TÜRKLERDE EVRENBİLİM (KOZMOLOJİ), ASTROFİZİK VE EVRENİN YARATILIŞI:
"Hunlar önemli işlere girişmeden önce yıldızları ve ayı gözlemlerler; ay doluyken (Dolunayda) saldırır ve savaşırlar, ay zayıflarken geri çekilirler."
Sima Qian'ın "Shiji" (史記) Eseri (MÖ 109-91)
***
"Türkler; sihir, büyü (Böğü: Kam/Şamanlık Bilgisi) ve astronomi (Gök Bilimi: Yıldızlar ve Gezegenlerin hareketleri ve etkileri) ile ilgilenirler."
Fahreddin Mübarekşah Tarihi
***
Türklere ait Gök-Tanrı inanç sisteminde; Tanrısal kuvvet, kudret ve ihtişamın tecellisi olan Gökyüzünün önemi büyüktür. Türkler tarih sahnesine çıktıklarından itibaren gökyüzünü gözlemlemişler astronomi ve kozmoloji ile yakinen ilgilenmişlerdir.
Eski Türk kültür ve inancında Gökyüzü; Tanrı katını sembolize ettiği için Tengri sözcüğü hem gökyüzü hem de Tanrı anlamında kullanılmıştır.
Türkler kainatı Evren kavramıyla tanımlamıştır. Evren kelimesi ise Gök-Türk yazıtlarında geçen "evir" kavramından türetilmiştir. Evir kelimesi ise dönmekte olan anlamına gelmektedir. Çevirmek (döndürmek) kavramıda "evir" kelimesinden türediği gibi Evren kelimesi ise dönmekte evrilmekte olan gökyüzü anlamına gelmektedir. Türkler bu bağı Gök-Çıkrığı, Gök-Çarkı olarak tabir etmişlerdir. Atomaltı parçacıklardan Atomlara, Gezegenlerden Galaksilere her şey bir döngü ile hareket eder. Türkler bu hareketi çıkrığın yün eğirirken dönüşüne benzetmişlerdir. Evrenin bu hareketi Uzay-Zaman Boyutunu sağlar. Türkler, buna; Gök-Çark'ı, Çarkı Felek demişlerdir.
Yine Yusuf Has Hacib Kutadgu Bilig adlı eserinde evrenin yani kainatın yaratılışı ve dönüşünü şu sözlerle ifade eder:
Aşık Paşa ise Garibnamesinde şöyle der:
Bu döngü ve hareket; Uzay-Zaman Boyutta kaderi meydana getirir. Türklerin kadercilik anlayışında Tanrı, Evreni yaratmış (fizik,doğa ve Evren)yasalarını koymuş her oluş bu yasalar çerçevesinde ölçü ile hareket eder.
Türk inancına göre; Tanrı önce maddenin özünü yani "ışığı" (atomaltı parçacık veya kuantum) karanlıktan yararak var etmiştir. Işık evrile Evrile Evreni oluşturmuştur. Türkler buna "Yaruk" demiştir. Nasıl ki hücreler bölünerek çoğalır, tohum yarılarak filiz verir aynen öyle ilk oluş olan maddenin başlangıcı yarılarak başlamıştır. Bu nedenle Türkler ilk oluş yaratılışı var eden başlangıçı yaruk (aydınlık) sözcüğü ile açıklamış ilk yaratılışta karanlık madde yarılarak aydınlık (büyük patlama) var olmuştur. Tengri-Yaruk tamgası olarak ifade edilen ve "dam" olarak okunan Göğün damı/çatısı yaratılışın/yarılmanın başlangıç noktasını betimleyen daire içerisindeki + artı bu ilk yaratılışı yarılmayı ifade eder.
Hun Türkleri ışığa Totur Teyri (Tanrı enerjisi/parçacığı) demişlerdir.
Bu gün fizikteki sicim teorisi atomaltı parçacıkların bir merkez kuvete olan bağ ile döndüğünü yine bu günkü astronomik gözlemlerde gezegenler ve yıldızların yörüngelerinde döngülerinin merkez kuvvetle döndürülen spiral bağla döngüsel hareket ettiklerini ispat etmiştir, yine kuantum dolanıklıkta her bir parçacığın birbiri ile bağlı olduğunu ispat etmektedir.
Atomaltı parçacıklardan Atomlara, Gezegenlerden Galaksilere her şey bir döngü ile hareket eder. Türkler bu hareketi çıkrığın yün eğirirken dönüşüne benzetmiş Atomlardan Galaksilere değin var olan bu merkezi kuvvet (Tanrısal öz bilinçtir.) Bu sipiral döngüsel bağ matematikte kendini Altın oranla göstermiştir. Atomlardan, su ve kar moleküllerine, DNA sarmalından, insan bedenine, ağaçlarda, bitkilerde, galatik spiral bağlarda altın oran adı verilen 1.618... sayısı kullanılmıştır.
Türk Bilge Erenlerde Işık kavramını sıklıkla kullanmış yaratılan her eşya ve canlıda Ulu Tanrı'nın bahşettiği bir öz olduğunu eserlerinde ifade etmişlerdir.
Yunus Emre şiirinde konuyu şu sözlerle anlatmaktadır:
Saka-Yakut Türk Kam ve Şamanlar Tanrıya yakarırken şöyle derler:
***
Doğu Türkistan Havzasında bulunan Turfan Yazıtları Türk tarih ve kültür araştırmacıları tarafından üzerinde fazlaca araştırma yapılmayan belgelerdir. Bu belgeler incelendiğinde bu metinlerin o dönemde yaşayan BIRATYA ŞIRI, ATSAN, ASIĞ TUTUN, VAPŞI BAKŞI, ÇISUYA TUTUN, UPASANÇ SILIĞ TİGİN, QALIM KEYŞİ, QAYA QAL, QAMALA, ANANTA ŞIRI isimli Türk Bilgeler (Astrofizikçiler) tarafınan kaleme alındığı bu görüşlerin UĞANLAR/Oğanlar diye tabir ettikleri M.Ö. 6000 lere kadar dayandıkları Proto-Türk bilginlerine ait olduklarından bahsetmeleri Türk bilim dünyası ve insanlık tarihi açısından üzerinde düşünülmesi gereken husustur.
Nitekim Turfan kazılarında elde edilen yazılı belgeler ile ilgili bir eser neşir eden Reşit Rahmeti ARAT’ta kitabında Uygur kağanlığı dönemine ait yazıtların Mani ve Budizm’den etkilenen metinler olduğunu ancak bu metinlerin içerisinde Proto-Türk dönemine ait bilgiler barındırdığından bahsetmektedir.
Proto-Türk astrofizikçisi Vapşı BAKŞI tarafından yaratılan daha sonraları Çusuya Tutung tarafından kaleme alınan bir “Gevezelik Boyası” adlı şiirsel bir Turfan yazıtında Atomaltı parçacıklardan, yıdızların ve evrenin oluşumuna, yıldızların sönerek karadeliklerin oluşturmasından,göreceli zaman teorisine değinmektedir. Uzun olan bu şiirin konumuzun anlaşılması açısından kısa bir bölümünü aşağıda iktibas edeceğiz:
Açıklama: Bakşı/Baksı: eski Türk kültüründe Kam/Şaman/Herşeyi gören, Bilge anlamına gelmektedir.)
***
HUN/NART BOYU TÜRK MİTOLOJİSİNDE BİG BANG GENİŞLEYEN EVREN VE YILDIZLARIN YARATILIŞI:
***
Türklerin Kozmoloji ve Astronomi bilimine katkıları:
On İki Hayvanlı Türk Takvimi (MÖ / Antik Dönem)
Türklerin Güneş yılını esas alarak oluşturduğu 365.242 günlük takvimdir. 12 yıllık döngülerden oluşur; gök cisimlerinin, mevsimlerin ve gezegen hareketlerinin tam hassasiyetle hesaplandığı Türk astronomisinin en eski somut göstergesidir.
12 Hayvanlı Takvimde Güneş (eski Türkçe: Kün) sisteminin esas alınması, her yıla hayvan isimleri verilmesi; bu takvimin yaratıcılarının Gök-Tanrı inancına sahip, Gökyüzü ve Doğayı gözlemleyen Şaman/Kam geleneği ile birlikte, yarı göçebe( konar-göçer) toplum yapısına eski Türk topluluklarına işaret eder.
Güneş yılının esas alındığı 12 Hayvanlı Türk takviminde her yıla bir hayvan ismi verilmiştir. Yaşam şekilleri ve inançlarının etkileri bulunan bu takvim her medeniyette olduğu gibi zamanın sabit kurallara göre kullanma ihtiyacından dolayı ortaya çıkmıştır.
Her yıla bir hayvan isminin verildiği 12 Hayvanlı Türk takvimi ilk defa Türkler tarafından kullanılan güneş yılını esas alan bir takvimdir. Toplamda 12 hayvan bulunan bu takvim, 12 yıl sonra aynı hayvan yılına geri döner. Yıl özellikleri hangi hayvana denk geliyorsa o hayvana göre belirgin özellikleri vardır. İnsanların doğdukları yıllara göre karakterleri üzerinde etkileri olduğuna da inanılır. Bu takvim üzerinde şaman inancının da etkileri görülmektedir. Pek çok Türk devleti tarafından kullanılan bu takvim, yakın zamanda bile kullanan Türk devletlerinin varlığı bilinmektedir.
Bu takvim ile ilgili ilk araştırmalar M.S 10. Yüzyılda El Biruni tarafından yapılmıştır. Ancak bu araştırmalar yetersiz kalmıştır. Sonrasında Kaşgarlı Mahmud tarafından araştırmalar yapılmış. Uluğ Bey gibi pek çok Türk kaynaklarında da bu takvimin ismi geçmektedir. Ancak ayrıntılı bilgi yer alıyor. Bu takvimin yazılı tarih öncesindeki karanlık dönemlere kadar bir geçmişi bulunduğu tahmin ediliyor.
Harezmî (780 - 850)
Sıfır (0) rakamını ve cebir bilimini dünya literatürüne kazandıran Harezmî, Bağdat'taki Beytü'l-Hikme bünyesinde astronomik tablolar (Zîc-ül Harezmî) hazırlayarak Güneş ve Ay hareketlerini matematiksel modellerle açıklamıştır.
Ferğanî / Alfraganus (798 - 861)
Batı dünyasında Alfraganus olarak tanınan Ferğanî, Güneş'in de kendine ait bir yörüngesi olduğunu ve apogee (Güneş'in Dünya'ya en uzak noktası) hareketini ilk keşfeden astronomdur. Yazdığı Usûlü 'İlmi'n-Nücûm adlı dev eser, yüzyıllarca Avrupa üniversitelerinde temel astronomi ders kitabı olarak okutulmuştur.
El-Biruni (973 - 1048)
Jeodezik çevre hesaplarından hareketle Kristof Kolomb'dan 5 asır önce Atlantik ve Pasifik okyanusları arasında keşfedilmemiş karalar (Amerika Kıtası) bulunması gerektiğini teorik olarak ispatlamıştır. Dünya'nın hem kendi hem Güneş etrafında döndüğünü savunmuş ve Dünya yarıçapını 6.339\text{ km} (\%1 hata payı ile) ölçmüştür. 995 yılında ekliptik eğikliği 23^\circ 27' olarak tespit etmiş; matematiksel trigonometriye sekant, kosekant, kotanjant fonksiyonlarını kazandırmıştır. Ayrıca madenlerin özgül ağırlıklarını hassasiyetle ölçmüştür (Fe = 7.82).
Ömer Hayyam ve Celali Takvimi (1048 - 1131)
Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah adına Isfahan Rasathanesi'ni kurmuş ve yürütmüştür. Hazırladığı Celali Takvimi, günümüzde kullandığımız Gregoryen takviminden bile daha hassas bir Güneş takvimi olup 5000 yılda sadece 1 gün sapma gösterir.
Danişmendliler Dönemi, İbnü’l-Kemâl ve Aynüddevle el-Hasenî (12. Yüzyıl)
Danişmendliler Devleti, Anadolu’da akli ilimler ve astronomi alanındaki ilk kurumsal bilim hamiliğini üstlenmiştir. Kayseri Şehir Muhafızı İbnü’l-Kemâl’in Melik Ahmet Gazi’ye sunduğu Keşfü’l-Akabe, Anadolu’da kaleme alınan ilk astronomi eseridir. Beylik bünyesinde yetişen Aynüddevle el-Hasenî gibi astronomlar ise Kayseri ve Malatya’da gök gözlemleri yürütmüşlerdir.
Niksar Yağıbasan Medrecesi (1151 - 1152)
Danişmendli Hükümdarı Nizamettin Yağıbasan tarafından yaptırılan ve Anadolu’daki kapalı avlulu medreselerin ilk örneği olan yapı, Anadolu Türk tarihinde tıp, matematik ve astronomi eğitimi veren ilk yükseköğretim kurumlarından biridir.
Cacabey Medrecesi / Kırşehir (1272)
Selçuklu döneminde yapılan yapı, dünyanın ilk astronomi yüksekokullarından biri olarak kabul edilir. Binasında yer alan gözlem kuyusu ve açık kubbe mimarisi sayesinde gök cisimlerinin hareketleri ile ışık kırılma açıları incelenmiştir.
Gıyaseddin Cemşid el-Kâşî (1380 - 1429)
Semerkand Rasathanesi'nin ilk müdürüdür. Pi sayısını (\pi) virgülden sonraki 16 basamağına kadar doğru hesaplamıştır. Gezegenlerin yörünge konumlarını mekanik olarak hesaplayan Tebak el-Maneat (Gezegen Tabakası) adını verdiği özel hesap cihazını icat etmiştir.
Uluğ Bey (1394 - 1449)
Dönemin en gelişmiş gözlemevi olan Semerkand Rasathanesi'ni kurmuş ve 40 metre yarıçaplı dev fahrî sekstantı inşa ettirmiştir. Hazırladığı Zîc-i Uluğ Bey kataloğunda 1018 yıldızın konumunu hatasız saptamıştır. Bir tropikal yılı 365 gün 5 saat 49 dakika 15 saniye olarak (günümüz ölçümlerine göre sadece 25 saniye sapmayla) hesaplamıştır.
Ali Kuşçu (1403 - 1474)
Semerkand ve İstanbul astronomi ekollerinin bağ kurucusudur. Ay'ın detaylı haritasını çizmiş, bu katkısından ötürü NASA günümüzde Ay'daki bir kratere onun adını vermiştir. Dünya'nın eksen eğikliğini 23^\circ 30' olarak tam hesaplamış ve Fatih Medreseleri'nin astronomi müfredatını hazırlamıştır.
Takiyüddin Efendi (1526 - 1585)
Sultan III. Murad döneminde İstanbul Rasathanesi'ni kurmuştur. Avrupa'daki Tycho Brahe gözlemevinden çok daha hassas çalışan mekanik duvar saatleri, ekstantlar ve gözlem aletleri geliştirmiştir. Ondalık kesirleri astronomi tablolarında ilk uygulayan bilim insanıdır.
Kandilli Rasathanesi ve Fatin Gökmen (1911)
Cumhuriyet öncesinde kurulan ve modern Türk astronomisinin kurumsal temelini atan gözlemevidir. Astronom Fatin Gökmen önderliğinde mekanik haritacılık, meteoroloji ve gök gözlem çalışmaları modern standartlara taşınmıştır.
Fatih Mehmet Yiğit


















Yorumlar
Yorum Gönder