BOZULAN ÜLKEYE Ey, dağları göklere selâm veren büyük ülke, Niye senin başında kara bulutlardan bir gölge? Cennetlerin kevseri gibi dupduru, Sadeflerdeki inci tanesi gibi tertemiz Serin sular dağdan aşağı süzülürken, Damlaları yağmur gibi uçarken, Niçin ağlar gibi inlerler? Düşman var mı, diye dört bir yanı dinlerler? Şakır şakır kaynayarak çıkan bulaklar Her karanlık, korkunç gecenin çehresinden Şifa isteyerek gelmesin der, duraklar. Bu niye? Anlat bana. Gömgök, güzel otlakların basılmış, Üstlerinde ne sürü var, ne yılkı, Çobanları hangi dara asılmış? At kişnemesi, koyun melemesi yerine -Âh, ağlayış, Bu niye? Nazarlıklar, hamâyiller takınan, Tarlalarda lâlelere bürünen, Dağda taşta oyunlar kuran, Koşuşan Güzel kızlar, genç gelinler nerede? Cevap yok mu göklerden de, yerden de, Harâb olan ilden de? At binince kuşlar gibi uçucu, Erkin erkin havalan kucaklayıcı, At sürünce uçan kuşu tutucu, Uçan kuş gibi genç yiğitler nerede? ...