SEVDA YARASI Bulutlar çökmüş, ufukta hicran var Zaman bir pranga, saatler geçmez Gönül hanesinde bitmeyen figan var Bu ömür bu dertle, vuslatsız bitmez Şafak mı gecikti, güneş mi yorgun? Yollar mı uzadı, yoksa biz mi durduk? Dört yanım karanlık, dört yanım sürgün Biz bu aşkın içinde ne hayaller kurduk Kaderin hükmüne boynumuz kıldan ince Giden mi yorulur, bekleyen mi bilinmez Yürek pare pare, sevda böyle derince Açılan yaralar öyle kolay silinmez Güneşle aramda koca bir duvar Sabahlar mı gelmez, ben mi kör kaldım? Sokaklar sessiz, her köşe seni arar Ben bu hayatın neresinde takılı kaldım? Mevsimler değişmiş, baharlar sönük Gülüşüm sendedir, dermanım sende Bütün yollarım hep geriye dönük Ruhum sende kalmış, gölgem bu tende Hasretin yükü omuzlarımda bir dağ Yürüsem yol bitmez, dursam içim yanar Gönül bahçemde ne çiçek kaldı ne bağ Gözlerim her akşam bir umuda kanar Umutlar bir salkım, dökülür tek tek Dipsiz bir kuyuda sesim yankılanır Vuslat mı dedin? Belki bir ömür beklemek...
Kayıtlar
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Aynı Göğün Altında Kavuşmak bir kıyıysa, vurduk dalga dalga, İki ayrı ırmaktık, aynı denize sevdalı. Yürüdük tozlu yollardan, ayaklarda dünya ağrısı, Bir gülüşün kuytusunda, o kadim rüya saklı. Güneşi ellerimizle bölüştük, sıcaklığı avcumuzda, Ümidin yeşil dalları uzanırdı her sabah bize. Şimdi rüzgâr dindi, sular çekildi sessizce geriye, Kalbe değen o sızı, dünden kalan acı bir hediye. Aynı göğün altında, farklı iklimlere dağıldık, Kime gitsek sonunda, kendi yalnızlığımızda uyandık. Biz o kadim kitabın, ayrı sayfalarında yazılan, Tek kalple okunan, yarım kalmış aynı masaldık. Zamanın değirmeninde öğüttük en amansız yolları, Yürekte taşıdık binlerce söylenmemiş mahzun sözü. Bir veda değil bu, sadece bitmek bilmeyen bekleyiş, Toprağın yağmura, gecenin sabaha olan hasreti. Gidilecek yollar tükendi lakin menzil hâlâ uzak, Göğsümüzde sakladık aşkı, kurulan her türlü tuzak. Şimdi gölgeler uzadı, puslu bir akşam çöktü şehre, Yüzümüzde o eski demlerin yorgun, kederli izi. Aynı göğü...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
DELİ RÜZGÂR ES! Kayıp bir pusula şimdi ellerin, Tenimde eskiyen o sert kış. Topladım tüm gitmeleri, Bölündüm bin parçaya; Çıkan sonuç: Biraz kül, biraz sen. Karanlık sarnıçlarda yankılanan O son gülüşün yankısı; Zamanın dişlerinde öğütülen Sevdalı bir deliyim artık. Yürüdüğüm sokaklar sessiz bir tanık, Adımlarım boşlukta asılı kalan birer ah. Hangi kıyıya vursam, Deniz seni kusuyor üzerime. Tuzun yakıyor eski yaralarımı, Martı çığlıklarında senin adın... Anladım ki; İnsan en çok kaçtığı yere En derin köklerini salarmış. Şimdi sustuğum her kelime, Senin için biriktirdiğim bir çığlık. Hükmü yok artık mevsimlerin, Takvimler hep o kışta takılı. Ben ki, kendi yangınından sağ çıkmış Ama külüne sevdalı o rüzgâr; Bir ömür boyu dağılmaya, Hep sana doğru esen Deli bir rüzgârım artık. Es deli rüzgâr es! Al götür ne varsa; Umuda, yarına... Fatih Mehmet Yiğit
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Kırık Pusula Zaman bir uçurumsa, düştük derinliğine, İki yabancı olduk, aynı dertle yaralı. Sığındık gecelerin o dilsiz serinliğine, Yüreğimiz doğuştan, bin yerinden karalı. Bir sükûtun içinde, bin feryadı sakladık, Gökyüzünü kiralık, yıldızları ebedi sandık. Hangi kapıyı çalsak, gurbeti durakladık, Kendi yalanımıza, en çok bizler inandık. Vuslat bir masalmış da, anlatılınca bitmiş, Biz o masalın yalnız, sönen kandiliymişiz. Okyanus bildiğimiz, bir damla suda yitmiş, Kendi denizimizde, en büyük gemiymişiz. Yorgunluk hürriyetse, hürüz artık nihayet, Sen bir duman gibisin, bense sönmüş bir ocak. Kime baksak bir hüzün, kime gitsek emanet, Kimse bilmez bu yollar, daha kaç kez sapacak. Eskimiş duvarlara, adımızı kazıdık, Yağmur yağdı ve sildi, ne ad kaldı ne anı. Bir avuç toprak için, koca ömrü kazıdık, Gördük ki boşluktaymış, bu dünya imtihanı. Şimdi her şey bir tortu, dünün kalıntısından, Ne bir liman bekleriz, ne bir gemi gözleriz. Geçtik aşkın o sonsuz, o boş kalıntısından, ...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
SEVDA YARASI Bulutlar çökmüş, ufukta hicran var Zaman bir pranga, saatler geçmez Gönül hanesinde bitmeyen figan var Bu ömür bu dertle, vuslatsız bitmez Şafak mı gecikti, güneş mi yorgun? Yollar mı uzadı, yoksa biz mi durduk? Dört yanım karanlık, dört yanım sürgün Biz bu aşkın içinde ne hayaller kurduk Kaderin hükmüne boynumuz kıldan ince Giden mi yorulur, bekleyen mi bilinmez Yürek pare pare, sevda böyle derince Açılan yaralar öyle kolay silinmez Güneşle aramda koca bir duvar Sabahlar mı gelmez, ben mi kör kaldım? Sokaklar sessiz, her köşe seni arar Ben bu hayatın neresinde takılı kaldım? Mevsimler değişmiş, baharlar sönük Gülüşüm sendedir, dermanım sende Bütün yollarım hep geriye dönük Ruhum sende kalmış, gölgem bu tende Hasretin yükü omuzlarımda bir dağ Yürüsem yol bitmez, dursam içim yanar Gönül bahçemde ne çiçek kaldı ne bağ Gözlerim her akşam bir umuda kanar Umutlar bir salkım, dökülür tek tek Dipsiz bir kuyuda sesim yankılanır Vuslat mı dedin? Belki bir ömür beklemek...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
İSTEMEM Sırtımda beş bin yıllık bir sevdanın yükü, Yorulmam bu yolda, derman istemem. Dilimde kadim bir umut türküsü, Dönersem, kimseden aman istemem. Gök çöksün üstüme, yer yarılsın da, Ruhum Kaf Dağı’na sarılsın da, Kalbim bin parçaya ayrılsın da, Zalimden lütuf ve aman istemem. Gül kurur dalında, öz gizli kalır, Aşığın muradı göz gizli kalır, Söz biter, sinede köz gizli kalır, Sönmesin bu ateş, duman istemem. Pusatlandım dertle, kuşandım çile, Vursunlar kellemden bin türlü hile, Düşsem de dillerden düşsem de dile, Yârsız geçen bir an, güman istemem. Ürüye dursunlar kapı önünde, Gözüm yok dünyanın hırsında, ününde, Hesap sorulacak mahşer gününde, Hakk’ın divanında yalan istemem. İğde kokusunda saklıdır izim, Toprağa düşse de sızlamaz dizim, Bir yüce davaya mühürdür sözüm, Vatandan gayrısına mekan istemem. Şafak söker iken dar ağacında, Bir huzur bulurum aşkın ocağında, Ölüm ki vuslattır can otağında, Gayrı bu dünyadan ihsan istemem. Fatih Mehmet Yiğit
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
İSTEMEM Sırtımda beş bin yıllık bir sevdanın yükü, Yorulmam bu yolda, derman istemem. Dilimde kadim bir umut türküsü, Dönersem, kimseden aman istemem. Gök çöksün üstüme, yer yarılsın da, Ruhum Kaf Dağı’na sarılsın da, Kalbim bin parçaya ayrılsın da, Zalimden lütuf ve aman istemem. Gül kurur dalında, öz gizli kalır, Aşığın muradı göz gizli kalır, Söz biter, sinede köz gizli kalır, Sönmesin bu ateş, duman istemem. Pusatlandım dertle, kuşandım çile, Vursunlar kellemden bin türlü hile, Düşsem de dillerden düşsem de dile, Yârsız geçen bir an, güman istemem. Ürüye dursunlar kapı önünde, Gözüm yok dünyanın hırsında, ününde, Hesap sorulacak mahşer gününde, Hakk’ın divanında yalan istemem. İğde kokusunda saklıdır izim, Toprağa düşse de sızlamaz dizim, Bir yüce davaya mühürdür sözüm, Vatandan gayrısına mekan istemem. Şafak söker iken dar ağacında, Bir huzur bulurum aşkın ocağında, Ölüm ki vuslattır can otağında, Gayrı bu dünyadan ihsan istemem. Fatih Mehmet Yiğit