlı bıçak" ile karşılaştırılır. Bu kılıca Doğu Hunları arasında İskitlerin ve Attila'nın Hunlarının kılıçlara taptığı gibi tapılırdı. Modern Çin pinyininde kenglu, Cheng-lu olarak fonetikleştirilmiştir. Vaissière, Kenglu'nun aynı zamanda Doğu Hunları ve Attila Hunları arasında savaş tanrısının adı olduğunu, dolayısıyla Eftalit Khingila'nın teoforik bir isim olabileceğini belirtir; ancak bu, Tengri'yi Yüce olarak kabul eden, ruhlara ve alplara izin veren ancak diğer tanrılara izin vermeyen Tengricilik kavramıyla çelişir. Vaissière 2003, 129.

F. Hirth, Zhou Kralı Wu 武'nun Shang'ı fethetmek için bizzat kullandığı silahlar arasında yer alan "iki ucu keskin bıçak" kingirak kelimesini "kayıtlardaki en eski Türkçe kelime" olarak adlandırır ["Ancient history of China, to the end of the Chou dynasty", New York, 1908; yeniden basım Freeport, New York, 1969, s. 67].  Bu iddia, Çin ve Batı Sibirya'da bulunan bronz hançerlerde çarpıcı benzerlikler gösteren arkeolojik bulgularla tutarlıdır).


Akrosa (Akrosas) - Dobruca'daki İskit kralı. M.Ö. 2. yüzyılda Akrosa, Tom ve Odessa şehirlerinde kendi adıyla sikkeler bastırmıştır. (Dobruca, Seklerlerin tarihi topraklarıdır. Bir replikanın resmine bakılırsa, sikkenin göçebe İskitlere veya Sarmatlara atfedilmesi uygun değildir; tahıl üreticilerini İskit veya Sarmat unvanı altına sokacak çok sayıda alternatif düzenleme olabilir, ancak bunların hiçbiri onları atlara bindirip göçebe yapmaz. Geçici Türk isimleri önerilebilse de, bunlar etnolojik olarak haklı gösterilemez. Yunan, İllirya, Daçya, Trakya vb. daha iyi bir atıf olacaktır).


Alizonlar - İskit halkı. "İskit tarzı bir yaşam sürerler, ancak mısır, soğan, sarımsak, mercimek ve darı eker ve yerler." (Burada Timber Grave halkının son ismini bulmuş olabiliriz. M.Ö. 5-4. yüzyıllarda, biri K.Pontus ya da "İskit", diğeri doğudan, daha Moğollaşmış Avrasya bozkırlarından gelen iki Timber Grave kültürü göçmeni akımı Chorasmia bölgesinde karşılaştığında, ortak yaşam kurmakta sorun yaşamadılar ve bin yıl süren Chorasmian uygarlığını kurmaya devam ettiler ve yüzyıllarca süren Pers saldırıları ve kolonizasyonundan kurtuldular)

Herodot IV 17, 52.


Antik yazarların yazılı eserlerindeki Eski Türk haşiyelerinden (İskitçe kelimeler) / / 1. bilimsel ve pratik konferansın bildirileri "Orta ve Kuzey Asya halklarının göçebe uygarlıkları: Tarih, durum, sorunlar", Bölüm 1, Kızıl - Krasnoyarsk, 2008, - s. 149 - 177


Alazonlar - Antik Yunan tarihçi Herodot'a (MÖ 5. yy) göre, Dinyeper Nehri'nin batısında Karadeniz yakınlarında yaşayan İskit kabileleri bu şekilde adlandırılırdı. Yunanca -on ve -es biçimlendirme ekleri olmadan alaz kabile adlarının kökü, çeşitli dillerde obstruent affrikatın [dj] bir ıslıklı [z] ile fonetik olarak yer değiştirmesinden kaynaklanan Aladj etnoniminin uyarlanmış, yani Helenleştirilmiş şeklidir. Türk dillerinde [dj] fonemi [dz], [j], [tş ~ ç] ve [z] gibi duyulabilir, örneğin: djigit ~ jigit 'genç, çevik', Bahıt-djan ~ Bahıtşän ~ Bahçän -. erkek özel adı, djer ~ jer ~ dzer ~ zer 'toprak'.


Alaç ~ alaş kelimesi bazı Türk halkları arasında bilinmektedir. Örneğin, Kazaklar arasında öz ad qazaq'ın arkaik bir eşanlamlısıdır; daha önceki zamanlarda Kazaklar ve Nogaylar tarafından ülke çapında savaş çığlığı olarak kullanılmıştır. Folklorda korunmuş bir ifade altı alaş, lit. 'Altı Alaş kabilesi' ya altı Türk halkından oluşan bir topluluk ya da Kazak kabilelerinin bir birliği olarak anlaşılmaktadır. Bu söz diziminin çeşitli yorumları (bu ifadenin 13 yorumu vardır) kökeninin çok eskilere dayandığını göstermektedir. Oğuz ittifakının bir parçası olan boylar arasında ortaçağ yazarları Jeti-su'dan Khalajes ~ Holadjes'ten (Haladj ~ Halaç) bahseder (ünlü ile başlayan bazı kelimelerin önünde protez bir öğenin [h] görünmesi bazı Türk dilleri ve lehçeleri için karakteristik bir olgudur). Müslüman yazar İbn Haldun, Taşkent'in kuzey doğusunda uzanan ülkeyi Haliç ülkesi olarak adlandırmıştır. Yüzyıllar boyunca, bu etnik kökenden ayrı gruplar Kazakistan'dan batıya, güneye ve güneybatıya taşınmıştır. En büyük Peştun kabilelerinden biri olan Ghilzais (Ğildjiy ~ Haldjay) genetik olarak Gazni platosunda otlayan Khalajes'e yükselir. 1290 yılında Halaç Türkleri Delhi şehrini ele geçirerek kuzey Hindistan'da Delhi Sultanlığı adında yeni bir devlet kurmuşlardır. Bu kabilenin Orta İran platosuna göç eden bir kısmının torunları, bugün Tahran'ın güneybatısındaki 46 yerleşim biriminde yaşayan Türk dilli etnisiteyi oluşturmaktadır.


Alat kabilesi günümüzde 6 ülkede birleşik etnisiteler olarak yaşamaktadır: İran'da Khalaj, Horasan'da Kalat, Afganistan'da Peştun, Hindistan'da Ghalzae, Kazakistan'da Alat ve Rusya'da Altay'da Alat ve Alachin. Çince'de E-lo-chji ve "eğri büğrü atları" için Boma olarak adlandırılmışlardır. Klasik dönemde batıda Herodot ve doğuda Çinliler tarafından bilindikleri göz önüne alındığında, Antik dönemde de şimdiki kadar dağınıktılar. Dinyeper-Buh interfluvialindeki bazı MÖ 6. yy İskit kurganları Alat İskitlerine atfedilebilir. Kazakistan ve Çin'deki Alat тamgaları (Kıpçak tabanlı) / (Kıpçak tabanlı) / (Kıpçak tabanlı) / (Dodurga) / (Kolpos) / (Çin kayıtları) idi ve 2 bin yıl boyunca olağanüstü bir tutarlılık gösteriyordu.


Amadok (Αμαδοκοι) - İskit kabilesi veya klanı. Özel bir İskit boyu olarak Amadoklardan ilk olarak onları Dinyeper ve Seversky Donets arasında konumlandıran Hellanicus bahsetmiştir. Herodot Amadoklardan bahsetmese de, isimleri eski zamanlarda iyi biliniyordu. Örneğin, Hyperborean Amadok kahramanı Delphi'de onurlandırılmış ve başka bir Hyperborean olan Hyperoh ile birlikte Delphi tapınağını Galatların (Galatyalılar) istilasından kurtarmakla anılmıştır. MÖ 5. ve 4. yüzyıllarda Trakya'da Amadok I ve Amadok II adında krallar vardı. Batlamyus kitabında Borysthenes (Dinyeper) nehri kıyısında bulunan Amadok şehri, Amadok gölü ve Amadok dağlarının varlığından bahseder. Bazı araştırmacılar modern Kiev'in Amadok antik kentinin bulunduğu yerde olduğuna inanmaktadır. Batlamyus, Amadok dağlarını Dinyeper orta mecrasının batısına yerleştirmiştir (Etnolojik referanslardan ve sikkelerden, çoğu araştırmacı Amadokların İskitlere tabi Trakyalı yerleşik bir tarım kabilesi olduğunu ve tahıl haracı ve benzeri görevler dışında etnik olarak göçebe İskitlerle ilgisi olmadığını öne sürmektedir. Muhtemelen, Herodot Amadoklardan boyun eğdirilmiş halkların genel bir adı altında bahseder - Budinler).

Bizanslı Stephen tarafından okunan Hellanik; Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 1, s. 317.


Amurgion (Αμυργιον) - İskit kabilesi veya klanı.

Bizanslı Stephen tarafından okunan Hellanik; Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 1, s. 317.


Anaksirida - İskit-Saka giyim unsuru. Herodot, "Sakaların ya da İskitlerin de başlarına düz başlık taktıklarını, anaksirid giydiklerini, yerel yayları, hançerleri ve sagar baltaları olduğunu (anaksirida Yunanca ya da Farsça bir kelime gibi geliyor) bildirmiştir.

Herodot VII 64.


Anakarsis (Αναχαρσις) - İskit prensi, Gnur'un oğlu (Yunanlı bir cariye eşinden, Yunanca adı buradan gelir), Lik'in torunu, Spargapith'in büyük torunu, Savlius'un kardeşi, Idanfirs'in amcası. MÖ 625 (MÖ 614?) civarında doğmuştur. Uzun bir süre (yaklaşık 20 yaşından yaklaşık 50 yaşına kadar) Yunanistan'da yaşadı. Solon'u tanıyordu. Yunanlılar Anakarsis'in yedi bilgeden biri olduğuna inanırlardı. İskitya'ya döndüğünde kardeşi Savlius tarafından öldürüldü (İskit göçebe geleneklerini ve dinini terk ettiği için).

Herodot IV 46, 76. Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 2, s. 318.


Antakei - beluga (mersin balığı, Acipenseridae) familyasından büyük kemiksiz balık. Herodot'a göre Antakei Borysthenes'te (Dinyeper) bulunurdu (Tr. Borysthenes için Bulgar adı Buri-chai idi, şüphesiz aynı kökten, chai Balkar'da nehirdir, diğer Türk dilleri arasında Kara-chai gibi; Kıpçak Bechen/Badjanak dilinde Bechenler Borysthenes Baroux olarak adlandırılır (Constantine VII Porphyrogenitus, "De Administrando Imperio"). Etimoloji: Buri/Baro/Böri = kurt, than = su kütlesi, su alanı, nehir; than/tan Farsçadan ödünç alınmıştır, zira başka hiçbir EE dilinde geçmez; Osetçede than/tan yoktur, en yakın akrabası göl anlamına gelen Türk dilinden ödünç alınmış "tangiz "dir; ayrıca günümüz Altay halkları arasında "barisa" ruhlara tapınılan ve kurban kesilen kutsal bir yerdir ve muhtemelen Böri = kurt anlamına da gelmektedir. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", NY, Liberty, 2002, ISBN 0-9144881-61-4, s. 192. "Antakei" kelimesi İskitçe değildir, modern Yunanca άνευ κόκαλ = kemik yok ifadesine şüphe uyandıracak kadar yakındır. Klasik Yunan'da beluga bölgesi muhtemelen Akdeniz'i de kapsıyordu ve Yunanlı yetenekli denizcilerin bozkırlı göçebe İskitlerin onlara deniz yaşamı için yeni bir kelime öğretmesine ihtiyaçları yoktu).

Herodot VI 53.


"De Administrando Imperio", Bonae Impesis Ed. Weberi, 1860, Bölüm 39, s.171:

http://rapidshare.com/index.html 


Yunanca: Οτι ό των Πατζιναχιτών τόπος έν ω τω τοτε κοίρω καιρω κατωkησαν οί Τοϋρκοι, καλείται κατα την έπωνυμίαν των έκεΐοσ οητων ποταμών. οι δε ποταμοί είσιν οzτοι, ποταμός πρώτος ό καλουμενος Βαρουχ, ποταμός δευτερος ό καλουμενος Κουβον, ποταμός τρίτος ό καλουμενος Τρουλλος, ποταμος τέταρτος ό χαλουμενος Βρόυτος, ηοταμος πέμπτος ό καλουμενος Σέρετος.


Latince: Ceterum Patzinacitatum locus, quem tunc inhabitabant Turcae, a fluviis qui illic sunt cognominator; flumina autem isthaec sunt, primus fluvius Baruch appellatur, secundus Cubu, tertius Trullus, quartus Brutus, qnintus denique Seretus nuncupatur.


İngilizce: Türklerin yaşadığı Patzinaks'ın yeri hakkında nehirlere şu isimler verilir: Baş nehir Baruch (Βαρουχ), ikinci nehir Cubon (Κουβον), üçüncü nehir Troullos (Τρουλλος), dördüncü nehir Brutus, son olarak beşinci nehir Seretos (Σέρετος) olarak adlandırılır.


Antir - Jordan, Darius ile savaşan İskit kralına denir. "Darius Pers Kralı, Hystaspes'in oğlu, Got Kralı Antirus'un kızıyla evlenmek istedi (İskitler diye okuyun)."

Jordan. Gotların kökeni ve eylemleri.


Api - İskit tanrılar panteonunun tanrıçası. Herodot onu Yunan Gaia ile özdeşleştirir. Api adı doğrudan Türk "apai" - anne, ana ile ilişkilidir (Api, Tr. Ebi/Ebe, doğuran, Havva'nın öncüsü ve İncil'deki "adam" = Tr. man kelimesinin mükemmel bir tamamlayıcısıdır. Api'nin diyalektik bir varyasyonu, b/m değişimi yoluyla Ami olacaktır, bu da onu İskit Api'sinin tam eşleşmesi olan Tr. Tengrian tanrısı Umai ile ilişkilendirir. Yunan analoğu Gea bir primowomb, Zeus'un büyükannesidir; İskit Api'si ve Türk Umai'si de öyle (OTD 611). Umai'nin akrabaları "umai" = rahim, "um" = mide, "uma" = annedir. Diğer Tr. soydaşlar "api/abi/aby/avy/apa/abba/aba/apai" = sırasıyla anne/büyük kız kardeş/annenin kız kardeşi/babanın büyük kız kardeşi/babanın annesi/"madam"/kocanın kız kardeşi/kadın. Anlamsal olarak Api, anneliğin ve kadınlığın zirvesidir. İran etimolojisi için V.Abaev, Özbekçe ve Tacikçe "apa" = anne, büyük kız kardeş, tüm IE dilleri arasında sadece modern Tacikler bu eski Türk Apa unvanını benimsemiştir).

Herodot IV 59.


Arar - İskitya'da bir nehir, İskit topraklarından akar, İster (Tuna) nehrine dökülür (Tr. "aryk" - kanal, akarsu. Liste Arax biçimini de içermeliydi, İskit topraklarında 2 büyük Arax var, biri Kafkasya, diğeri Uzboi, ikisi de Hazar'a akıyor).

Herodot IV 48.


Arax - İskit topraklarında biri Kafkasya, diğeri Amuderya kanalı Uzboi olmak üzere iki büyük Arax nehri vardır ve her ikisi de Hazar'a dökülür (Tr. "aryk" - kanal, dere. Yerel Türk dilinde (Tokhar/Dahae, Masgut/Massaget) her ikisi de Aryk olarak adlandırılan iki akarsuyun varlığı, Herodot'un doğudaki birinin sadece bir kanalı olduğunu ve bunun Uzboi'yi belirttiğini kesin olarak belirtmesine rağmen, bilim adamlarının nesillerini karıştırdı, çünkü batıdan akan diğer Arax çok sayıda kanala sahip gelişmiş bir deltaya sahipti. Arax'ın "akarsu" olarak tercüme edilmesi modern araştırmacıların gözünden kaçmamıştır, çünkü Masguts/Massagets'in kuzeyindeki üçüncü bir nehir olan Syrdarya da genel olarak "arax" olarak adlandırılmıştır.

Herodotos I 202 vd.


Arga - kız arkadaşı Opis ile Delos'taki Apollon tapınağını ziyaret eden genç bir Hyperborean kadının (İskit) adı.

Herodot IV 35..


Argimpasa - İskit tanrılar panteonunun tanrıçası. Herodot onu Yunan Afrodit Urania ile özdeşleştirir. "Arhyppeans" ile ilişkilendirilir (Tr. Arği (dolayısıyla İng. augur) = kehanet (OTD 220) + gim/gam = kam = rahip + mas/pas/bash = baş, yani bir baş kahin, Herodotos 4.67 tarafından aktarıldığı gibi Yunan Afrodit Urania ile tam bir eşleşme. İranlıların girişimi ismin Arti olarak değiştirilmesini gerektirir ve kalan kısım için hiçbir etimoloji önermez; mitolojik olarak İranlı Arti ile Afrodit çelişkili bir uyumsuzluktur, Arti'nin Yunan mitolojisindeki karşılığı Tyche veya Roma Talihi'dir; Arti'yi Argimpasa ile ilişkilendirmek çifte çağrışım gerektirir. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians").

Herodot IV 59, 67.


Arhyppei - İskitlere benzeyen insanlar (Morfolojik olarak diğer Yunan takma adlarına benzer Melanchlaen, Hyperborean, "hippo" Yunanca attır; ancak İskitçe bir centaur kelimesinin Yunancalaştırılmış bir versiyonu olabilir, Tr. Ar + jaby/yabu/jupax = "insan + at"; Yunanca "hippo" at - diyalektik Türkçe "yabu").

Herodot IV 23, 24.


Argot(es) - İskit kralı. İskit Napoli'sinde bir yazıt bulunmuştur: "... güçlü Argot'un, İskit hükümdarı .... Argot MÖ 170-150 yıllarında Bospora Kraliçesi Kamassaria'nın kocasıydı (En basit etimoloji ar = man + got = tribe'den gelir, ancak Ar aynı zamanda "man" ile aynı semantik kökene sahip kabilenin özel bir adı da olabilir. Kabile adlarının unvan adları için kullanılması Türk unvan isimlendirmesinde yaygın bir durumdu: Sibir-han, Masgut-han, Urus-han, Aiyar (Avar)-han, vb.)

Yu.A.Vinogradov. Mithridates orada kendini bıçaklayarak öldürdü. s.140.


Ares - İskit tanrılar panteonunda savaş tanrısı. İskitler sadece onun için bir odun yığınına gömülü bir kılıç şeklinde kutsal bir yer inşa etmişlerdir (Ar, Tr.'de "asker, savaşçı, erkek" anlamına gelmektedir. "Ebedi alev "e benzer bir anıttan bir "savaş tanrısı "na uzanmak çok da beklenmedik olmazdı. Ancak herhangi bir Türk etimolojisi V.I.Abaev tipi filolojik fanteziden başka bir şey değildir, çünkü Ares bir Yunan tanrısıdır, muhtemelen Trakya kökenlidir, Zeus'un oğludur ve Olimpos'un sakinidir. Herodotos tanrı için İskitçe bir isim zikretmemiştir. Yunan mitolojisinde Ares bir savaş tanrısıydı, daha doğrusu savaşın neden olduğu şiddet ve yıkımın tanrısıydı. Herodot'tan çok önce Ares vahşi, dizginlenemez ve hain olarak tasvir edilirdi. Ares hakkındaki tüm romantik mitler, Herodot'un terminolojisini kullanan İskit savaş tanrısı tasviriyle uyumsuzdur. Tengricilikte daha iyi bir tanımlama, tanrı yerine bir Alp ya da bir koruyucu olabilirdi ve yıkımın değil, askeri başarının sembolü bir kılıçtı. Herodot'un anlattığı İskit törenleri, bir sonraki bin yılın Doğu ve Batı Hunları için tasvir edilenlerle neredeyse aynıdır. Batı Hunları için savaş tanrısının adı Kuar olarak kaydedilmiştir, Çinlilerin yorumu ise Ching Lu'dur. Tanrı Gor için Mısır mitolojisinde, Sümer İşkur'unda, Pers Gurchesh'inde, Roma Mars'ında tanımlanan paralellikler, Sümer İşkur'u MÖ 26. yüzyıl gibi erken bir tarihte kaydedilmiş olsa da, kültürel ödünçlemelere işaret etmektedir. Türk tanrısı, Çince transkripsiyonu Ching Lu'da Kur olarak yeniden yapılandırılmıştır; Kur, Gor, İşkur ve Gurchesh ile aynı fonetik gruba girer. Türki Kur'un sonraki savaş tanrıları için bir model olduğunu öne sürmek fazla küstahça olabilir, ancak Sümer'de "kur" kelimesi "yabancı düşman ülke" anlamına gelir ve istilacılara işaret eder. Türk özel ismi Kur/Chur askeri bir lidere işaret eder, küçük lehçe farklılıklarıyla coğrafi ve zamansal olarak geniş bir alana yayılmıştır, ilk olarak liderler için zikredilmiş ve daha sonra yaygın bir isim olmuştur. Türk isimleri ve unvanları arasında Gur-Han, kabile isimlerinin bir parçası olarak Gur, Cengizliler ve Safeviler için kraliyet korumaları için Gurchi ve Kuarchi, Han'ın muhafız alayı için Charik, Osmanlı kılıç ustaları için Jenichars, peygamberler için Gorgud ve Korkut bulunmaktadır. Kaynaklar "odun yığınının" aslında bir kurgan ya da doğal bir tepe olduğunu, üzerine bir platform kurulduğunu, burada kılıç kuşanıldığını ve törenler düzenlendiğini belirtmektedir. İskitler, Doğu ve Batı Hunları ve Kafkasya Türkleri için ayin ritüelini tanımlayan kayıtlara sahibiz. Ref. Z.Gasanov "Kraliyet İskitleri", s. 233 üzerinde).

Herodot IV 59.


Ariant (Αριαντας) - İskitlerin lideri, onun emriyle 600 amfora hacminde büyük bir kazan yapıldı. Görünüşe göre İskit'te yaşayanların sayısını tahmin etmek için bronz ok uçlarından dökülmüştür (İskit, Hun, Türk kazanları Türk göçebe askeri kültürünün bir alametifarikasıdır. Ast kabileler tarafından savaş için tedarik edilen birliklerin gözden geçirilirken teker teker geçtiği ve sayım için bir nesne bıraktığı sayım yöntemleri, göçebe süvarilerde Orta Çağ'a kadar kalmıştır).

Herodot IV 81.


Ariapeith (Αριαπειθης) - İskit kralı, MÖ 490-470 yılları arasında Dinyeper ve Bug bölgesindeki İskitleri yönetmiştir. Muhtemelen Idanthyrs'in oğlu ya da torunuydu. Ariapeith'in en büyük oğlu Skill, bir İster (Tuna) karısından doğmuştur. Ariapeith, Trakya kralı I. Theres ile savaşmış, sonra onun kızıyla evlenmiş ve ondan Oktomasad adında bir oğlu olmuştur. Üçüncü oğlu Auric ise İskit Opia'dan olmuştur. MÖ 470 yılında kırk yaşındayken Agathyrs Kralı Spargapith'in elinden öldürüldü.

Herodot IV 76, 78.


Arima - İskitlerde bir anlamına gelir. Herodot Arimaspas'ın adını böyle yorumlar (Aslında "arym, yarım, yarı" bir değil, bir çiftin yarısıdır. Türk ve Fin-Ugor dillerinin semasiolojisi genellikle eşleştirilmiş parçaları tekil formdaki isimlerle adlandırır, örneğin "göz" aynı zamanda "gözler" anlamına gelir, "bacak" aynı zamanda "iki bacak" anlamına gelir, vb. Bu diller "bir çiftten birini" ifade etmek için bir tanım ekler, dolayısıyla lit. arym-spu/sepi = yarım göz = "bir göz" Arimaspu "Tek Gözlü" değil, "Yarım Gözlü" dür ve Yunanca'da kelimenin tam anlamıyla alındığında "İki Gözlü'nün Yarısı" veya "Tek Gözlü" olarak ifade edilir. Aslında Arimaspu "Şaşı Gözlü" anlamına gelir ve şaşı gözlü Moğollarla temas halinde olan herhangi bir dilde anlamsal olarak alay konusudur. Arimaspa'daki diğer kısım "spu/sepi", göz için kullanılan bir Tr. Bu üç İskitçe kelime, arym, spu ve arimaspu, Herodot tarafından alıntılanan tercüme İskitçe sözlüğe aittir, İrani ailede bir yerleri yoktur ve Türk dillerine aittirler. Ref. M.Zakiev).

Herodot IV 27; Latyshev, "Proceedings...", VDI, 1947, No 1, s. 307.


Arimaz - Soğdiana'da Arimaz Kalesi (Αριμαςου πετρα) olarak adlandırılan İskit lideri. Polien, bu kalenin Büyük İskender (Strat., IV, 3, 29) ve Strabon (Arrian, Anabasis., IV, 28, 4) tarafından ele geçirildiğini bildirir ("arym" ile bir başka eklemeli bileşik - yarım, bu durumda "Ases'in Yarısı", yani Ases ve Ases'in kanadının bir kısmı. Ases - Ch. Yuezhies'in Yunan kaynaklarında öne çıkması, Çin yıllıklarında ortaya çıkmalarından bir yüzyıl öncesine dayanır ve zaten bir hanedan kabilesi olarak görünürler. Asların hanedanlık başarıları ve hırsları MS 10. yüzyıla kadar devam etmiştir).

Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 80.


Arimoi - Kimmer kabilesinin adı Homeros'un destanında geçmektedir (Αριμοισι). Strabon onları Lidya'da lokalize eder (Geogr. XII 8, 19). MÖ 13. yüzyıl Asur kaynakları Arima'dan, daha sonraki Urartu kaynakları ise Arme'den bahseder (Arym'den - yarım, bütünün bir kanadı, süper etnik bir hitap. Geç Antik dönemde, "kanat" için kullanılan hitaplar da dış gözlemciler tarafından etnik kökenle karıştırılmış, "Tolis" ve "Tarduş" - "doğu (sol) yarısı" ve "batı (sağ) yarısı" alınmıştır. "Tolis" Tele kabile birliği ile karıştırılmış, Tardu "Batı Kağan" yerine Tardu-kağan'da özel isim olarak alınmış, Kutrigur "Batı Kanadı/Batı Yarısı" için "Batı Kabileleri" yerine bir etnonim olarak alınmıştır. Yunan ve Asur hikâyelerindeki "yarımlar" kesinlikle farklıdır ve farklı konfederasyonlara aittir. M.Ö. 13. yüzyıldaki "yarımlara" bölünme, M.Ö. 3. yüzyılda Doğu Hunları arasında sahra ordusunun kanatlara bölünmesinden tam bin yıl öncesine denk gelmektedir. Devletin üç parçaya bölünmesi devasa boyutlardan minicik boyutlara kadar her Türk devletinde mevcut olsa da, her çağ ve her toplum kanatlar için kendi adını bulmuştur. Herhangi bir anlamsal içeriği olmayan listedeki diğer tüm hitaplar gibi, herhangi bir spekülasyon sadece bir spekülasyon olarak kalır).

Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 46.


Arimaspoi (Αριμασποι) - Herodot Coğrafyası Arimaspileri (Herodot'ta "tek gözlü") Hyperboreanlardan (Yunanca'da "Süper-Kuzeyliler") önce yerleştirmiştir. Proconnesuslu Aristeas'ın eserlerinden "Arimaspeis" olarak bilinir. Elnitsky, Herodotos'un Arimaspoi'sini Asur kaynaklarındaki Arima ile ilişkilendirir (Arimaspoi adlandırmasının önemi, İskitçeden bir çeviriye sahip olması ve vahşi filolojik spekülasyonlara izin vermemesidir. Arimaspoi kelimesi, Abaev'in 358 "İskitçe kelime" listesinde belirgin bir şekilde yer almamaktadır ve bunun iyi bir nedeni vardır. Arimaspoi, anlamsal ve fonetik olarak tam da Herodot'un belirttiği gibi, "arym" - Tr. yarım + "spu/sepi" - Tr. göz; Arimaspu "Yarım Gözlü", yani "Şaşı Gözlü" anlamına gelen bir Türk bileşiğidir. İngilizcede "squint-eyed "e ek olarak "cockeyed", "cross-eyed", "skew-eyed", "wall-eyed" ve muhtemelen daha fazla alaycı yakıştırmalar da vardır. Son ek -poi, Tr. -bai, Türk kabile ve kişi adlarında popüler bir ektir. Ref. M.Zakiev).

Herodot IV 13, 14, 27; Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 47.


Arimaspoi (Αριμασποι) - Herodot Coğrafyası, Arimaspileri (Herodot'ta "tek gözlü") Hyperboreanlardan (Yunanca'da "Süper-Kuzeyliler") önce yerleştirmiştir. Proconnesuslu Aristeas'ın eserlerinden "Arimaspeis" olarak bilinir. Elnitsky, Herodotos'un Arimaspoi'sini Asur kaynaklarındaki Arima ile ilişkilendirir (Arimaspoi adlandırmasının önemi, İskitçe'den bir çeviriye sahip olması ve vahşi filolojik spekülasyonlara izin vermemesidir. Arimaspoi sözcüğü Abaev'in 358 "İskitçe sözcük" listesinde belirgin bir şekilde yer almamaktadır, bunun iyi bir nedeni vardır. Arimaspoi, anlamsal ve fonetik olarak tam da Herodot'un belirttiği gibi, "arym" - Tr. yarım + "spu/sepi" - Tr. göz; Arimaspu "Yarım Gözlü", yani "Şaşı Gözlü" anlamına gelen bir Türk bileşiğidir. İngilizcede "squint-eyed "e ek olarak "cockeyed", "cross-eyed", "skew-eyed", "wall-eyed" ve muhtemelen daha fazla alaycı yakıştırmalar da vardır. Son ek -poi, Tr. -bai, Türk kabile ve kişi adlarında popüler bir ektir. Ref. M.Zakiev).

Herodot IV 13, 14, 27; Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 47.


Aristagoras - İskit kralı ya da kralın elçisi. MÖ 495'te Sparta kralı I. Kleomenes ile Perslere karşı ortak askeri operasyonlar konusunda müzakerelerde bulundu (Ar(is) + Tagor = Ar(is) + Tag + Or/Ar olarak ele alındığında, bu Tr. Savaşçı + Dağcı = Savaşçı + Dağ + İnsan. Tag, Tr.'de "Dağ" anlamına gelir ve bir dizi hitapta bulunur: Tochar, Tagar, Taur/Tavr, Sary-Tau, Dagestan, vb. "Dağlı" için eşanlamlı bir terim "qayači = qayachi "dir, bir "Kai" unsuru ile, Uigur Tarim bölgesinde belgelenen terim. Tag/Tau/Tav/Dag diyalektik bölünmesi iyi belgelenmiştir, doğu dillerinde Tag/Dag, batı Türk dillerinde Tau olarak yer alır ve bu bölünme ilk dilbilim çalışmalarına kadar uzanır. En eski Yunan kaynaklarındaki "Taus/Tavs" yayılımından, bunun baskın bir Batı Türk antik formu olduğu sonucuna varabiliriz. Önemli bir şekilde, "Dağ" için alternatif form, kaydedilen tüm Türk dillerinde ortak olan bir eşanlamlı olan "As" dır, bu da Ases ve Tochar'ı sadece eşanlamlı unvanlar değil, aynı zamanda başlangıçta bozkır halkları tarafından uygulanan "dağcı" ve "Pamirian" ve "İberya" ve "Appalachian" gibi ovadan bakıldığında dağlık konuma göre eşanlamlı olan ekzonimler yapar. Bununla birlikte, H-M.Yiliuf aynı semantik alandan, "As" = ova, muhtemelen Kazak dilinden zıt bir etimoloji verir ve Ases'i görünüşe göre yaylalardan görüldüğü gibi "ovalılar" olarak türetir. İlk kez MÖ 3. yüzyılda ve ondan önce MÖ 8. yüzyılda İskit = As-guzai olarak ortaya çıkan terimin antikliği göz önüne alındığında, ilk etimoloji bizim görüşümüzün ötesinde bir şeyi yansıtıyor olabilir).

Herodot VI 84.



Arix (Αριχος) - bu isim MÖ 460-425 yıllarında Olbia'da basılan dökme obol ve büyük yunus sikkeleri üzerinde okunur. Alekseev Y.A., Arix ve Orix (Οριχος) isimlerinin özdeşliği hakkında bir görüş bildirmiştir. Orix (Auric) İskit kralı Ariapyth'in oğlu ve Skil ile Oktomasad'ın küçük kardeşiydi. Αριχος (Tr. "Ar" = "Savaşçı "ya yükselen isimler popüler Türk ve komşu halk isimleriydi ve hala da öyledir) yazıtlı sikkeler basmak için tam zamanında bir İskit lideri olabilir. Komşular çoğu zaman popüler isimlerinin Boris, Gaidar gibi biraz çarpıtılmış Türk isimleri olduğundan şüphelenmezler. Sikkenin ön yüzündeki Gorgoneion tanımı hatalıdır, qorqγu, qörq- "korkmak" fiilinden gelen "dehşet verici, korku uyandıran" ortacıdır, dolayısıyla Meduza ve Gorgonların korkunç görüntüleri. Arka yüzdeki mutlu yüzün korku salan Gorgoneion ile bir ilgisi olamaz).


Arpoksai (Αρποξαις) - Targitai'nin ortanca oğlu, Katiar klanının ve Traspilerin atası. M.I. Artamonova'ya göre Katiarlar Skolotların (Kraliyet İskitleri) bir parçasıydı. Arpoksay isminin bir başka okunuşu - Arp, Karp (dolayısıyla Karpatlar). İskit soy efsanesinin başka bir versiyonuna göre Arpoksai'nin adı Agathyr idi. Arpoksai-Agathyr klanı, Katiars-Akatirs-Agathyr'lerin yaşadığı Karpatlar'ı işgal etti. Başka bir klan Traspi-Trucks-Thracians hattını verdi (Arpo + ksai = "arpa", Tr. "arpalyk" = "toprak mülkiyeti" + aksoi = Ak +Soi = "Asil + Klan", yani "Toprağın Kraliyet Klanı", "Toprağın Hanedan Sahibi". V.Abaev'in çarpıtılmış ve saçma "Derin Suların Sahibi" ve neredeyse bir o kadar saçma Arpo'nun apra'ya dönüşümünden daha iyi.  Doğrulayıcı işaretler dini bir içeriğe işaret etmektedir: Arpok + sai = "arpok" aglütinasyonu Türkçeden Uygurcaya "arpağ, arbağ, erbağ" = "kehanet, büyü, büyü, büyücülük, büyücülük" + Sai = "Klan", yani "Rahipler Kastı". "Arpok "un soydaşları Fince ve Moğolcaya yayılmıştır: Fincede "arpa" bir kehanet aracıdır ve Moğolcada "arbaqu" büyü yapmaktır. Arpoksai, Katiar çiftçilerinin ve Traspi rahip kabilelerinin isimsiz bir atasıydı. Sırasıyla, Gök'ten Katiarlar için bir saban ve Traspiler için bir kadeh almıştır. Türkçedeki saban tipi tarım aletleri "kot, kat" kökünden türemiştir ve bu da Katiar kabile adının belirgin bir köküdür. Saban için kullanılan bir diğer Türkçe isim olan "aral", Slavcada türevleriyle birlikte "oral "a dönüşmüştür ve "ar" kökü Katiar eponimik hamisi Arpoksai'nin uygun bir bileşenidir. Traspiler için Türk soydaşlarının yelpazesi olumlu bir saptama yapmak için çok geniştir. Görünüşe göre en iyi eşleşme, sembolü ve aracı bir kap olan bir su koruyucusu olan "tur-suv/tur-sub/tur-sup" ile ilgilidir. Tarihsel dönemde, Hunlar da dahil olmak üzere Türk toplumlarında, en yüksek rahiplik görevleri hanedan klanının bir erkek başkanı tarafından yerine getirilirken, hukuk ve adalet de dahil olmak üzere iç işler, hasat ve bolluktan da sorumlu olan ana hanedan klanının başkanına aitti. Ref. Z.Gasanov "Kraliyet İskitleri", s. 210 ve 179.

Bu durumda, "kabile" terimi yanlış yorumlanmaktadır, çünkü hem çiftçilik hem de din sosyal topluluklar değil, mesleklerdir. Lipoksai ve Koloksai için olduğu gibi tek bir kelime her iki anlamı da, yani "Toprak Sahibi" ve "Kâhin" anlamlarını da tasvir ederdi).

Herodotos, VI 5, 6, M.I. Artamonov, VDI, 1947, No 3.


Arsakom - Lucian'ın "Toksarid veya dostluk" diyaloğunda bir İskit şefi olarak adlandırılır, İskit ordusunu Bosporianlar, Sarmatyalılar ve Alanlarla yapılan bir savaşta yönetmiştir. Lucian ayrıca Arsak, Lohant ve Makent'in dostlarından da bahseder. Lucian İskitlerin gerçek isimlerini kullanabilir (Ar + Sak aglütinasyonu belirgin görünmektedir, "Saka Savaşçısı", bir dizi Arsaks/Arsacs ile aynıdır, hepsi fatihlerin kişisel isimleri ve unvanları için uygundur).

Lucian. Coll. of works in two volumes, Moskova, Leningrad, 1935, cilt 1.


Artemis (Ἄρτεμις) - aslen bir Trak ve İskit tanrıçasıydı, aynı zamanda Etrüskler tarafından Artuma olarak tapınıldı ve Yunanlılar tarafından en çok saygı duyulan Artemis ve Romalılar tarafından Diana olarak kabul edildi. Yunanlılar için vahşi hayvanların koruyucusu, avın ve vahşi doğanın tanrıçası, doğumun ve kız çocuklarının koruyucusuydu.  Artum ismi hem Türkçe ärdäm "erdem, iyilik, mertlik, yiğitlik" hem de Macarca érdem (é a gibi telaffuz edilir) "erdem" kelimelerinde benzer seslere sahiptir.

Homeros, İlyada xxi 470 f., referans listesi: http://www.theoi.com/Olympios/ArtemisGoddess.html


(Assaioi) Ασσαιοι - kabile adı. Bizanslı Stephen onları İskitler, Batlamyus ise Sarmatlar olarak düşünüyordu. Bu isim, Olbia'lı Protogenes'in onuruna verilen kararnamede geçen Σαιοι - Saioi terimiyle örtüşmektedir (As + Sai aglütinasyonu belirgin görünmektedir, "As Klanı". Aslar bin yıl boyunca İskitler, Hunlar, Aşina Türkleri ve ötesi ile birlikteliklerini sürdürmüşlerdir).

Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1948, No 3, s. 312.


Asxi/Aschi - "Pontus" meyve ağacından elde edilen meyve suyu. G.A.Stratanovsky (1972), Herodot'un "Tarihler" adlı eserine yaptığı yorumlarda, modern (Türki) Başkurtların "akhşa" adlı bir yemekleri olduğunu gözlemler (Bu bir Başkurt kelimesi değildir, çeşitli modern Türk halkları için ortak bir kelimedir). Bu kelime İskitlerle akraba olan halklara (yani Başkurtlar ve onların Türk akrabalarına) aittir. Asxi/aschi'nin önemi, İskitçeden bir çeviriye sahip olması ve vahşi filolojik spekülasyonlara izin vermemesidir. Asxi/aschi kelimesi Abaev'in 358 "İskitçe kelime" listesinde belirgin bir şekilde yer almamaktadır, bunun iyi bir nedeni vardır. Asxi/aschi'nin etimolojisi ačï = asitli, mayalanmış, ekşimiş, -chi özellik oluşturan bir son ektir, Rus lehçesinde çorba schi).

Herodot IV 23.


Ateus (Ατεας, Atheas) - MÖ 4.-5. yüzyılların başında aşağı Bug/Buh ve aşağı Tuna bölgesinde güçlü bir İskit krallığı kuran İskit kralı. MÖ 339'da, 90 yaşındayken Makedonyalı Philip ile yapılan bir savaşta öldürüldü (Ateus/Atei (Ατεας, Atheas) adı, tarihçilerin ve dilbilimcilerin akademik düzeyde yazım için aldıkları ve hatta Áţĥėãš gibi her türlü kıvrımlı aksan kullanarak mükemmelleştirmeye çalıştıkları diğer çarpıtmaların tezahürü olan Yunanca bir çarpıtmadır, yaklaşık 2 günlük bir yolculukta gözle görülen bir mesafede milimetre doğruluğunu göstermeye benzer. Atails'in - Atheas'ın değil - adını nasıl uydurduğunu biliyoruz:



ATAILΣ diyor, bariz bir sondan eklemeli Ata + Il + Σ = Tr. "Baba" + "Toprak, Ülke, Ulus" + Yunanca ek "Σ", Ata ile başlayan veya Il içeren her türlü kombinasyonda bin yıl boyunca tekrar tekrar kullanılan bir bileşik, Ata-Türk ve El-Teriş Kagan en tanıdık olanlarıdır).

Plutarch, Strabo, O.N. Trubachev "On Sinds and their language"//Questions of linguistics, No 4, 1976.

Avhatai (Αυχαται) - Lipoksai'ye kadar uzanan İskit klanı. M.İ.Artamonov, Avhats'ın İskit toprak işçilerinin öz adı olduğuna inanıyordu. (Tr. Avchu, avcı, doğrudan bir yazışma. Modern Balkar-Karaçay mitolojisinde Avşat, vahşi avcılığın ve Avşat'ın kendi sürüsü olarak baktığı hayvanların koruyucusu. K.Pontus İskitleri ile K.Kafkasya Bulgarları/Balkarları arasında 2.500 yılı aşkın bir süredir varlığını sürdüren mitolojik ve dilbilimsel bir bağ vardır. Bulgarların İskit olduğu düşüncesi, Bulgarlar hakkındaki ilk Yunan anlatılarından kalmadır. Herodot'un alfabesinde "ch" veya "sh" için bir harf yoktu, bunlar uygun ikame harflerle ifade ediliyordu. Herodot'un "υ" ile yazımı Auhatai olarak transkribe edilmelidir, ancak Türkçe için bu önemsizdir, her iki lehçe versiyonu da mevcuttur. Plinius, Avhat isminin anlamını "v" ile "kementi daire şeklinde atabilen ve en uzak takımları ilmeklerle yakalayabilen", yani kovboy tipi tuzak kuran olarak teyit eder. Tuzak kurmanın çiftçilikle ve ağır işçiliğin kaderiyle hiçbir ilgisi yoktur; Artamonov'un aksine, gökten düşen boyunduruk bir itaat ve ağır iş sembolü değildi, bir hakimiyet sembolüydü, bir kementle aynı fikir, bir sınırlama aleti. V.Abaev, Avhat isminin İrani olmadığını kabul etti, yani İrani bir benzerlik çıkarmak için harflerin rastgele permütasyonunu hayal edemedi. Türkçe voi- ve Slavca şekli vyya = boyun ve Türkçe "boyun eğdirmek" fiili deyimsel olarak voi- = "boyun eğdirmek, boyun eğdirmek" ve dolayısıyla Slavca "воин, война, воевода / savaşçı, savaş, savaş ağası" vb. ile ifade edilir ve boyunduruk = güç sembolü olarak yaka. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", NY, Liberty, 2002, ISBN 0-9144881-61-4.)

Herodot IV 6; M.I. Artamonov, Sovyet Biliminde İskitlerin Tarihi, VDI, 1947, No 3, s. 76. boynun


Bookolabra (Βοοκολαβρα) - Theophylact Simocatta (yaklaşık 630) tarafından "magus, rahip, din adamı ile aynı" olarak açıklanan İskit adı. Türki Böküler ~ "derin bok" falcılar için kullanılan aşağılamalardan biridir

Theophylact Simocatta "Tarih" [Μ.Whitby 1986, s. 30]


Borysthenes - (G.Dremin'in listesine ek) Hipanis-Buh, Dinyeper, bir ada, Olbia şehri için orijinal bir isim ve daha fazlası dahil olmak üzere bir dizi yere belirsiz bir şekilde atanan bir isim. Dinyeper daha sonraki kaynaklarda en iyi Borysthenes olarak bilinir. Etimoloji için Antakei'ye bakınız. Herodot'un adı modern fonetik yerine Herodot'un zamanının fonetiğinde Borusthenes (Βορυσθένης) olarak okunmalıdır.


Borysthenetai - (G.Dremin'in listesine ek) Olbia şehri için orijinal bir isim. İsim orijinal fonetikte Borusthenetai (Βορυσθένηται) olarak okunmalıdır. "Olbia (Ολβία Ποντική)" adından önce belgelenmiş yerli adının varlığı, koloninin Herodot tarafından ziyaret edildiği M.Ö. 5. yüzyıldan önce Yunan kolonisinin kurulmasından önce bölgenin bir Türk adı taşıdığını göstermektedir. Türk adı, modern Altay dillerinde "Borysthen" = "İbadet Nehri" adının ima ettiği gibi, erken Yunan dininin, özellikle de Orfik Gizemlerin, Orta Asya "şamanistik" uygulamalarından büyük ölçüde etkilendiğini gösteren arkeolojik buluntuları doğrulamaktadır. Olbia'da ortaya çıkarılan çok sayıda Orfik grafiti, koloninin yerli halklarla önemli bir temas noktası olduğunu kanıtlamaktadır.


Budin - İskitlere benzeyen insanlar. Boudin, aşağı Don bölgesinin ormanlık alanında yaşıyordu ("Budun", "kabileler", "halk" gibi ayırt edilmeyen insan kitlesi için kullanılan bir Tr. terimdir. Kelime, filologların görüş alanına ancak 16. yüzyılda giren ve yerli Cermen dillerinden türeyen İngilizce "buddy", kısa şekli "bud" ile akraba olabilir.  İngilizcede aynı zamanda meslekten olmayan bir arkadaşı ya da meslekten olmayan bir arkadaş kitlesini ifade eder. İngilizce sözcük Sarmatça kökenli olabilir).

Herodot IV 108; Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 45.


Butir - İskitlerden gelen bir çeşit krema veya ekşi krema. İskit Butir'inin Alman Tereyağı ile çarpıcı benzerliği - tereyağı (Latince butyrum, Yunanca boutyron, lit. Yunanca "inek peyniri, İskitçe kelime ödünç alınmamıştır . Tereyağı antik Yunan ve Roma'da bilinmiyordu, Herodot onu İskitlerin tuhaflıkları arasında tanımladı. Görünüşe göre, İskit temel gıdaları ihraç edilmiyordu, kımız, airan, et, koyun, koyun eti, çorba vb. terimler ödünç alınmamıştı. Ancak peynir tyrum adını Tyre göçebelerinden, at ippos adını Tr. jaby/yabu/jupax'tan almıştır).

Hipokrat, Latyshev'in yayınladığı "Hastalıklar". "Proceedings...", VDI, 1947, No 2, s. 298.


Kafkasya - (G.Dremin'in listesine ek) Herodot'un meşhur ettiği dağlar.  Türkçede kau/ku/kuu "beyaz "dır, Caucas ve Kroukas kelimelerinin ikinci kısmı -kas'tır, Türkçede 'kaya, kayalık dağ' anlamına gelir. Bu bir etimoloji bile değil, modern Türk günlük konuşmasıdır. Кaucas ve Kroukas eşanlamlıdır, ilki Beyaz Dağlar, ikincisi Karlı Dağlar'dır.

Herodotos 1.104 üzerinde


Croucasis - (G.Dremin'in listesine ek) "İskitler... Kafkasya Dağı'na 'karla beyaz' anlamına gelen Croucasis derler."  - Plinius 6.XIX. Türkçede kyrau 'don, donmuş çiğ, kar', Caucas ve Kroukas kelimelerinin ikinci kısmı -kas'tır, Türkçede 'kaya, kayalık dağ' anlamına gelir. Bu bir etimoloji bile değil, modern Türk günlük konuşmasıdır. Кaucas ve Kroukas eşanlamlıdır, birincisi Beyaz Dağlar, ikincisi Karlı Dağlar.

Plinius 6.XIX


Herodot ve Plinius'un bilgileri, sahte etimolojileri hazırlayanların kötü niyetini (basitçe, sahtekarlığını) göstermek için M. Vasmer'den bir alıntı ile desteklenmiştir:

KELİME: Kafkasya.

GENEL: Fransızca Саuсаsе veya Almanca Kaukasus'tan yeni ödünçleme. Eski Rusça Kavkasiyskye Dağları (RPC) Orta Yunanca Καυκάσια ὄρη'den Καύκασος, Gotik hauhs "yüksek", Litvanca kaũkas "çam kozalağı", kaukarà "tepe" ile ilişkilidir; bkz Schrader-Nehring 1, 570. Kafkasya'nın diğer isimleri; Arapça, Türkçe Kâf, Orta Farsça Kap-kōf, Ermenice Kar-koh; bkz. 4, 297; Munkácsy, KSz 1, 236 ve devamı. İskit. adı - Sсуthае ... Саuсаsum montem Сrосаsim hос еst nivе candidum (Pliny, Nat. Hist. 6, 50) - Marquart (Morgenland 1922, No 1) İranca *χrohukasi- "pırıl pırıl kar" olarak açıklar. Kretschmer (KZ 55, 100; 57, 255; Anz. Wien. Akad., 1943, s. 35) Letonca kruvesis "sulu kar", Eski Yüksek Almanca (h)roso "buz" + Eski Hintçe kāc̨atē "parlar, aydınlatır" anlamına gelir. Sobolewski'nin (IORYAS 26, 43) Avesta kahrkāsa- "şahin" ile daha az başarılı karşılaştırması.

SAYFALAR 2,153-154


Usta M. Fasmer'in neyi ağzından kaçırdığına ve neyi gizlediğine bir bakın: Plinius "Kar Beyazı" çevirisini verdiğine göre, hile aceleyle değil, ustalıkla yapılmış olmalıydı. Rusça Kafkasya adını Fransızca ya da Almancaya atfetti, sanki Ruslar bin yıl boyunca Kafkasya'nın dünya çapında bilinen adını hiç öğrenmemişler gibi. Farklı insanların İskit adını nasıl aktardığını anlattı: iyi, bazıları çarpıtmış, bazıları daha doğru yapmış, ne olmuş yani? "Kar Beyazı", "yüksek", "çam kozalağı", "tepe", "sulu kar", "buz", "parlar, aydınlatır", "şahin" ile hiçbir ilgisi olmayan sesteş sözcükler yığmış, ne olmuş yani? Dünyanın her dilinde üç harfli sesteş sözcükler var, peki sırada ne var? Latince ifadeyi çevirmeden vermiş ve çeviride "İskitler... Kafkas dağlarına kar beyazı derlerdi" diyor. Tüm sesteş sözcükleri dikkatle çevirmiş ve özünü halının altına saklamış, ne kaçamak ama. Türki Kaukas'ın Beyaz Kayalıklar olduğunu, Kroukas'ın Karlı Kayalıklar olduğunu dünyadan gizlemişti ve bu tüm Fasmer'in denge biliminin özüdür.


Gnur - Aşağı Bug ve Aşağı Dinyeper bölgesi İskitlerinin kralı. MÖ 7-6. yüzyılların başlarının ikinci yarısında yaşamıştır. Anacharsis ve Savlius'un babasıydı.

Herodot IV 76; Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 2, s. 298.



Gelon - efsanevi Herkül ile Borysthenes (Dinyeper) nehrinin kızı olan yılan bacaklı bakirenin oğlu. Gelon kabilesinin atasıydı (Yukarıdaki kısa pasajda üç özel isim de Türkçe kelimelerdir. Cümlenin tamamı, Türkçe ve başka bir dilin karışımı olan Rusça bir konuşmayı andırmaktadır. Gelon/Djilan/Jilan/Yilan bir yılandır, ilk ünsüzü ile kelime Ogur koluna aittir; Herkül, Tr. Ar + Kul + Gr. eki -es = İnsan / Savaşçı / Kahraman + Göl + -es, baştaki H aspirasyonu temsil eder; Kul bir güç ve otorite epitetidir, birçok Türk unvan ve isminin bir bileşenidir, diğer semantik formu Tingiz / Dingez / Çingiz - Deniz'dir, bu yüzden Kul-Erkin ve Kul Tegin ve Chingiz-Khan'a sahibiz. Borysthenes'teki Bory/Borys kısmı, Avrupa kraliyet ailesinin isimlerindeki Boris ile aynı kökten gelmektedir ve bu da Türkçede Ayı ve Kurt anlamına gelmektedir. İskit-İran hipotezini savunanların, hemen batmak bir yana, Türk etimolojisine değinmeye bile tenezzül etmemelerine şaşmamalı. Rus dilinde olduğu gibi, kendinizi çok fazla zorlamanıza gerek yok, yüzeydedir, bundan kaçmak için tek aracınız dilbilimsel cehaletinizi iddia etmek ve devlet kurumlarının milliyetçi propagandasını dinlemektir.


"Gelon" teriminin bir başka ilginç yönü de onu İran platosunun yerli halkı olan Elamlılarla ilişkilendirmesidir. "Elam" adının fonetik varyasyonları "Gelon" = Gelon/Djilan/Jilan/Yilan = yılan'ın fonetik varyasyonlarına yeterince yakındır; "Gelon "lara dikkat çekme sıklığı ve bulundukları yerlerin İran platosuna yakınlığı da onları "Elam" ile ilişkilendirmektedir; Sondan eklemeli "Elam" dili ve sondan eklemeli Türk dilleri aynı dilsel filuma aittir ve uzak bir noktada tek bir yerel dil oluşturmuş olabilir; ve Herodot'un "Gelonlar "dan yarı Yunan/yarı İskit olarak bahsetmesi sadece şehrin ismiyle ilgilidir ve Yunanlıları ya da İskitleri kapsayacak şekilde genişletilmemelidir. Elam hipotezi, Türkçedeki "Gelon" = yılan teriminin popüler yorumuyla açıkça çelişmektedir, bu eldeki malzemelerle ne kanıtlanabilir ne de çürütülebilir ve verimli bir incelemeye yol açabilir).

Herodot IV 9, 10.


Gelon - Gelonların ahşap kenti. Darius'un İskitya seferi sırasında Persler tarafından yakılmıştır. Gelon'un kalıntıları Belsk köyü yakınlarında bulunmuştur (Herodot'un bildirdiğine göre, kentte iyi bir Greko-Türk dili geliştirmiş olan Yunanlıların büyük bir kısmı yaşamaktaydı. Gelon'un kalıntıları etkileyicidir.


Seyyar İskitler tahliye edilmiş olmalı ve sadece fakir Yunanlılar asil Persli yaya maceraperest tarafından kızartıldı. Gelonlar ve Gelonialar Antik Çağ'da bol miktarda bulunurlar, okur-yazar komşularından bilinirler. Moğol dilinde Gelonias Kais'e dönüştü, Ch. h/s değişimi nedeniyle Hi/Si olarak bilinirler, Kais MÖ 200'de Doğu Hun devletinin bir tebaası oldu ve uzun bir tarih izledi, MS 7. yüzyılda Kimek Kağanlığı'nın başındaydılar ve 11. yüzyılda Yunanca'da Kuman, Macarca'da Kun olmuşlar, 12. yüzyılda K.Pontus Kıpçak konfederasyonunda önemli bir rol oynamışlar, Rus yıllıklarında "Zmiev" - Yılanlar ve "Cheshuev" - (balık) Skalası sıfatlarıyla bilinmişlerdir. Yaklaşık 1.600 yıllık bir geçmişten sonra, Moğol fethinden sonra ihtişamları kaybolmuştur.


Tarihçiler ve arkeologlar, bedevi ve göçebe fatihlerde ortak olan bir özelliğe dikkat çekerler, atlayıp şehir sakinlerine dönüşmezler. Göçebe fatihlerin merkezleri ve köyleri, fatihlerin adı ne olursa olsun, yerli yerleşik nüfustan ayrı kalır: Kuşanlar, Türkler, Araplar, Moğollar, adını siz koyun. Belsk Gelon'da, İskit fethi ve Yunan kolonizasyonu öncesindeki yerli halkın geleneklerini ve yaşamını ve kalıntıları çoğunlukla çevredeki kurgan mezarlıklarında göze çarpan göçebe kültürün kaplamasını fark edebiliriz)

Herodot IV 108; İskit Dünyası, Kiev, 1975, s. 128.


Gelonlar - Herodot zamanında Budinlerin topraklarında yaşayan insanlar. Gelonlar "çiftçilikle, bahçecilikle uğraşır ve ekmek yerlerdi." "Gelonlar çok eski Yunanlılardır, kısmen İskitçe, kısmen de Hellence konuşurlar." (Budini halkının etnik adını bu şekilde öğreniyoruz, onlar Gelonlardı; ve eğer Herodotus Gelon şehrinde yaşayan Yunan köylüleri, zanaatkârları ve tüccarları değil de tüm kabileyi anlatıyorsa, Doğu Hun konfederasyonundaki Kai kabilesi aslen Yunanlıların soyundan geliyordu)

Herodot IV 108, 109, 120; Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 45.


Goytosir - İskit panteonunda bir tanrı. Herodot İskit Goytosir'i Apollon olarak adlandırır (Türkçede Tos, Yahudi-Hıristiyan-İslam geleneğindeki melek ruhlar gibi genel bir ruhtur; Türk tanrısı Erlik bir tostur, Tuvaca'daki tam adı Erlik-tos'tur, Kyrbusta adı verilen teses-ruhlar üçlüsüne aittir; anlamsal olarak Appolo ve Tos özdeştir. Tos-ir bir varlığı (Ruh + İnsan) ifade eder. Tos'u tanımlayan isim sıfatı aşağıdaki semantiklerden birini veya bir kombinasyonunu taşıyabilir: Qoy-Tosir = Güneş Tanrısı, Qoychu-Tosir = Shepperd Tanrısı, Qayit-Osir = Diriltici Tanrı (Phoenix tipi); Oy-Tosir = Düşünce Tanrısı. Yunan Appolo'su çok işlevli bir tanrı olduğundan, Türk etimolojisinin semantik varyasyonları Appolo'nun göksel görevlerinin spektrumuna yansıyabilir. İran etimolojisi, Appolo'nun değil, Herakles'in semantik eşdeğeri olan İranlı Gaiomart'ı önerir ve Gaiomart'tan Goytosir'e geçişi kapsamak için filolojik analize ihtiyaç duyar. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", s. 277, 318 üzerinde).

Herodot IV 59.


Herr - İskit'te bir nehir. Herr nehrine yakın bölgelerde İskit kraliyet mezarlığı bulunur. Herodot bunu Dinyeper Nehri'ne, Batlamyus ise Azak Denizi'ne yerleştirmiştir (Anlamsal olarak Gerra, kraliyet mezarlığının bulunduğu bir merkezdir, buradan Herr - nehir ve Herrs - kabile türetilebilir. (Türkçede Yer, toprak, yeryüzüdür; İngilizce Earth, Almanca Erde, Germence "ertho" ismini ve nihayetinde Almanca "erde", Hollandaca "aarde", Danca ve İsveççe "jord" ve İngilizce "earth "ü üreten Türk "er" kökünden gelir. İlgili formlar arasında "yerde" anlamına gelen Yunanca "eraze" ve Hint-Avrupa Sansr'ının aksine "tarla" anlamına gelen Cimmeric-Welsh "erw" bulunmaktadır. "thira", Lat. "terra". Türkçe-Almanca karşılığı mükemmeldir. Farsça karşılığı Zamin, Beluci Mitti'dir).

Herodot IV 47.


Herros - İskitya'da, bugünkü Nikopol yakınlarında (47.5°N 34.5°E), Herr nehrinin Dinyeper'e döküldüğü yer (Nikopol'ün batısında Bazavluk, Nikopol'ün doğusunda Tomak 47.6°N 34.6°E. Eklerinden her iki ismin de Türkçe olduğu anlaşılmaktadır). Gerros'ta ana bir İskit kutsal alanı, bir kraliyet nekropolü saklıydı (Herr, Türki bir Yer = toprak, arazi, İngilizce "earth" ile akraba, semantik olarak "toprağımız" için uygun görünüyor. Dinyeper Nehri üzerindeki Kakhovka Baraj Gölü'nün taşması su seviyesini 6 m yükseltmiş ve nekropolü sular altında bırakmış olabilir. Ancak Nikopol zengin İskit kalıntılarına sahiptir).

Herodot IV 53, 56, 71, B.A.Rybakov; L.A.Elnitsky, Avrasya steplerinin İskityası, Novosibirsk, 1977, s. 116.


Herrs - Herodot'a göre İskitya'da Gerros bölgesinde yaşayan bir kabile. Kissling'den sonra L.A.Elnitsky, Herrs'in kraliyet İskitlerinin bir öz adı olduğuna inanmaktadır (Bir kabilenin veya bir kabilenin bir kısmının Herr konumundan sonra coğrafi adı semantik olarak mantıklıdır).

Herodot IV 57, 71; L.A.Elnitsky, s. 116.


Gilea - İskitya'da, Dinyester nehrinin halicine yakın bir yer, modern Polesie (Orman bölgesi). Görünüşe göre, Gilea'da İskitlerin kutsal merkezlerinden biri bulunuyordu. Herakles orada yılan bakire ile yakınlaşmıştır. Anacharsis orada öldürüldü (Gilan = Tr. yılan'ın Yunanca bir türevi veya yansıması gibi geliyor. Slav mitolojisi, yılanla bağlantılı Türk isimlendirmelerinin belirgin tercümelerinin izlerini korumuştur: Yılan Adası, Yılan Surları. Yılan Adası, Euripides'in Euxine Körfezi içinde Tuna Halici'ndeki Beyaz Ada ile özdeşleştirilir).

Herodot IV 9, 18, 19, 76.


Hypanis - İskitya'da bir nehir, modern Güney Bug nehri (İskitya'daki tüm yer adlarını İskitlere atfetmek hatalı olacaktır. Herhangi bir organize göç ya da askeri harekât keşifle başlar; coğrafya, topografya, ilgili tüm işaretlerin ve engellerin isimleri tanımlanır, ikmal kaynakları belirlenir, rota seçenekleri karşılaştırılır ve muhalefetin konumu ve gücü değerlendirilir. Bu nedenle İskitler tüm büyük nehirlerin ve diğer engellerin isimlerini önceden biliyorlardı. Ana yer adlarının çoğu, işgalden sonra ve çoğu durumda birbirini izleyen birden fazla işgalden sonra da adlarını korumuştur. Bu olgu, yer adlarının etimolojisini incelememize ve uzun süre önce yok olmuş halkların dilsel aidiyetleri hakkında yargıda bulunmamıza olanak tanımaktadır. Etimolojik çalışmalar sistematik olmalı ve her şeyden önce altta yatan potansiyel adaylar ve dilleri hakkında bir bilgiye dayanmalıdır, aksi takdirde bir çalışma rastgele bir gezintidir).

Herodot IV 47.


Hipakiris - İskitya'da bir nehir, modern Kolonçak nehri.

Herodot IV 47.


Hyrcani - (G.Dremin'in listesine ek) "Hazarların doğusunda uzanan ... kabileler ... vardır. Hyrcani kabileleridir, kıyılarından itibaren Sideris nehrinin ötesindeki Hazar, Hyreanian Denizi olarak adlandırılmaya başlar" - Pliny 6.XIX.  Türkçede Iyrk "göçebe" anlamına gelir, dolayısıyla Yunanca/Farsça "Iyrkae/Hyrcani" - "göçebe İskitler" ve Hyrcania/Gircania bölgesi.

Plinius 6.XIX


Hyreanian Denizi - (G.Dremin'in listesine ek) "Hazarların doğusunda uzanan ... kabileler ... vardır. Hyrcani, kıyılarından itibaren Sideris nehrinin ötesindeki Hazar, Hyreanian Denizi olarak adlandırılmaya başlar" - Pliny 6.XIX.  Türkçede Iyrk "göçebe" anlamına gelir, dolayısıyla Yunanca/Farsça Hyreanian/Girkanian Denizi

Plinius 6.XIX


Gorit - Yay ve oklar için İskitçe durum (Ancak İskitçe bir kelime olması muhtemel değil, Yunanlılar İskitlerden çok önce yay kullandılar, bu bir alt tabaka kelimesi olmalı. Tr. kobur, kolçan (kolcan, kulcan), ok/yay durumda, taftui, tahtui, sadaq, saγadaq, saadak, sagadak, sagaidak, saidak).


Daix (Δαιχ) - (G.Dremin'in listesine ek olarak) Yaik nehrinin adı, Dzaik, Daicus, Daix, Diek, Geih, Taich, Jaec, Yayik, Jayiq gibi farklı yazılışlarla da bilinir. Herodot'un Daix'i, bu Türk adının MÖ 5. yüzyılda, İrancıların kurgularında K.Pontus ve Orta Asya'nın İran dil alanının bir bölgesi olduğu dönemde kabul edilen bir ad olduğunu gösterir. Tr. etimoloji: "yayıq" = "akan, taşan (nehir)" < yay/jay "yayılmak") Nehrin yüksek akış hızı, onu İtil ve Dinyeper gibi daha büyük ama çok daha yavaş nehirlerden çok daha tehlikeli ve belirgin hale getirmiştir. Her nasılsa, Yaik İranlı dilbilimcilerin dikkatinden kaçmıştır).


Danapr (Δαναπρις) - Dinyeper nehri. Belki de bunun nedeni İskitlerin nehre bu ismi vermeleridir. Eski İran dilinde Δανα bir nehirdir (Nehrin modern adını Herodot değil, V.Abaev'in İran köklerine taşıdığı anlaşılıyor. Herodot onu İskitçe adı olan Borysthenes ile adlandırır ve İskit öncesi yerel bir adla herhangi bir alternatif vermez. Danapr, İskit sonrası bir versiyon, muhtemelen Daçya kökenli bir isim olabilir, çünkü Daçyalıların torunları olan Rumenler, dillerinde "maymun" - su gibi Hint-İran unsurlarına sahiptir. Yunanlılar su için hydra kelimesini kullanırlar, bu onların alt tabaka dillerinden taşınmış olmalıdır. Abaev'in dilbilimsel manipülasyonlarını göstermek için Danapr'ı listede bırakıyorum. Messsers Vs.Müller, V.Abaev, M.Vasmer, J.Harmatta, L.Zgusta vb.nin filolojik çalışmalarına yönelik temel itirazlardan biri, kullandıkları listelerin kullandıkları listelerin İskit değil, ağırlıklı olarak daha sonraki bir zamanda Bospora kolonilerini dolduran diğer etnik kökenlere ait olduğu, sadece asılsız ve kanıtlanamaz varsayımlarla "" olduklarıdır ve Danapr adı bunun iyi bir örneğidir, çünkü çok sayıda kaynak tarafından bize getirilen İskit çağdaşlarının terminolojisi ile bariz bir şekilde çelişmektedir. Etimolojik olarak, Danapr için Tr. "ten" = "büyük nehir "in Slavca uyarlaması oldukça uygun görünmektedir, muhtemelen İskitler-Sarmatlar => Gotlar => Hunlar-Bulgarlar => Slavlar => Badjanaklar-Oğuzlar-Kıpçaklar => Slavlar gibi arada uyumsuz dilsel ayırıcıların bulunduğu büyük nüfus değişim döngülerinin ardından ortaya çıkmıştır).

Abaev V.İ., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 312.


Δαναστρις - Dinyester Nehri. Sözde Δανα (nehir) + ιστρ (Istres) (İskitlerle bağlantılı olmayan bir başka Abaev tahrifatı. Herodot'un Dinyester'i bir İskit kabilesinin adı olan Tyrus'tur. Ve bir kez daha, "dan" İran dilinde bir nehir değildir, "dan" kökü bir balıkçılık seferi sırasında, "nehir" gibi temel bir terimle bağdaşmayan belirsiz bir referanstan uyarlanmıştır. Hint-İran dillerinin konuşulduğu bölgede hiçbir nehir "Dan" adını taşımazken, Türkçede "ten" = genel olarak "büyük nehir". Osetçe'de "don" Türkçe bir kelimenin muhtemelen Nah fonetiğine uyarlanmış bir şeklidir, tıpkı "tengiz" = "göl, deniz" gibi).

Abaev V.İ., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 312.


Δανουβιος - Tuna (Abaev'in İskitlerle bağlantılı olmayan bir başka tahrifatı. Aynı ortak Türkçe kelime olan "ten" = "büyük nehir" kelimesine yükselir. Buna karşılık Farsça darya, sudkhane, Beluci dira, Hintçe nedi, Panjabi nedi, derya, Tacikçe dar vb. EE Asya biçimi dar/dir/der ile ilgili olarak, Türkçede "ar" kökü "su, nem" semantiği ile bağlantılı türev etimolojilere sahiptir. Türkçede sıvı ile bağlantılı "ar" kökü, bir kaptan özel isimlere kadar her türlü tat ve enkarnasyon biçiminde karşımıza çıkar: ar (su), aran, arak, aral (Aral), araşan, arat etmək, arazi, arbuz, argasun, argaj, arği, arik, arinti, arp, arqu, arsa, artysh (İrtiş), aryk, aryan (airan), arx-arik, arxach, örez, ərimak vb. Her iki terim de, IE "dar" ve Türkçe "ar", Avrasya bozkırları ve sınırlarıyla sınırlıdır ve aynı orijinal kelimenin varyasyonları gibi görünmektedir, diğer dilbilim dallarından ar > aq = aqua ve ar > ap = ape ile ayrılmıştır).

Abaev V.I., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 312.


Ditulas (Διτυλας) - Aristophanes'in komedilerinden birinde bu isim altında bir İskit polisi (σκυθαι τοξοται) gösterilir.

Aristophanes (yaklaşık MÖ 446 - yaklaşık MÖ 386), Ran., 608.


Dugdamme (Dugdamme, Tugdamme) - Küçük Asya fetih seferlerinde Kimmerleri yöneten lider, Sandaksart'ın babası. Asur kaynaklarında Saka-Ugutum kabilesinin kralı olarak anılır (Quti/Kiti ? Oguzes? Utes/Udes/Uses? Plinius, Kafkasyalı Udesleri "İskitler" olarak adlandırır ve göçebe yaşam tarzını, at yetiştiriciliğini, yurtlarda ve arabalarda yaşamayı ima eder). Elnitsky L.A., Hazar Sakaları ile Kimmer akrabalığı bulur. İsim Kimmerce olmakla birlikte, İskitlerle bir bağlantı göz ardı edilmemektedir (Herodot'a göre İskitler Asya'nın derinliklerinden gelirken, Kimmerler Kuzey Pontus kökenli görünmektedir. Hem Kimmerlerin hem de İskitlerin Kurgan Kültürü'ne ait olduğu ve İskit kurganlarının Altay bölgesinde ortaya çıktığının kanıtlandığı düşünüldüğünde, bkz A.Alekseev ve diğerleri "14C", Kimmerler N.Pontic'in Timber Grave Kurgan halkına aittir. Daha sonra, MÖ 8. yüzyılda İskitlerin Kimmerlerle karşılaşması MÖ 5-4. yüzyılda Aral Denizi civarında tekrarlanmış, Kereste Mezar Kurgan halkının iki kolu Horezm uygarlığını kurmak için yeniden birleşmiştir, bkz L.T. Yablonsky "Ancient Chorasmia". M.Ö. 8. yüzyıldaki olayların aksine, Aral karşılaşması birlikte yaşama ve ortak yaşamla sonuçlanmıştır. Her iki durumda da, Timber Grave halkının N.Pontic soyundan gelenleri, doğu Orta Asya veya batı Orta Asya bozkırlarından gelen Timber Grave soyundan gelenlerle karşılaştı. M.Ö. 8. yüzyılda kültürleri neredeyse aynıydı, arkeolojik olarak ayırt edilemezdi, bkz A.Ivanchik (2001) "Kimmerler ve İskitler". M.Ö. 5-4. yüzyıllarda Kurgan kültürünün versiyonları, farklı ithalatlar dışında hala açıkça ilişkili görünmektedir, ancak doğu kolu genetik olarak, o zamanlar her iki taraf için de algılanamayan, ancak modern fiziksel antropologlar tarafından açıkça ayırt edilen ve Boğaz anıtlarının sanatında ve Solokha kurganının sanat eserlerinde yansıtılan doğu Mongoloidlik karışımının mirasını taşımıştır. Gimbutas'ın IE teorisi veya bu teorinin herhangi bir modifikasyonu, sahadaki gerçekler tarafından sunulan kanıtlara dayanabilir veya bunları açıklayabilir).

Strab., Geogr., I, 3, 12; Elnitsky L.A., Ibid, s. 26.


Evtimahos (Ευτιμαχος) - MÖ 570 yılında Attik usta Ergotim tarafından üretilen ve Clyties tarafından boyanan siyah figürlü François kraterindeki bir okçunun adı.

M.V.Skrzhinskaya. Kimmer ve İskit efsanelerinin kahramanları, VDI, 1986, No 4, s. 84.


Zarina (Ζαρινα) - İskitlerin kraliçesi, Sakalar (MÖ 400 civarı) (İskitler, Hunlar, Usunlar, Türkler, Araplar, Moğollar vb. gibi akrabalık ilişkileri kurmak için yerel soylularla evlenirlerdi. Zarina kulağa bir Baltık ismi gibi geliyor, Baltların tarihsel olarak K.Pontus ve Balkanlar'ın orman kuşağını işgal ettikleri kanıtlanmıştır. Zarina, Litvanca jariya, çoğ. jaryyos "sıcak kömürler" vb. ile benzerdir; Prusya sari "ısı"; Litvanca jara "şafak", jereti, jeriu "parlama, parlaklık", jeruoti "için için yanma, parlama", jirstu, jirti "kıvılcım" rajaras "şafak parıltısı - Vasmer. Zarina kraliçelerden biriydi, ama kesinlikle kraliçe değildi, bu sadece İskit eş hanedan soyundan gelebilirdi).

Ctesias (yaklaşık MÖ 400).


Igdampayis (Ιγδαμπαιης) - Olbia'dan MÖ 480'lere ait siyah figürlü bir kilik üzerindeki isim. Yu.G.Vinogradov bu ismin İskit toponimi Ezampaios (Εξαμπαιος) ile yakınlığına dikkat çeker (Herodotos, IV, 59).

V.P.Yaylenko, KSIA, 159, 1979, s. 57; Yu.G.Vinogradov. MÖ 6-5. yy Olbia Prosopografyasında Barbarlar / Demografik durum ...


Idantemis (Ιδανθεμις) - Berezan'dan MÖ 6. yüzyılın ilk yarısına ait bir matara üzerindeki yazıtta geçen isim. Yazıtın tamamı şöyledir: "Bu kannikin Idantemis'e bir hediye olarak sunulmuştur."

Yu.G.Vinogradov. MÖ 6-5. yy Olbia Prosopografisinde Barbarlar / / Büyük Yunan kolonizasyonu sırasında Karadeniz'deki demografik durum. Tiflis, 1981.


İdanthirsos (Ιδανθιρσος) - MÖ 514 yılında Perslere karşı savaşan İskit kralı. Skopasis ve Toksakis ile birlikte İskitler, Sauromatlar, Boudinler ve Gelonlardan oluşan birleşik bir ordunun başındaydı. Kral Gnur'un torunu, Savlius'un oğlu, Anakarsis'in yeğenidir.

Herodot IV 76, 120, 126, 127, Justin (Junianus Justinus, MS 2. yüzyıl), Pompey Trogus eserlerinin Epitome'u (MÖ 1. yüzyıl), II, 4, 8 VDI yayını, 1954, No 2.


İşpakai (Išpakai) - İskitlerin Asya'daki seferlerinde liderleri. Asur kaynaklarından bilinmektedir. Elnitsky'ye göre İşpakai'nin kız kardeşi Şpako, Kimmer kralı Teuşpa'nın (Teispa) karısı olmuştur. İşpakay ve Şpako isimleri İskitçe'den gelmektedir. špaka - köpek (Tr. Ishpakai = Ish/Ash + pak + ai = As (kabile) + prens (bek) + kişisel saygı eki -ai. Ishpakai ve Shpako isimleri špaka = köpek ile eşseslidir. Tr. dog = kopek, özellikle h/s değişimi göz önüne alındığında biraz yakındır. s > h > k, görünüşe göre MÖ 7. yy. MÖ), ancak Vasmer bunu Avestan "aspa" - at'tan çıkarır (Vasmer manipülasyonuyla ilgili 3 sorun vardır, eğer bir harf değişikliği tamamsa, o zaman Shpako = špaka = dog = kopek de tamamdır; Ish kısmı, Ish-guza'da olduğu gibi Ases anlamına gelir, bu nedenle s ve p açıkça farklı köklere aittir, Ishpakai, Ishguzai'nin bir başıdır, bu hata, IE olmayan eklemeli dillere ait kelimelere körü körüne IE esnek yapısını uygulayan filologlar için semptomatiktir; ve eğer isimlerde hayvan kullanımı etnolojik olarak çok Türk ise ve açıkça Farsça bir gelenek değilse, neden bunu Türk sözlüğünde değil de Farsça sözlükte arıyorsunuz? İran etimolojilerinde aspa = at sihirli bir değnek görevi görür, hiçbir şey işe yaramadığında değneği sallayın. Vasmer güvenilirliği ile kumar oynuyor).

Herodot I 110; Elnitsky L.A., Avrasya steplerinin İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 25, Konig F.W. Alteste Geschichte der Meder und Perser .- der Alter Orient, Leipzig, 1934, Bd. 33, H. 314, S. 31.


Kanita, Kanites (Κανιτα) (Kani, Ape)- Toprakları Dobruca'da, Tuna'nın ötesinde olan İskit kralı. MÖ 3. yüzyılın sonu - 2. yüzyılın başında Tom ve Odessus adına sikkeler bastırmıştır (Dobruca, Sekler'in tarihi bir ülkesidir. "Han/kan/kağan/kağan/qan" ile Türk kökleri kraliyet unvanlarında bol miktarda bulunur ve yabancı çarpıtmalar bunların önemini artırır: Shanuy, Chanuy, Kanishka en belirgin olanlarıdır.  İskit olmayan seküler, dini ve tarımsal sembolojiye sahip Trak prensliklerinin nişanları, hükümdar adına vuran özerk yerleşik Trak darphanelerine işaret eder).



Cannabis (Κανναβις) - İskitler arasında kenevirin (cannabis) adı (Tr. kenevir - kenevir, neredeyse mükemmel bir eşleşme).

Herodot IV 74.


(Kararves) Καραρυες - İskitçede ev (sondan eklemeli Tr. kara = kara, olağan (şekil), batı + ev = ev, yani kalıcı konut veya yerin aksine ikincil ev, koç, koç; MS 6. yüzyılda Yunanlılar İskitleri Bulgarlar ve Türkler olarak adlandırıyorlardı, bu doğrudan Bulgarlardan veya Türklerden bir alıntı olabilir. Avrupa klasik kaynakları ve aynı şekilde Çin klasik kaynakları, yerleşik tarımcıların gözünde atlı hayvancılık hayatının en çarpıcı özelliği olan arabaları ve yurtları vurgular ve her ikisi de hasattan ve yerleşik toprak işleyicilerinden bahsetse de, kalıcı kişlak köylerini ve evlerini es geçer. Doğu Hunları için bazı kalıcı konut tipleri tespit edilmiştir, ancak Doğu Avrupa'da bulunan aynı tip konutlar, İskitlerin kalıcı konutlara sahip olmadığına dair kaynaklardan esinlenen inanca dayanarak rutin olarak İskit olmayan nüfusa atfedilmektedir. Bu durum, göçebe at hayvancılığının yarı göçebe hayvancılıktan, onun da kalıcı konutlara sahip Neolitik yerleşik avcılık ve geçimlik tarım ekonomisinden geliştiği konusunda eğitimli olmalarına rağmen, "Avrupalı" ve "Hint-İranlı" olduğu kesin olarak varsayılan örnekler arasında Türklerle bağlantılı genetik sonuçlara rastladıklarında çok sayıda genetikçinin ifade ettiği naif "şaşkınlıklara" benzemektedir).

Hesychius (Hσύχιος, MS 6. yüzyıl, Miletoslu)


Kargaluk - Azak Denizi'nin İskitçe adı, Roma/Yunan gölü veya bataklığı Meotida ve ayrıca "İskit veya Sarmat göletleri" (Türk. Karga = "eski", luk = son ek, Kargaluk kelimesinin kime ait olduğunu görmek için Google'a bakın).


Carthasis - İskender Makedon döneminde bir İskit kralının kardeşi.

Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 2, Curtius Rufus'a atıf.


Katiarlar - efsanevi Targitai'nin ortanca oğlu Arpoksai'nin soyundan gelen bir İskit klanı. Katiarlar, Avhatlar, Traspianlar ve Paralatlar ile birlikte kraliyet İskitlerinin kabilesi olan Skolotlara mensuptu (Arpoksai, Katiar kabilesinin koruyucusudur, kendisine ilahi bir hediye olarak bir saban verilmiştir; Tr.'deki saban kot-an, ket-men, "qat" = katman, tabaka'dan gelmektedir. Slavlar tarafından benimsenen ketmen sözcüğü Rus diline çapa sözcüğü olarak geçmiştir. Tr.'de Katiar'ın ikinci kısmındaki ar/yar kelimesi yarmak (v.) ve adam (n.) anlamına gelir. Bu mekanizmanın orijinal anlamı bir katmanı bölen bir alettir. Bu doğrudan etimoloji, Herodot'un hikayesine, saban adının kökenine ve toplumdaki rollerine doğrudan atıfta bulunan kabilenin adının kökenine mükemmel bir şekilde uymaktadır. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", s. 172'den itibaren).

Herodot IV 6; M.İ. Artamonov, Sovyet Biliminde İskitlerin Tarihi, VDI, 1947, No 3, s. 76.


Kobos (Κωβος) - Kimmer (İskit) Trer kabilesinin lideri

Strab., Geogr., I, 3, 12.


Kolandak (Κολανδακης) - Olbia'dan MÖ 4. yy. başlarına ait siyah sırlı bir kilik üzerindeki isim. Kuşkusuz κολανδακης'in İskit Skolot kabilesi ile bir bağlantısı (Tr. kolan = kolan, cinch, kolanda = kolanda, bu tesadüf hiçbir şey ifade etmiyor, sadece rastgele bir durum. Önerilen bağlantının nasıl "şüphesiz" hale geldiği kimsenin tahmin edemeyeceği bir şeydir).

I. Tolstoy, Kuzey Karadeniz kıyısındaki antik Yunan şehirlerinin grafitileri. Leningrad, 1953, s. 11; Yu.G.Vinogradov. M.Ö. 6.-5. yüzyıl Olbia Prosopografisinde Barbarlar / Demografik durum …


Koloksai (Κολαξαις) - Targitai'nin küçük oğlu, İskitlerin Paralat klanı kökenini ondan alır. G.A.Stratanovsky, Herodot'un çevirisi için yaptığı yorumlarda, ismin aşağıdaki İran transkripsiyonunu verir - Skolahshayya. M.I. Artamonov paralellikler önermektedir: Koloksai -Kol - Skol - Skolot (Kahve telvesi rastgele tahmin için çok kullanışlıdır. Tr.'de "kola" tunç ve dolaylı olarak kılıç (tunçtan) anlamına gelir; gök anlamına gelen "khalyg" kelimesi de semantik ve fonetik olarak yakındır, çünkü göksel hediyeleri geri alabilen Koloksai idi. Targitai'den sonra Koloksai, Hint-Avrupa geleneklerindeki en büyük oğulun aksine en küçüğün ebeveynin mülkünü miras aldığı Türk geleneğine uygun olarak Skolot hanedan kabile birliğinin başı olmuştur.  Mitolojik olarak Koloksai, Herodot'un kılıç kültü ile Yunan savaş tanrısı Ares ile ilişkilendirdiği ve Ares'in de Mısır Hor'u, Roma Mars'ı, Sümer İş-Kur'u olduğu göksel bir hediye olarak kılıç almıştır. En azından MÖ 26. yüzyılda ödünç alınmış yabancı bir tanrı olan İş-Kur, Herodot'un İskit "Ares "inden en az 2 bin yıl, Hun Kuar'ından 3 bin yıl daha eskidir ve bir Sümer "Vahşet Tanrısı "dır. Türklerin koruyucusu Kuar (Herodot'un "tanrı" kelimesini kullandığı dönemin Yunan dilinde) Yunan Ares'iyle, Türklerin kılıç kültü de Ares'in kılıç kültüyle paralellik gösterir. Tarihsel dönemde Batı ve Doğu Hunları ile Kafkas Hunları, Avarlar, Albanlar ve Bulgarların kılıçlarına saygı gösterdikleri kaydedilmiştir. Bilinen son kılıç yemin ritüeli Geç Orta Çağ'da Büyük Osmanli Süleyman için tanımlanmıştır. Priskus, Batı Hunlarını doğrudan İskitlerle özdeşleştirmiş ve Attila'nın atalarının uzun süredir kayıp olan kutsal kılıcını nasıl yeniden ele geçirdiğini, onu konumunu güçlendirmek ve ilahi kutsama için nasıl kullandığını anlatmıştır. Anlamsal ve fonetik akrabalıklar, son derece farklı tarihlere sahip çeşitli Türk halkları arasında varlığını sürdürmektedir: Eski Çincede "Chu" olarak ifade edilen ve -r/-l dönüşümlü "Chor/Chur/Gur" kelimesi, bin yıl boyunca en iyi Kara Chur ve Gurkhan gibi unvanlardan bilinen "Meshedilmiş Prens" anlamına geliyordu; her yerde bulunan Kerogly efsanesi Kerogly'ye göksel bir kılıç bahşeder; Mars'ın Türkçesi Kürüd'dür; Tuvi'lerde Savaşın Koruyucusu için Kogol, Buryat'larda Ateşli Canavar için Gal-Dulen ve Gal-Nurman ve Gök Gürültüsünün Sahibi için Gal Tengri; Özbek'lerde Gök Gürültüsünün Sahibi için Momo-Guldurak; Çuvaş'larda Güç Sahibi için Khur-as Antarakan; 9. yüzyıl Azerileri Kuar'ı "Khurram" olarak telaffuz etmişlerdir. Targitai'nin en küçük oğlu olan Koloksai, Herodot'un anlatısında kesici kılıç kullanan bir pra-royal olarak önemli bir yere sahiptir ve sayısız mitolojik kalıntısı Türk mitolojisinde aynı rolü oynar. Hint-Avrupa mitolojisinde en büyük oğul tercih edilirken, Türk mitolojisinde en küçük oğul tercih edilir ve bu durum Türk hikâyelerini yeniden aktaran Slav efsanelerine de geniş ölçüde yansır. Ref. Z.Gasanov "Kraliyet İskitleri", s. 216-255, 296

Tek bir kelime, Arpoksai ve Lipoksai'de olduğu gibi, her iki anlamı da, yani ilahi bir armağan ve bir kılıcı tasvir eder).

Herodot IV: 5, 7, M.I. Artamonov, Sovyet Biliminde İskitlerin Tarihi, VDI, 1947, No 3.


Kolos (Κολος) - İskitlerde dört ayaklı hayvan. Bu hayvan uzun süre susuz kalabilirdi. Boyut olarak geyik ile koyun arasındaydı. Rengi beyazdı ve yukarıdaki hayvanlardan daha hızlıydı (Yerel bir hayvan olduğundan, İskit öncesi bir isim beklemeliyiz. Puma, puma, lama, iguana, opossum, mısır, vb. yerli adları korumak için iyi örneklerdir. En iyi bahisler olarak Baltık, Fin, Ugrian dillerine bakın, Kürtçe de K.Pontus'ta önemli bir topografik varlığa sahiptir; Gambitus teorisini kontrol etmek için İranca).

Strabon. Geography, VII, 4, 8 içinde Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 4, s. 207.


Lik - İskitya'da bir nehir, Thissagetes topraklarından akar, Meotida'ya dökülür. Şimdiki nehir Manych (Thissagetes'in Yunanca Masguts anlamına gelen Massagetes'in yanlış yazımı olduğu kabul edilmektedir. Herodot zamanında Manych akan bir nehirdi ve bu kayıt bize Masgutların Aral bölgesine ek olarak Kuzey Kafkasya bozkırlarında da bulunduğunu söylüyor. Tabii Thissagetes bilmediğimiz bir şeyle birleşik değilse).

Herodot IV 123.


Lik (Λυκος) - İskit kralı, Spargapith'in oğlu, Gnur'un babası, Anakarsis ve Savlius'un büyükbabası.

Herodot IV 76.


Lipoksai (Λιποξαις) - Targitai'nin en büyük oğlu, İskit klanı Avhat'ın atası. M.I.Artamonov, Lipoksai - Lip - başka bir efsaneye göre Gelon isimlerinin eşleşmesine işaret etti (Fonetik gerekçelerle, Lip, Türk Alp = Ruh, Patron, Ev Sahibi, Melek, Aziz. Bu revizyon O.J.Maenchen-Helfen ve W.B.Henning'e aittir, onlar "al-" harfinden "a" harfinin düşerek "la/li/" harfinin ortaya çıktığını belirtmişlerdir. Lipoksai ilahi bir hediye olarak bir boyunduruk almıştır, o bir tuzakçıdır. Avhat avcı kabilesi Lipoksai'den türemiştir. Boyunduruk bir tuzak ve kontrol sembolüdür. Herodot'un Lipoksai'nin göksel bir yay gerebilen tek kişi olduğuna dair hikayesi, Alpamış hakkındaki her yerde bulunan Türk efsanesinde tekrarlanır ve Lip- ve Alp-'in mitolojik özdeşliğini doğrular. Mitolojik uygulamalarda Alp, güçlü ve mucizevi bir koruyucudur. Seküler kullanımda Alp, soylu bir soyu ifade eder ve bu sıfatla yaygın bir yayılıma sahiptir. Alp Ar Tongi olarak Lipoksai, İran mitolojisinde Athrosiab ve Tur'un oğlu olarak öne çıksa da, Herodot'un Lipoksai'yi Targitai'den türetmesiyle yakından paralellik gösterse de, Lipoksai için mitolojik, epik, genitor veya seküler yönlerden hiçbir İran etimolojisi önerilmemiştir. Türk efsaneleri, Lipoksai ve Arpoksai'ye Alpler'in bir pozisyonunu verirken, en genç Koloksai'ye tanrısallaştırılmış bir pozisyon vererek Herodot'un efsanelerinin destansı çizgisini sürdürür. Ref. Z.Gasanov "Kraliyet İskitleri", s. 204-209, 272

Öte yandan, baştaki "a" harfi birçok başka örnekte korunmuşken neden kaybolsun? Başka seçenekler de var: lap, lep, lip, "iyi, doğru, dürüst, gerçek, samimi, tam olarak, gerçekten", lev, liv, "yemek, gıda, gıda maddeleri, yenilebilir şeyler, ağız dolusu, incelik". Her iki seçenek de özel ayarlamalar olmaksızın anlamsal olarak uygun başlık-ad oluşturacaktır: "Haklı, Doğru" ve "Sağlayan, Kumanya Veren, Kazandıran". Yine, Arpoksai ve Koloksai'de olduğu gibi, tek bir kelime "Adil Hükümdar" ve "Sağlayıcı" anlamlarının her ikisini de tasvir edecektir).

Herodot IV 5, 6, M.I. Artamonov, Sovyet Biliminde İskitlerin Tarihi, VDI, 1947, No 3.


Lohant - Lukianus'un "Toksarid ya da dostluk" adlı diyalogunda bir karakter, İskitlerin Bosporialılar, Sarmatyalılar ve Alanlarla savaşları sırasında liderleri olan Arsakom'un yoldaşı. Muhtemelen, Lohant gerçek bir İskit ismidir.

Lucian (Samosata'lı, MS 125-180) Diyalog "Toksarid ya da dostluk.”


Madius (Μαδυης ya da Μαδυς) - Partatua'nın oğlu (Madies - Prototies'in oğlu). Madius, Partatua'nın MÖ 653'te ölümünden sonra iktidara geldi, saltanatı genellikle "İskitlerin Asya üzerindeki 28 yıllık hakimiyeti" ile ilişkilendirilir.

Herodotos I 103; F.H.Gutnov. İskit portreleri / / "DTV" Dergisi, No 3, 1999.


Makent - Lukianus'un "Toksarid ya da dostluk" adlı diyalogunda bir karakter, Arsakom'un yoldaşı, İskitlerin Bosporialılar, Sarmatyalılar ve Alanlar ile savaşları sırasında bir lider. Muhtemelen Makent gerçek bir İskit ismidir.

Lucian Diyaloğu "Toksarid ya da dostluk."


Marsaget - İskit kralının kardeşi (muhtemelen Idanthrs'in kardeşi). Knidoslu Ctesias'a göre Marsaget, Darius'un İskit seferinden önce diğer İskitlerle birlikte Persler tarafından esir alınmıştır (Tr. popüler Bars = Leopar + get = guz = kabile, günümüzde oldukça yaygın olan "m/b" değişiminin "m" lehçesinde, ancak muhtemelen geçmişte farklı kabilelerle sınırlıydı. Balkarca'daki Balkar için Malkar iyi bir örnektir).

Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 2, s. 299.


Matas (Ματασυς) - Berezan Ahillodor'un bir sakini tarafından MÖ 630-610 yıllarında yazılmış bir mektupta geçen bir isimdir. Yu.G.Vinogradov bu ismin İskit kökenli olduğu görüşündedir. Mektuptan Matas'ın bina ve köle sahibi olduğu anlaşılmaktadır.

Yu.G.Vinogradov, VDI, 1971, No 4, Yu.G.Vinogradov. MÖ 6-5. yy Olbia Prosopografyasında Barbarlar / Demografik durum ...


Myrgetai (Μυργεται) - sadece Hekateus tarafından bildirilen ve antik yazarlardan başka hiç kimse tarafından bildirilmeyen bir İskit halkı. Latyshev, Hecataeus'un Mirgetai'yi yanlışlıkla Plinius tarafından Tiragetes, Batlamyus tarafından Tirangetes ve Strabon tarafından Tirrgetes olarak adlandırılan aynı halk olarak adlandırdığını varsaymıştır (Myrgetai'nin şeffaf bir Türk etimolojisi vardır: Mir = hükümdar + get = guz = kabile. Tiragetes Yunanlılara peynir veren halktır).

Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 1, s. 299.


Naparis - İskitya'da, İster'in (Tuna) bir kolu olan nehir.

Herodot IV 48.


Napit - Kırım'da bir kale adı, İskitler MÖ 2. yüzyılda inşa etmişlerdir.

Andreev, Kırım Tarihi, M., 2002.


Oap (Οαρος) - İskitya'da nehir. Modern Sal Nehri (47.5°N 40.8°E). Batlamyus bu ismi Volga'ya uygulamıştır.

Herodot IV 123, 124; L.A.Elnitsky, s. 109.


Oiorpata (Οιορπατα)- İskitler Amazonlara (Herodot'un aktarımında) Oiorpata derlerdi (Tr.'de Er/ir/eir "adam" anlamına gelir ve Tr.'de pata "kırar, döver, öldürür" anlamına gelir. Yazar sadece "İskitçe eor'un Türkçe oyor, eyr, er - adam'a dikkat çekici bir şekilde benzediğini" değil, aynı zamanda İskitçe pata'nın Türkçe pata - kırar, döver, öldürür'e dikkat çekici bir şekilde benzediğini de not etmez. Bileşik kelimelerin tesadüfen bir araya gelmesi neredeyse imkansızdır. Bu "İranlılar" daha da dikkat çekiciydi, Türkçeyi ana dil olarak konuşuyorlardı ve bileşik kelimeler kullanıyorlardı). Bkz: Eorpata.

Herodot IV 110.


Oium (Oyum) - Gotik (Jordanes tarafından İskitçe olarak adlandırılır) dilinde İskitya'daki toprak, Jordanes bunu etnik bölge adı olarak kullanır. Türk Tatarcasında ömə "topluluk, komün", "yardım, komünal yardım, gönüllü yardım", Khakas (aslen Enisei Kirgiz) - öme veya ime, "ortak çaba, birlikte, birlik", -ty/ly ekiyle bir kabile belirteci olarak hizmet eder. Kelime -b/m dönüşümüyle öbə/öbe/ibe olur ve Toks-oba veya Kara-Oba veya Kos-Oba veya Kul Oba veya sayısız diğer Türk toponimik örneklerinde olduğu gibi oba haline gelir, Obaly = oba'da yaşayan insanlar; bu nedenle oba, İngilizce habitat'ın bir akrabasıdır, yani "yaşanacak yer, yerli yer, vatan" ve obaly, homefolk, kins'tir. Gotik Oium, Bulgarcada Altyn Oba = Altın Vatan [H.Wolfram, Th.J.Dunlap, 1990, "Gotların Tarihi", s.42, n. 42] olarak adlandırılan ve on kabilelik Onogur konfederasyonuna bağlı Sarmatyalı Spali veya Spalei'nin yaşadığı Azak Denizi kıyıları ile özdeşleştirilir

Jordanes 60,15 ve 61, 1, "Gotların kökeni ve eylemleri"


Olkavas (Ολκαβας) - İskit adı.

Appian, Frontinus.


Oktomasad - İskit kralı Ariapith'in Trakya kralı I. Teres'in kızından olan oğlu (MÖ 525-448). Oktomasad, kral Skil'e karşı ayaklanan komplocuların lideriydi. MÖ 450 yılında Oktomasad'ın emriyle Skil öldürülmüştür (Tr.'de "Şad" Veliaht Prens'tir).

Herodot IV 80.


Opiya (Opoiya) - bir İskit kralı olan Ariapith'in karısı, bir İskit. Krala Orik adında bir oğul doğurdu. Ariapith'in M.Ö. 470 yılında ölümünden sonra, Ariapith'in en büyük oğlu Skill ile yetişkinliğine kadar ortak hükümdarlık yapmıştır. Opiya adı, Delos'taki Apollon tapınağını ziyaret eden Hyperborealı genç bir kadın olan Opis'le seslendirilmiştir (Tr.'deki "Apa", erkek "Aga "nın kadın karşılığıdır. "Apa" "kıdemli, büyük, kıdemli kız kardeş, saygıdeğer kadın" anlamına gelir. Kıdemli bir eş, diğer tüm eşler ve kocası tarafından "Apa" olarak adlandırılırdı. Tanıdık bir hitapta, örneğin bir teyze veya kız kardeş için, "Apa" isme eklenir, Arga-apa, Shpako-apa, vb.


Ayrı bir etnolojik belirteç de naipler kurumudur. Tüm komşularının aksine ve özellikle Hint-Avrupa halklarının zihniyetinin aksine, Türk halkı kadınlarına yüksek saygı ve büyük ölçüde eşitlik tanıyordu. Kadınlar devlet işleriyle ilgili kararlara, diplomatik kabullere, devlet kutlamalarına, koca seçimine katılır, tam miras hakkına sahip olurlardı. Bir kocanın ölümü üzerine ve bir halef seçilmeden önce, dul bir kadın varsayılan naipti ve seçilmiş bir halefin olgunluğuna kadar öyle kaldı. Bir naibin yürütme görevlerini, genellikle genç kralın anne tarafından amcası olan, anne tarafından bir klan ya da kabileye mensup olan ve bu nedenle kendisi haleflik için uygun olmayan erkek kardeşine devredebilirdi. Tarih bize hüküm süren dul kral naiplerinin isimlerini bırakmış, hatta bazıları savaş zamanında bir ordunun başına geçmiştir. Anne tarafından Ermi klanının bir lideri, Nominalia'da "Gostun" olarak adlandırılan genç Han Kurbat'ın naibiydi. Özellikle dul naiplik kurumunun varlığı, İskitlerin Pers/İran/Hint-İran dilli olmalarına karşı en iyi etnolojik argüman olarak hizmet etmektedir. Pers/İran/Hint-İran gelenekleri kadın önceliği kavramıyla bağdaşmaz. Türklerin kadın naiplik kurumu, iki eş hanedan kabilesi arasındaki dualistik anne-baba savaş birliğinin doğrudan bir sonucudur; toprak, ülke ve halk anne yarısına aittir, ancak baba yarısından seçilmiş bir aday tarafından yönetilir).

Herodot IV 78.


Opis - Delos'taki Apollon Tapınağı'nı kadın arkadaşı Arga ile ziyaret eden genç bir Hyperborean (İskit) kadının adı ("Apa" Tr.'de erkek "Aga "nın kadın karşılığıdır. "Apa" "kıdemli, büyük, kıdemli kız kardeş, saygıdeğer kadın").

Herodot IV 35.


Ordess - İskitya'da İster'in (Tuna) bir kolu olan nehir (Belki de bir hükümdarın ordugâhının bulunduğu yer, "horde", "orta "dan = merkez).

Herodot IV 48.


Orik (Ορικος) - İskit kralı Ariapith'in küçük oğlu. Annesi İskit Opiya (Opiya - Tr. "Apa") idi.

Herodot IV 78.


Palak (Palakos, Παλακος) - İskit kralı, kral Skilur'un oğlu. Başkenti İskit Neapolis'te olmak üzere Kırım İskityası'nı yönetmiştir. MÖ 107'de Chersones ile savaştı, Mithridates VI askeri komutanı Diophantus ile savaşta öldürüldü (Palak, yerle bağlantılı bir unvanın parçası olabilir, bu durumda bir kale Palak, Tr. "balyk/balik" - bir yerleşim, şehir, kale; daha az olası bir kraliyet adı etimolojisi, İngilizce beluga balinası veya mersin balığı için Rusça alıntı kelimede olduğu gibi homofonik "balyk/balik" = balığa yükselir).

S.A.Jebelev, The last Perisad and the Scythian rebellion in the Bosporus, VDI, 1938, No 3; O.N.Trubachev, The linguistic periphery of the ancient Slavs. Kuzey Karadeniz kıyısındaki Hint-Aryanlar/Problems of Linguistics, No 6, 1977, s. 17.


Palakion (Παλακιον) - MÖ 2. yüzyılda İskitler tarafından Kırım'da inşa edilen kalenin adı. Kuşkusuz bu kalenin adı İskit kralı Palak'ın adıyla bağlantılıdır (Tr. "balyk/balik" yerleşim yeri, şehir, kale; her iki isim de aynı kelimeye dayanmaktadır, ancak Andreev'e rağmen doğrudan bağlantı olası değildir).

Andreev, Kırım Tarihi, MM-2002.


Palos (Παλος) - bir İskit klanı. M.I.Artamonov, Palsları Herodot Paralat ile ilişkilendirmiştir. Pals-Paralatların Asya'dan geldiğine, Skolotların ise Karadeniz bölgesinin otokton sakinleri olduğuna inanıyordu (Herodot, Skolot'un Avhatlar, Katyarlar, Traspiler ve Paralatlardan oluşan bir kabile birliğinin genel adı olduğunu doğrudan belirtir; Skolot adı, eski bir İskit ülkesi olan Dobruca'da yaşamaya devam eden modern Seklerlerde ve N. Pontus'ta yaşamaya devam eden Eskellerde tanınır.Pontus'ta ve Erken Orta Çağ'da Bulgar konfederasyonunun önde gelen kabilelerinden biriydi; "Skolotlar "ın her iki kolunun da Türk dilli olduğu tartışmasız kabul edilmektedir; Seklerler runiform yazının kendi versiyonunu 17. yüzyıla kadar korumuşlardır; şimdi Macarca konuşsalar da hala alt katman Türk dilinin ağır izlerini taşımaktadırlar; Sekler dili üzerine korunmuş materyallerin filolojik bir çalışması "Skolotlar "ın dilini aydınlatmaya yardımcı olacaktır. İskitler için kullanılan her iki genel terim, Yunanca Scyth ve Farsça Saka, etimolojik olarak "S'kl" kökünden gelen Skolot kabile birliği veya Skolot kabileleri için kullanılan genel terimle ilişkilendirilmiştir. Palos'un etimolojisini kimse tahmin edemez. Ref. M.Zakiev).

Diodorus Siculus, Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 4, s. 250; M.I.Artamonov, Sovyet Biliminde İskitlerin Tarihi, VDI, 1947, No 3.


Panasagor - İskit kralı Sagilla'nın oğlu. Yunanlılarla savaşan Amazonların yardımına babası tarafından büyük bir orduyla gönderilmişti (Sagill, Saka + il = toprak, ülke, Saka'nın "S'k" kökünden yabancı bir türev olduğu, Atails, Atilla vb. Aynı kök "S'k" kelimesi, İskitler ve Saka için ortak orijinal endonimi ifade eden oğlunun adının "sagor" kısmında da mevcut olabilir. "S'kl" sözcüğündeki "-l" eki Türk dilindeki "ly/lar" ekinin bir yansımasıdır: İskit > İskitler, Saka > Sakalar. ).

Justin (Junianus Justinus, MS 2. yüzyıl), Pompey Trogus eserlerinin Epitome'u (MÖ 1. yüzyıl), II, 4, VDI yayını, 1954, No 2.


Panticapeum (Panticapeum, Παντικαπης) - İskitya'da bir nehir, Panticapeum Boğazı ile karşılaştırın (Karadeniz Tr. punty/pünte "yiyecek bakımından zengin", bün/bun "çorba, lapa" kökünden Türk iyelik eki -tè/-t'/-dè/-d'/-lè/-ly ile. Tr. kapag/kapa "kapı "dır. Pontikapei toponimi tarihsel olarak Tr. pontykapy "Pont Kapısı "na yükselir. Bu şehrin adı daha sonra Pontikapy kelimesinin zıt anlamlısı olan Kerch olarak değiştirilmiştir, Tr. Keresh "giriş "tir - M.Zakiev, 2002. Nehir şehrin adıyla anılıyor olabilir).

Herodot IV 47.


Papai (Papei) - İskit panteonunun bir tanrısı. Herodot onu Yunan Zeus'u ile karşılaştırmıştır (Tr. Papai/Babai "büyükbaba, ata, ata, primogenitor". Slavca büyükanne "baba, babushka", sessiz "p/b" ile Papai olan Tr. Babai kelimesine yükselir. Günümüze ulaşan 13 ana Türk dilinden 8'inde sesli "babai", 3'ünde sessiz "papai" biçimi vardır: Alataik, Çuvaşça ve Hakasça. Papai doğrudan Türkçe bir sözcüktür ve hala aynı anlamla yaşamaktadır).

Herodot IV 59.


Paralates - Targitai'nin küçük oğlu Koloksai'nin soyundan gelen İskit klanı. M.I.Artamonov, Paralat'ı Diodorus Siculus tarafından bildirilen Pals ile ilişkilendirmiştir. M.I.Artamonov, Pals-Paralatların Asya'dan geldiğine, İskoçların ise Karadeniz'in otokton sakinleri olduğuna inanıyordu (Tr. parala = kesmek, par = parçadan; Tr. paralt = parlamak, parlatmak, parlatmak (İngilizce'de "Sublime" olarak çevrilmiştir); homofonileri nedeniyle, Paralat adı aynı anda her iki anlamı da ifade edebilirdi. Koloksai'nin mitolojik kökenini yansıtan bala = genç, oğul türevinden ek bir tat gelmiş olabilir. Önerilen bireysel ve kolektif etimolojilerin kombinasyonu mitolojik kadere mükemmel bir şekilde uymaktadır. Bunun da ötesinde, bir Tr. balta (sesli) = palta (sessiz) = balta/kılıç/halberler, Koloksai'nin kaderine düşen göksel balta/kılıcı temsil eder. İskitlerin profesyonel ya da tam zamanlı savaşçılar ve geri kalan milisler olarak iki kategoriye ayrılması, Diodorus Siculus'a göre ve M.I.Artamonov'un aksine, ekonomi-sosyal bir ayrımdır ve göçlerle hiçbir ilgisi yoktur).

M.I.Artamonov, Sovyet biliminde İskitlerin tarihi, VDI, 1947, No 3; L.A.Elnitskiy, Avrasya bozkırlarının İskityası. - Novosibirsk, 1977, s. 114.


Pardokas (Παρδοκας) - Aristophanes komedisinde (Ran., 608) bu isim altında bir polis (σκυθαι τοξοται) İskit olarak gösterilir. Bu ismin Aristophanes tarafından uydurulmuş olması mümkündür, ancak tarihçi Bledyz bu ismin Σπαρδοκας veya Σπαρδακος olarak okunması gerektiğini fark etmiştir. Bu isim Latince Spartacus ile aynıdır.

Aristophanes, Ran., 608.


Partatua - Asur kaynaklarından bilinen İskitlerin lideri. MÖ 673'te İşpakai'nin ölümünden sonra iktidara geldi. 663 yılında Asur ile ittifak kurdu ve Asurlu bir prensesi eş olarak aldı. Partatua'nın 653'te ölümünden sonra İskit kralı olan Madius'un (Madies) babasıydı. (Partlar hakkında bkz. Partlar)

Herodotos I 103; F.H.Gutnov. İskit portreleri / / Dergi "DTV", No 3, 1999.


Partlar (Παρθυατοι) - Dahae İskitlerinin bir kabilesi. Jordanes "...[Onlar] kabilenin savaşçı güçlerini terk ettiler ve kendi başlarına Asya'nın farklı bölgelerine yerleştiler..." demektedir. Pompeus Trogus, (Got Kralı Tanauzis'in ordusundan) firar edenlerin adından ve kökünden Partların geldiğini söyler. Bu yüzden bugün İskitçe'de onlara kaçaklar, yani Partlar denir". Aelius Herodian "Genel Prozodi Üzerine" adlı makalesinde bu etnonimi Παρθυατοι ("Parthiat" veya "Parthyat") şeklinde verir. Türkçede bu etnoterm par-tu-at-y < par = bar, baryrga "gitmek, binmek" fiilinin kökü + tu/ti = fiilden isim yapma eki ty + tu + "isim, lakap" + y = eklenmiş yabancı ek. Part etnoniminin orijinal biçimi 'bartyat' ya da 'partyat' olup semantik anlamı 'saptırılmış kabile' idi. Jordanes yakın bir anlam olarak "kaçanlar, firariler" anlamını verir. M.Zakiev, Parthian'ı çok daha sonra bilinen Türk etnonimi Pardy/Bardy ile eşitler. Yu. Zuev, Dahae'yi Tokhars'ın bir formu olarak izler, daha sonra Tuhsi ve Digors formlarında bilinir, bir Masgut/Massaget kabilesi

Jordanes, "Gotların kökeni ve eylemleri", Moskova, 1960, s. 70.


Pata - İskitçe "öldürmek" anlamına gelen eorpata - kocalarını öldürenler - kelimesinden gelmektedir. Avesta pada ile karşılaştırın - miras, döl (Türk ve İskit pata "öldürmek" ve Avestan pada = "miras, döl" uygun değildir, ancak bir fiil ve vurucu bir araç olarak Germen "yarasa" çok uygundur).

Herodot IV 110.


Pelamida - balık, Meotida'da orkinos cinsi.

Strabon. Coğrafya, VII, 6,2. Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 4, s. 207.


Plin - İskit kraliyet soyundan gelen genç bir adam. İskitya'dan sürüldükten sonra, Skolopit ile birlikte Termodont nehri kıyısındaki Kapadokya ülkesine yerleşti. Orada kadın Amazonlardan oluşan bir kabile kurdular.

Justin (Junianus Justinus, MS 2. yüzyıl), Pompey Trogus eserlerinin Epitome'u (MÖ 1. yüzyıl), II, 4, 1 VDI yayını, 1954, No 2.


Pontik - meyvesi Argippeis yiyen bir ağaç. Kelime İskitlerle yakından ilişkili olan halka aittir (Tr. punty/pünte "yiyecek bakımından zengin", besleyici, besleyici").

Herodotos IV 23.


Porata (Πορατα) - İskitya'da bir nehir, İster'in (Tuna) bir kolu, modern Prut nehri.

Herodot IV 47.


Portmei - bir Kimmer kenti. Herodot, Avrupa ile Asya arasındaki sınırın Tanais, Meotida ve Kimmer Şehri Portmei'den geçtiğini yazmıştır.

Herodot IV 45.


Psevdartaki (Ψευδαρτακη, Psefdartaki) - İskitya'da kutsal bir yer. Başka bir şekli de Ψενδαρτακη, Psendartaki'dir.

Bizanslı Stephen. VDI, 1948, No 3, s. 312.


Roxanaki (Ρωξανακη) - İskit-Sakaların ana şehri (M.Ö. 4. yüzyılda Massagetler/Masgutlar Aral Denizi çevresindeki deltaları işgal ettiler, yarı yerleşiktiler, önceki etnik olarak farklı nüfusla karışık yaşadılar ve arkeolojik izleri oldukça iyi araştırıldı. Tr.'de "Uraksy" "çiftçi" anlamına gelmektedir)

Ctesias. J. Gilmore. Ctesias. Persika fragmanları, 1888.


Savlius - MÖ 6. yy'ın ilk yarısında hüküm sürmüş bir İskit kralı. Babası Gnur'un ölümünden sonra başa geçmiştir. Yunanistan'dan dönen ağabeyi Anakarsis'i öldürmüştür. Savlius'un yerine Darius ile savaşmış bir İskit kralı olan İdanthirs geçti.

Herodot IV 76; Diogenes Laertius (MÖ 412-323 civarı), Felsefede Ünlülerin Biyografileri ve Öğretileri, M, 1979.


Savmakos (Σαυμακος) - MÖ 109 yılında kral V. Perisad'ın öldürülmesinden sonra Bosporus krallığı tahtına geçen bir İskit. Savmakos'un hükümdarlığı iki yıl sürdü, ardından Mithridates VI komutanı Diophantus tarafından yakalanarak Pontus krallığının başkentine götürüldü.

S.A.Jebelev. Son Perisad ve Boğaziçi'nde İskit İsyanı. VDI, 1938, No 3.


Sagaris (σαγαρις) - bir tür Saka (İskit) baltası ya da savaş baltası. Herodotos, düz şapkalı Sakaları anlatırken, "Sakaların ya da İskitlerin başlarında düz sivri şapkaları vardı, anaksiridler giyerlerdi, yerel yayları, hançerleri ve sagaris savaş baltaları vardı.

Herodot VII 64; L. Zgusta, Personennamen ...


Sagill - bir efsaneye göre, Amazonların Yunanlılarla savaşları sırasında yardım istedikleri İskit kralının adı. Amazonlara yardım etmek için Sagill, oğlu Panasagor komutasında büyük bir ordu gönderdi.

Justin, Epitome of Pompey Trogus works, II, 4, VDI yayını, 1954, No 2.


Sai (Σαιοι, Saioi) - B.N.Grakov, Sai'nin kraliyet İskitlerinin bir öz adı olduğuna inanıyordu ve isimlerini Avestan xsaya'dan, parlamak, hükmetmek. Saies hakkında Protogenes'i onurlandıran bir Olbia kararnamesi metni anlatılır: "... ve o rahip sırasında, Saies hediye almak için çok sayıda geldiğinde, ancak insanlar onlara veremediğinde ..." (Tr. sai = klan, soy hattı, bu ekin pek çok Türk isim ve unvanında görülmesinin nedeni budur. Köpek için kullanılan İskitçe kelime shpako gibi, bu kayda değer ek de hayatta kalmıştır ve Afganistan'da ve onun doğu sınırlarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Sai'nin etimolojisi, genel bir Hun = kün = kin, yani akraba kabileler olan Hun adının ve genel olarak bir yasaya veya organize bir devlete ait olma anlamına gelen Türk'ün ve genel bir sosyal gruba ait olmayı belirten bir dizi diğer Türk etnoniminin etimolojisini yansıtır. Sai, Aşina Türklerinin orijinal kabilesi olan Ch. Se ve Yunan kaynaklarındaki Serica ile bağlantılı olabilir).

IOSPE I2 No 32. Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. - Novosibirsk, 1977, s. 114 ve 152; J. Harmatta, Studies in the history and language of the Sarmatians. - Szeged, Macaristan, 1970.


Saitafern (Σαιταφαρνης, Saitafarnis) - İskitlerin ya da Sailerin kralı. Bu isim Olbia sakinleri tarafından Protogen onuruna mermer bir stel üzerine kazınmış bir kararnameden bilinmektedir. "... Kral Saitafern Konkit'e geldiğinde ve gelişi vesilesiyle hediye talep ettiğinde, Protogen halkın isteği üzerine 400 altın verdi ..." (İlk kısım Sai = kabile, klan + -ta/-ty = yer durum ekinin sondan eklemeli hali olabilir, yani "Sailerin").

IOSPE II No 32.


Sakaia (Σακαια) - bir İskit bayramının adı (Suvarlar/Savarlar/Sibirler kabilesinin halk arasındaki adı olan Saban kabilesinin adını taşıyan bir hasat kutlaması olan Türk Sabantui'nin yapısını andırır; bu durumda Sakaia, ortak bir şenlik olarak kabul edilen Sais'in bir kutlaması olacaktır. Her neyse, Saka'nın dini bir figür olduğuna dair bir işaret yoktur, bu da kutsal günün kökeni için ikinci bir olasılıktır).

Abaev V.I., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 301'de Hesychius'un eserine atıfta bulunulmaktadır.


Sakesfaris (Σακεσφαρης) - Bactr nehrinin ötesinde bir Saka İskit kralı (Tarihsel olarak bu, rastgele bir balıkçılıkla değil, çok mantıklı gerekçelerle İskit ve Osseri ve İranlıları birbirine bağlayan ünlü bir etimolojidir. Abaev, "faris "i Osetçede "oğul" anlamına gelen ve İran dilindeki "oğul" kelimesinin akrabası olan "farn "a çevirir ve kelimeyi bir Saka kralı için mantıklı bir isim olan "Saka'nın Oğlu" bileşimi olarak etimolojize eder. Gerisi kolay, rastgele bir balık avıyla eskiden bilinmeyen dilin diğer tüm kelimelerini yeniden oluşturabiliriz. Yaşasın, en bilge bir Parti tarafından yönlendirilen yüce Sovyet bilimi, en bilgeler üstü bir dahi Sekreter tarafından yönetiliyor).

Abaev V.İ., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 301, Polien'in çalışmasına atıfla.


Saka (Σακαι, Sakai) - Persler hem Asya hem de Avrupa İskitlerine "Sakalar" diyorlardı. Akad. N.Ya. Marr, "sak" kelimesinin nesil, klan, kabile anlamına geldiğine inanıyordu ("İrani" bir etimoloji yoktur, tüm girişimler başarısız olmuştur.


Akraba listesi, Saka, İskit ve İşkuz'a ek olarak Arapça Sakaliba (çoğ.) ve Saklab (sin.) biçimlerini, Türk türevleri Saksin (şehir) ve Saksin (il) ile birlikte içermelidir, ayrıca "q" ile yazılır ve Beyaz Saka olarak çevrilir, İbn Fadlan As-Sakalib'i Bulgarlara, Farsçalaştırılmış Skunka ve Yunanlaştırılmış Skillur'a uyguladı. Arap kaynaklarında Sakaliba, Kıpçaklar için "Kuu Chak/Sak" = Beyaz Sak adının bir klişesi olarak İskitler, Saka ve Kıpçaklar ile Bulgarlar arasında doğrudan bağlantı kurar. Hazar devletinde, MS 660-1050 yılları arasında, Saksin eyaleti İtil'den Don'a kadar uzanıyordu ve Saksin-Bulgar ve Sarai Batu olarak da bilinen Saksin şehri (48°N 46°E), Klasik Dönem İskityası'nı kapsayan İtil nehri üzerinde bulunuyordu. Arap kaynakları Fars Saka, Yunan İskit, Arap Saklab/Sakaliba ile Türk Kıpçak/Bulgarlar arasında doğrudan bağlantı kurmaktadır.


 Türkoloji çalışmalarında, hem Saka ve İskit hem de muhtemelen İşkuzlar, Bolgarcadaki "o" ve Bulgarcadaki "u" ile benzer olan s'k ( ' - durak-guttural ünsüz) kökünden türetilmiştir, Bulgar Kirilinde sessiz durak-guttural "ъ" ile gösterilir), atıf (sahiplik) eki -ly/-dy(thy)/-lyк/-tyк (Türk-Soğd sikkelerinde -dk (-dek) veya -lk (-lek) biçimindedir; -dy(thy), sırasıyla -th ve -z olarak çevrilen Yunanca ve Asurca biçimlerde yansıtılır.


S'k, Tr. ski/eske/eshke/yshky = bıçak (M.Zakiev) veya asla öğrenemeyeceğimiz bir şey olabilir, çünkü Eski Türkçe sözlüklerimiz İslami dönemden başlar ve eski Tengri diniyle ilişkili terimlerin çoğu zaten edebi sözlükten temizlenmiş veya kutsal olmayan "putperest" kelimeler olarak çıkarılmıştır. "Saka "nın "Sogd "un bir biçimi olduğu kabul edilir, Tr. sogdy "güçlü, kuvvetli, sağlıklı" bir sıfattır ve popüler bir isimdir. Çoğu Türkolog tarafından kabul edilen kök olarak s'k ile Skolot adı da soydaşlar listesine aittir, Tr. morfolojisi S'k + l + t = S'k + -ly + -ty, -l/ly bir iyelik eki, -t/ta çoğul ekidir, Angeles'tan (Los Angeles) Angelinos'a benzer, i.e. Skolot bir kraliyet statüsü terimi değil, doğrudan etnik bir terimdir; Skolotlar Saka ve İskitlerdi, diğerleri değildi ve kaynaklarda diğerleri etnik değil, "genel Saka, İskitler" gibi genelleştirilmiş isimlerle anılıyordu.


Altay bölgesindeki çok sayıda Türk lehçesinde, Kiril transkripsiyonunda genellikle "seok" olarak çevrilen, kelime anlamı "kemik" olan, ancak "etnik grup, klan, kabile, soy hattı, alt kabile" olarak uygulanan bir unvan olarak kullanılan yerel bir terim vardır. Birçok ayrılıkçı grup için bir sığınma alanı olarak hizmet veren Altay bölgesindeki Türk ortamı bağlamında, "seok" idari bir politikonim içinde ayrı bir grubu tasvir eder: "Güney Altaylıların Kıpçak seok'u", "Kuzey Altaylıların Kumandı (Kuman) seok'u" ve benzerleri. Anlamsal olarak "seok", "kemik" anlamına gelen "ok" unvanıyla eşanlamlıdır ve "etnik grup, klan, kabile, soy, alt kabile" olarak da kullanılan ve genellikle "kabile" olarak tercüme edilen bir unvan olarak kullanılır. Üçüncü bir eşanlamlısı "guz" (Oğuz kolu) olup, lehçe biçimleri "gur/gar" (Ogur kolu) ve "uz/gut/goth/get" ve benzerleridir. Anlaut'taki prostetik ünsüz Ogur dilsel kolunu gösterir. Dördüncü yakın eşanlamlı ise, kelime anlamı "akraba, soy" olan ve etnik belirleyicilikle kullanılan "Hun" terimidir: yazılı kaynaklarda eski Türk boylarının (Türkler, Kırklar, Agaç-eri, On-ok, Tabgaç, Komanlar, Yomutlar, Tuhslar, Kuyan, Sybuk, Lan, Kut, Göklan, Orpan, Uşin ve diğerleri) hepsi ya da neredeyse tamamı "Hun" adını taşımaktadır. Tartışmasız, "s'k" kökü ile "seok" kelimesi, antik Saka, İskit, İşkuz ve daha sonraki Eskel, Esegel, Eseg, Ezgil, Askal, İskil, İzgil, Yskyly, Sekel, Sekler, Szekler, Szekely, Szekely-eks, Sakha ve daha fazlasında bulunan s'k kökü için en iyi eşleşmedir. "S'k" etnoniminin yaygın dağılımı, "seok" formunun "S'k" formunun bir refleksi olduğunu, bir topluluk içindeki bir bölüm için evrensel bir jenerik terim olduğunu doğrulamaktadır).

Herodot I 153; N.Ya.Marr, Selected Works, Vol 5, "The term "Scyth", M., 1935; Elnitsky L.A., Scythia of the Eurasian steppes. Novosibirsk, 1977, s. 93.


Sakyndaki (Σακυνδακη) - bir tür İskit giysisi (Hesychius'un Orta Doğu dillerinden ödünç alması, İskitler için Orta Doğu çekiciliği göz önüne alındığında bir olasılıktır).

Abaev V.I., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 305, Hesychius'un eserine atıfla.


Sandaksatra (Shadakshatra) - Kimmer lider Dugdamme'nin (Ligdamis) oğlu. Adı Asur çivi yazılı belgelerinde Küçük Asya'daki olaylarla bağlantılı olarak geçmektedir.

Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. - Novosibirsk, 1977, s. 27; L. L. Zgusta. Die Personennamen griechischer Stadte der nordlischer Swarzmeerkunste. Praha, 1955.


Sanerg (Σανεργες) - IOSPE, IV, s. 290'da verilen bir isim. Elnitsky L.A. bunun bir İskit adı olduğuna inanmaktadır (Hunların ve Albanların da kralı olan Masgut kralı Sanesan'ın adını andırır, MS 400 civarı. Alanların öncülü ve belki de atası olan Masgutlar İskit olarak nitelendirilmişlerdir. Sanesan, Tr. "fırtına" olarak etimolojik olarak Sen-esen'den gelmektedir).

Elnitsky L.A., Avrasya steplerinin İskitleri. Novosibirsk, 1977.


Sanevn - MÖ 5. yüzyıl yazarı Mitilenli Hellanik'e göre Sanevn bir İskit kralıydı ve onun zamanında ilk demir silah üretildi. Birçok antik yazar ilk demir nesnelerin üretimini yanlışlıkla İskitler olarak kabul edilen Chalybes ile ilişkilendirmiştir (Masgut kralı Sanesan'ın adını andırır. Demir silahın en eski enstrümantal tarihlendirmesi Arjan-2 kurganındaki bir hançerdir ve kurganın en son tarihi MÖ 810'dur (ortalama tarih MÖ 895), bu nedenle demir silahların Orta Doğu'ya sızması 4 yüzyıl sürmüştür. Chalybes'e gelince, Koban Kültürü'nü aynı anda hem İskit hem de İskit olmayan olarak adlandırılabilecek yerel Kuzey Kafkasyalılar ve İskitlerin ortak yaşamı ile biliyoruz. Yeniliklerin yeniden icat edilmediği, yayıldığı iyi bilinmektedir).

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 1, s. 315.


Saperdis (Σαπερδης) - İskitya'da (bir tür?) balık için bir isim.

Abaev V.I., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 293, Hesychius'un eserine atıfla.


Saravara, Sarabara (Σαραβαρα) - MÖ 4. yy'ın ilk yarısında yaşamış bir komedi yazarı olan Antifan İskit pantolonu olarak adlandırır. "İskitler" adlı komedisinde "herkesin pantolon ve tunik giydiğine" dikkat çekmiştir. Yunanlılar pantolonu bilmedikleri için, Antifan'ın bu tür giysileri tanımlamak için İskitçe bir kelime kullandığını varsayabiliriz (Saravar/şarovar, hem Sartlar/Tadjuklar hem de Türkler arasında Orta Asya giyiminin temelidir. Ruslar, Ukraynalılar vb. gibi göçmenler bu pantolonları geleneksel kıyafet olarak benimsememişlerdir. Bu kelime alışkanlıkla İskit yeniliklerini benimsemeden önce hiç pantolon giymeyen Perslere atfedilir).

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 2, s. 319.


Sari (Sariakos) - Tuna'nın güneyinde bir İskit kralı. MÖ 2. yüzyılda Yunan şehirleri Tom ve Odess'te kendi adıyla sikke bastırmıştır (Sary, popüler bir Türk etnonimidir, "soluk sarı" ve Sary Uigurs, Sary Kipchaks gibi çok sayıda etnonim için kullanılır. Ayrıca, Sibir-Han, Oğuz-Han vb. gibi unvan-adının bir parçası olarak klan veya kabilenin adını dahil etme konusunda daimi bir Türk geleneği vardı. Farklı Trak beyliklerinin İskit olmayan dini ve tarımsal sembolojiye sahip çoklu nişanları, hükümdar adına vuran özerk yerleşik Trak darphanelerine işaret eder).


Satrakis (Σατρακης) - Soğdiana'nın kuzeyinde yaşamış İskit kralı.

Abaev V.I., İskit-Sarmat lehçeleri / İran Dilbiliminin Temelleri. Cilt 1, Moskova, 1979, s. 309 Arrian'ın (Nikomedia'lı, MS 92 civarı - 175 civarı) eserine atıfla


Silis - Syr Darya'nın İskitçe adı - Yaksart. Yaşlı Plinius şöyle yazmıştır: "...Jaxartes nehri ile sınırlanan bu bölge, Silis olarak bilinen İskitler ve İskender ve subayları tarafından Tanais olduğu varsayılır" (Plinius 6.18 (16), ака Plinius 6.49.3)

Plinius 6.18 (16); Solinus [MS üçüncü yüzyılın ortaları] 49.5


Ş. Kamoliddin "Orta Asya'nın Eski Türk Toponimleri" adlı eserinde:

...Aral bölgesindeki aşağı su yolu, antik dönemde Sir adını taşıyordu ve bu ad daha sonra tüm nehre aktarıldı [Murzaev, 1957, s. 253]. Sir adı ilk kez MÖ 4. yüzyılda antik Roma kaynaklarında Silis şeklinde geçmektedir [Gorbunova, 1976, s. 27; Klyashtorny, 1964, s. 75-76]. Çin kaynakları bu ismi Shi-er-he, yani Sir nehri şeklinde zikretmiştir. Sir adı Saka dilinde "bol", "taşkın nehir" anlamına gelen sir kelimesinden [Murzaev, 1957, s. 253; Milheev, 1961, s. 80; Klyastorny, 1961, s. 26] veya Türkçe "nehrin kıvrımı" kelimesinden türemiştir. Sir kelimesi, ir veya irim köküne bağlı (Türkçe) sir ''yıkamak'', ''iz bırakmak'' fiilinden oluşturulabilir. (Murzaev, 1984, s. 235). Sir adı, Tonyukuk anıtında [Malov, 1951, s. 65, 70; Musaev, 1984, s. 192] ve İslam öncesi Khoresm sikkelerinde [Muhammadi, 2000, s. 94] kaydedilen Türk etnonim Sir ile de bağlantılı olabilir. Sir ve Tarduş kabileleri Hun imparatorluğunun dağılmasından sonra kurulan Tele konfederasyonunun bir parçasıydı ve 6. yüzyılda Doğu Türkistan'daki en güçlü kabilelerden biriydi [Hodjaev, 2004, s. 7. 19, 20; Hujaev, 2001, 23-6.]. Sir kabilesinin dili, Sir lehçesinde eski Türk runik yazısının 200'den fazla anıtının yazıldığı "kuzey" eski Türk diline aitti [Klyashtorny, 2004, s. 45-46]. Sir/Sil adının kökeni, Çuvaşçada "inci(ler)" anlamında korunmuş olan eski Türk dilindeki sel/selem sözcüğüyle de bağlantılıdır [CHRS, s. 357; Shoniyozov, 1990, 22-23] (Çuvaşça sel/selem, Saka İskitçesinin bir Ogur sözcüğü olduğunu düşündürmektedir).


Sirgis (Hirgis) - İskitya'da bir nehir, Don'un bir kolu.

Herodot IV 57, 123


Skevlyas, Skeblyas (Σκεβλυας) - Aristophanes komedilerinden birinde bu isim altında bir İskit polisi gösterilir (σκυθαι τοξοται). Bu isim Aristophanes tarafından uydurulmuş olabilir, ancak başka bir İskit polisi olan Παρδοκας'ın ismi Trakça Σπα isminin çarpıtılmış halidir.


Skulis (Σκυλης, Gr. köpek) - İskit kralı Ariapith'in oğlu ve varisi. MÖ 470 yılında Ariapith'in ölümünden sonra Skulis İskit kralı oldu. Hellenofil politikasını ustalıkla uyguladı. MÖ 450 yılında kardeşi Oktomasad'ın önderliğindeki komplocular tarafından öldürüldü.

Herodot IV 80, Yu.G.Vinogradov. Kral Skil'in mühür yüzüğü. MÖ V. yüzyılın ilk yarısında İskitlerin siyasi ve hanedan tarihi / / SA, 1980, No 3.


Skileia - bir usta Clytie'nin (MÖ 570) skyphosunda gösterilen Amazonların bir adı. Skileia, Skil isminin dişi formudur. Bu vazo üzerinde tasvir edilen diğer iki Amazon'un isimleri Telepileya ve Ifito'dur.

M.V.Skrjinskaya. Kimmer ve İskit efsanelerinin kahramanları, VDI, 1986, No 4, s. 84.


Skilur (Skiluros, Σκιλουρος) - Küçük İskit kralı. MÖ 108 yılında Kırım'da bir İskit Neapolis'i kurdu. Bir efsaneye göre 80 çocuk doğurmuştur. İktidarı en büyük oğlu Palak'a devretti.

Strabo, Geogr., VII, 4, 3.


İskit - bir tür ayakkabı, bu kelime MÖ 5.-4. yüzyıllarda yaşamış Attik bir hatip olan Licius'un eserlerinde ve Alcaeus'un şiirlerinde korunmuştur: "... ve İskitleri bağladıktan sonra ...."

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 2, s. 301.


Skithinler (Σκυθινος, Skythinos) - Karadeniz'in güneydoğu köşesinde, Chalybes'in bitişiğinde yaşayan halk. Onlar hakkında Ksenophon Anab., IV, 7, 18 kitabında bilgi vermiştir.

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 2, s. 308.


Göçebe İskitler (Σκυθαι νομαδες) - Herodot zamanında Don ve Dinyeper arasındaki bozkırlarda yaşayan Avrupalı İskitler. İskit göçebelerinin diğer tüm İskitler üzerinde egemenliği vardı. Vs.F. Miller, "İskitler" ve "Sakalar" terimleri arasında genetik bir ilişki olduğuna işaret eden ilk kişidir. (Uzun zaman önce gözden düşmüş olan) akad. N.Ya.Marr, Japetik dillerde "sak" tabanının doğal olarak "sku" tabanına dönüştüğünü göstermiştir: sak sak-u-ta σακ-υ-θα σκυ-θα σκυθαι. İskitler Herodotos zamanında Yunanlılar hem Avrupalı hem de Asyalı göçebelere İskit diyorlardı.

Herodot IV 1-7; N.Ya.Marr, Selected Works, Cilt 5, "The term "Scyth" makalesinde, Moskova, 1935.


İskitler-Ruslar (Σκυθας τους Ρως) - bu etnonim, Bizanslı yazar Themisties tarafından Aristoteles'in (MÖ 384-322) "Gökyüzü Üzerine" adlı kompozisyonu için derlenen bir scholium'da geçmektedir. "Kuzey Kutbu'na yakın Arktik bölge ile tropikal yaz bölgesi arasında, İskitler-Roslar ve diğer Hyperborean halklarının soğuk bölgeye daha yakın yaşadığı orta alanı yerleştiriyoruz ...". Latyshev, 1836 yılında Berlin Bilimler Akademisi tarafından yayınlanan Aristoteles'in toplu eserlerindeki şu pasajı aktarır

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 2, s. 332.


Skolopit (Scolopitus) - Kraliyet soyundan gelen İskitli genç. Efsaneye göre prensler Skolopit ve Plin anavatanlarından kovulduktan sonra onları takip eden İskitlerle birlikte Küçük Asya'da Termodont nehri yakınlarına yerleştiler. Orada Amazon kabilesinin ataları oldular. Skolopit adı şüphesiz İskitlerin kabile adı olan Skolotlarla bağlantılıdır.

Justin, Epitome of Pompey Trogus works, II, 4, 1 VDI yayını, 1954, No 2.


Skolot - Herodot, Avhats, Katiars, Traspi ve Paralat kabilelerinin topluca Skolot olarak adlandırıldığını bildirmektedir.

M.I.Artamonov, Sovyet Biliminde İskitlerin Tarihi, VDI, 1947, No 3; N.Ya.Marr, Seçilmiş Eserler, Cilt 5, "İskit" terimi, M., 1935.


Skopasis - I. Darius ile savaşan İskitlerin askeri birliklerinden birinin lideri. Skopasis ordusunda Sauromates de vardı. İyonya Yunanlıları ile müzakereleri İster üzerindeki köprüden yürütmüştür.

Herodot IV 120, 128.


Skunh (Skunxa) - Sakaların ya da Massagetaların (Masgutlar) lideri. Pers kralı I. Darius tarafından esir alınmıştır. Behsutun yazıtında şöyle yazar: "İskitlerin bir kısmını bozguna uğrattım, bir kısmını da esir aldım. Skunha adındaki liderleri yakalandı ve bana getirildi ...."

Kral I. Darius'un Behistun yazıtı.


Spargapis (Σπαργαπισης) - Massagetae (Masgut) Kraliçesi Tomiris'in oğlu (Kraliçe Tomiris, İran ve Hint-Avrupa dünyasında duyulmamış kadın devlet başkanlarından veya naiplerden biridir). Pers kralı Büyük Kiros tarafından esir alındıktan sonra intihar etmiştir.

Herodot I 211, 213.


Spargapith (Σπαργαπειθης) - İskit kralları hanedanının kurucusu, Anakarsis'in büyük büyükbabası. Onun hakkında Herodot (IV 76) bilgi vermiştir. MÖ 470 yılında İskit kralı Ariapith'i öldüren (Türk) Agathyrs kralı bir başka Spargapith daha vardı.

Herodot IV 76, 78.


Spu - İskitçe'de "göz" anlamına gelir. Bu nedenle Herodot, Arimaspi kabilesinin adını tek gözlü olarak açıklar ("arym" - Tr. yarım, "spu" - Tr. göz, Arimaspu "Yarım Gözlü", yani "Şaşı Gözlü". İngilizcede "şaşı gözlü "nün yanı sıra alaycı "ukala", "şaşı gözlü", "çarpık gözlü", "duvar gözlü" ve muhtemelen daha fazlası da vardır. Mongoloid insanlara açık bir göndermedir. Bu, İskit dili hakkında doğrudan tanıklık eden bilinen iki İskitçe bileşik kelimenin bir bileşenidir ve dilbilim akademisyenlerinin herhangi bir tahmini yapısını atlar).

Herodot IV 27; Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 1, s. 307.


Tabiti - İskit panteonunun tanrıçası. Herodotos onu Yunan tanrıçası Hestia ile karşılaştırır (Muhtemelen Türk Ebi/Ebe'nin bir çarpıtması, doğuran, Havva'nın öncüsü ve Tr. İncil'deki "adam" - insan için mükemmel bir tamamlayıcı).

Herodot IV 59.


Tagi - İskitçede "iplik" anlamına gelen sözcük; aynı Türkçe sözcükle örtüşür. Proto-Altayca "*telu" "yay ipi, germek", Almanca "Draht" ~ "tel" sözcüğünden gelen Türkçe soydaş "telu" "yay ipi, germek". Türkçe ile tamamen aynı olan Proto-Altayca, şu ana kadar kelimenin etimolojisinin yapılabildiği tek dildir ve Hint-Avrupa ve Tungustik ailelerinin tüm kollarını dışarıda bırakır. Kelimenin Avrasyatik yayılımı şaşırtıcıdır: : İngilizce "thread", Almanca "Draht", Moğolca "tele", Hotanca "ttila", Yeni Farsça "tel", Kürtçe "tel", Osetçe "tel", Khalka "tele", Buryatça "telür", Kalmukça "tel-", Evenkçe "telbe-", Japonca "tur/tsurú", vb (Dybo A.V, Türk dillerinin kronolojisi ve ilk Türklerin dilsel temasları, Moskova, 2007, s. 806; Miziyev İ.M. Eski çağlardan Rusya tarafından ilhakına kadar Karaçay-Balkar halkının tarihi//Mingi-Tau (Elbrus), 1994, no. 1 (Ocak-Şubat), Nalçik, Mingi-Tau Yayıncılık, 1994, s. 7-104, 206-213)


Taksakis (Ταξακις) - Darius'la savaşa katılan üç İskit kabilesinden birinin lideri (Erasia'ya ve 2 bin yıla yayılmış "Oset" Digor da dahil olmak üzere Toharlar için birçok benzer yakıştırmadan ikisi olan Tukhsi ve Toks-oba'yı anımsatır).

Herodot IV 120.


Tanais (Ταναις) - İskitya'da bir nehir, günümüzde Don Nehri (Tr.'de "soğuk, buzlu" nehir, "don-durma" = dondurma ve buzlu Tanais gibi. Doğrudan bir kelime Türkçe "ten" = "büyük nehir". Her iki etimoloji de uygulanabilir, ancak Herodot'un Tanais'e "buzlu nehir" dediğine dikkat edilmelidir, muhtemelen modern İrancıların bilmediği bir şeyi biliyordu; İskit-İran etimolojilerinde belirtilen İranca "don" = "nehir", İran dillerinde tuhaf bir şeydir ve yaygın bir kelime olduğu Türkçeden bir alıntı olduğunu düşündürmektedir).

Herodot IV 47.


Tanai - MÖ 633 yılında Mısır'a yaptıkları sefer sırasında İskitlerin lideri. Pompey Trogus'a göre, İskitlerin seferinden haberdar olan Mısır Firavunu I. Psammetich onları Suriye'de hediyelerle karşılamış ve seferlerinden vazgeçmeye ikna etmiştir (Tanai ismindeki "-ai" eki, "-ai" ile biten diğer İskit isimlerinin ayrıştırılması için bir örnek teşkil edebilir, ancak başka olası ayrıştırmalara da izin verir. Tr. "-ai" eki, "-aga/-aba/-aby" ve daha sonra "-bei/-bek/-khan" vb. formantlara ve Japonca "-san" formantına benzer şekilde, saygı ifade eden bir kişisel unvan formantıdır.  "-ai" kelimelere örnek olarak ata = baba kelimesinden gelen atai, büyükbaba / büyükbaba için baba ve papa'dan gelen babai ve Papai ve bir dizi özel isim verilebilir. Etimolojik olarak, Tanai isminin anlamlarından en az biri Tr. tan = "büyük nehir").

Justin, Epitome of Pompey Trogus works, I, VDI yayını için, 1954, No 2, s. 181; Herodotos I, 105.


Tanus (Tanusas) - bir İskit kralı. MÖ 2. yüzyılda Dobruca'da sikke bastırmıştır (Dobruca, konumu ve adı Skolot İskitlerinden geldiklerine işaret eden Seklerlerin ülkesiydi. Bu, Seklerlerin bağımsız zihniyetiyle doğrulanmaktadır, 2 bin yıl boyunca diğer birçok hanedan kabilesine benzer şekilde tutarlı, kendi kendine yeten bir etnik birim olarak hayatta kalmışlardır: Aslar, Doğu Hunları, Uygurlar, Dulo Hunları, Aşina Türkleri, Avarlar, Kayılar, Kangarlar, Kırgızlar, Celayirler, Cengizliler. Özgüven, eski ayrıcalıklarına dair folklorik bilgi ve asil soylarına dair kökleşmiş bilgi, hanedan boylarının Türk tarihi boyunca daha az öne çıkan Türk boylarına göre daha uzun süre bozulmadan hayatta kalmalarına yardımcı olmuştur. Görünüşe göre, hayatta kalmalarına Sekler soyuna saygı duyan ve hanedan haklarına saygı gösteren diğer Türk boyları yardımcı olmuştur, bu durum diğer tüm hanedan soylarıyla paralellik göstermektedir. Seklerler, Avrupa'daki tüm Türk boyları arasında farklı okuryazarlıklarını Modern Çağ'a taşıyan tek boydur. Seklerlerin ayrıcalıklı uzun ömürlü olmalarındaki bir diğer etken de Seklerlerin ve savaşçı eşlerinin birlikteliğini biyolojik ve kültürel olarak bağımsız kılan Türklerin katı egzogami kuralı olabilir. Katı egzogami geleneği, eski coğrafyacılar ve tarihçiler tarafından, çevredeki nüfusla karışmayan, biyolojik ve kültürel farklılıklarını koruyan bazı seçkin Türk kabilelerinin bir özelliği olarak kaydedilmiştir. Tanus adı, Tanus İskitlerinin Tuna boyunca Tr. tan = "büyük nehir") yükselen konumunu yansıtıyor olabilir.

T.V.Blavatsky, Greeks and Scythians in the West Black Sea, VDI, 1948, No 1; Harmatta, Studies in the history and language of the Sarmatians, 1970, s. 22.


Tarandos (Ταρανδος, Gr. ren geyiği) - Hesychius ve Philo Judea tarafından bildirilen, İskitlerin derilerinden giysi diktikleri geyik benzeri bir yaratık (Çin anlatıları erken Asya Hunları hakkında aynı haberi verir).

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 4, s. 270.


Targitai (Ταργιταος) - İskit kabilelerinin efsanevi kurucusu. Herodot tarafından anlatılan efsaneye göre Targitai, Herkül'ün Borysthenes nehrinin kızı olan yılan bacaklı bir tanrıçadan olan oğluydu. Herodot ile çağdaş olan İskitler, Targitai'nin Darius istilasından tam bin yıl önce yaşadığına inanıyorlardı (Düzinelerce IE dili arasında uzak fonetik benzerlikler arayan ve semantik anlamdan bağımsız olarak bir zafer ilan eden İran "etimolojilerinin" aksine, Türk karşılıkları çoğu zaman açıktır. Targitai olarak adlandırılan ve her ikisi de tarihsel döneme ait iki (2) önemli Türkçe kanıtımız var. Bunlardan ilki Cengizhan döneminde Keraitlerin Torgut boyunun başı olan "Kutsal Efsane "deki Targutay, diğeri ise Baykal bölgesindeki bir toponim olan Targitui'dir. Her ikisi de Türk halkı ile bağlantılıdır. İskit kabilelerinin efsanevi kurucusu hakkında gizemli bir şey yoktur, Türk folkloru, bir kabilenin kökeninin efsanevi bir pra-babaya atfedildiği düzinelerce vakayı korumuştur, bunlardan en bilineni Doğu Hun lideri Mode'den sonra modellenen Oğuz-Han'dır. Targutay hikayesi sadece diğer Türk ata mitlerinin arasına düzgün bir şekilde düşmekle kalmaz, aynı zamanda bizi merdivenin daha da yukarısına ve aşağısına götürür.  Torgut kabilesi Birinci Türk Kağanlığı'nın Türkutlarıyla ilişkilidir ve etimolojisi çoğul olarak doğrudan Türk'tür: Türks. "-ai" eki, kişi adları için kullanılan bir saygı formantıdır, kabile adı Türkut'tur, liderine Türkutai denir. Türklerin K.Pontus'taki varlığı Klasik Dönem'de belgelenmiştir: Pomponius Mela, Yaşlı Plinius; özellikle Klasik Dönem öncesi Akdeniz bölgesinde "T'r" etnonimlerinin ve toponimlerinin ve genel olarak Türk kelimelerinin varlığı her yerde mevcuttur. Bu durum Targitai adının etimolojisi için de geçerlidir: birden fazla öneri ortaya atılmıştır, bağımsız bir destek olmadan hepsi tamamen spekülatiftir, hangisinin daha olası olduğuna dair bireysel yargılar tamamen özneldir ve makul olasılıklar yelpazesi oldukça geniştir. En iyi alternatif, "yaratıcı, primogenitor" semantiği ile Tr. "targi" gibi görünmektedir. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", s. 82, 198-206.

Targitai bir İskit olduğuna göre, ebeveynlerinin de İskit olmasını beklemeliyiz. Herodot'un ikinci köken efsanesi Targitai'yi atlarını arayan Herakles'in oğlu yapar. Herakles isminin iki versiyonu vardır: Yunanca Herakles ve Etrüskçe Hercle. Tr.'de kerəklə aramak, ker ise (yayı) germek anlamına gelir ki Herakles yayı Targitai'ye vermeden önce bunu yapmıştır. Bu şaşırtıcı fonetik ve semantik tesadüf, Herakles'in aslen bir Türk kahramanı olduğunu, Etrüskler ve İskitler için ortak olduğunu ve Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından benimsendiğini doğrulamaktadır.  Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", s. 280 ve M.Zakiev).

Herodot IV 5, 7.


Teftamos (Τευταμος, Teutamos) - Ctesias'ta geçen bir İskit adı.


Tevtar - Yunan efsanesine göre Herakles'e İskit yayıyla atış yapmayı öğreten bir İskit adı.

Latyshev, Herodor Heracleian'a atıfta bulunarak. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 2, s. 293.


Teuşpa (Teuspa) - Kimmer kralı. Teuşpa 668 yılında İran'da Ahameniş hanedanını kurdu. İskit kralı İşpakai - Şpako'nun kızıyla evlendi; evliliklerinden Perslerin gelecekteki kralı I. Kiros doğdu. Partatua liderliğindeki İskit paralı askerlerinin yardımıyla Asur kralı Esarhaddon tarafından yenilgiye uğratıldı.

Herodotos I 110, VII 11; Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 27; E. Molev. Yunanlılar ve barbarlar, M., 2003, s. 30.


Tiarant - İskit'te bir nehir, İster'in (Tuna) bir kolu, şimdi Alt nehri. Herodot'a göre, Tiarant İskit topraklarından geçmektedir.

Herodot IV 48.


Timn (Τυμνης) - İskit kralının Olbia'daki temsilcisi. MÖ 449-446 yıllarında İskit'teki seyahatleri sırasında Herodot ile tanıştı. Herodot'a İskitler, Perslerle savaşları ve gelenekleri hakkında birçok ayrıntı verebilecek olan kişi tam olarak Timn'di. Herodotos'un Timn'inin bir Kallipid ya da Alizon olması mümkündür.

Herodot IV 76, V 37; E. Molev. Grekler ve barbarlar, M., 2003, s. 82; Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, s. 138.


Tiragetler - İster (Tuna) kıyılarında yaşayan bir İskit kabilesi. Tiragetler hakkında Plinius (IV, 12, 24) yazmıştır. Batlamyus (III, 10) onları Tirangets, Strabon (VII, 471) Tirregets olarak adlandırmıştır. Hecataeus Mirgetlerden bahseder. Latyshev, Tiragets isminin hatalı olduğunu düşünmektedir (Ancak bize kalan Tiraspol'dur, Tiranspol, Tirrespol veya Mirspol değil ve nehir Tiras'tır, Tirans, Tirres veya Mirs değil. Nehrin adı ve daha sonra bu nehirde yaşayan Yunanlıların adı, muhtemelen Tira kabilesinin adına dayanmaktadır; yer ve kabilenin adının sıkı bir şekilde ilişkilendirilmesi, İskit öncesi Kimmerlerle ilişkili olan İskit öncesi soyuna işaret edebilir; Tiragetes'in İskit kabilelerinin çekirdeğine ait olmadığı gerçeği bunu desteklemektedir. Etimolojik olarak Tiraget = Tira (kabile) + get = guz = kabile. Tira adı şüphesiz birçok dilden spekülatif olarak etimolojikleştirilebilir, belirli bir spekülatif etimoloji önermek için yapıcı bir kullanım yoktur. Literatürde Turalar, Tiren Denizi ve Etrüskler de dahil olmak üzere çevredeki diğer "Tr'ler" ile ilişkilendirilmiştir Etrüskler hakkındaki literatürde, endonimin "Tr's" kökü, kökeni hakkında fikir birliği olmaksızın Türklerdeki "Tr" ile bağlantılıdır).

Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1947, No 1, s. 299.


Tiras (Τυρας) - İskitya'da bir nehir, günümüzde Dinyester nehri (Tiras nehri, muhtemelen adını Tira kabilesinden almıştır).

Herodot IV 47.


Tiritler - İskitya'da Tiras (Dinyester) nehrinin ağzı yakınlarında yaşayan karışık Helenler (adını muhtemelen Tira kabilesinden alan Tiras nehri civarındaki Yunan kolonistler).

Herodot IV 51.


Toksakis (Τοκσακισ) - Kral Idanthirsos komutasındaki Skopasis ile birlikte MÖ 514 yılında Perslere karşı savaşan İskit komutan. Toksakis ve Skopasis, İskitler, Sauromatlar, Boudinler ve Gelonlardan oluşan birleşik bir orduyu yönetmişlerdir (Toksak, Hun ve Türk unvanlarında olduğu gibi kabile kökenli bir isim olarak karşımıza çıkmaktadır: Tohsi/Tuhsi + Saka, yani Saka'nın Tochar'ı. Tuhsi/Tocharlar, MÖ 170'lerde Hun Modu tarafından yenilgiye uğratıldıktan sonra Kangar'a çekildiler ve bir kuşak sonra Horezmia'nın Aral bölgesine geri çekildiler, buradan da bir başka kuşak sonra Baktriana'ya saldırdılar ve kontrolü ele geçirdiler. Horezm'de kalan Tuhsi'lerin bir kısmının bin yıl daha Hazar Denizi civarında kaldıkları kaydedilmiştir, Slav Rus yıllıklarında Toksoba, Manguşlak civarında Dügerler, Kuzey Kafkasya'da Digorlar olarak bilinirler ve Hazar Denizi çevresindeki Türkmenler arasında modern bir klandırlar. Genel göçlere bakıldığında, Tuhsi'lerin ata topraklarının Hazar bölgesinin kuzey sıradağları olduğu ve burada K.Pontus İskitlerinin bir üyesi oldukları anlaşılmaktadır. MÖ 4.-3. yüzyıllarda M.Ö. doğu Hunlarına boyun eğdirmişlerdir).

Herodot IV 76, 120, 126, 127, Justin (Junianus Justinus, MS 2. yüzyıl), Pompey Trogus eserlerinin Epitome'u (MÖ 1. yüzyıl), II, 4, 8 VDI yayını, 1954, No 2.


Toksamis (Τοξαμις) - bu isim, Kimerios (κιμεριος) ismiyle birlikte MÖ 570 yılına ait bir seramik vazo (krater François) üzerine basılmıştır. M.V.Skrjinskaya, sanatçının M.Ö. 6. yüzyılda Yunanlılar tarafından iyi bilinen İskit efsanelerindeki kişileri tasvir ettiğine inanmaktadır (Toksam adı, "Oset" Digor da dahil olmak üzere, Avrasya'ya yayılmış ve 2 bin yıldan fazla bir süredir Toharlar için birçok benzer yakıştırmadan ikisi olan Tukhsi ve Toks-oba'yı çok anımsatmaktadır).

B.N.Grakov, Materyaller ..., No 104; M.V.Skrjinskaya. Kimmer ve İskit efsanelerinin kahramanları, VDI, 1986, No 4, s. 84.


Toksarid - Lucian'ın "Toksarid ya da dostluk" diyaloğunda bir İskit adı (İsim, önde gelen bir Türk kabilesi olan Tukhsi'yi ve onların ülkesi Toks-oba'yı, diğer adıyla Toharları anımsatır).

Lucian. Coll. of works in two volumes, Moskova, Leningrad, 1935, cilt 1.


Toksaris - uzun süre Yunanistan'da yaşamış bir İskit. Orada büyük bir şifacı ve bilge olarak ünlenmiştir. Bir veba salgını sırasında Toksaris, Atinalılara sokağı ekşi şarapla yıkamalarını tavsiye etmiş, bu da Atinalıları salgından kurtarmıştır. Bunun için Yunanlılar ona kahraman unvanı vermiş ve ölümünden sonra mezarına bir dikilitaş dikmişlerdir (İskit ritüellerine uygun olarak, bir seyahat için donatılmış ve kurgan altında gömülmediğini ima eder. Ölen kişiye saygı açısından bu, Hıristiyan ayinleri olmadan ölen bir Hıristiyan'ın bu yüzden cehenneme gitmesinden çok daha kötü bir suçtur, çünkü ölen kişi bu dünyada kalacak ve yaşayanları rahatsız edecektir. Toksaris adı, önde gelen Türk kabilesi Tukhsi ve toprakları Toks-oba, diğer adıyla Tochars'a dayanan aynı kelime gibi görünmektedir).

V.Latyshev. "Proceedings of ...", VDI, 1948, No 1, s. 299; Lucian. Coll. of works in two volumes, Moscow, Leningrad, 1935, vol. 1, dialogues "Scyth or guest", "Scyth or friend in a foreign land".


Trerler, Trarlar (Τρηρες, Τραρες) - bir Kimmer kabilesi. Strabon bir Trer lideri Kobos (κωβος) hakkında bilgi verir. L.A.Elnitskiy, Trerler, İskitler ve Traspi-Traklar arasında genetik bir ilişki olduğunu öne sürer (Aynı gözlem M.Zakiev tarafından da belirtilmiştir, hepsi "Tr" içeren Thrac, Trer, Tyr, Tra kümesinde şüpheli bir benzerlik ve belirsiz bir sonorite vardır. Bu sayıya ETruskans, Tyrrhenians ve antik s) için Hint isimleri koleksiyonu eklenmelidir.

Strab., Geogr., I, 3, 12; Elnitsky L.A., Scythia of the Eurasian steppes. - Novosibirsk, 1977, s. 47-48; E. Molev. Yunanlılar ve Barbarlar, M., 2003, s. 34.


Fagimasad (Thagimasad, Zagimasad)- Kraliyet İskitlerinin tanrısı. Herodot onu Yunanlı Poseidon ile ilişkilendirir (W.Radloff, uzun yeleli atların çektiği bir arabada denizlerde yarışan Yunanlı Poseidon ile beyaz ve gri atlar üzerinde mülklerini devriye gezen bir Türk denizler ve nehirler tanrısı arasında tam bir benzerlik olduğunu göstermiştir. Etimolojik olarak, Tagimasad adı iki Türk sesteş semantiği verir:

1. Tagimasad = Tagi + mas/bash + ad = sürü + başlık + at = bir at sürüsüne başkanlık etmek, veya = binek + başlık + at = binek atlarına başkanlık etmek

2. Tagimasad = Tagi + mas/bash + ad = çokluk + başlık + nehir

Tagimasad kelimesi aynı anda her iki anlamı ve biraz daha fazlasını taşıyabilir. Modern Türkçe karşılıklar arasında etimolojisi en yakın olanlardan biri Altaylardaki Sartakpai'dir: (S)ar + tak + pai = su-nem + sürü/dağ/çokluk + Rab (bai). "Tag" kökü hem İskit hem de Altay formlarında aynıdır, işlevsel olarak Sartakpai nehirlerin koruyucusudur, nehirlerin yatağını belirler, onları birleştirir, dağları aşar ve göller için barajlar oluşturur. Büyü özellikleri Türk efsaneleri ve Yunan mitolojisi arasında aynıdır, bunlar atlar ve üç dişli mızraktır. Kimin kimden ödünç aldığı sorusu açık kalsa da, İskit Tagimasad, Yunan Poseidon ve Türk Sartakpai arasındaki bağlantı varyasyonlarla birlikte açıktır. Orta Asya'da Tagimasad/Poseidon Dikan-baba ve Dikan-ata olarak adlandırılır, burada Dik = Tagimasad'daki Tagi, semantik olarak "dikmek, ekmek"; -an = ya son ek ya da dik + khan'daki khan'ın bir daralmasıdır; ve baba = İskit Papai = tanrı, primogenitor, işlevsel olarak eşanlamlı ata babadır. Dikan = ekici, çiftçi, Orta Asya'nın toprak sahibi aristokrasisi olan dikhanlara şüpheli bir şekilde yakındır, bu terim alışılagelmiş bir şekilde Farsça kökene atfedilir, ancak Türkçe "dik/tik" = dikmek, ekmek kökünden türetilmiştir. Roma'da Poseidon, Poseidon'un niteliklerini koruyan ve atlı seçkinlerin koruyucusu olan Neptün'e dönüşmüştür. "Binek, ata binme" anlamında "tagi" kelimesi, Buhara Hanlarının Şerjere'sinde (Nominalia) At Yılı'nı belirtmek için kullanılmış ve bir süre bazı araştırmacıların kafasını karıştırmıştır. Bunda, Bulgarcadaki İskit sözlüğünü fark edebiliriz. Etimolojik sonuç, Tagimasad'ın toprağa ve suya, sığır sürülerine hükmettiği, atların babası olduğu, tohum ektiği ve tahıl hasat ettiğidir. Ref. Z.Gasanov "Kraliyet İskitleri", s. 339-346)

Herodot IV, 59.


Fagimasad (Thagimasad, Zagimasad)- Kraliyet İskitlerinin tanrısı. Herodot onu Yunan Poseidon ile ilişkilendirir (W.Radloff, uzun yeleli atların çektiği bir arabada denizlerde yarışan Yunan Poseidon ile beyaz ve gri atlar üzerinde mülklerini devriye gezen bir Türk denizler ve nehirler tanrısı arasında tam bir benzerlik olduğunu göstermiştir. Etimolojik olarak, Tagimasad adı iki Türk sesteş semantiği verir:

1. Tagimasad = Tagi + mas/bash + ad = sürü + başlık + at = bir at sürüsüne başkanlık etmek, veya = binek + başlık + at = binek atlarına başkanlık etmek

2. Tagimasad = Tagi + mas/bash + ad = çokluk + başlık + nehir

Tagimasad kelimesi aynı anda her iki anlamı ve biraz daha fazlasını taşıyabilir. Modern Türkçe karşılıklar arasında etimolojisi en yakın olanlardan biri Altaylardaki Sartakpai'dir: (S)ar + tak + pai = su-nem + sürü/dağ/çokluk + Rab (bai). "Tag" kökü hem İskit hem de Altay formlarında aynıdır, işlevsel olarak Sartakpai nehirlerin koruyucusudur, nehirlerin yatağını belirler, onları birleştirir, dağları aşar ve göller için barajlar oluşturur. Büyü özellikleri Türk efsaneleri ve Yunan mitolojisi arasında aynıdır, bunlar atlar ve üç dişli mızraktır. Kimin kimden ödünç aldığı sorusu açık kalsa da, İskit Tagimasad, Yunan Poseidon ve Türk Sartakpai arasındaki bağlantı varyasyonlarla birlikte açıktır. Orta Asya'da Tagimasad/Poseidon Dikan-baba ve Dikan-ata olarak adlandırılır, burada Dik = Tagimasad'daki Tagi, semantik olarak "dikmek, ekmek"; -an = ya son ek ya da dik + khan'daki khan'ın bir daralmasıdır; ve baba = İskit Papai = tanrı, primogenitor, işlevsel olarak eşanlamlı ata babadır. Dikan = ekici, çiftçi, Orta Asya'nın toprak sahibi aristokrasisi olan dikhanlara şüpheli bir şekilde yakındır, bu terim alışılagelmiş bir şekilde Farsça kökene atfedilir, ancak Türkçe "dik/tik" = dikmek, ekmek kökünden türetilmiştir. Roma'da Poseidon, Poseidon'un niteliklerini koruyan ve atlı seçkinlerin koruyucusu olan Neptün'e dönüşmüştür. "Binek, ata binme" anlamında "tagi" kelimesi, Buhara Hanlarının Şerjere'sinde (Nominalia) At Yılı'nı belirtmek için kullanılmış ve bir süre bazı araştırmacıların kafasını karıştırmıştır. Bunda, Bulgarcadaki İskit sözlüğünü fark edebiliriz. Etimolojik sonuç, Tagimasad'ın toprağa ve suya, sığır sürülerine hükmettiği, atların babası olduğu, tohum ektiği ve tahıl hasat ettiğidir. Ref. Z.Gasanov "Kraliyet İskitleri", s. 339-346)

Herodot IV, 59.


Harasp (Charaspes) - Tuna'nın ötesinde, Dobruca'da bir İskit kralı. Harasp M.Ö. 2. yüzyılda Yunan şehirleri Tom ve Odess'te sikke bastırmıştır (Dobruca, Sekler'in tarihi ülkesidir).

T.V.Blavatsky, Batı Karadeniz'de Yunanlılar ve İskitler, VDI, 1948, No 1.


Chorsari (Khorsari) - Persler için bir İskit adı (Bu, İskit-İran şemasında, İtalyanlar için bir İtalyan adı, Almanlar için bir Alman adı ve İngilizler için bir İngiliz adı gibi en muhteşem bir gösterimdir. Britanya'da İngilizler için bir eşanlamlı var mı? Eğer yoksa, nasıl oldu? İran dilini konuşan İskitler bugünkü Britanyalılara kıyasla o kadar ileriydiler ki, Britanyalıların bulamadığı bir şeye, kendilerine yabancı bir isme sahiptiler?)

Pliny.


Shpako - Ishpakai'nin kız kardeşi. Her iki isim de İskitçe shpako - köpek kelimesinden gelmektedir (Tr. köpek = kopek, yeterince yakın, özellikle s > h > k h / s değişimi göz önüne alındığında. Partça'da köpek sabahtır, bu da İskitçe köpek kelimesinin Ogur Daha/Tochar kökenine işaret eder. Oğuz telaffuzunda köpek = kopek ve Ogur'da köpek = sopek ~ shopek olurdu. Osetçe'de köpek kuydz, Farsça, Tacikçe sag, Keşmirce hunu, Ermenice shun, Afganca, Hintçe kutta, Bulgarca kuche, Veziri spai (yeterince yakın), Doğu Slavca sobaka (yeterince yakın). Trubachev, Doğu Slavca "sobaka "nın İran kökenini dışlamış ve diğer tüm Slavlarda "pes" adı olduğu için Türk ödünçlemesi olduğunu belirtmiştir [Trubachev, Slavic names for domesticated animals, Moscow, 1969, p. 29 on]. Köpek kelimesinin etimolojisi, Türk dil ailesine ait bir lehçeye kesin olarak işaret eden kanıtların toplamını dikkate almalı, ancak ödünç almayı veya sınırlı yerel kullanımı dışlamamalıdır. İskit ülkesinde pek çok farklı dilin varlığı çağdaş yazarlar tarafından onaylanmış bir gerçektir ve etnik açıdan farklı karışımlar ve bileşenler, ayrıldıkları yüzyıllar boyunca Batı ve Doğu Tumber Grave kültürleri içinde şüphesiz birikmiştir (Herodot 4.24, Strabon 1.2.27, Pomponius Mela 2.9). Sonraki yüzyıllarda İskit topraklarında Türk, Ugro-Fin, Cermen, Balto-Slav, Kafkas, Kelt ve İran dil gruplarının yaşadığı bölgeler ortaya çıkmış, ancak Kurgan Kültürü mezar geleneğini tarihsel olarak modern dünyaya taşıdığı belgelenen tek grup Türk halkı ve Cermen soyluları olmuştur.

Asya'dan gelen İskitler Doğu Kereste Mezar Kültürü'ne aitti ve Arpoksai'nin torunları olarak listelenen kabilelerden oluşuyordu: Katiarlar, Avhatlar, Traspianlar ve Koloksai'nin soyundan gelen Paralatlar, hepsi Skolotlar etnik grubu altında ve Herodot'un "İskit" olarak adlandırdığı farklı bir dile sahipti.

Avrupa'daki İskitler Batı Kereste Mezar Kültürü'ne aitti ve İskitler olarak listelenen kabilelerden oluşuyordu, ancak onları özel İskitler yapan ayrımlar vardı: Kimmerler, Agathyrler, Budinler, Iyrklar (Tr. genel "göçebe"), Taurlar (Tr. genel "dağlı"), Traspi-Kamyonlar-Traklar, Tyralar, Daha/Tocharlar (Strabon 2.8.2), Neures, Melanhlens-Melanchlaeni (Gr. Kara Mantolu, etnolojik İskitler), Sauromatlar, Allizonlar. Bu grubun ayrı bir alt kategorisi, Hazar'ın hemen doğusundaki bölgede Batı ve Doğu Kereste Mezar kültürlerinin bir karışımını kapsıyordu: Massagetes-Masgutlar, Alanlar, Aorsi (Avarlar/Avarlar), Siraci (Seres, Serica, Ch. Se, Aşina Türklerinin ataları), Chorasmians, Kolkheti Khalibleri (Rodoslu Apollonius'un "Argonautica "sında).

Üçüncü bir kategori, İskit olmadıkları açıkça belli olan kavimlerdir: Hellenler, Gelonlar, Kallipidler, İsterler, Androphaglar-Anthropophagi (Gr. İnsan Yiyenler), Argippaeanlar, Melanhlens-Melanchlaeni (Gr. Kara Mantolu, etnolojik olarak İskit olmayanlar)

İskit mezarlıklarından çıkarılan onca altın varken, osteolojik çalışmaların azlığı dikkat çekicidir. Görünüşe göre, arkeolojik altın arayıcıları değersiz kemikleri bir kenara atmış ve kemikler yıkılan kurganların molozları altında yeniden gömülmüştür. M.Ö. 3. ve 4. yüzyıllara ait Boğaziçi anıtlarında ve Solokha kurganından çıkarılan bir gorit üzerindeki resimlerde günümüze ulaşan birkaç değerli eser, İskitlerin fizyonomik yapısını kayda değer ölçüde Mongoloidlikle ortaya koymaktadır. İronik bir şekilde, ölülerin Mongoloidliği, Yunan yazıtlarının İskit içeriğinin gerçekliği, isimlerin İran dilindeki etimolojisi (Vs.Müller, V.Abaev, M.Vasmer, J.Harmatta, L.Zgusta) ve İskitler arasında Moğol veya Turan kanının güçlü etkisine dair kanıtlar için bir argüman olarak kullanılmaktadır. Matine sirk gösterilerinde, hokus pokus no 2 gibi numaraların habercisidirler. Bizim amaçlarımız doğrultusunda, Mongoloid ve Kafkasyalı kalıntıların varlığı, kalıntıların karmaşık bir bileşimine işaret etmekte ve yerli İskit sözlüğünün bir kısmının etnik olarak farklı bileşenlerinden ödünç alınmış olabileceği ihtimaline işaret etmektedir).

Shpako, Kimmer kralı Teushpa'nın eşiydi ve evliliklerinden Perslerin bir sonraki kralı I. Kiros doğdu (Baba Teushpa İskit, anne Shpako İskit, sadece zavallı ben tam kanlı bir Persim ya da en azından Perslerin kralı. Görünüşe göre krallık, köpek için spako yerine sag'ı koruyan Fars dilinin gelişimini kapsamıyordu).

Elnitsky L.A., Avrasya bozkırlarının İskityası. Novosibirsk, 1977, sayfa 27'deki dipnot.


Habei - MÖ 2. yüzyılda İskitler tarafından Kırım'da inşa edilen kalenin adı

A. Andreev. Kırım Tarihi, MS-2002


Eorpata (Οιορπατα) - İskitler Amazonlara "Eorpata" derlerdi. "İskitler Amazonlara "eorpata" derlerdi, bu Hellence'de adam öldürenler anlamına gelir, "eor" aslında bir adam anlamına gelir ve "pata" öldürmek anlamına gelir" (Er/ireir aslında Tr.'de "adam" anlamına gelir ve pata Tr.'de "'kırar, döver, öldürür" anlamına gelir. Yazar sadece "İskitçe eor'un Türkçe oyor, eyr, er - adam'a oldukça benzediğini" değil, aynı zamanda İskitçe pata'nın Türkçe pata - kırmak, vurmak, öldürmek - ile aynı olduğunu da not etmiyor. Bileşik kelimelerin tesadüfen bir araya gelmesi istatistiksel olarak neredeyse imkansızdır. Bu "İranlılar" daha da dikkat çekiciydi, ana dilleri olarak bileşik kelimelerle birlikte Türkçe konuşuyorlardı).

Herodot IV 110.


Eor - erkek, koca İskitçede eorpata - kocalarını öldürenler kelimesinden gelir. Uzmanlar İskitçe eor sözcüğünün Türkçe oyor, eyr, er - man sözcüklerine oldukça benzediğini belirtmektedirler.

Herodot IV 110.


Hippaka (ippaka) - İskitler tarafından kısrak sütünden üretilen bir peynir adı (Kısrak ile bağlantı, Tr. jaby/yabu, jupax'tan gelen at için Gr. hippa/hippos aracılığıyla açıktır).

Hipokrat, "Hastalıklar", Latyshev. "Proceedings...", VDI, 1947, No 2, s. 298.


Eksampey (Εξαμπαιος) - İskitya'da Borysthenes (Dinyeper) ve Hypanis (Güney Bug) nehirleri arasında bir bölge. Burada bir acı su kaynağı vardı. Kaynağın İskit dilindeki adı Eksampei, Helen dilindeki adı ise Kutsal Yollar'dır.

Herodot IV 52, 81.


Enareis (εναρεες) - İskit kâhinleri, efemine erkekler. Söğüt dalları ve ıhlamur süngeri kullanarak kehanette bulunuyorlardı. Herodot, enareislerin Suriye'deki Aphrodite Urania kutsal alanını yağmalayarak dine küfreden İskitlerin soyundan geldiğini tahmin eder. Tanrıça onları sonsuza dek cezalandırır ve bir kadın hastalığı verir (Tr. ene (enə) = "işaretlemek, çentik atmak, çentik açmak" + r, geçişsiz fiilin son eki, enar = çentikli, yani iğdiş edilmiş, hadım edilmiş. Mükemmel bir eşleşme. Ref. Z.Gasanov "Royal Scythians", s. 347-348).

Herodotos I 105, IV 67.


Eminak (Εμινακος) - bu isim MÖ 440 yılına tarihlenen Olbian gümüş sikkelerinde okunmaktadır.

P.O. Karyshkovsky, IMTA, No 4, 1962; E. Molev. Yunanlılar ve Barbarlar, M. 2003, s. 83.


Eliy - bu isim Tuna'nın güneyindeki İskitya'da, M.Ö. 2. yüzyılda Dobruca'da (Tr. El/İl = "toprak, ülke, sahiplik", dolayısıyla "sahip"; Dobruca Seklerlerin tarihi ülkesidir) İskit kralları tarafından basılan sikkelerde yer almaktadır.

T.V.Blavatsky, Batı Karadeniz'de Yunanlılar ve İskitler, VDI, 1948, No 1


Yın - İskit ve Türk dillerinde "yün" anlamına gelir (Miziyev İ.M. Eski çağlardan Rusya tarafından ilhakına kadar Karaçay-Balkar halkının tarihi//Mingi-Tau (Elbruz), 1994, no. 1 (Ocak-Şubat), Nalçik, Mingi-Tau Yayıncılık, 1994, s. 7-104, 206-213)


Ysh, Ish - İskitçe "dondurmak" fiili. Aynı anlama gelen kelime Karaçay-Balkar ve diğer Türk dillerinde de vardır: Yş (Miziyev İ.M. Eski çağlardan Rusya tarafından ilhakına kadar Karaçay-Balkar halkının tarihi//Mingi-Tau (Elbruz), 1994, no. 1 (Ocak-Şubat), Nalçik, Mingi-Tau Yayınları, 1994, s. 7-104, 206-213).

Çeviri: Fatih Mehmet Yiğit 







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar