Kayıtlar

Resim
  Gök Gözlü Bozkurt’un İzi: İkinci Ergenekon Karanlık çökmüştü Türk’ün yurduna, Pay edilmişti toprak, zincir vurulmuştu kurduna. Sönmek üzereyken ocaktaki son ateş, Göklerden bir muştu gibi doğdu o güneş. On Dokuz Mayıs günü Samsun’un ufkunda, Bir vapur yanaştı, umut yüklü adı Bandırma. Gök gözlü bir Bozkurt ayak bastı karaya, Merhem olmak için kanayan her yaraya. Bu çıkış, Türk’ün ikinci Ergenekon’uydu, Tutsaklık zincirlerini kıran bir muştuydu. Dağları eriten o eski demirci gibi, Ateşledi Ata’m Millî Mücadele fikrini. Amasya, Erzurum, Sivas’ta yankılandı sesi: "Ya istiklal ya ölüm!" oldu Türk’ün nefesi. Kurtuluş Savaşı denen o kutsal mahşerde, Küllerinden doğdu millet, her cephede, her yerde. Kocatepe’den baktı o çelik bakışlı lider, Dediler: "Türk bitti", Ata’m dedi: "Geldikleri gibi giderler!" Gök gözlü Bozkurt’un önderliğinde şahlanan ordu, Al bayrağın kanıyla yeniden vatan yaptı bu yurdu. Açtığın bu yolda, yaktığın o kutsal meşaleyle, Yürüyoruz sonsu...
Resim
  "Birlikten güç doğar." Türk Atasözü ON OKUN HİKAYESİ Oğuz Kağan dünyayı fethedip adaletle yönetse de; Her insanoğlu gibi o da bir gün yaşlanmış, Çünkü "Zamanı Tanrı yaratır, kişioğlu hep ölmek için varmış." Oğuz Kağan, uçmağa giden kutlu yolun yakın olduğunu anladığında Toy kurup çocuklarını başına toplamış. Tanrı'nın birliğini, törenin yolunu anlattıktan sonra: "Sadaklarınızdan bir ok alın ve kırın" diye emretmiş. Hepsi sadaklarından birer ok çıkarıp tek olan oklarını kırmışlar. Bunun üzerine Oğuz Kağan çocuklarına: "Şimdi on ok çıkarın ve kırın" diye emretmiş. Çocukları sadaklarından onar ok çıkarmış; ne kadar denedilerse de hiçbirisi on oku kırmayı başaramamış. Oğuz Kağan çocuklarına: "Çocuklarım, bir ve beraber olmazsanız işte şu zayıf tek ok gibi kırılır dağılırsınız. Ama birlik içinde, bir arada olursanız kimse sizi bölemez, parçalayamaz. Şu on ok gibi bir ve beraber olunuz" diye öğüt vermiş. Bu öğüt Oğuz oğullarının kulakla...
Resim
  GÜNEŞ KÜSMÜŞ UFKUMA ​Güneş küsmüş ufkuma, doğmuyor artık sabah, Sen gittin gideli yar, her nefesim bir eyvah. Yıkılmış bir çınarım, dallarım parça parça, Gönül sarayım viran, her taşında bin bir ah... ​Bakma öyle yüzüme, gülmeyi unutmuşum, Hasretin kurşun gibi, kalbimden vurulmuşum. Yollarını beklerken bir ömür feda ettim, Aşkın deryalarında, susuzluktan kurumuşum. ​"Dertliysem sebebi var, sorulmasın kederim, Ben bu çileli ömrü, sana feda ederim. Adalet istesem de feleğin çarkından, Alnıma yazılmışsın, böyleymiş kaderim..."   ​Kulaklarımda çınlar, o veda havası yar, Sırtımda koca bir yük, hayatın ağırlığı var. Dünya dönse ne çıkar, benim dünyam karardı, Söndü artık gönül şehrimin ışıkları. ​Dost bildiğim aynalar, şimdi yüzüme düşman, Gençliğimi harcadım, her saniyem pişman. Gül bahçem kurudu bak, elimde diken kaldı, Bir dilek tutmuştum yar, o da göklerde kaldı. ​ ​"Giden dönmez diyorlar, varsın dönmesin, Bu can bu bedene dar, zaten fazla, bitsin... Kalemimi kırdılar, h...
Resim
 GÜNEŞ KÜSMÜŞ UFKUMA ​Güneş küsmüş ufkuma, doğmuyor artık sabah, Sen gittin gideli yar, her nefesim bir eyvah. Yıkılmış bir çınarım, dallarım parça parça, Gönül sarayım viran, her taşında bin bir ah... ​Bakma öyle yüzüme, gülmeyi unutmuşum, Hasretin kurşun gibi, kalbimden vurulmuşum. Yollarını beklerken bir ömür feda ettim, Aşkın deryalarında, susuzluktan kurumuşum. ​"Dertliysem sebebi var, sorulmasın kederim, Ben bu çileli ömrü, sana feda ederim. Adalet istesem de feleğin çarkından, Alnıma yazılmışsın, böyleymiş kaderim..."   ​Kulaklarımda çınlar, o veda havası yar, Sırtımda koca bir yük, hayatın ağırlığı var. Dünya dönse ne çıkar, benim dünyam karardı, Söndü artık gönül şehrimin ışıkları. ​Dost bildiğim aynalar, şimdi yüzüme düşman, Gençliğimi harcadım, her saniyem pişman. Gül bahçem kurudu bak, elimde diken kaldı, Bir dilek tutmuştum yar, o da göklerde kaldı. ​ ​"Giden dönmez diyorlar, varsın dönmesin, Bu can bu bedene dar, zaten fazla, bitsin... Kalemimi kırdılar, hü...
Resim
  -İSKİT-SAKALARIN TÜRKLÜĞÜ -HUNLARIN ATALARI VE TARİHSEL KÖKENLERİ -İSKİT/SAKA-TİELE-HUN-Tİ-TÜRK BAĞI VE SÖZCÜKLERİN ÇİN KAYNAKLARINDA TELAFFUZ ŞEKİLLERİ 6.6. Sakalar’ın “Türklüğü” Meselesi Çalışmamızın önceki bölümlerinde Saka ya da Batı dünyasının adlandırdığı şekilde İskitler’in kökenleri hususunda ortaya atılan tezlere, Bizans kaynaklarında geçen Saka-Massaget-Gök-Türk/Türk soy bağlantısına ve son olarak da Sakalara ait insan buluntularının antropolojik bakımdan “Turanî/Turanid” tipe benzerliklerine değinmiştik. Şimdi ise Gök-Türkler’in ana-yurdu kabul edilen *Suo/So* ülkesi ile Güney Sibirya’daki ilk Saka yurtları arasındaki bağlantıya ve bilim adamlarının Saka buluntuları üzerinde yapmış oldukları genetik araştırmalara yer vereceğiz. Saka gruplarının tamamının “Türk ya da Altay kökenli” olduklarına dair bir iddiamız söz konusu olmamakla beraber kadim zamanlarda Güney Sibirya ve Altay bölgesi yoğunluklu olmak üzere bilhassa bu merkezî sahadan Amu-derya Havzası’na kadar inen e...
Resim
  HESAP SORULUR ELBET  Aydınlık bir güne gebedir şafak, Dalların meyveye durduğu gündür. Sanma ki bu devran hep böyle sürecek, Zulmün hesabının sorulduğu gündür. Gölgelerin boyu uzayıp büyürse, Güneşin batmaya başladığı gündür. Omuzda taşınan onca ağır yük varken, Dizlerinin üstüne çöktüğün gündür. Sofrada eksilen dilimler ağır, Vicdanlar kör olmuş, kulaklar sağır, Haykırabildiğin kadar gür bağır, Korkunun duvarı yıktığı gündür. Sorulur hesabı elbet her ahın, Rengi değişir o gün sabahın, Tahtı sallanırken o mağrur şahın, Mazlumun ayağa kalktığı gündür. ​Demiri eriten o kor ateşle, Doğacak şafak yeni bir dirilişle, Kavganın sonunda hür bir güneşle, Hakkın divanına vardığın gündür. ​Ne saraylar kalır ne fildişi kule, Savrulur saltanat savrulur küle, Birleşen ellerle gelen bu selle, Zulmün temelinden yıkıldığı gündür. Aydınlık bir güne gebedir şafak, Dalların meyveye durduğu gündür. Sanma ki bu devran hep böyle sürecek, Zulmün hesabının sorulduğu gündür. Fatih Mehmet Yiğit 
Resim
  Ömür Törpüsü ​Adım adım tükettim, bitmez dedikleri yolu, Kırıldı kanadım kolum, hayat dertlerle dolu. Hangi kapıyı çalsam, hep suratıma kapandı, Meğer benim kaderim, çilelerle bağlandı. ​Dost elinden zehir içtim, bal niyetine, Ömrümü feda ettim, elin saadetine. Geceler sırdaşım oldu, kaldırımlar yatağım, Söndü umut ışığım, viran oldu ocağım. ​Bir umut ektim de hüsran biçtim her mevsim, Silindi tozlu raflardan, hem suretim hem ismim. Ben hayata el açtım, hayat bana sırt döndü, Bir yangın yeriyim ki, içinde ruhum söndü. ​Sorun beni dertlerden, sorun beni geceden, Kurtuluş yok biliyorum, bu kanlı bilmeceden. Vefasız bir rüzgârdı, esti geçti gençliğim, Meçhule giden yolda, bitti artık her şeyim. ​Aynadaki bu yüzü, tanıyamaz oldum ben, Ruhum çekildi gitti, bir boşluk kaldı bedenden. Sevda dedikleri yük, meğer bir idam ipi, Kurtulmak istedikçe, düğüm olur derinden. ​Yalan dolan sofrasında, hep acıya doydum ben, Şu koca yeryüzünde, kendime sığamadım ben. Dizlerimde derman yok, gözlerimd...