GÖÇ DESTANI

Horasan'dan koptu bir ulu kervan
Karacakurt derler, boyları yaman
Kızılırmak boyu, Karacayurttur oban
Yol oldu altımızda toz ile duman

Dağlar yarıldı biz geçtik
Nehirler kurudu biz geçtik
Rüzgâr döndü peşimize düştü
Yine de geçtik, hep geçtik

Atların nalından kıvılcım saçıldı
Her kıvılcım bir yıldız oldu
Geceyi aydınlattı göçümüz
Karanlık bile çekildi önümüzden

Turnalar kılavuz oldu bize
Onlar uçtu, biz göçtük
Kanat sesleriyle karıştı nal sesleri
Gökyüzü ve toprak kardeş oldu

Kadınlar sırtında çocuklar
Çocuklar düşünde umutlar
Umutların içinde bir yurt
O yurdu taşıdık atlarımızın sırtında

Kara çadırları kurduk yamaçta
Nakış oldu acı; kilimde, aşta
Sürülerin sesi karıştı yele
Yine düştük yola, her doğan yaşta

Beşikteki bebeye destan fısıldadık
Geceyi gündüze, çölü yeşile bağladık
Dökülen her damla alın terimizi
Toprağın koynunda vatan eyledik

Devşirme atları bastı bozkırı
Kopuzun teli kırdı yalnızlığı
Anaların duası zırh oldu bize
Eritip geçtik fırtınayı, karı

Zulüm geldi ardımızdan hışımla
Kırbaçları şakladı havada
Ama biz yürüdük boyun eğmeden
Öfkemiz bir kılıç gibi keskin

Kurtların izini sürdük şafakta
Sancaklar dalgalandı engin ufukta
Toprağa düşen her bir canımız
Meyveye durdu yeni toprakta

Buz kesen gecelerde yaktık nevruzu
Karakışa teslim etmedik yazı
Kayıp sevdaların yasını tuttuk
Yine de göğsümüzde susturmadık sazı

Her konaklama bir meydan okumaydı
Ateş yaktık sönmeyen bir inatla
Türküler söyledik duymayanlara
Taşlara oyduk adımızı

Yedi iklim dolaştık, yedi deniz
Her yerde bıraktık bir parça canımızı
Ama sönmeyen tek şey vardı:
Direnmekti, yaşamaktı, beklemekti

Demir dağlar eridi nefesimizden
Gökyüzü utandı heybetimizden
Nice krallar, hakanlar silindi gitti
Bir biz eksilmedik özümüzden

Adımlarımızla ölçtük bu koca dünyayı
Heybemizde taşıdık bereketi, sevdayı
Nereye konduysa usulca gölgemiz
Orada filizlendirdik yemyeşil rüyayı

Aşılmaz denilen geçitler dize geldi
Zaman usulca bir kavis çizdi
Nice medeniyet çökerken tek tek
Bizim ayak izimiz tarihe sindi

Nasır tuttu ellerimiz poyrazda
Yüreğimiz pişti sıcak ayazda
Ölüm bile korktu bizden kaçtı da
Alnımızın yazısı yazıldı taşta

Yay çekip ok attık zamansızlığa
Boyun eğmedik hiç yalnızlığa
Çatlayan dudaklarımızda tek bir yemin:
Miras kalacağız sonsuzluğa

Kartal kanadında taşıdık ahımızı
Dost bildik gecenin siyahını
Unutmadık ardımızda kalan mezarları
Toprağa emanet ettik her ahımızı

Pınarlardan su içtik kana kana
Selam verdik doğan yeni güne
Gözümüz ufukta, aklımız gelecekte
Hiç arkamıza bakmadık bir daha

Ne fırtına dindirebildi hızımızı
Ne mesafeler silebildi sızımızı
Biz yürüdükçe yol utandı kendinden
Güneş bile kıskandı yıldızımızı

Ateş kırmızısı şafaklar sökerken
Obanın üstüne çiğ düşerken
Ufka diktik nemli gözlerimizi
Sisli vadilerden süzülürken

Uzakta kalsa da ata ocağı
Bizimdir güneşin doğduğu yerler
Korku nedir bilmez Türk'ün ocağı
Bize dar gelse de koca gökler

Ve şimdi yeni bir toprakta
Kuruyoruz çadırları yeniden
Belki bu kez kalırız, belki dururuz
Ama biliriz ki göç bitmez

Çünkü göç dediğin nedir?
Sadece yer mi değiştirir insan?
Göç, ölüme inattır
Göç, diriliştir, yeniden başlamaktır

Bizi yıkamaz hiçbir zulüm
Çünkü biz göç edenleriz
Ve her göç bir ateştir, her ateş bir güneş
Ve her güneş doğar yeniden

Hayat bir göçtür aslında
Gelen geçer, konan göçer
At ölür, nalı kalır
Yiğit ölür, namı kalır
İnsan, iyiliğiyle anılır...

Destan bitti, göç bitmedi...

Fatih Mehmet Yiğit


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar