Kayıtlar

Eylül, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
Resim
  "İnsanın ilk görevi, gerçeği aramak ve araştırmaktır.” — Cicero
Resim
  Aldanma dünyanın süslü püslü yüzüne, Tamah etme malına, mülküne, servetine. Balı ağıdır, dostluğu yağıdır; Altın kadehte zehir içirir sevenine... Fatih Mehmet Yiğit  Tamah    : Aç gözlülük Ağı/Ağu  : Zehir Yağı         : Düşman
Resim
  BEĞDİLİ (BEYDİLİ/BADILLI) KARACAKURT TÜRKMEN AĞIDI Karacayurt yaylası serindir havası, Ağlar gelinleri, kalmadı sefası. Rakka'ya gidenin bitmez cezası, Çöle düştü Karacakurt'un beyleri... Seyran eder idik Hacıbektaş’ı, Akar gözlerimizden kan ile yaşı. Kızılırmak kıyısı yas tutar taşı, Vuruldu nice Türkmen başları. Yollara düşüldü, tozu dumanla, Geçti koskoca yıl feryat figanla. Yoğruldu şu toprak al kızıl kanla, Kurudu pınarlar, açmaz oldu güller... Fırat’ın ötesi bir kızgın fırın, Bilinmez yarını, hali bu asrın. Sıcağı bir yandan, bir yandan kahrın, Kavruldu çöllerde Türkmen balası... Uzaktan göründü Colab’ın düzü, Ağlatır anaları, körpe kuzuları. Yaktı ciğerleri sıtma marazı, Kırıldı obanın koç yiğitleri. Hasan dağı, Erciyes, Beğdili eli, Ah çektikçe eser ayrılık yeli. Rakka derler bir zehir çölü, Unuttu yaylayı, Seyfe gölünü. Hakkımızda devlet yazdı fermanı, Tükendi dizlerin, kalmadı dermanı. Eksik olmaz dertli başın dumanı, Kırıldı kolu kanadı, Karacakurt'un... Budala...
Resim
  Bektaşi'nin biri hacca gitmiş. ​"Ne gördün?" diye sormuşlar. ​Demiş ki: ​"Bre erenler! ​Taşa taş atıp şeytan taşlıyorlar. ​Taştan ev yapıp kara taşa tapıyorlar. ​'Lâ ilâhe illallah', aklım fikrim ermedi benim bu işe. ​Gönül insanın Kâbesidir; Tanrı'dan gayrısına tapmayın, kimseyi incitmeyin, kalp kırmayın; gönlünüze Tanrı'dan ve sevdiklerinizden başkasını koymayın. İyilik ve doğruluktan ayrılmayın." Açıklama: Tanrının evi insanların yüreğidir. Gerçek anlamda Hac; İnsanın gönlüne yapılan yolculuktur. İnsanın arınması, Tanrıya ermesi, kötü huyları tetketmesi, iyilik, doğruluk ve dürüstlük yolunu benimsemesidir. Fatih Mehmet Yiğit 
Resim
Bir Kızılderili kadın, kendisine İncil uzatan işgalcilere şöyle demiş: “Kitabınızı doğaya bırakın; rüzgâr sayfalarını dağıtacak, yağmur yazılarını silecek ve sonunda yok olup gidecek. Bizim kutsal kitabımız ise doğanın kendisidir.” Bazıları doğayı okumayı bırakıp kitapları kutsallaştırmayı seçti.
Resim
  Aslanlar ne kadar kibarlaşırsa, sırtlanlar o kadar arsızlaşır. Vasil Lukash
Resim
  “Kendin ol. Başkalarının seni yaptığı şey olarak kalma. Hayatın görevi kendini keşfetmek değil, kendini yaratmaktır.” Friedrich Nietzsche
Resim
  “Tanrı kuşları sevdi ve ağaçları yarattı. İnsan kuşları sevdi ve kafesleri yarattı.” — Jacques Deval
Resim
  Buyruk: "Erenlere 40 elma gelse, Erenler 40 kişi olsa; Herbirine birer elma virmek, eşit pay itmek gerek.  Zira yol içinde; Ulu, küçük olmaz." (Erkannameden) *** Bir ekmeği ikiye bölüp yarısını bir aça verene cömert de, kendi yemeyip bütününü muhtaç olana verene ise kardeş de! Türk Bilge Ali Şir Nevai *** Eline bakanla ekmeğini Yüreğine bakanla sevgini paylaş! Türk Atasözü *** "Paylaşmak, sevginin özüdür." Saka Türk Bilgesi Kutlu Burkan  *** Bizim "Sosyal Devlet, Sosyal Adalet"ten anladığımız budur. Üleşmek, bölüşmek, paylaşmak, yardımlaşmak ve dayanışmak. Koca Yunus'un dediği gibi: "Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz." Töre budur, yol budur... Anadolunun bazı yörelerinde Karacakurt Türkmenleri dost ve akrabalarına BÖLE diyerek hitap ederler.  Bunun anlamı; derdi sevinci, ekmeği aşı, seninle bölüşürüm demektir  Fatih Mehmet Yiğit   TÜRK BİLGELİĞİ 
Resim
Ölürüz de kömür gözlüm ölürüz... Ölürüz de kömür gözlüm ölürüz Dost ağlasın zalim felek utansın Kıyamette kavuşmak var biliriz Dost ağlasın kahpe felek utansın Bir çıkmaza girdi bugün yolumuz Geçit vermez sağımızla solumuz Kalır gayrı bizim burda ölümüz Mert ağlasın namert olan utansın Avşar eli yaylasına göçmedik Aşırı/aşın yeyip sularını içmedik Tenhalarda kendimizden geçmedik Can ağlasın hayın felek utansın Dadaloğlu'm yine coştu çağladı Ak üstüne karaları bağladı Firkat odu yüreciğim dağladı Ben ölem de Çapanoğlu utansın Türk Halk Türküsü Söz: Oğuz-Türkmen-Avşar Ozan Dadaloğlu  Türkü/Müzik/Beste: Fatih Mehmet Yiğit
Resim
  GÖK-TÜRK BİLGE KAĞAN YAZITINDA GEÇEN TÜRK YÖNETİCİSİNDE BULUNMASI GEREKEN TEMEL ÖZELLİKLER: -BİLGE OLMAK (Akıl ve Bilim yolunu takip etmek, stratejik zekaya sahip olmak, uyanık olmak) -ALP OLMAK (Savaş sanatını bilmek, iyi bir savaşçı, mücadeleci ve güçlü bir karaktere yani savaşçı ruhuna sahip olmak) -TÖRELİ OLMAK (Adil yani Tüzeli olmak; adaletle hükmetmek, Töreden ayrılmamak) -BUDUNCU OLMAK (Ulusu ve Ülkesi için yorulmadan, usanmadan özveri ile çalışmak, yoksul milleti bay/zengin, güçsüz milleti güçlü kılmak. Sosyal refahı ve barışı temin etmek)  -KUTLU OLMAK: Tanrıdan bahşedilen yetki, erk (yönetme gücü) ve bir liderde bulunması gereken üstün liderlik özelliklerine sahip olmak. Türk Vatanını düşman işgalinden kurtaran, Türkiye Cumhuriyetimizi kuran, Türklerin büyük Atası, Başbuğ ATATÜRK de bu beş özelliğe sahip Bilge bir lider, öncü ve önderdir.  *** Üstte gökyüzü, altta yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında insanoğlu yaratılmış. İnsanoğlunun üzerine de atalar...
Resim
GÜN DOĞACAK, ŞAFAKLA... Bizi yıkan yoksulluk değil, onursuzluktur, Boyun eğmek en büyük tutsaklıktır. Varsın uzak olsun yollar, mesafeler; Özlemimiz, şafağa gebe bir isyandır. Suskunluğun kıyısında bilendik her gece, Haksızlığın surlarına kazındı adımız. Boyun eğmeyi öğretmediler bize; Onurumuzdur bu kavgada tek mirasımız. ​Sevda dediğin, bir bayrak gibi dalgalanır göğüste, Yasaklı kentlerde büyütürüz aşkı. Özlem; içimizde tutuşan bir yangın, Ayrılık vursa da aramıza en dik yokuşu. ​Hasretin soğuk bir bıçak gibi biler öfkemizi, Seni düşünmek, kırar prangaların zincirini. Bu isyan, gecenin karanlığına bürünmüşlere; Bu başkaldırı, baharımızı çalan haramilerinedir. Karanlığın bağrına saplanan bir ok gibi,  Sussak da söylenir adımız rüzgârda.  Ne ferman dinleriz ne kahpe pusuları;  Bizim sevdamız boyverir en çetin savaşta. Varsın örsünler duvarları, pranga kar etmez bize, Sevdamız boyun eğmez, diz çökmez kahpeliğe! Karanlığı yırtıp da geleceğiz mutlaka; Güneşi söke söke taşıy...
Resim
Turnaların Kanadında Sevdalar ... Kanatlarında taşır özlemi göçen turnalar, Gökyüzünde asılı kalmış bir umut gibi.  Bir yanım yedi veren gül, bir yanım isyan,  Dağları aşar da yüreğimi dağlar bu yangın.  Kaç bahar devrildi unuttum senin uğruna,  Yollara serdim gözlerimi, gelmezsin bilirim.  Ayrılık bir karanfil gibi takılmış yakamıza,  Ben bu gurbet elinde her gün biraz eksilirim. Sevda dediğin nedir ki?  Bir avuç kor, bir büyük sızı,  Hasretin bağrımda kök salmış dev bir çınar. Sussam yürek çatlayacak, konuşsam fırtına,  Yine de bu sevdadan vazgeçmeye kimin gücü yeter?  Uçun turnalar, uçun yarimin olduğu diyara,  Söyleyin, bu isyan ne toprağa ne de göğe.  Bir özlem ki sığmaz ne şiire ne de sazın teline, Ayrılık boynumuzu bükse de aşk yenilmez hasrete. Gölgem kalsın bu dağlarda, ruhum sürgünde, Gözlerim yollarda bir iz arar, bir fısıltı.  Karanlık sarmış dört yanımı, mevsim gecede,  Bir yangın ki bu, rüzgârı bile yaka...
Resim
  YOLCULUK Bir tren geçer uzaklardan, düdüğü gecenin göğsünü yırtar. Masada yarım kalmış bir çay, soğur saatlerin ritmiyle. Hiçbir yere ait olamamanın hafifliği bu; ne geride bıraktığın sokaklar tanır seni, ne varacağın istasyon. Cebinde birkaç kırık cümle, avuçlarında rüzgârın izi. Adımların ritmini kaybettiği yerde başlar yolculuk. Haritaların çizmediği bir coğrafyada, yalnızca kendi gölgenle teke tek. Unutmak, bir kenti ateşe vermek değilmiş meğer, sadece anahtarı kapının üzerinde bırakıp gitmekmiş. Ağır ağır dökülür yapraklar zihnimden, mevsimi değişmez bir odanın tam ortasında. Bir duvar saati tıkırdar; ne geçmişi bağışlar ne geleceğe söz verir. Bir adı olmalıydı bu susuşun; pencerelerin sokağa bakmaktan yorulduğu, kapı kollarının soğuduğu o anın. İnsan en çok kendini beklerken eskirmiş, birikip kaldığı köşe başlarında. Şimdi bir kâğıda dokunsa elim, mürekkep kendi yolunu çizer; ne hüzün der adına, ne kurtuluş. Sadece akar, zamanın tutamadığı o ince çatlaktan. Geceye sığınan g...
Resim
  SÖZ OLSUN ! Sıkılır yumruklar karanlığın koynunda,  bir kıvılcım düşer gecenin en sağır yerine.  Göğsümü tutuşturan bu amansız kor,  ne eğilir bir rüzgâra ne boyun eğer zamana.  Kırılır zincirler içimdeki uğultuyla:  bu suskunluk benim değil, bu teslimiyet bana dar! Ama ne zaman bir fırtına kopsa,  söner içimde öfkenin harı,  düşerim saklı bir sokağın kuytusuna.  Alev alev yanan o hınç,  yerini bir fısıltıya bırakır usulca.  Yüzüme çarpan soğuk rüzgâr,  senin kokunu taşır uzak şehirlerden;  kamçı gibi vurur yalnızlığımı yüzüme. Neredesin? Hangi rüzgâr dağıttı senin kokunu?  Hangi sokak saklıyor adımının o nazlı sesini?  Kaç bahar devrildi bu dağların arkasında?  Kaç takvim yaprağı çürüdü avuçlarımda?  Hasret ki bir hançer gibi saplı göğsümün ortasında;  çeksem kanatır, bıraksam çürütür.  Adını fısıldarım gecenin en zifir vaktinde,  sesim döner, yırta yırta vurur kendi taş duvarlarıma. B...
Resim
  “Yoksul olmaktan utanılan, ama alçak olmaktan utanılmayan bir ülkede yaşamak iğrençtir.” —Mihail Zadornov
Resim
Kaptanın ustalığı fırtınada belli olur. Türk Atasözü *** “Zayıf adam fırtınanın geçmesi için dua eder. Güçlü adam onu yönetmeyi öğrenir.” — Julius Caesar
Resim
  Türkçe de "Arkadaş" sözcüğü: Birbirinin arkasını ölümüne kollayan, sırtını döndüğünde ise; arkadan vurmayacak, can emanet edecek, kötülük görmeyecek kadar güvenilir insan. Kişi sırtını dayadığında; arkasında taş gibi sağlam duran, dost anlamına gelir. Fatih Mehmet Yiğit  (İskit/Saka Türk Eseri, Kırım Kuloba Kurganı MÖ 4.YY))
Resim
    XVII. Yüzyıl Türkmen Şiirlerinde Göç, Sürgün ve Sembolizm: Dedemoğlu ve Beğdili Karacakurt Türkmenleri Bağı Özet 17. yüzyıl Türk halk edebiyatı ve âşıklık geleneğinde zorunlu iskân, sürgün ve gurbet temaları merkezî bir yer tutar. Oğuzların Bozok koluna mensup Beğdili (Beydili) boyu ve onun alt topluluklarından Karacakurt Türkmenleri , Osmanlı Devleti'nin 17. yüzyıl sonundaki iskân politikaları (1691-1696) sonucunda Anadolu yurtlarından alınıp Rakka (Colab) çöllerine sürülmüştür. Bu toplumsal trajediyi edebiyata taşıyan en önemli Abdal ozanlardan biri Dedemoğlu ’dur. Bu çalışmada, Dedemoğlu'nun biyografik çerçevesi, Beğdili Karacakurt aşiretiyle tarihsel bağı, çağdaşı Ozan Budala ile metinsel kesişimleri ve "Turna" motifi üzerinden kurulan Alevi-Bektaşi tasavvufi/simgesel anlatısı akademik literatür ışığında incelenmiştir. 1. Giriş: Beğdili Karacakurt Türkmenleri ve Rakka Sürgünü Oğuzların Bozok kolunun Yıldızhan soyuna mensup olan ve kökenleri Danişmendli Beyliğ...
Resim
AÇGÖZLÜ VE KİBİRLİ ZALİMİN SONU   (Tepegöz ile Alp Yiğit’in Mücadelesi) Alama Ülkesi'nde; tek gözlü, kıllı vücutlu, kibirli ve açgözlü bir yaratık yaşarmış: Altırkuş. Her ne kadar yalnızca bir gözü olsa da uzakları ve gizli olan her şeyi görebilirmiş. Midesi öyle büyükmüş ki bir oturuşta yetmiş öküzü ve otuz fıçı şerbeti yutabilirmiş. Alama halkı, tüm gücüyle bu yaratığı doyurmak için çalışır, onun için yaşarmış. Altırkuş, yalnızca Alama Ülkesi'nin hükümdarı olmakla yetinmemiş; gözünü Alp Yiğit’in ülkesine dikmiş. “Gelecekte Alp Yiğit de benim çobanım olsun! Sürümü o gütsün. Bana güçlü bir çoban gerek!” diye bağırmaya başlamış. Alp Yiğit bu sözleri duyunca hiç aldırmamış: “Açgözlünün çobanı olmam, adımı lekelemem. Esremet’ten korkup ateş yakarak kaçmak bana göre değil. Karşılaşmak istiyorsan, haydi çık kır ortasına!” demiş. Alp Yiğit, Altırkuş’a meydan okumuş ve İdil’in kıyısındaki bozkırın ortasına çıkıp beklemeye başlamış. Altırkuş gelir gelmez ikisi birbirine girmiş. Bi...
Resim
  ROMA İMPARATORLUĞUNU KURAN İKİ ETRÜSK TÜRK'Ü: ROMULUS VE REMUS M.Ö. 3000’lerden M.S. 400’lere kadar Ege ve Trakya’da egemen olan Troyalılar ve devamcısı olan Traklar (yani Türkler), at yetiştiren ve kımız içen Türk soylu uluslardandır. Troya veya Truva Türkçede TUR-OVA (Turların/Turanlıların/Türklerin Ovası, Obası, Ülkesi) anlamına gelmektedir. M.Ö. 3000’lerden M.S. 400’lere kadar Ege ve Trakya’da egemen olan Troyalılar ve devamcısı olan Traklar (yani Türkler), at yetiştiren ve kımız içen Türk soylu uluslardandır. (M.Ö. 90 – M.Ö. 30 yılları arasında yaşayan) tarihçi Diodorus, Bibliotheke Historike (Tarih Kitaplığı) adlı eserinde "Truva toprakları üzerinde kral olarak ilk hüküm süren kişi"nin Teucer/Teukros (Türk) olduğunu ifade eder. Ankhises, Aeneis ’te onun Truvalıların "ilk atası" olduğunu hatırlatır. Teucer; Okeanos (Okeanidlerin, yani okyanuslar, denizler ve nehirler hakimi Okların ülkesinden gelen) ve Tethys’in (Nehirlerin annesi) çocuğu Skamander’in (...