ESKİ TÜRK KÜLTÜR VE İNANCINDA YER ALAN “YER-SU” KÜLTÜ İLE ESKİ TÜRK DESTANLARINDA GEÇEN SU RUHUNDAN (GÖL AYGIRLARINDAN) TÜREYEN ATLARDAN BAHSEDİLEN MALATYA, SİVAS, TUNCELİ, ERZİNCAN, BİTLİS, KARS, TRABZON, KONYA VE KAHRAMANMARAŞ İLLERİMİZE AİT TÜRK EFSANELERİ VE EFSANELERE ADINI VEREN AYGIR GÖLLERİ
Moğolistan Nalayh Türk Yazıtında Yer ve Su
Kögimen...
ïduq yer sub
qan Teŋrid(e?)...
Umay qatun...
Günümüz Türkçesi ile:
Kökmen / Gökmen (Tanrı’dan gelen)
İduk Yer-Sub (Yer ve suyun koruyucu ruhu / meleği, Doğa Ana, Tabiat)
Han Tengri’den (Evrenin yaratıcısı, egemenlik sahibi, Ulu Tanrı’dan)
Umay Katun (Umay Anamız)
(Moğolistan Nalayh Bengü Bitik Taşı / Göktürkçe Yazıt)
Açıklama ve Kavramsal Çerçeve
- İduk / İye: Eski Türk inanç sisteminde İYE - İDE - İDUK - İZİ kavramları, günümüz terimleriyle "Koruyucu Ruh / Melek" anlamını taşımaktaydı. Meleklerin günahsızlığı, koruyuculuğu ve yardım ediciliği; İYE kavramından esinlenilerek ve türetilerek dilimize, düşünce dünyamıza ve yaşantımıza "İYİ" ve "İYİLİK" sözcüklerini kazandırmıştır. İyi kavramı Türkçemizde yardımsever, koruyucu, kötü olmayan ve kötünün karşıtı anlamlarını ifade etmektedir.
- Yer-Sub (Yer-Su): Türk kültür ve inancında yerin ve suyun koruyucu ruhu/meleği kabul edilir. Doğayı ve tabiat güçlerini ifade eder. Günümüz Türkçesinde "Doğa Ana" veya "Tabiat Ana" sözleriyle karşılık bulur.
- Qan Teŋri (Han Tanrı): Her şeyin sahibi ve yaratıcısı, her şeye egemen ve hâkim olan Ulu Tanrı anlamındadır.
- Umay Katun (Umay Ana): Gök-Tanrı inancında Tanrı tarafından kendisine güç bahşedilen, insanları ve özellikle çocukları ile lohusaları koruyan İYE'dir. Doğurganlığı, doğa ve toprak anayı, iyiliği, güzelliği, cömertliği, evi ve ocağın bereketini sembolize eder. Türk kilim ve dokuma motiflerinde "eli belinde" sembolü ile temsil edilir.[1]
- Ak Ana: Altay Türk mitolojisinde Tanrı Kayra Han Kuday’a evreni yaratması için ilham veren yaratıcı güçtür. Tasavvufi ve dini karşılık açısından "Rahim" sıfatı ile bağdaştırılabilir. Ak Ana’nın Türk kültüründeki diğer adı Ulu Ana ve Umay’dır. Sümer ve Ön Asya kültür çevrelerinde İnanna/İştar formlarına dönüşmüştür. Eli belinde sembolü aynı zamanda hamaratlığı, iş yaparlığı, anaçlığı, doğurganlığı, üremeyi, üretkenliği ve yaratıcılığı simgeler.
Türkler ve Atlar
Yaşadıkları coğrafya ve bozkır konar-göçer kültürü sebebiyle Türkler, tarihte atı ilk ehlileştiren ve savaş sanatında etkin olarak kullanan milletlerden biridir. Bunu Sibirya, Hakasya, Moğolistan, Tamgalısay ve Saymalıtaş’ta bulunan Türk kaya resimleri (petroglifler) ile Türklere ait kurganlarda yapılan arkeolojik kazı bulgularından açıkça görmek mümkündür. Türk’ün hayatının büyük bir bölümü at sırtında geçerdi. Nitekim "Türk, at üstünde doğar, at üstünde yaşar ve at üstünde ölür" anlayışı hâkimdir.
"At, eş, pusat", "At erin yoldaşıdır", "At, Türk’ün kanadıdır" gibi pek çok Türk atasözü, Türk bozkır uygarlığında atın üstlendiği hayati önemi vurgular.
Türk Kültüründe Su’dan Türeyen Atlar (Göl Aygırları)
Türklerin atlarla kurduğu bu derin bağ, Türk sözlü kültüründe at merkezli efsane ve mitlerin doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu efsanelerden en yaygın olanı; sudan çıkan, su ruhundan (iyesinden) türeyen atlar, yani "Göl Aygırları" motifidir. Pek çok Türk destanında, halk hikâyesinde ve tarihi kroniklerde bu motif yer almaktadır.
Çin kaynakları (Hanshu ve Shiji gibi metinler), Hun Türklerinin efsanevi göl aygırlarından türeme cins atlar yetiştirdiklerini ve bu atlara "Kan terleyen atlar" veya "Gök atları" (Tianma) dediklerini kaydeder (Vural, 2017: 138).[2]
Hun Türklerinin bakiyesi kabul edilen Karaçay-Malkar Türklerine ait Nart Destanları’nda gölden at çıkma motifi şu şekilde işlenir:
“Destana göre Demirci Debet’in on dokuz oğlunun en büyüğü olan Alavgan’ın, mucizevi özelliklere sahip Gemuda adında bir atı vardır. Alavgan’ın Gemuda’yı yakalayıp ehlileştirmesi destanlarda şöyle anlatılır:
'Nart ülkesinin yakınlarında büyük bir göl varmış. Her gün öğleye doğru o gölün içinden doru ve boz renkli iki tay çıkarmış. Gölden çıkıp etrafı seyredip gölde yüzüp yorulduklarında tekrar gölün sularında kaybolup giderlermiş. Nartlar kementleriyle tayları yakalamak için çok uğraşmışlar ama başaramamışlar. Alavgan bir gün göl kenarında saklanıp kement atarak boz renkli tayı yakalamış. Hemen ağzına gemini ve dizginlerini takıp evine getirmiş. Kardeşlerinden kalan bir eyeri sırtına yerleştirip zıplayıp tayın üzerine binmiş. Tay o kadar hızlı koşuyormuş ki, Nart ülkesindeki atların bir ayda aldıkları yolu o bir adımda sıçrayarak alıyormuş. Alavgan tayı ehlileştirmiş ve kendisine alıştırmış. Tayın adını Gemuda koymuş.' (Aliyeva, 1994: 149).”
Başkurt rivayetlerinde de atların insanlara göl altı dünyasından geldiği anlatılır (Sagitov, 1986: 126). Köroğlu Destanı’nın Özbek varyantı olan Goroğlı’da anlatılan bir olay, sudan çıkan olağanüstü at motifinin tipik niteliklerini taşır: Goroğlı, Türkmen yurdunda yaşarken bir gün kısrağı Havdek Gölü’nden çıkan vahşi bir aygır ile çiftleşir.
Dede Korkut Boyları’nda da Bay Büre’nin oğlu Bamsı Beyrek doğduğunda bezirgânlar onun için İstanbul’dan hediye olarak bir "deniz kulunu" alırlar. Bu, denizden çıkan bir aygırın kıyıdaki kısrakla çiftleşmesinden doğan soylu bir taydır (Gökyay, 1973: 32).[3]
Eski Türk inanç sisteminde "Yer-Su" kültü merkezi bir rol oynar. Bu kültür etrafında şekillenen ve su ruhundan yaratılan atlar akademik kaynaklarda şu şekilde tahlil edilmektedir:
“Türklerde Tanrı tasavvurunun Gök-Yer/Su-Atalar formülüyle ifade edilen çeşitli kültlerle karşımıza çıktığını yukarıda dile getirmiştik. Kutsal 'Yir-Sub', Eski Türk yazıtlarında Tengri/Tanrı ve Umay gibi ilahi bir varlık olarak ortaya çıkmaktadır. Tanrı tamamen göksel bir varlık, Umay ise her ne kadar göksel bir varlık olarak görünse de işlev itibarıyla yersel ve dünyevidir. Ancak kült olan kutsal 'Yir-Sub', tamamen yeryüzüne ait bir kült’tür. Çünkü onun ontolojik yansıması yersel birtakım varlıklarda, dağlarda, ormanlarda ve bütün olarak ülke genelinde kendini göstermektedir (Taş, 2002: 51).
Eski Türk yazıtlarında 'Yir-Sub'lar Tanrı’nın destekçisi ve onun yardımcısı olarak görülmekte ve Tanrı ile birlikte bir anlam ifade etmektedir (Taş, 2002: 51). Yazıtlarda geçen ifadelerden kutsal Yer-Su ruhlarının, Umay gibi ikincil bir varlık olduğu ve Tanrı’nın olmadığı yerde herhangi bir fonksiyonlarının olmadıkları anlaşılmaktadır (Taş, 2002: 52). Orhun Kitabeleri’ne göre 8. yüzyılda devletin resmi kültlerinden biri hâline gelen Yer-Su kültü, Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra da varlığını uzun süre devam ettirmiştir (İnan, 1953: 249). Tonyukuk Yazıtı’nda 'Göktürk ülkesine saldıran düşmanların, Umay ve Yer-Su’ların yardımıyla gafil avlanarak bastırıldıkları' (Günay-Güngör, 1997: 46) ifadesi geçmektedir. 'Tanrı, Türk’ün yeri ve suyu sahipsiz kalmasın diye' Türk milletine kağanlar gönderiyor, vazifelerini yapmayan ve isyan edenleri ise cezalandırıyordu (Ögel, 2002: 315).
Bir rivayete göre sayıları 17 olan Yer-Su ruhları, yaşanılan yeri temsil eden ruhlar olduklarından 'dağların eteklerinde, nehirlerin kaynaklarında, denizlerde vs. otururlar' (Çoruhlu, 2006: 33). Atların menşelerine ilişkin bilgi veren kaynaklarda, Türk atlarının birçoğunun denizden veya gölden çıkan aygırlar ile o çevrede bulunan kısrakların çiftleşmelerinden dünyaya geldiklerine ilişkin birtakım anlatılar mevcuttur. Şükrü Elçin, 'Atların Doğuşları ile İlgili Efsaneler' (1963: 412-416) adlı makalesinde bu anlatıları bir araya getirmiştir.
Dede Korkut’ta geçen kahramanlardan Bamsı Beyrek’in atı 'Benli Boz' bir deniz kulunudur (Ergin, 2008: 117). Dede Korkut Kitabı’nda yer alan 'Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması' adlı boyda, Salur Kazan yurdunun yağmalandığı haberini alır. Bunun üzerine yurduna doğru hareket eder ve yol üzerinde bir su görür. Salur Kazan’ın sudan geçerken söylemiş olduğu sözler, Şamanistlerin Yer-Su ruhlarına hitaben söylediği ilahilere (İnan, 1953: 250) benzemektedir:
'Çağnam çağnam kayalardan akan su Ağaç gimileri oynadan su Hasan ile Hüseynün hasreti su Bağ ve bostanun ziyneti su Ayşe ile Fatmanun nikâhı su Şehbaz atlar içdüği su Kızıl develer gelüp kiçdüği su Ağ koyunlar gelüp çevresinde yatduğı su Ordamun haberin bilür-misin diğil mana Kara başum kurban olsun suyum sana' (Ergin, 2009: 101).
Köroğlu’nun 'Kırat'ı da su menşeli olarak karşımıza çıkmaktadır. Anadolu’dan derlenen Köroğlu kollarında bu husus özellikle vurgulanır. Pertev Naili Boratav, Köroğlu’nun atının menşei konusunda şunları söylemektedir: 'Köroğlu’nun atı, sudan çıkan bir aygırın, at sürüsü içinde bir kısrağa aşmasından doğmuştur. Paris rivayetinde bu, Amuderya’dan çıkan bir aygır diye tasrih edilmektedir. Müderris Zeki Velidi Bey’in derslerinde kaydettiğine göre: Amuderya’nın kollarından Vahş havzasında, Rusta-Bik mevkiinde sudan çıkmış atlar hakkında hikâyeler vardır; bu çok eskiden beri söylenmektedir. Köroğlu’nun Tobol rivayetinde de Kırat sudan çıkan bir atın tayıdır; fakat buna burada Tulpar denilmektedir. Tulpar ismi de Türk destanlarında efsanevi, necip atlara verilen isimdir' (Boratav, 1984: 66). Köroğlu Destanı’nın Orta Asya rivayetlerinde de Kırat —Türkmen rivayetinde olduğu gibi— bir su kulunu ile bir su aygırının birleşmesinden doğmuştur (Özkan, 1997: 230).
Kazakistan’da Dede Korkut ile ilgili anlatılan efsanelerden birinde, Köroğlu’nun meşhur Kırat’ı denizden çıkan bir su atı ile sıradan bir atın birleşmesinden doğan çirkin bir kulundur. Dede Korkut onu beslemiş ve sihir ile Kırat’a dönüştürmüştür (Alptekin, 1997: 23).
İncelediğimiz destanlardan Kan-Kapçıkay’da, yerin ve suyun iyesi olan Kızıl-Aygır’ın kulunu göğün üçüncü katında Üç-Kurbustan tarafından sudan yaratılmıştır. Bu at göğün dokuzuncu katında yaratılmış olduğu için uçma özelliğine de sahiptir:
'Alev gibi kızıl kıymetli at Argımak’ın kulunuymuş. Yerin, suyun iyesi Kızıl aygırın yavrusuymuş. Göğün üçüncü katında Yaratılmış kızıl-at Üç-Kurbustan’ın yerinde Yaratılmış argımakmış. Yukarı çıktığında Uçabilirmiş. Aşağıya indiğinde Süzülebilirmiş. Bunu gören halk Şaşırıp kalmış Bu nasıl yaratılmış aygır Dedi görenler. Kızıl atın anasını Bulan kişi dediler. Su iyesinden olmuş at Resmedilmiş gibi durdu.' (KKAP, s. 252-253)
Kan-Ceeren Attu Kan-Altın destanında, 'Kan-Ceeren at'ın annesi su ruhundan yaratılmıştır:
'Yerin, suyun iyesi, Ceerenkey’in yavrusu Güzel atı Kan-Ceeren Kaynak suyunda yıkanarak, Başını, gözünü sütle yıkayarak, Kızıl-atını saldı.' (KCAKA, s. 375)
Ködügey-Kökşin ile Boodoy-Koo destanında, Kögüdey-Kökşin’in dağ ruhundan, atının ise su ruhundan yaratılmış olduğu söylenmektedir:
'Kendisi bahadır olan Ködügey-Kökşin adlı ağabeyim var, dedi. Atı su iyesinden yaratılmış, Kendisi dağ iyesinden yaratılmış.' (KKBK, s. 431)
Maaday-Kara destanında, bir gün Kögüdey-Mergen’i büyüten ihtiyar nine (Altay eezi) kahramanı karşısına alır ve ona ailesi hakkında bilgi verir. Daha sonra Kögüdey-Mergen’e kendisinin dağ ruhundan, atı 'Koyu-Kır'ın ise su ruhundan yaratılmış olduğunu söyler:
'Maaday-Kara’nın oğlusun sen, dedi. Bineceğin değerli atın Pamuk yeleli koyu kırdır, dedi. Büyük parmağı olan senin Adın ise Kögüdey-Mergen’dir, dedi. Bineceğin koyu kır at Su ruhundan yaratılmıştır, dedi. Sen ise Kögüdey-Mergen Dağ ruhundan yaratılmışsın, dedi.' (MKD, s. 413)
Oçı-Bala destanında, hem başkahraman Oçı-Bala hem de atı Oçı-Ceeren’in su ruhundan yaratılmış oldukları görülmektedir:
'Küçük kız kardeş Oçı-Bala Atacağı oku taşır, Ak kılıcı takıp gezerdi. Oçı-Ceeren’in atına binen Oçı-Bala idi. Yeni ayın üçünde Dinleyip uyurdu. Attığı oku taştan dönmez, Söylediği söz beyden dönmez, Alp gelse sıkıca tutar Şanlı pehlivandı. O savaşa, kavgaya gitmez, Savaşmaya geleni bırakmazdı. Altı Suu-Celbis’ten yaratılmış. Anlı şanlı Oçı-Ceeren’in Kendisi Su-Celbis’ten yaratılmış Alp pehlivan Oçı-Bala Hayvan, kuş avlardı.' (OBD, s. 43)” (Kaba, 2016: 25-32).[4]
Eski Türk destanlarında ve anlatılarında geçen "Su Ruhundan Türeyen Soylu Atlar (Göl Aygırları)" ile "Yer-Su" kültü inancı; Türkiye’de Malatya, Sivas, Tunceli, Erzincan, Bitlis, Kars, Trabzon, Konya ve Kahramanmaraş illerimizdeki efsanelerde canlılığını korumaktadır. Bu durum, Türklerin Anayurt Türkistan ve Kafkasya (Turan coğrafyası) hattından Anadolu’ya göç ederken hafızalarındaki Yer-Su kültünü ve Su Ruhundan Türeyen Soylu Atlar mitini beraberlerinde taşıdıklarının somut bir kanıtıdır. Türk boyları Anadolu’da kutsal saydıkları ziyaret yerlerini, gölleri ve pınarları bu anlatılarla ilişkilendirerek kadim mitolojik mirası yaşatmaya devam etmişlerdir.
Eski Türk inancında "Yer-Su" (Yir-Sub) ruhları doğrudan kutsal kabul edilmekle birlikte, suların hâmisi olan ruhlar özel olarak Su İyesi (Tatarca: Su İyəsi / Su Anası, Kazakça: Su İyesi) şeklinde kişileştirilmiştir.
Su kaynakları (göl, nehir, pınar) öte dünyayla (yeraltı veya ruhlar alemiyle) geçiş eşiği sayıldığından, sudan çıkan at motifi yalnızca Anadolu ve Altaylar ile sınırlı kalmamış, pan-Türkik bir coğrafyaya yayılmıştır:
Tulpar ve Uçan Su Atları: Kazak, Kırgız ve Başkurt mitolojisinde sudan çıkan aygırlardan doğan atların kanatlarının olduğuna (Tulpar) inanılır. Ancak bu kanatlar insan gözüyle görüldüğünde ya da at sahibi sabırsızlık gösterdiğinde kaybolur. Köroğlu’nun Kırat’ı da karanlık ahırda ışık görmeden yetiştirilirken ışığa erken çıkarıldığı için kanatlarını kaybetmiştir.
Deniz Kulunu / Su Kulunu: Yakut (Saha) mitolojisinde göllerin ruhu olan Ukula Toyon, kıyıda legat (kutsal kısrak) bırakan yetiştiricilere kutsal su atları bağışlar. Bu gelenek, Altay destanlarındaki Suu-Celbis (Su Devleri/Ruhları) motifinin Anadolu’daki göl aygırlarına dönüşme evrimini kanıtlamaktadır.
Kurban ve Saçı Kültü: Aygır Gölleri etrafında anlatılan kaza, boğulma ve hayvan kayıpları; esasen eski Türklerin su iyesini hoş tutmak için yaptıkları "Saçı/Kurban" (suya süt, kımız pour etme veya kurban sunma) ritüellerinin zamanla anlatılara yansıyan hüzünlü bakiyeleridir.
ANADOLU’DA YER-SU VE GÖL AYGIRI EFSANELERİ
1. MALATYA / GÜRÜN – AYGIR GÖLÜ EFSANESİ
Yazyurdu (Çelikanlıyurt) Köyü’nün güneybatısında, köye yaklaşık bir kilometre mesafede, Tahtalı (Göğdeli) Dağlarının hemen eteğinde Aygır Gölü denilen bir çöküntü gölü bulunmaktadır. Derinliği tam olarak ölçülemeyen bu gölün en alt kısmında büyük bir su akıntısının ve kaynağının bulunduğu söylenir. Gölün altından akan bu suyun Hurman Çayı’nın ve Seyhan Nehri’nin bir kolu olduğu iddia edilir. Bir başka rivayete göre göle atılan saman çöplerinin Akdere Irmağı’ndan çıktığı anlatılmaktadır. Bu göle Aygır Gölü denmesinin nedeni, içerisinde efsanevi bir su aygırının yaşadığına inanılmasıdır. Bu varlığın köylüler tarafından defalarca görüldüğü rivayet edilir.
Zaman zaman insanların boğulmasına ve hüzünlü olaylara sahne olan gölün anlatılagelen efsanesi şöyledir:
Çok eski devirlerde Tahtalı Dağları ve Göğdeli Yaykaları yemyeşil ardıç ormanlarıyla kaplıymış. Halep, Antep, Maraş, Adana ve Suriye bölgelerinden Türkmen boyları (özellikle Yörükler), koyun sürülerini otlatmak üzere yaz aylarında bu yaylalara gelirmiş. Kış karlı ve sert geçtiğinden yaz sonunda tekrar güneye inerlerdi. Bu durum, Osmanlı İmparatorluğu’nun konar-göçer Türkmen oymaklarını 16. yüzyılın sonlarında yerleşik düzene geçirmesine kadar sürmüştür.
Halep bölgesinden gelerek Göğdeli Yaylalarına çıkan topluluklardan biri de Uzun Abalı Yörük Oymağı’dır. Aşiret reisinin yiğit bir oğlu ve bu gencin bindiği safkan bir al kısrağı vardır. Bir gün beyin oğlu avlanmak üzere atına binip yola çıkar ve Aygır Gölü kenarına ulaşır. Atını göl kıyısındaki çayıra salıp kendisi de abasına sarılarak uykuya dalar. Bir süre sonra korkunç bir at kişnemesiyle uyanır. Gölün içinden aslan yeleli, heybetli devasa bir aygır çıkmıştır. Aygır sudan çıkıp gencin al kısrağının yanına gelir ve onunla çiftleşir; ardından ürpertici bir kişnemeyle tekrar sulara gömülür.
Olayın heyecanıyla obasına dönen bey oğlu durumu anlatır. Oba halkı bu olayı kutlu sayar. Güz gelip güneye inme vakti ulaştığında Aygır Gölü çevresinde şölen düzenlenir. Kışı Halep’te geçiren oba, baharda tekrar Göğdeli Yaylası’na döner. Bu sırada al kısrak, görenleri hayrete düşüren benzersiz bir tay doğurur. Tay, gölden çıkan efsanevi aygıra benzemektedir. Kısa sürede büyüyüp güçlü bir at olur.
Beyin oğlu bir gün yine atıyla avlanırken Aygır Gölü kıyısında dinlenmeye çekilir. Aynı aygır gürleyerek gölden çıkar. Ancak bu defa aygır, al kısrağın yanındaki tayı da yakalayarak suların derinliğine çekmeye başlar. Tayını kurtarmak için göle atılan beyin oğlu, tayla birlikte sulara gömülerek kaybolur. Al kısrak göl kenarında çaresizce kişner, yeri göğü eşeler.
Akşam obaya dönen kısrağın çırpınışlarından durumu anlayan oba halkı göl kenarına gelir ancak genci ve tayı bulamaz. Sahibini ve yavrusunu kaybeden al kısrak dağlara kaçarak gözden kaybolur. Yörükler her yıl yaylaya geldiklerinde Tahtalı Dağlarının doruklarında al kısrağın acı kişnemesini duyduklarını söylerler. Bu olay üzerine yakılan ağıt nesilden nesile ulaşmıştır:
Dumanlıdır Tahtalı’nın tepesi, Nereden geliyor Al Tay’ın sesi? Kurbanım komşular bu neyin nesi? Aygır Gölü yaktı bizi kül etti, Soralım bu göle oğlumu netti?
Olmaz olsun böyle yayla, Göle gitti oğul tayla, Koca genci tüm obayla, Aygır Gölü yaktı bizi kül etti, Soralım bu göle oğlumu netti?
Yüce dağlar dumanlıdır kış olur, Oba gider her tarafı boş olur, O derin sularda yavrum taş olur, Aygır Gölü yaktı bizi kül etti, Soralım bu göle oğlumu netti?
Eşinir dağlarda al at, Başımıza geldi afat. Gelin hasta, baba sakat, Aygır Gölü yaktı bizi kül etti, Soralım bu göle oğlumu netti?
Yıkıldı obamız çadır bozuldu, Gencecik gelinim saçını yoldu. Bir taneydi yavrum gölde boğuldu, Aygır Gölü yaktı bizi kül etti, Soralım bu göle oğlumu netti?
Al at yücelerden kişner, Oba enginlerde kışlar, Konu komşu, arkadaşlar, Aygır Gölü yaktı bizi kül etti, Soralım bu göle oğlumu netti? [5]
2. SİVAS / ULAŞ – AYGIR GÖLÜ EFSANESİ
Sivas ili Ulaş ilçesine bağlı Kertmekaracaören köyü sınırlarında yer alan Aygır Gölü hakkındaki efsane şöyledir:
Koyuncu Köyü’nden bir çiftçi, tarlada çalışırken kısrağını Aygır Gölü kenarına kazık çakarak örkler (bağlar). Tarladaki çalışma sürerken gölden devasa bir aygır çıkar ve köylünün kızgınlıktaki (dalap) kısrağıyla çiftleşir. Bir yıl sonra kısrak son derece güzel ve gösterişli bir tay doğurur.
Ertesi yıl aynı mevsimde köylü, kısrağını ve tayını alarak tekrar göl kenarına gider. Kendisi işiyle uğraşırken sudan aynı efsanevi aygır fırlar. Aygır ilk olarak kısrağı yakalayıp göle çeker ve su altında boğar; ardından tayı da alarak suların derinliklerinde gözden kaybolur. Rivayete göre, suda öldürülen kısrağın bukağısı (puhağısı) yıllar sonra gölün başka bir noktasındaki Kör Kazıklı mevkiinden karaya vurur. Bu hadiseden sonra göl "Aygır Gölü" olarak anılmaya başlanır.[6]
3. TUNCELİ / PÜLÜMÜR – BUYER BABA (BAVA) GÖLÜ EFSANESİ
Tunceli’nin Pülümür ilçesinde bulunan Buyer Baba Dağı ve Gölü etrafında teşekkül eden inançlar, Türk inanç sistemindeki Yer-Su kültünün doğrudan devamıdır. Yöredeki halkın dağda adak kurbanı kesmesi, yaban hayvanları için doğaya yiyecek bırakması, taş üstüne taş koyarak "Obo" (taş yığını/ziyaret) kültürünü sürdürmesi Gök-Tanrı/Şamanist kökenlerin İslamlaşmış biçimleridir.
Efsaneye göre, Buyer Gölü civarındaki bir köyde inançlı, cömert bir adam yaşar. Bir sonbahar sabahı gördüğü rüyada bir göl kenarında heybetli bir atın kendisini kişneyerek çağırdığını görür. Eşine niyazlık lokma hazırlatarak Buyer Dağı’na doğru yola çıkar.
Göle vardığında çırpı yakıp niyazını lokmalara böler; bir kısmını atına verir, bir kısmını da kurda kuşa saçı olarak bırakır. Bu esnada gölün suları ansızın dalgalanıp kabarır. Gölden doru renkli, alnında ve ön toynaklarında belirgin beyazlıklar (akıtma) bulunan muazzam bir aygır çıkar. Adamın atı ile bu göl aygırı bir süre birlikte koştuktan sonra çiftleşirler ve gölden çıkan at tekrar suların içinde kaybolur.
Aradan 11-12 ay geçtikten sonra adamın kısrağı, gölden çıkan ata tıpatıp benzeyen dişi bir tay doğurur. Tay büyüdüğünde olağanüstü bir güce ulaşır; nallanmayı kabul etmediği hâlde tırnakları aşınmaz, adeta yere basmadan havada süzülür.
Adam bir süre sonra hırsa kapılarak kısrağı tekrar Buyer Gölü’ne götürüp aynı aygırdan bir de erkek tay elde etmeyi planlar. Fakat çıkar amacıyla hareket ettiği için bu davranışı kutsal ruha (iyeye) saygısızlık kabul edilir. Göl kenarına varıp dualar ederken gölden yine aynı aygır çıkar; ancak bu defa adamın kısrağını da alarak gölün ortasına doğru yürür ve sulara gömülür. Kısrağını kaybeden adam, açgözlülüğünün ve pişmanlığının cezası olarak eve yaya dönmek zorunda kalır.[7]
4. ERZİNCAN / ÜZÜMLÜ – AYGIR GÖLÜ EFSANESİ
Erzincan ili Üzümlü ilçesinde yer alan Aygır Gölü efsanesinde de mitolojik su hayvanı motifi karşımıza çıkar. İnanışa göre, her yaz sudan olağanüstü güce sahip bir aygır çıkar, otlaklardaki kısraklarla birleştikten sonra tekrar suya döner. Bu birleşmeden doğan tayların son derece süratli, dayanıklı ve güçlü olduğu kabul edilir.
Bölge halkı Aygır Gölü’ne kutsallık ithaf ettiğinden, gölde yıkanmanın insanı "çarpacağına" (su iyesi tarafından cezalandırılacağına) inanır. Zamanla İslamlaşan efsanede bu atın gösterdiği olağanüstü nitelikler sebebiyle Hz. Ali’nin atı (Düldül) olabileceği yönünde halk arasında kutsal bir anlatı da oluşmuştur.[8]
5. BİTLİS / ADİLCEVAZ – AYGIR GÖLÜ EFSANESİ
Bitlis’in Adilcevaz ilçesinde bulunan bir volkanik set gölü olan Aygır Gölü hakkındaki efsane şu şekildedir:
Zamanın birinde Aygır Gölü’nün sularının kanallar vasıtasıyla Van Gölü’ne aktarılması gündeme gelir. Ancak projeyi çizen mühendisin rüyasına Aygır Gölü’nün koruyucu ruhu (iyesi) girerek onu uyarır. Mühendis projeden vazgeçmesine rağmen ruhun gazabından kurtulamaz.
Gölün adıyla ilgili anlatılan efsanede ise; dinlenmek üzere göl kenarına gelen bir adamın atı ile sudan çıkan gizemli bir aygır çiftleşir. Aradan zaman geçer, doğan tay olağanüstü güzelliktedir. Adam ikinci bir taya sahip olmak arzusuyla tekrar göle gittiğinde, sudan çıkan aygır tayı da alarak suyun derinliklerinde kaybolur. Bu durum Altay Türk destanlarında geçen sudan çıkan "boynuzlu pura" adlı mitolojik atlarla ve Köroğlu’nun Kırat’ının türeyiş efsanesiyle birebir örtüşmektedir.[9]
6. KARS / SUSUZ – AYGIR GÖLÜ EFSANESİ
Kars’ın Susuz ilçesi sınırlarında, Kars-Göle yolu üzerinde bulunan volkanik set gölü Aygır Gölü ile ilgili olarak halk arasında hâlen anlatılan söylenceye göre; özellikle geceleri gölün içinden gizemli at kişnemeleri yükselmektedir. Gölün adının, suyun altından gelen bu efsanevi at kişneme seslerinden türediğine inanılmaktadır.
7. TRABZON / ÇAYKARA – AYGIR GÖLÜ EFSANESİ
Trabzon’un Çaykara ilçesindeki Haldizen Dağları’nın eteklerinde, 2740 metre yükseklikte bulunan Aygır Gölü bir buzul gölüdür. Bölgedeki halk anlatılarına göre gölün ismi, suların içinde yaşayan ve zaman zaman su yüzeyine çıkan efsanevi "Su Aygırları"ndan gelmektedir. Bu kutsal/mitolojik su aygırlarının yöredeki at sürülerine karışarak çiftleştiklerine dair rivayetler Karadeniz sözlü kültüründe varlığını korumaktadır.
8. KONYA / BOZKIR – DİPSİZ GÖL (AYGIR GÖLÜ) VE AYGIR ŞELALESİ EFSANESİ
Konya’nın Bozkır ilçesinde, Batı Torosların doğusundaki Geyik Dağları kuzeyinde etrafı sarp kayalıklarla çevrili kapalı bir havzada Dipsiz Göl yer alır. Ayrıca aynı bölgede Aygır Dibi Şelalesi (Aygır Şelalesi) bulunmaktadır.
Dipsiz Göl ile ilgili anlatılan halk efsanesine göre: Gölün dibinde yaşayan devasa bir su aygırı, sonbahar aylarında sudan çıkarak kıyıda otlayan koyun, kuzu ve diğer hayvanları kapıp gölün derinliklerine çekmektedir. Bu motif, su iyesinin kurban talep etmesi ritüelinin efsaneleşmiş şeklidir.
9. KAHRAMANMARAŞ / YEŞİLGÖZ OBRUĞU (AYGIR GÖLÜ) EFSANESİ
Kahramanmaraş il merkezine 50 km mesafede, Göksun yolu üzerindeki Tekir Mahallesi yakınlarında yer alan Yeşilgöz Obruğu derin sularıyla tanınır.
Araştırmacı Ali Rıza Yalman, Cenupta Türkmen Oymakları adlı eserinde Yeşilgöz Obruğu ile ilgili efsaneyi şöyle aktarmaktadır:
“Göksun’a giden Eğerbeli yolunda alabalıklarıyla meşhur Tekir suyunun gözü 200 metrelik bir alanı kaplar. Bu suyun derinliği pek çoktur. Köylüler, bu suyun o derin gözünde bir aygır bulunduğuna inanırlar. Vaktiyle bu pınarın etrafında bir kısrak yayılırken kaynaktan bir aygır çıkmış ve kısrağı aşmış. Kısrak çok güzel bir tay doğurmuş. Bir yıl sonra kısrak tayla birlikte tekrar pınar başında otlarken aygır sudan çıkmış ve tayı yelesinden yakalayarak suya çekmiş, bir daha görülmemiş.” (Yalman, 1977: 495).[10]
KAYNAKÇA
- YİĞİT, Fatih Mehmet (2023). Nalayh Göktürkçe Tamga Yazıtı (Bengü Bitik Taş) Okuması ve Anlamlandırılması, Web Yayını:
[https://turkologfatihmehmetyigit.blogspot.com/2023/04/nalayhin-gok-turkce-tamga-yaziti-bengu.html](https://turkologfatihmehmetyigit.blogspot.com/2023/04/nalayhin-gok-turkce-tamga-yaziti-bengu.html) - VURAL, Feyzan Göher (2017). "İslamiyetten Önceki Türklerde Kültür ve Müzik: Hun, Göktürk ve Uygur Devletleri", Ulakbilge, Cilt 5, Sayı 14, s. 138-145; ESİN, Osman (2017). Orta Asya, Ön Asya ve Anadolu Eksenin Eski Türklerin Hayatında Önemli Bir Figür: At.
- TAVKUL, Ufuk (2007). "Kafkas Nart Destanlarında At Motifi", Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, Cilt 4, Sayı 3, Ankara Üniversitesi DTCF, s. 145-155.
- KABA, Ali (2016). Altay, Tuva, Hakas ve Şor Destanlarında At Motifi Üzerine Bir İnceleme, Yüksek Lisans Tezi, Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kırşehir, s. 25-32.
- GÜRÜN KAYMAKAMLIĞI (2020). Gürün Efsaneleri: Aygır Gölü Efsanesi,
[http://gurun.gov.tr/efsaneler](http://gurun.gov.tr/efsaneler); Ayrıca bkz. ÖZ, M. Ali (1999), Bütün Yönleriyle Gürün, İstanbul, s. 441-447; ÖZEN, Kutlu (2001), Sivas Efsaneleri, Sivas, s. 119-127. - SİVAS VALİLİĞİ (2011). Sivas İl Kültür ve Turizm Envanteri, Sivas İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Sivas, s. 210-212.
- GALİK, Mehmet (2020). "Pülümür Buyer Bava Gölü Efsanesi", Pülümür Haber; Fırat’ın Tunceli Efsaneleri, Fırat Kalkınma Ajansı Yayınları, 1. Baskı, 2023, s. 25-27.
- KARA, Ruhi (1993). Erzincan Efsaneleri Üzerine Bir Araştırma, Ankara: Erzincan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Yayınları, s. 84-88.
- DOĞAN, Oğuz (2019). Bitlis’ten Derlenen Efsanelerin Psiko-Sosyal ve Arketipsel Analizi, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ; ELÇİN, Şükrü (1977), "Atların Doğuşuyla İlgili Efsaneler", Halk Edebiyatı Araştırmaları, Ankara, s. 47-51.
- YALMAN, Ali Rıza (1977). Cenupta Türkmen Oymakları, (Haz. Ahsen Batur), MEB Basımevi, İstanbul, s. 495.
- İNAN, Abdülkadir (1954). Tarihte ve Bugün Şamanizm: Materyaller ve Araştırmalar, TDK Yayınları, Ankara, s. 45-60. (Ek Kaynak)
- ÇORUHLU, Yaşar (2002). Türk Mitolojisinin Anahatları, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, s. 33-58. (Ek Kaynak)























Yorumlar
Yorum Gönder