RAKKA VE ORTA ANADOLU EKSENİNDE BİR OYMAGIN TARİHİ (CERİTLER) 
(KARACAKURT TÜRKMENLERİ)

Baki Yaşa ALTINOK
Araştırmacı-Yazar
---
ÖZET

Anadolu'daki Türkmen oymaklarından "Cerit" oymağının tanıtıldığı bu yazıda, Ceritlerin yaşam biçimleri, örf ve adetleri, gelenek ve görenekleri hakkında bilgiler bulacaksınız. Ayrıca Ceritlerin sözlü geleneklerini de manzum olarak bu yazıda bulabilirsiniz. Ceritler 1692 yılında Urfa ve civarında yaşamış, 19. yüzyılda Anadolu'nun çeşitli yerlerinde iskanları tamamlanmıştır.
---

ABSTRACT

Cerit clan, one of the Turcoman tribes in Anatolia, their life style, customs, traditions, and conventions are given. The verbal traditions of the Cerits are provided through poems. Cerits lived in Urfa and in the surrounding settlements and their settlement process in various parts of Anatolia came to an end in the 19th century.
---

GİRİŞ

Orta Asya'dan gelip Anadolu'yu yurt tutan 230 oymak, 1500'ü aşiret ve 5800'ü de cemaat olmak üzere 7230 dolayında Türkmen oymak, aşiret ve cemaat bulunmaktadır. Kırşehir ve yöresini yurt tutmuş irili ufaklı 450 Türkmen aşiretinden biri de Oğuzların Bozok koluna mensup Beydili boyudur. Dulkadirli Beyliğini teşkil eden cemaatlerin çoğunluğu Bayat, Avşar ve Beydili boylarında idi. 1520-1570 tarihlerinde Beydili, aralarında Ceridlerin de olduğu birçok obayı barındırmaktadır.[1]

Anadolu'ya geldikten sonra şimdiki Şanlıurfa'nın Karacadağ yöresinde ilk önce Akkoyunlu devletine, daha sonra da Dulkadir beyliğine bağlı olan Beydili, Bozulus'un 1613'de dağılması üzerine, bir kolu Gaziantep, Maraş, Kayseri üzerinden, diğer bir kolu da Toroslardan Adana, Karaman, Aksaray'ı takip ederek Kırşehir merkez olmak üzere tekrar Orta Anadolu'ya ulaşmışlardır.[2]

Yerleşik düzene geçmiş halkın şikayetleri üzerine 1690-1691 yılında Beydili boyu, bütün obaları ile birlikte şimdiki Suriye bölgesine sürülmüşlerdir.
Rakka bölgesindeki köyleri harap eden yağmacı Tay ve Urban Araplarına karşı Anadolu'daki Beydili obalarını Belih ırmağının Harran altındaki Akça-Kale'den Rakka'ya kadar uzanan bölgeye yerleştiren Osmanlı, Beydili ile diğer birçok oymakları da Urfa'nın doğusundaki Colab ırmağı kıyıları ile Boz-abad ve Urfa'nın diğer bölgelerine yerleştirdi. Böylece kendisine boyun eğmeyen bu Türkmenlerden kurtulmuş oldu.[3]

Musacalu, Cerid, Avşar, Köçekli, Boynuinceli ve Karacayurt (Karacakurt) Türkmen oymakları da bunlar arasındaydı. Devlet sert ve ciddi tedbirler almasına rağmen, bütün bu oymaklar aynı yıl içerisinde Anadolu'ya geri kaçtılar. Çünkü bu bölgeler, Türk oymaklarının yerleşebileceği Anadolu'daki serin yaylaların coğrafi yapısında bir yer değildi. Toprağı verimsiz kuru ve susuz olduğu gibi, kavurucu çöl sıcaklarının hüküm sürdüğü bir yerdi. Rakka bölgesi Arap kabileleriyle Türkmenler arasında geçen savaş türküleriyle dolu olduğu gibi, Türkmen oymaklarının adeta bir sürgün yeri idi.[4]

---
BİRİNCİ SÜRGÜN VE ACI HATIRALAR

Bu sürgünde en büyük ıztırabı Beydili ve ona bağlı oymaklar çekmiştir. Yine bu olaya dair acı hatıralar, Kırşehir başta olmak üzere Keskin yöresinde hala yaşatılmaktadır. Aşağıdaki türkü bunun acı bir kanıtıdır:

Toplandık aşiret geldik Colab'a
Başımızda esen boran değil mi?
Şahin Bey, Karaca konduk yanyana
Hacı Ali'nin yurdu Seylan değil mi?
Urumdan öteye yığnak düzüldü
Aşiretler isim isim yazıldı
Koca Berk Ağa'nın bendi bozuldu
Cerit önü tozlu duman değil mi?
Kurt Karaca Ulaşlı'nın beyine
O da kondu Şahin Bey'in sağına
Firkat girdi Ağca-Kale dağına
Yusuf Paşa cana kıyan değil mi?
Misis'ten göçünce Rakka yolu
Anavarza üstü Bayındır eli
Perişan düştü de koca Badili
İstanbul belimiz kıran değil mi?
Süleyman'ım haymalarım kurulsun
Çekilsin sancaklar aşiret derilsin
Gündeşlioğlu destan olsun çığrılsın
Firuz Bey'in yurdu Ören değil mi?

1696'da ikinci kez Rakka'ya sürgün edilen Türkmenler, şimdiki Suriye çöllerinin sıcağına dayanamayıp tekrar Anadolu'ya geri kaçtılar. Rakka beylerbeyi Ahmed Paşa Türkmenlerle baş edemeyince görevinden alındı ve Bozok-Çorum sancak beyliğine atandı. Rakka valiliğine "Başkomutan" payesi verilen Anadolu müfettişi Yusuf Paşa tayin edildi.

Yusuf Paşa, büyük bir askeri birlikle yerlerini terk eden Türkmenleri Rakka'ya geri göndermek için harekete geçti. Yusuf Paşa, Kadıoğlu namıyla bilinen Kürtlerden Bektaş Bey'in oğlunu Türkmenlere gönderip "Rakka'ya iskan giderlerse ne ala, gitmezlerse padişahtan gelen ferman gereği hepinizin kılıçtan geçirileceğini" bildirdi.

Rakka'ya iskan edilmeyi reddeden Beydililer düzenli Osmanlı ordusunun üzerlerine geldiğini görünce direnmek için isyan ettiler. Yusuf Paşa'nın kuvvetleriyle savaştılar. Beydiliye destek veren Mamalı aşiret reisi Deveci Ali ile Paylı namıyla bilinen Rişvanlı Halil Bey'in arasına nifak sokan Yusuf Paşa, Paylı Halil Bey'e Mamalı aşiret reisi Deveci Ali'yi tuzağa düşürtüp öldürttü.[5] İç çekişmelerden zayıf düşen Beydili aşireti Yusuf Paşa'ya yenildi.

XVII. yy. Türkmen aşiretleri arasında yaşayan Ozan Budala bu olayı şöyle dile getirmiştir:



Seksen bin haneyle isyan edince
Anadolu benim dedi Beğdili
Kadoğluyla Yusuf Paşa gelince
Paylı Mamalı'yı vurdu Beğdili.
Kara bayrak salak kanlı salaca
Aşiretin ucu vardı Maraş'a
Yetişti imdada beğ Kurd Karaca
Zor ile yollara durdu Beğdili.
Davullar döğündü çekildi sancak
Koç yiğit atına bağlandı ponçak
Deveci Ali öldü kırıldı kolcak
Eylenip Colap'ta kaldı Beğdili.
Ali Beyim on batman gürz atardı
Kurd Karaca bir orduya yeterdi
Cerid Bekir al kanlara katar'dı
Nice alayları yardı Beğdili.
Suluca Karahöyük belli yurtları
Aldı beni Beğdili'nin dertleri
Çöle düştü Beğdili'nin kurtları
Rakka çölünün kurdu Beğdili.
Taylı uğrun uğrun çaldı kalemi
Urbanoğlu Yusuf Paşa gulamı
Beğdili'nin namı tuttu alemi
Zorunan Rakka'ya vardı Beğdili.
Budala'm der ne olacak halimiz
Ara yerde telef oldu elimiz
Bundan sonra Rakka'dır yolumuz
Rakka'ya sürgün oldu Beğdili.

Şiirde adları geçenlerin dışında, bu dönemde Beydili içindeki obaların başında tespit edebildiğimiz şu beyler bulunuyordu: Firuz Bey oğlu Şahin Bey, Cafer Bey, Kenan Bey, Kurd Bey, Ömer Bey, Hasan Bey, Murtaza Bey, Ganem Bey, Karakoyunlu Battal Bey.

İsyanın elebaşıları olduğu bildirilen otuz Türkmen beyi idam edildi.[6] 

İdam edilenler arasında Şahin Bey'in olduğunu Âşık Süleyman şu mısralarla dile getirmektedir:

Yusuf Paşa tuğlu fermanlı vezir
Saf tutmuş ordusu emrine hazır
Bağlandı derbentler bulundu kusur
Uyan Şahin Beyim dön bak ardına
Hoyrat girdi aslanların yurduna.
Duman almış şu görünen dağları
Zalim kırmış goncaları gülleri
İpe gitti obaların beyleri
Uyan Şahin Beyim dön bak ardına
Hoyrat girdi aslanların yurduna.
Hilibaz feleğin bize mi kasti
Aslana sığarmı tilkinin postu
Aşiret direği kara gün dostu
Uyan Şahin Beyim dön bak ardına
Hoyrat girdi aslanların yurduna.
Rakka'dan Colab'a döküldük yola
Kesilen kelleler gelmiyor dile
Suçumuz ne idi sürüldük çöle
Uyan Şahin Beyim dön bak ardına
Hoyrat girdi aslanların yurduna.
Süleyman'ım ne olacak halimiz
Urumeli bekler oldu yolumuz
Kırıldı belimiz Firuz Beyimiz
Uyan Şahin Beyim dön bak ardına
Hoyrat girdi aslanların yurduna.

Bazı Türkmen beylerini yanına çeken Yusuf Paşa, Beydilileri önüne katarak mal, yiyecek ve davarlarıyla birlikte tekrar Rakka'ya sürgün eyledi.

---
CERİTLERİN (KARACAKURTLARIN) SOY KÜTÜĞÜ EFSANESİ

Halk bu konuda şöyle bir destan anlatır:

Türkmen beyleri kılıçtan geçirilmiştir. Bu sırada kocası öldürülen Beydili aşiret reisinin hanımı üçüz oğlan doğurmuştur. Çocukların öldürüleceğinden endişe duyan kadın, sürgüne gitmeden önce çocukları dağdaki bir mağaraya götürür bırakır. Birkaç yıl sonra Beydili aşireti sürgünden eski yurtlarına döner. Kadın, hizmetçisi kadınla birlikte çocukları bıraktığı mağaraya gider, gördüğü manzara karşısında gözlerine inanamaz. Üç oğlu da ellerinin başparmağını emerek sıhhatli bir şekilde yaşamaktadır. Çocukların kimler tarafından korunup beslendiğini öğrenmek isteyen kadın, bir kenara gizlenir beklemeye başlar. Gün batarken bir kurt ağzında yiyecekle gelir ve çocukları besler.

Üç oğlunu alıp çadırına dönen ana, karayağız kıllı oğluna Kurd Karaca, ince uzun sırım gibi oğluna Cerid, kafası iri boynu ince oğluna da Boynuince diye isim verir. Daha sonra Türkmen obaları içinde bu üç kardeşin obaları, 'Boynuinceli', 'Karacakurd' ve 'Cerid' olarak anılır. Konumuz olan Ceritler'in soyunun bu koldan geldiği söylenir.

Ozan Kul Sadun, Rakka'dan Anadolu'ya gelenlerden aşiretleri şöyle sual eder:

Rakka çöllerinde gelen gaziler
Acep Karacayurt geri döndü mü?
Yenile bir haber duydum oradan
Cerid Bekir öldü derler öldü mü?
Cerid Bekir öldüyse kırıldı kilit
Çöktü üstümüze bir kara bulut
Köçekli Kerim'le, Bayındır Halit
Kolu bağlı cellatlara durdu mu?
Kul Sadun'um bize çok oldu cefa
Hükmümüz geçerdi şu kaftan kafa
Ulaşlı'nın oğlu Hacı Mustafa
Alayları bölük bölük böldü mü?

---

ANADOLU'YA DÖNÜŞ YOLCULUĞU

Suriye'nin Halep vilayeti Rakka ilçesine sürgün edilen Türkmenler'in Cerit oymağı, çölün sıcağına dayanamayıp Orta Anadolu'daki eski yurtlarına dönmeyi arzulamaktadır. Bu sırada Osmanlı idarecilerine sırtını dayayan Urban Araplarının reisi Ceritler'den Fettah Bey'in kızına talip olmuştur.

Rakka'dan Toroslara, oradan da Kırşehir'e doğru yola çıkan Silsüpüroğlu aşiretinin mensup olduğu Ceritler, önlerine çıkan Urban Araplarını yenip yollarına devam etmişler. Antakya Reyhanlı Türkmen beylerinden Mürseloğlu namıyla bilinen bir bey, Ceritlerden yol geçit parası istemiştir. Fettah Bey'in, "Biz fakir aşiretiz paramız yok" demesi üzerine Mürseloğlu, "Paranız yoksa Ceritlerin güzel kızları olur, para yerine kız verin" demiş. Fettah Bey, "Biz Araba kız vermemek için nice savaşlar verdik" deyip öneriyi reddetmiş ve savaşa başlamıştır.

Kul Sadun, bu olayı şöyle dile getirmiştir:[7]
Gel edek gavgayı etme bahane
Kuzgunun cırnağı değmez Şahana
Mürseloğlu sığdırmazlar cihana
Kolu bazlı delilerim var iken.
Döndün mü dönesi benden yüzünü
Fettah beyim kara yazar yazını
Mürseloğlu ister Cerit kızını
Aslan gibi yiğitlerim var iken.
Kul Sadun'um seçelim mi yozları
Dar edeyim şu konduğun düzleri
Sana yar olurmu Cerit kızları
Gözü kanlı Ceritlerim var iken.

Mürseloğlu'nu yenilgiye uğratan Ceritler, yolda Fettah Bey'i yitirmelerine rağmen yollarına devam etmişlerdir. Fettah Bey'in ölümü aşirette derin üzüntüye neden olmuş, birçok ağıtlar söylenmiştir:

Atım var atlar içinde
Demir nalları kıçında
Eller göç etti gidiyor
Fettah Bey'im yok içinde.

Bu sırada Osmanlı yöneticileri tarafından kandırılan Avşarlar, Ceritler'in önünü kesmek için Nizip yakınlarında pusu kurmuşlardır. Osmaniye-Bahçe ilçeleri arasında Ceritler'i takip eden Avşarlar, Ceritler'e saldırmış, çıkan kavgada Avşarlar büyük kayıplar vermişlerdir. Avşarlar buraya halen "Kanlı Geçit" demektedirler. Ozan Dadaloğlu kavgayı şu dizelerle dile getirmiştir:[8]

Cerid'in göçü de üğründü geldi
Avşar'ın gafleti sinemi deldi
Gözü kanlı yiğit komadı kırdı
Boz Kartal'a pay pay oldu ölümüz.
Cerid'in uyluğu duruyor atta
Avşar'ın hopuru çıktı Yarsuvat'ta
Biz bu öğüt ile kurtulmak dertte
Nerde kaldı akıllımız delimiz.
Dadaloğlu bu iş böyle olmadı
Akıllımız delimize uymadı
Bre Cerid burda yerin kalmadı
Urumeli Kırşehir'dir yolunuz.

Galip gelen Ceritler, Kırşehir başta olmak üzere Orta Anadolu'ya gelip yerleşmişlerdir. Türkmenler'in Cerit oymağına mensup Ozan Kul Yusuf bu olayı aşağıdaki dörtlüklerinde bize şöyle aktarmıştır:

Cerid Rakka'dan sökün edince
Açılsın Urum'a yolu Cerid'in
Silsüpüroğlu Fettah Beyim ölünce
Kırıldı kanadı kolu Cerid'in.
Toplansın aşiret birlik olalım
Biz bir zaman Elbeyli'den kalalım
Konuşalım bir karara varalım
Bozulmadan gitsin eli Cerid'in.
Yüz atlımız daim ileri gitsin
Sağına soluna çok dikkat etsin
Pılışka vermeden menzile yetsin
Ziyarette aşsın yolu Cerid'in.
Sineği çok Nizip ovasına varmayın
Pusu vardır Şar dağına girmeyin
Urbanoğlu kız istiyor vermeyin
Koklatman yadlara gülü Cerid'in.
Koç dağına çıkdığımız duyarlar
Her tarafa çaşıt pusu kurarlar
Mürseloğlu seni neye sayarlar
O zaten ezelden kulu Cerid'in.
Seyfe'nin karşısı koca cebeldir
Cebeli aşınca seyfü seferdir
Yüz atlımız bin atlıya bedeldir
Dönerse silaha eli Cerid'in.
Pusuya düşmeyin düz edin yolu
Sıcağa vurmayın evlad ayalı
Varıp konacağın Kırşehir eli
Keskin'de yayılır malı Cerid'in.
Ali Bey'in pek tatlıdır sözleri
Fettah Bey'in köşek gibi gözleri
Burnu hızmalı da Cerid kızları
Deli etti Kul Yusuf'u dili Cerid'in.
---



















KAYNAKLAR
[1] İlhan Şahin, XVI. Asırda Halep Türkmenleri, S. 694,695,696. Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı 2, İst. 1982.
[2] Prof. Dr. Refet Yinanç, Dulkadir Beyliği, S. 8, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yük. Kurumu, Ank. 1989.
[3] Baki Yaşa Altınok, Öyküleriyle Türküleriyle Kırşehir Ağıtları, Türklerde Devlet Anlayışı, Haz. İsmet Parmaksızoğlu, S. 116, Başbakanlık Basımevi, Ank. 1982.
[4] Rudi Paul Lindner, Göçebeler ve Osmanlılar, S. 170, 171, Çev. Müfit Günay, İmge Kit. Ank. 2000.
[5] Silahdar Fındıklılı Mehmet Ağa, Nusretname, C. 1. S. 246,250.
[6] Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmp. Aşiretlerin İskanı, S. 57, Eren Yay. İstanbul.
[7] Ahmet Refik, Anadolu'da Türk Aşiretleri, S. 84,85,86,87. Enderun Kitabevi, İst. 1989.
[8] Ahmet Z. Özdemir, Avşarlar ve Dadaloğlu, S.149. Dayanışma Yay. Ankara.



Oğuz-Bozok-Beğdilli-Danişmendli Karacakurt Türkmenlerinin başlarından geçen olayların anlatıldığı birçok Türkü bulunmakta. Oğuz-Bozok-Beğdilli-Danişmendli Karacakurt Türkmenleri ve Tarihi ile ilgili aşağıdaki bağlantıdan detaylı bilgi alabilirsiniz:

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar