Kayıtlar

Resim
  Aynı Göğün Altında Kavuşmak bir kıyıysa, vurduk dalga dalga, İki ayrı ırmaktık, aynı denize sevdalı. Yürüdük tozlu yollardan, ayaklarda dünya ağrısı, Bir gülüşün kuytusunda, o kadim rüya saklı. ​Güneşi ellerimizle bölüştük, sıcaklığı avcumuzda, Ümidin yeşil dalları uzanırdı her sabah bize. Şimdi rüzgâr dindi, sular çekildi sessizce geriye, Kalbe değen o sızı, dünden kalan acı bir hediye. Aynı göğün altında, farklı iklimlere dağıldık, Kime gitsek sonunda, kendi yalnızlığımızda uyandık. Biz o kadim kitabın, ayrı sayfalarında yazılan, Tek kalple okunan, yarım kalmış aynı masaldık. ​Zamanın değirmeninde öğüttük en amansız yolları, Yürekte taşıdık binlerce söylenmemiş mahzun sözü. Bir veda değil bu, sadece bitmek bilmeyen bekleyiş, Toprağın yağmura, gecenin sabaha olan hasreti. ​Gidilecek yollar tükendi lakin menzil hâlâ uzak, Göğsümüzde sakladık aşkı, kurulan her türlü tuzak. Şimdi gölgeler uzadı, puslu bir akşam çöktü şehre, Yüzümüzde o eski demlerin yorgun, kederli izi. Aynı göğün ...
Resim
  Son günlerde Kanuni Sultan Süleyman döneminin Şeyhülislamı Ebussuud Efendi üzerine yapılan yorumlarda, sıklıkla tek taraflı yanlı bir güzelleme yapıldığı görülmektedir. Oysa Ebussuud Efendi’nin fetvaları derinlemesine incelendiğinde; namaz kılmayanların katlinden, Kızılbaş Türkmenlerin mülhid/mürted (dinden çıkmış) kabul edilerek öldürülmelerinin vacip olduğuna, Yunus Emre şiirlerinin okunmasının küfür sayılmasından, müziğin yasaklanması ve men edilmesine kadar pek çok sert hükümle karşılaşılmaktadır.  Hatta bir fetvada Kızılbaş bir Türkmene merhamet gösterilmezken sözkonusu Ermeni olunca affedilmektedir. Gayrimüslimlere gösterilen hoşgörü farklı inançtan bir Türk'e gösterilmemektedir. Osmanlı döneminde Ebussuud gibilerince verilen fetvalar sosyo-ekonomik nedenlerle (yoksulluk, yüksek vergiler, haksızlık gibi nedenlerle) başkaldıran veyahut Osmanlının zorunlu iskan ve sürün politikalarına direnen veyahut Osmanlı açısından ileride kendisine rakip güç olarak görülen birçok Tür...
Resim
  EL GİBİ ​Yüce dağlar başındayım Zemheri’nin kışındayım Ekmek, umut peşindeyim Hayat kavgasındayım ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Hangi yana dönsem duvar Gönlümde bitmez bir ah var Dünya geniş, bize dar Ne zaman gelecek bahar ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Garip kuşun yuvası yok Yaram derin, devası yok Zalimlerin insafı yok Karanlık gecenin sabahı yok ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Gözüm yaşı sele döndü Baharıma boran yağdı Gönül bağım viran oldu Ellerim bak boş kaldı ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Gurbet elde kaldım naçar Her kuş kendi göçün uçar Ecel gelir kapım çalar Garip halimi kim sorar ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana oldu el gibi ​Felek büktü belimizi Kimse bilmez halimizi Diken sardı yolumuzu Toprak örter derdimizi ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Hasret tüter ocağımda Yüküm ağır kucağımda Gurbetin bu sıcağında Üşürüm kış ortasında ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Vade dolar, ömür biter Dert üstüne dertler biner Sönme...
Resim
  EL GİBİ ​Yüce dağlar başındayım Zemheri’nin kışındayım Ekmek, umut peşindeyim Hayat kavgasındayım ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Hangi yana dönsem duvar Gönlümde bitmez bir ah var Dünya geniş, bize dar Ne zaman gelecek bahar ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Garip kuşun yuvası yok Yaram derin, devası yok Zalimlerin insafı yok Karanlık gecenin sabahı yok ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Gözüm yaşı sele döndü Baharıma boran yağdı Gönül bağım viran oldu Ellerim bak boş kaldı ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Gurbet elde kaldım naçar Her kuş kendi göçün uçar Ecel gelir kapım çalar Garip halimi kim sorar ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana oldu el gibi ​Felek büktü belimizi Kimse bilmez halimizi Diken sardı yolumuzu Toprak örter derdimizi ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Hasret tüter ocağımda Yüküm ağır kucağımda Gurbetin bu sıcağında Üşürüm kış ortasında ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Vade dolar, ömür biter Dert üstüne dertler biner Sönme...
Resim
  EL GİBİ ​Yüce dağlar başındayım Zemheri’nin kışındayım Ekmek, umut peşindeyim Hayat kavgasındayım ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Hangi yana dönsem duvar Gönlümde bitmez bir ah var Dünya geniş, bize dar Ne zaman gelecek bahar ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Garip kuşun yuvası yok Yaram derin, devası yok Zalimlerin insafı yok Karanlık gecenin sabahı yok ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Gözüm yaşı sele döndü Baharıma boran yağdı Gönül bağım viran oldu Ellerim bak boş kaldı ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Gurbet elde kaldım naçar Her kuş kendi göçün uçar Ecel gelir kapım çalar Garip halimi kim sorar ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana oldu el gibi ​Felek büktü belimizi Kimse bilmez halimizi Diken sardı yolumuzu Toprak örter derdimizi ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Hasret tüter ocağımda Yüküm ağır kucağımda Gurbetin bu sıcağında Üşürüm kış ortasında ​Ömür geçti yel gibi Dünya bana el gibi ​Vade dolar, ömür biter Dert üstüne dertler biner Sönme...
Resim
  ​Be Gülüm / Canımdın sen benim canım  ​Umutlar tükendi, bir çıkmaz yolum, Kırıldı kanadım, tutmuyor kolum. Yalan oldu artık sağım ve solum, Yıktın hayallerimi, vurdun be gülüm. ​Canımdın sen benim, canım, Hasret feryadıyla dolu her yanım. Gittiğin o kara günden bu yana, Dinmedi gözyaşım, sızlar sol yanım. ​Mevsimler değişti, baharım kış oldu, Ayrılık hançeri kalbime vurdu. Sanki bütün dertler gelip beni buldu, Eridim tükendim, bittim be gülüm. ​Canımdın sen benim, canım, Yaralı bıraktın, sızlar her yanım. Dönüp de bakmadın bir defa geri, Gözlerim yollarda, yanar sol yanım. ​Yıldızlar küstü bak, doğmuyor artık, Gönül hırkasını eyledin yırtık. Bu sevda yükünü biz nasıl attık? Yaktın gençliğimi, vurdun be gülüm. ​Canımdın sen benim, canım, Zehir oldu artık ekmeğim, aşım. Sen gittiğin günden beridir inan, Dinmedi feryadım, dinmedi yaşım. Fatih Mehmet Yiğit 
Resim
PERS ORDUSUNU TEK BAŞINA ALDATAN İSKİT SAKA TÜRKÜ: [12] Siraces I. Darius MÖ 522'den MÖ 486'daki ölümüne kadar hüküm sürmüş Ahameniş İmparatorluğu'nun üçüncü Kralı, Sakalar’a (Saka Türkleri) saldırdığında, Sakalar’ın üç kralı "Sacesphares, Amorges ve Thamyris" bu acil durum karşısında alınacak önlemleri görüşmek üzere bir araya geldiler.  Siraces adında bir at bakıcısı onlara tanıtıldı; Siraces, düşmanın yok edilmesi sonucunda ele geçecek tüm atları ve hazineyi çocuklarına ve ailesine vereceklerine dair yemin ederlerse, Pers ordusunu tek başına yok edeceğine söz verdi. Anlaşma sağlandıktan sonra Siraces bıçağını çıkardı; burnunu ve kulaklarını kesti, vücudunun diğer kısımlarını da yaraladı. Bu şekilde tanınmaz hale gelmiş yaralı bir halde Darius'un safına geçti. Darius, onun Saka kralından gördüğü feci muamele hakkındaki şikayetlerine inandı. Siraces şunu ekledi: "Ebedi ateş ve kutsal su üzerine yemin ederim ki, Perslerin yardımıyla intikamımı alacağım. İ...