CENGİZHAN SÖZLERİ:

Qorxursansa etmə, edirsənsə qorxma, etmisənsə, peşman olma.
Çingiz Xan

Korkuyorsan yapma, yapıyorsan korkma, etmişsen pişman olma...
Cengizhan
Türkler savaşmaya başlayınca şeytanı cehennemde esir alır

Kendini küçük ve yok sayma!
Bir çivi olduğunu hiç sakın unutma...
Sakın bir çiviyi küçümseme. Bir çivi bir nalı, nal bir atı, at bir komutanı komutan bir orduyu, ordu koca bir ülkeyi kurtarır. Cengiz Han 

Arkasındaki düşmanı hisseden; önündeki düşmanla savaşamaz.

At sırtında dünyayı fethetmek kolaydır. Zor olan inip onu yönetmektir.

Savaşı seçtin, ne olacaksa olacak ve ne olacağını bilmiyoruz. Sadece Tanrı biliyor.

Orduyla ilgili çalışmalarda hep ön saflardayımdır. Savaşta da asla arkada kalmam Yedi yılda büyük bir iş başardım ve bütün Dünya’yı bir imparatorluk altında birleştirdim.

Benim Erlerim:
Karanlık gecelerde
Saldıran Kurt
Gündüz aydınlığında
Uçan kuzgun idi.
Hareket esnasında
Yerlerinde durmaz
İstirahat anında
Hareket etmez,
Düşmana yerlerini,
Belli etmezlerdi.
Yabancılar yanında
Çehreleri değişmez,
Düşmanları yanında
İki yüzlülük etmezlerdi.
Gördüklerini
Gizlemediler,
İşittiklerini
Saklamadılar.
Ölümüne savaştılar ve kazandılar...


(Çin seddi için) Bir duvar ancak onu koruyanlar kadar güçlüdür.

İçindeki düşmanı yenemeyen bir millet, ordusu ne kadar büyük olursa olsun asla hiç bir zafer kazanamaz...

Butun insanlara, yeri ve gogu yaratan, zenginlik ve fakirligi diledigine veren, hayati ve olumu yegane dagitan ve her sey uzerinde kudreti mutlak olan bir Tanri’ya itikat etmeleri emir olunur…

"Köpek suyu içerken gürültü çıkarır, korkunca havlar, darbe alınca'da inler, Oysa Bozkurt suyu sessizce emer, ay ışığında aşkını ulur, ölüm karşısında şikayet etmez, Boynuna bir ip bağlanmasını asla kabul etmez, özgürlüğünü pazarlık konusu etmektense ölmeyi yeğler..."

Cengiz Han

Adamlarıma rüzgar hızında saldırmayı öğrettim, şimdi Kurdun çevikliği ile savaşacaklardır...Teslim olanların canlarını bağışlayın, direnenleri ise öldürün...
Ormanlardaki ağaçlar kadar çok olan halkımın, güzel çadırlarda yaşamasını, güzel atlarını uçsuz bucaksız bozkırlarda özgürce sürmelerini istiyorum... Sizler için büyük topraklar fethettim. Ama hayatım tüm Dünyayı fethetmeme yetecek kadar uzun değil. Şimdi onu sizlere bırakıyorum...
 ‘‘Mengü Tengri’de yani Ebedi Tanrı’nın izni ile ebediyete kadar mutluluk içinde yaşayın.’’
Cengiz Han

Çəngiz Xanın yasalarının uyqulandığı dönəmdə,
Cibində qızıl(altın) kisələri olan bir gənc qız,
Fransadan çinə qədər səyahət etsə,
Başına heçnə(hiçbişey) gəlməzdi,
Onu yasalar qoruyurdu.
Abdüssəlam Semrə-  Çəngiz Xanın yasaları

Adı: Cengiz Han
Doğum: 1162
Ölüm: 18 Ağustos 1227
Meslek: Moğol İmparatoru

Cengiz Han (Chinggis Khaan, Çinggis Haan) (ya da doğum adıyla Temuςin (anlamı: demirci), (“Tengiz” (anlamı: deniz)), (d. 1167 ‘ ö. 18 Ağustos 1227) Moğol Börςigin ailesinden siyasetςi, asker ve han. Moğol kabilelerini buyruğu altında birleştirerek Moğol İmparatorluğu’nu (1206-1294) kurmuştur.

 


Cengiz Han’ın devletinin bayrağı yükselince Tatarlar, darlıktan bolluğa, zindandan gül bahçesine, fakirlik çölünden mutluluk köşküne, cehennemden cennete kavuştular. İpekli ve atlas kumaştan elbise giymeye başladılar. “Başağrısı vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kâseler, ibrikler, kadehler, sevecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar” durumuna kavuştular. Sanki “Dünya gerçekten bu kavmin cenneti oldu” âyeti onlar hakkında indi.

Batının en uç noktasından getirilen mallar onları bulmaya, doğunun en uzak köşelerinde bağlanan yükler onların evinde açılmaya başladı. Günlük elbiseleri bile altın ve gümüş işlemeliydi. Çarşı ve pazarlarda mücevherin ve kumaşların fiyatı o kadar ucuzladı ki [16], imal edildikleri yerlerdeki fiyatının yarısına satılır oldu. Tatarlara hediye olarak kumaş getiren kimse, Kirman’a kimyon, okyanusa su götürmüş gibi olurdu. Cengiz Han’ın halka toprak dağıtıp ziraati teşvik etmesi üzerine gıda maddeleri çoğalıp, içecekler Ceyhun Irmağı gibi akmaya başladı. Devletin büyüyüp giderek güçlenmesi sonucunda darlık ve sefaletten kurtularak yukarıda anlattığımız gibi bolluk ve refaha erdiler. Cengiz Han’ın yönetimi altında bulunan kavimlerin de işleri yoluna girdi. Bir zamanlar bezden bir yatak dahi bulamayanların en küçük ticarî işlemi şimdi 30 bin veya 50 bin balişe çıkmaktadır. Her baliş’in 500 miskal altın veya gümüş olduğunu belirtmek gerekir. Bu diyarda her baliş’in değeri 75 dinâr-ı ruknî olup, dört dang ağırlığındadır.

Cengiz Han, kendi kafasına göre her işe bir kural, her duruma bir ferman ve her suça bir ceza (had) getirdi.

Tatar kavimlerinin okuma yazmaları olmadığı için onların çocuklarına Uygurlardan yazıyı öğrenmelerini emretti. Sonra bütün yasaları tomarlara yazdılar. Ona Yasa-nâme-i Büzürg (Büyük Yasa-nâme) adını koydular. Onu şehzadelerin hazinesinde bulunmasına karar verdiler. Bir han [18], ordu sevk edeceği veya şehzadelerle meşveret edip karar vereceği zaman o tomarları getirip ona göre karar verirdi. Ordu teşkili, şehirlerin yıkılması ve imar edilmesi gibi işler de ona dayanılarak yapılırdı.

Cengiz Han, iş başına geçtiği ilk yıllardan itibaren kendisine bağlı Moğol kabilelerinin kötü davranışlarını ve çirkin âdetlerini yasakladı. Onların yerine akıl ve mantığa dayalı güzel hükümler koydu. Onun koyduğu hükümlerin çoğu şeriate uygundur. O, bir şeyi kabul ettirmek için güçlü hükümdarların başvurdukları korkutma ve tehdit yöntemlerine başvurmazdı.

Bir kimseyi yola getirmek için kullandığı en sert ifade, “Ne olacağını biz bilmeyiz, Yüce Tanrı bilir” ifadesiydi. Eğer dikkat edilirse, bu söz, Allah’a tevekkül edenler tarafından söylenebilecek bir sözdür. Nitekim Yüce Allah, “Allah’a tevekkül edene O yeter” buyurmuştur. Bu tevekkülü sayesinde Cengiz Han, her amacına ulaşmış, her istediğini elde etmiştir.

[Din] Cengiz Han’ın dini olmadığı için (Bu söz yazarın kendi düşüncesidir. Cengiz Han bir Tengri'ye inanmaktadır.)

O, insanları dinine göre ayırt edip birini diğerine üstün tutmazdı. Hangi dinden olurlarsa olsunlar âlimlere ve din adamlarına iyi davranır, onları her zaman yüceltirdi. Bunu Yüce Tanrı'ya karşı bir görev bilirdi.

Müslümanlara saygı gösterdiği gibi putperestlere ve Hıristiyanlara da saygı gösterirdi. Çocuklarının ve torunlarının bazıları İslamiyeti, bazıları Hıristiyanlığı, bazıları putperestliği seçtiler, bazıları da hiçbir dine girmeyerek (Gök-Tanrı inancına bağlı kalıp) atalarının yolundan gittiler.

Sonuncu gruptakilerin sayısı azdı. Herhangi bir dine girenler de mutaassıp değildiler. Zaten Cengiz Han’ın yasalarından biri de bütün milletleri eşit saymak, [19] onlar arasında fark gözetmemekti.

Cengiz Han’ın koyduğu en önemli yasalardan biri de ağız dolusu lakaplar kullanılmasını yasaklamasıdır. Onun oğulları ve torunları basit adlarıyla çağrılırdı. Mektup yazarken de aynı şekilde davranırlardı. Mektup yazanlar sultan veya sıradan bir kişi arasında fark gözetmezdi. Sahte sıfatlardan arınmış kısa bir isimle yetinirlerdi. Hanlık makamında oturan kişi sadece han veya kaan sıfatını kullanırdı.

Cengiz Han'ın ordu düzenleme sistemi şöyleydi: İnsanları onar onar bölerler, her on kişiden biri diğer dokuzunun emiri olur. On emir arasından birini yüz kişinin emiri (emir-i şad) yaparlar, geri kalanı onun emrine verirler. Aynı şekilde insanları bin ve on bin kişilik gruplara koyarlar. Bu şekilde bir emiri on bin kişinin başına getirirler. Ona emir-i tümen derler. Bir işi önce emir-i tümene havale ederler. O, bin kişinin emirine havale eder. Sırasıyla on kişinin emirine kadar varır. İşlerin zahmeti emirler arasında eşit olarak paylaştırılır. Orduda kişinin işi servet, taraftar veya nüfuz kazanmak değil, savaşmaktır.

Eğer ansızın askerlere ihtiyaç duyulursa, birkaç bin kişi filân saatte, filân yerde gece veya gündüz hazır olunacak denildiği zaman, “Vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilirler ne de öne geçebilirler” âyetinde belirtildiği gibi, hiç gecikmeden göz açıp kapayıncaya kadar orada hazır olurlar ve en küçük bir gecikme söz konusu olmazdı.

(ALAADDİN ATA MELİK CÜVEYNÎ, TARİH-İ CİHAN GÜŞA, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 83-88)

---

“Cengiz Han’ın kurmuş olduğu devletin ilk hocaları, eğitimcileri, defterdâr ve devlet memurlarının neredeyse tamamı Uygur Türkleriydi.”

(Barthold, Orta Asya - Tarih ve Uygarlık, s. 479)


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar