KARACAKURT TÜRKMEN OZANI: KARACAOĞLAN VE TÜRKÜLERİNDE KARACAKURT TÜRKMENLERİNİN SÜRGÜN VE GÖÇÜ

Özet

Bu çalışma, Oğuzların Bozok koluna bağlı Yıldızhan soyundan gelen Beğdilli boyunun önemli bir kolunu teşkil eden Danişmendli Karacakurt Türkmenleri ile Türk halk şiirinin en büyük temsilcilerinden biri olan Karacaoğlan arasındaki sosyo-kültürel ve tarihsel bağları incelemektedir. 17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun iskân ve sürgün politikaları neticesinde Anadolu’dan Rakka’ya sürülen Türkmen aşiretlerinin yaşadığı trajediler, göç yolları ve yurt özlemi, dönemin tanığı olan ve âşık mahlası Karacaoğlan’ı Karacakurt Türkmenlerinden alan Karacaoğlan’ın şiirlerinde derin izler bırakmıştır. Makalede, tarihî belgeler ile Karacaoğlan’ın şiirlerindeki coğrafi ve kültürel unsurlar mukayese edilerek, ozanın Karacakurt Türkmenlerine mensubiyeti ve aşiretin göç hareketleri edebî bir perspektifle ele alınmaktadır.

---

1. Giriş: Karacakurt Türkmenleri ve Tarihsel Arka Plan

Oğuzların Bozok kolunun Yıldızhan soyuna mensup olan ve kökenleri Danişmendli Beyliği’ne kadar uzanan Karacakurt Türkmenleri, Türk boyları arasında tarihsel derinliği olan önemli bir topluluktur. Tarihî kayıtlarda “Danişmendli Karacakurt Türkmenleri” adıyla da anılan bu boy, Anadolu’nun farklı bölgelerine yayılmış büyük bir nüfus potansiyeline sahipti. 84.000 haneden müteşekkil olduğu rivayet edilen Karacakurt Türkmenleri, bağlı bulundukları Bozulus ve Beğdilli boyları ile birlikte ilk başlarda Karacayurt merkezli olarak İç Anadolu’da Kızılırmak yayı boyunca geniş bir sahayı yurt tutmuşlardır.

Ancak Türkmen aşiretlerinin bölgede aşırı derecede güçlenmesi, merkezi otoriteyi tesis etmek isteyen Osmanlı İmparatorluğu’nu tedirgin etmiştir. Ayrıca duraklama dönemine giren Osmanlı ekonomisindeki bozulma, yoksul Türk halkından alınan vergilerin artırılmasına ve bu durumdan şikâyet eden Türkmenlerin yer yer isyan etmesine neden olmuştur.

Ali bin Abdülkerim Halife isimli bir görevli, Yavuz Sultan Selim'e gönderdiği raporunda Anadolu'daki halkın durumunu “biri tokluktan öle, biri yokluktan öle” deyimiyle özetlemektedir.

Koçi Bey Risalesi’nde bu durum şöyle aktarılır:

“Vergi artınca reayaya zulüm ziyade olup, âlem harap olmuştur. Evvelce ev başına kırkar, ellişer akçe alınırken şimdi yalnız miri için her neferden ikişer yüz, kırkar akçe ve her ev halkından üçer yüz akçe, her koyun başına bir akçe tayin olundu.”

Peçevi Tarihi’nde ise bu durum:

“Rüşvet ve zulüm arttı. Adeta bir baskı rejimi teşekkül eyledi. Defterdarlar, valiler devlet malını yağma eder oldular. Maliye idaresi baskı vasıtası olmak üzere 'teftiş' adı altında sanki bir çeşit engizisyon icat etmişti.”

sözleriyle anlatılmaktadır.

Anadolu’da Türkmenlerin içerisinde bulunduğu durum, Karacaoğlan’ın “Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm. Üryan geldim üryan giderim” gibi türkülerinde ve “Harâmî var diye korku verirler. Benim ipek yüklü kervanım mı var” gibi dizelerinde de görülmektedir.

Osmanlı döneminde yaşanan adaletsizlikler ve sosyoekonomik durum, Türk halk ozanlarının türkülerine de yansımıştır. Âşık Seyrani’nin şu dizeleri bu çöküşü açıkça gözler önüne serer:

Eyvah fukaranın beli büküldü
Medet ticaretin gücüne kaldık
Eyiler âlemden göçtü, çekildi
Bizler zamanenin piçine kaldık.

Rüşvet ile yazar hakim hücceti
Hüccet ile alır kadı rüşveti
Halk bilmiyor dini şer-i sünneti
Bozuldu sikkenin, tuncuna kaldık.

Mahkeme meclisi icat olduğu
Çeşme-i rüşvetin akmaklığından
Kaza bela ile âlem dolduğu
Kazların kadıya uçmaklığından

Selefin rüşvetle hüccet yazması
Halefin anlayıp hükmün bozması
Yıkılan binanın birden tozması
Asıl sermayenin topraklığından

Asıl sermayeyi niyabetleri
Emval-i eytamdır ticaretleri
Davet-i rüşvete icabetleri
Sıdk ile gönlünün alçaklığından

Bülbülün aşkıdır dalda öttüğü
Çobanın sütedir koyun güttüğü
Toprağın Habil'i kabul ettiği
Şüphesiz yüzünün yumşaklığından

Dünyadan ahrete gidip gelmemek
Olması iktiza eder ölmemek
Balık baştan kokar bunu bilmemek
Seyrani gafilin ahmaklığından

Âşık Kara(ca)oğlan’ın şu dizeleri de aynı çöküşün ve göçün acısını taşır:

Viran kaldı meskenimiz yurdumuz
Kalktı göç eyledi beyler buradan
Bitmez mola efkârımız derdimiz
Kalktı göç eyledi beyler buradan

Sultan Ahmet fermanları salıyor
Kanlı dertler yüreğimi alıyor
Kargılım yastadır güller soluyor
Kalktı göç eyledi beyler buradan

Osmanlı da geldi geceden bastı
Zalim düşmanların neyiydi kastı
Düşenin ezelden yoğumuş dostu
Kalktı göç eyledi beyler buradan

Yüklendi barhanam gayrı durulmaz
Kanlı dertler yüreğimde sarılmaz
Yaralar azgındır çare bulunmaz
Kalktı göç eyledi beyler buradan

Sarı çiçek yine sarardı soldu
Zalim felek bizi taşlara çaldı
Meskenim yurdumda ellere kaldı
Kalktı göç eyledi beyler buradan

Karaoğlan süremedim demi devranı
Üstümüzde döner ecel fermanı
Yine geldi ağlamanın zamanı
Kalktı göç eyledi beyler buradan

Âşık Budala’nın dizeleri de zulüm ve iskân politikasının halk üzerindeki ağır yükünü dile getirir:

Alemi yaratan yetiş imdada
Kati çok bunda kaldı fukara
Günden güne oldu zulüm ziyade
Bir acaip halde kaldı fukara

Haneye dokuz yüz düştü salyana
Şüphe yok eriştik ahir zamana
Niceler muhtaç oldu aziz nana
Elleri koynunda kaldı fukara

Şalvarı şaltak Osmanlı
Eğeri kaltak Osmanlı
Ekende yok biçende yok
Yiyende ortak Osmanlı

Hilebaz feleğin bize mi kastı
Aslana sığar mı tilkinin postu
Aşiret direği kötü gün dostu
Uyan Şahin Beyim dön bak ardına
Hoyrat girdi aslanların yurduna

Duman almış şu görünen dağları
Zalim kırmış goncaları gülleri
İpe gitti obaların beyleri
Uyan Şahin Beyim dön bak ardına
Hoyrat girdi aslanların yurduna

Âşık Serdarinin dizeleri de Osmanlı döneminde uygulanan yanlış politikaların ve ekonomideki bozulmanın halk üzerindeki etkisini anlatmaktadır:

Nesini söyleyeyim canım efendim
Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kırılmış kolumuz bizim

Sefil rençberin yüzü soğuktur
Yıl perhizi tutmuş içi koğuktur
İneği davarı iki tavuktur
Burdan gayrı yoktur malımız bizim

Benim bu gidişe aklı ermiyor
Fukara halini kimse sormuyor
Padişah sikkesi selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim

Tahsildar da çıkmış köyleri gezer
Elinde kamçısı fakiri ezer
Yorganı döşeği mezatta gezer
Hasırdan serili çulumuz bizim

Serdari halimiz böyle n’olacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Memurlar yıkılıp viran olacak
Akibet dağılır ilimiz bizim


Konumuza dönersek: Bu durum neticesinde, 17. yüzyılda Osmanlı Devleti tarafından stratejik ve asayiş temelli nedenlerle Türkmenlerin Rakka bölgesine zorunlu iskânı (sürgünü) kararlaştırılmıştır. Sürgün edildikleri Rakka bölgesinde yerel Arap aşiretlerinin sürekli saldırı, yağma ve tacizlerine maruz kalan Türkmenler ile bu aşiretler arasında kanlı çatışmalar meydana gelmiştir.

Yaşanan bu kaos ortamı üzerine Beğdilli Türkmenlerinin bir kısmı Suriye topraklarında kalmayı tercih ederken, önemli bir kısmı Boy Beyi Firuz Bey önderliğinde Horasan ve İran coğrafyasına göç etmiştir. Anadolu’da kalan ve iskân yerlerinden kaçan diğer boy mensupları ise Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay, Kilis, Adana, Osmaniye, Mersin, Antalya, Diyarbakır, Erzurum, Erzincan, Tunceli, Bingöl, Kahramanmaraş, Adıyaman, Siirt, Kırşehir, Nevşehir, Kırıkkale, Ankara, Kayseri, Sivas, Tokat, Çorum, Çankırı, Samsun, Aydın, Denizli, Muğla, Balıkesir ve Bursa başta olmak üzere İç, Orta, Batı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Karadeniz ile Ege, Marmara ve Trakya bölgelerine dağılarak yeni yurtlar kurmuşlardır.

Tarihî kayıtlara ve sözlü rivayetlere göre sürgüne gönderilen Beğdilli Türkmenlerinin mevcudu 84.000 civarında olup, bu nüfusun yaklaşık 4.000’ini halk kültürünü, türküleri ve ozanlık geleneğini yaşatan “Abdal” zümresi oluşturmaktadır. Bu iskân ve sürgün süreci, sadece siyasi bir hareket olarak kalmamış; Türk halk edebiyatında derin izler bırakan ağıtlara, koçaklamalara ve iskân şiirlerine can vermiştir.

Oğuz-Bozok-Beğdili-Danişmendli Karacakurt Türkmenlerinin Rakka'ya sürgünü ile başlarından geçen olayları 17. yüzyıl şairi Karacakurt Türkmeni Ozan Budala, şiir ve türkülerinde şöyle anlatmaktadır:



BEĞDİLİ (BEYDİLİ, BADILLI) KARACAKURT TÜRKMENLERİNİN SÜRGÜN VE GÖÇ TÜRKÜSÜ

Seksen bin haneyle isyan edince
Anadolu benim derdi Beğdili
Kadıoğluyla Yusuf Paşa gelince
Paylı Mamalı'yı vurdu Beğdili

Kara bayrak salak, kanlı salaca
Aşiretin ucu vardı Maraş'a
Yetişti imdada beğ Kurd Karaca
Zorunan yollara durdu Beğdili

Davullar döğündü çekildi sancak
Koçyiğit atma bağlandı ponçak
Deveci Ali öldü kırıldı kolçak
Eylenip Colap'ta kaldı Beğdili

Karacayurt Beğdilinin obası
Mürsel Beyim, Kenan Beyin dedesi
Topal Yusuf Paşa Haktan bulası
Suçumuz ne diye sordu Beğdili

Ali Beyim on batman gürz atardı
Kurd Karaca bir orduya yeterdi
Cerid Bekir al kanlara katardı
Nice alayları yardı Beğdili

Suluca Karahöyük belli yurtları
Aldı beni Beğdili'nin dertleri
Çöle düştü Beğdili'nin kurtları
Rakka çölünün kurdu Beğdili

Taylı uğrun uğrun çaldı kalemi
Urbanoğlu Yusuf Paşa gulamı
Beğdili'nin namı tuttu âlemi
Göçünen Rakka'ya vardı Beğdili

Budala'm der ne olacak halimiz
Arayerde telef oldu elimiz
Bundan sonra Rakka'dır yolumuz
Rakka'ya sürgün oldu Beğdili

---

Akça kuğum göçtü mola çöllere
Kıranlar mı girdi bizim ellere
Bir fitneden düştük tozlu yollara
Ara yerde telef oldu mal kuğu

Şu Dinek Dağı'nın baharı yazı
Ötüşür çığrışır Seyfe'nin kazı
Ne yaman ağlattı Edna Bey bizi
Firuz Beyim nerde kaldı duy kuğu

Badilli de katil kuvvet bezince
Osmanlı da fermanını yazınca
Yusuf Paşa suçsuzları ezince
Bu dertlere dayanamam ben kuğu

Şahin Beyim kimler konsun yurduna
Hayıf oldu Kurd Karaca merdine
Hiç bakmasın şu Mamalı ardına
Meşveretle yad ellere kon kuğu

Seksen bin haneden vebal alındı
Sürüldü aşiret iskân olundu
Köçekli beyleri suçlu bilindi
Cerit eli perakende can kuğu

Kadıoğluyla Yusuf Paşa geldiler
Karı-kızı çoluk çocuk kırdılar
Badili'yi Rakka'ya sürdüler
Mesken tutup Rakka'da kal kuğu

Budala'm derdini kime söylüyor
Aşiretler hep yas tutup ağlıyor
Zalim düşman seviniyor gülüyor
Hiç bu derde dayanılmaz can kuğu

---

2. Karacaoğlan’ın Soyu ve Karacakurt Türkmen Aşireti ile Kültürel Bağları



17. yüzyılda Anadolu coğrafyasında yaşayan ve Türk halk şiirinin mihenk taşlarından biri olan Karacaoğlan, âşık mahlasını mensubu bulunduğu Karacakurt Türkmenlerinden almıştır. Şiirleri ile türküleri derinlemesine incelendiğinde, onun da Karacakurt Türkmenlerinden olduğu açıkça görülmektedir. Karacaoğlan, sıradan bir tabiat veya aşk şairi olmanın ötesinde, mensubu olduğu aşiretin feryadını, göç yollarındaki çilesini ve Osmanlı’nın iskân politikasına karşı duruşunu eserlerinde nakış nakış işlemiştir.

Aşiretin toplumsal hafızası, Beğdili Boy Beyi Firuz Bey’in oğlu Mehmet Bey adına yakılan türkülerde de kendini gösterir. Örneğin Gaziantep folklorunda yer alan şu dizeler, Karacaoğlan’ın meşhur felsefi derinliğe sahip şiirleriyle birebir örtüşmektedir:

BİR AYRILIK, BİR YOKSULLUK, BİR ÖLÜM (Mehmet Bey Versiyonu)

Şu yalan dünyada üç şeye yandım
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
Mevlâm bunu kimselere vermesin
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.

Gayret imandandır alınmaz satın
Bir yiğit bulmadım ahdına bütün
Dünyada üç şey var üçü de çetin
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.

Yoksulluk insana halin bildirir
Ayrılık adama ciğer deldirir
Çok yiğidi sağlığında öldürür
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.

Mehmet Beyim döşetmişim odamı
Saki gelsin tez doldursun bademi
Arslan olsa kedi eder âdemi
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.

Bu türkü, Anadolu’dan Rakka’ya sürgün edilen Oğuz-Bozok-Beğdili Boyu’nun Beyi Firuz Bey’in oğlu Mehmet Bey adına 17. yüzyılda yakılmıştır. Karacaoğlan’ın kendi mahlasıyla söylediği aşağıdaki şiir ile bu metin arasındaki muazzam benzerlik, aralarındaki kan, coğrafya ve kültür bağını tartışmasız bir biçimde ortaya koymaktadır:

BİR AYRILIK, BİR YOKSULLUK (Karacaoğlan Versiyonu)

Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.

Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.

Karacaoğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.

---

3. Karacaoğlan Şiirlerinde İskân, Göç ve Gurbet Teması

Karacaoğlan, Toroslar üzerinden Erciyes ve Hasan Dağı eteklerini takip ederek iki kol halinde Kırşehir’e doğru ilerleyen Karacakurt aşiretinin göçünü, onların geçtiği pınarları, konakladığı çölleri zengin bir coğrafi repertuarla kaydetmiştir. Onun şiirlerinde Hama, Rakka, Halep, Çukurova, Antep, Maraş, Malya Çölü, Erciyes, Melendiz ve Hasan Dağı gibi mekânlar sadece birer isim değil, bir boyun varoluş mücadelesinin duraklarıdır.

Aşağıda, ozanın bu tarihsel göçü ve aşiret hayatını anlattığı, günümüze kadar ulaşan kıymetli şiir ve türkü metinleri eksiksiz olarak yer almaktadır:

KARACAKURT AŞİRETİ’NİN GÖÇ TÜRKÜSÜ
(Yöre: Kırşehir, Söz: Karacaoğlan, Müzik: Muharrem Ertaş, Ölçü: 11'li Hece)

Hama’dan ulanır Rakka’nın yolu
Aşar gelir yaylasından bir güzel
Halep diyarından geçin beş deli
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Güz geldi aşiret göçmeye başlar
Karayurt Türkmeni Urum’da kışlar
Lahuri fes giyer simi zer saçlar
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Yedeğinde bir Puhur’u çekerek
Sayasının topuğuna basarak
Sevdiğine ela gözü kısarak
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Çukurova bayramlığın bağlamış
Balıklı’dan kekilini yağlamış
Sevdiğinden ayrı düşmüş ağlamış
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Boğum boğum ellerinin kınası
Bir çift turunç göğsündeki memesi
Mor belikler topuğuna değesi
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Nafak Pınar’ından Antep’in eli
Maraş’tan, Toros’tan Kemnun beli
Varıp konacağım Malya’nın çölü
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Seher vakti develeri çan öter
Kafile başlar yüğrük at kovar
Uzun yayla diye durmadan öğer
Sakın, size nazar değer yollarda

Şahini kolunda beyler ok atar
Göçten ayrılması ne kadar beter
Türkmen kızı elde akmaya yeder
Ufuklar seraba benzer yollarda

İnficar vaktinde kuşlar dillenir
Herkes devesini sarar yollanır
Bâd-ı sabah zülfünde tellenir
Genç gelinler kirmen büker yollarda

Sabah olur güneş doğar dağlara
Aşiret düşmüş gider tozlu yollara
Bin çan sesi çöker o ovalara
Şahin destanını yazar yollarda

---

TURNALAR VE GURBET AĞITI

Katar katar olmuş gelen turnalar
Şu halime, şu gönlüme bak benim
Şahin pençe vurdu, tüyüm ağarttı
Kanadıma bir ok vurdu berk benim

Gökyüzünde turnam bölüktür bölük
Ayrılık elinden ciğerim delik
O'nu muhabbet de sonu ayrılık
Depreştirmen, eski yaram çok benim

Gittim gurbet ile geri gelinmez
Kim ölüp de kim kaldığı bilinmez
Ölsem gurbet ilde gözüm yumulmaz
Anam, atam bir ağlarım yok benim

Karacaoğlan der ki, bre erenler
Ben gidiyom, mağmur olsun örenler
Kavim, kardaş, konuştuğum yarenler
Soyundurup, çıracığım yok benim

---

YAYLA ÖZLEMİ VE GÖÇ HAREKETLERİ

Yurdundan göç eylemiş hep güzeller
Gökte turnalar da çığrışıp gider
Altı Arap atlı tuğlu vezirler
Katarda mayalar buzlaşır gider

Yaz olunca her dereler çağlaya
Dostu yoktur deli gönlüm eğleye
Güzeller çekmiş göçünü yaylaya
Hanı yaylam deyü arzulaşıp gider

Gine yeşillendi dereler düzler
Güzel medheylemek karımız bizler
Al yeşil geymiş de gelinler kızlar
Hanı yaylam deyü arzulaşıp gider

---

ANADOLU VE URUMELİ YOLLARI

Hama'dan ulanır Rakka'nın yolu
Aşar gelir yaylasından bir güzel
Halep diyarından geçin Beş Deli
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Güz geldi aşiret göçmeye başlar
Karayurt Türkmeni Urum'da kışlar
Lahuri fes giyer simi zer saçlar
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Yedeğinde bir Puhur'u çekerek
Sayasının topuğuna basarak
Sevdiğine ela gözü kısarak
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Çukurova bayramlığın bağlamış
Balıklı'dan kekilini yağlamış
Sevdiğinden ayrı düşmüş ağlamış
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Boğum boğum ellerinin kınası
Bir çift turunç göğsündeki memesi
Mor belikler topuğuna değesi
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Nafak Pınarı'ndan Antep'in eli
Maraş'tan Toros'tan Kemnun beli
Varıp konacağın Malya'nın çölü
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Yayla yollarında göç katar katar
Ayranoz Gölü'nde kukkular öter
İner Erciyes'te kışlağa yeter
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Savat kemer takmış ince beline
Düşüvermiş Urumeli yoluna
Melendiz'den Hasan Dağı salına
Aşar gelir yaylasından bir güzel

Karacaoğlan bir güzelin derdinde
Tor balaban besler yiğit destinde
Köprücük'ten Kızılırmak üstünde
Aşar gelir yaylasından bir güzel

---

BİBOĞA VE YURT SEVGİSİ

Ala gözlü nazlı dilber
Halimden haberin var mı
Seni eller alıyorlar
Zulümden haberin var mı

Güzeller yola düzüldü
Aşıkın bağrı ezildi
Yürü kemerin çezildi
Belinden haberin var mı

Atlılar yurdu aşıyor
Badeler doldu taşıyor
Yavru turuncun düşüyor
Koynundan haberin var mı

Karacaoğlan budur halim
Neylemeli dünya malın
Binboğa'dır benim ilim
İlimden haberin var mı

---

TÜRKMEN KIZI VE TURNALAR

Gine dertli dertli iniliyorsun
Sarı turnam sinen yaralandı mı
Hiç el değmeden de iniliyorsun
Sarı turnam sinen parelendi mi
Yoksa ciğerlerin parelendi mi

Yoksa sana ya düzen mi düzdüler
Perdelerin tel tel edip üzdüler
Tellerini sırmadan mı süzdüler
Allı da turnam sinen de yarelendi mi
Yoksa ciğerlerin parelendi mi

Havayı ey deli gönül havayı
Ay doğmadan şavkı tutmuş ovayı
Türkmen kızı katar etmiş mayayı
Çekip gider bir gözleri sürmeli

Kuru kütük yanmayınca tüter mi
Ak gerdanda çifte benler biter mi
Vakti gelmeyince bülbül öter mi
Ötüp gider ötüp gider bir gözleri sürmeli

Dere kenarında yerler hurmayı
Kılavuz ederler telli turnayı
Ak göğsün üstünde ilik düğmeyi
Çözüp gider bir gözleri sürmeli

Karacaoğlan der ki geçti ne fayda
Bir vefa kalmadı ok ile yayda

---

KERVANDA DEVENİN YULARI

Sabahtan da göçün çekti
Göçü kervana karıştı
Devenin yuları düştü
Elinden haberin var mı

Kolundan şahin süzüldü
Ağzında şeker ezildi
Belinde kuşak çezildi
Belinden haberin var mı

Atlılar yurdu aşıyor
Badeler doldu taşıyor
Yavru turuncun düşüyor
Koynundan haberin var mı

Karacaoğlan canın verdi
Hep bu dünya benim derdi
Cennet babam yeri derdi
Ölümden haberin var mı

---

BÜLBÜL GÜLDEN AYRILDI

İller yaylasına göçtüğü zaman
Bülbül gülden ben yarimden ayrıldım
Dilim söyler amma gözlerim ağlar
Bülbül gülden ben yarimden ayrıldım

Şol görünen dağın başı kar m'ola
Yarin açılmış gülü de var m'ola
Şunda bencileyin ağlar var m'ola
Bülbül gülden ben yarimden ayrıldım

Şol görünen dağın karı söküldü
Gözüm yaşı yer yüzüne döküldü
İller kalktı yaylasına çekildi
Bülbül gülden ben yarimden ayrıldım

Karacaoğlan eydür ben de çağlarım
Gazel oldu mor sünbüllü bağlarım
Vadem yetti yaşın yaşın ağlarım
Bülbül gülden ben yarimden ayrıldım

---

MAMALI VE AFŞAR TIMARI

İsmail Bey yaylasından kalkınca
Soğuk sulu yaylalarım kal demiş
Hiç vefa yok imiş attan deveden
Derde derman olmaz imiş mal demiş

Hani benim emmim oğlu Ömer'im
Ciğerime bir od düştü yanarım
Mamalı'yla Afşar benim tımarım
Bölük bölük tımarlarım kal demiş

Hani benim emmim oğlu Bücür'üm
Yüreğime bir od düştü acırım
Sarı Haliloğlu çeksin ecirim
Toplu toplu alaylarım var demiş

Derilirler üstümüze gelirler
Haramiyiz deyi korku verirler
Elif kızı elimizden alırlar
Gece gündüz işim ahü zar demiş

Karacaoğlan der ki kolu bağlıyım
Ciğerciği aşk oduyla dağlıyım
Mamalı'da ben bir Rıdvan Oğlu'yum
Kaplan postu yedeklerim kal demiş

---

HÜNKAR HACI BEKTAŞ PİRİNE BAĞLILIK

Rakka'dan beriye gelen gaziler
Sual etmen bana nerden gelirim
Tutmuşum yükümü lal-ü güherden
Sam-ı Şerif derler şardan gelirim

Sensin gönül şu dünyadan farıdan
Ah çekiben yüreğimi eriden
Cansız dıvarlara binip yürüden
Hünkar Hacı Bektaş pirden gelirim

Dostun bahçesinin gonca gülüyüm
Yitirdim aklımı şimdi deliyim
Yaz bahar ayında paşa seliyim
Akar boz bulanık kardan gelirim

Karacaoğlan der ki arttı firakım
Kadir Mevlam yakın eyle ırağım
Ağlama gözlerim Mevlamız kerim
Melilliğim vardır yardan gelirim

---

AZRAİL GÖĞSÜMDE CANIM HAY HAYDA

Bağlandı yollarım, kaldım çaresiz
Gayrı dünya bana aralandı, gel
Derildi dertlerim, artsız arasız
Üst üste dizildi, sıralandı gel

Yârı görse idim haftada, ayda
Sevip ayrılmaktan ne buldum fayda
Azrail göğsümde, canım hay hayda
Ciğerimin başı yaralandı, gel

Karacaoğlan der ki, başa yazıldı
Gözüm yaşı Ceyhun oldu, süzüldü
Kefenim biçildi, kabrim kazıldı
Mezarım üstü kar'alandı, gel

---

UZAK ÇÖLLER VE TURNALAR

Çıktım yücesine baktım
Uzak çöller görünür mü
Dostun göçü gidiyormuş
Göçte allar görünür mü

Turnam gelir yana yana
Kanadı boyanmış kana
Çık havaya döne döne
Bizim iller görünür mü

Turnam gelir süze süze
Ötüşerek indi düze
Kavil kurduk bahar yaza
Gönül yardan ayrılır mı

Nazlı Karacaoğlan nazlı
Kılıncı kınında gizli
İspir ördek sifi gözlü
Çıkar çıkar salınır mı

---

CEYHAN VE MERYEMÇİL GEÇİTLERİ

Dinleyin ağalar birer birer söyleyim
İçerime bir od düştü gaziler
Dosta doğru gidiyordum esti rüzgar
Göçmüş eller ıssız kalmış yazılar

Seherleyin Cerit eli göçtü mü
Gün burnuna kanlı Ceyhan geçti mi
Düşüt verdi Andırın'a çözdü mü
Katardaki tor mayalar bozular

Benim dostum bu yollardan gitti mi
Evini bozdu çadırını tuttu mu
Ufacık beyler muradına yetti mi
Benim gönlüm Şahin Beyi arzular

Karacaoğlan der ki dostum giydi m'ola alları
Kalbur'dan Suvat'tan Geben elleri
Soğuk olur Meryemçil'in belleri
Esti poyraz çam dalları sızılar

---

4. Tarihsel ve Edebî Bağlamın Değerlendirilmesi

Karacaoğlan’ın şiirlerinde sadece bireysel duyguların değil, aynı zamanda dönemin sosyo-politik olaylarının da yankılandığı görülmektedir. 17. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin konar-göçer aşiretleri kontrol altına alma politikası, Türkmen toplulukları üzerinde derin travmalar yaratmıştır. Karacaoğlan’ın “Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm” mısralarında dile getirdiği üç temel acı, tam da bu iskân politikasının yol açtığı sonuçlardır: yurtlarından koparılış (ayrılık), geride bırakılan maddi ve manevi sermayenin kaybı (yoksulluk) ve bu süreçte yaşanan fiziksel ölümler ile kültürel yok oluş (ölüm).

Karacaoğlan’ın şiirlerinde geçen coğrafi terimler, aşiret isimleri (Mamalı, Afşar, Cerit vb.) ve yer adları, 17. yüzyıl Osmanlı iskân siyasetinin toplumsal yapı üzerindeki yıkıcı etkilerini ve Türkmen boylarının vatan tutma gayretlerini günümüze taşıyan en canlı tarihî vesikalardır. Ozanın “Hama’dan ulanır Rakka’nın yolu” dizesi, sürgün rotasını adeta bir harita gibi çizerken; “Karayurt Türkmeni Urum’da kışlar” ifadesi, aşiretin Anadolu’daki geleneksel kışlak ve yaylak düzenini özetler.

---

5. Sonuç

Tarihî vesikalar ve Karacaoğlan’a ait şiir külliyatı yan yana getirilerek incelendiğinde; ozanın sadece aşk ve tabiat temalarını işleyen bir halk sanatçısı olmadığı, aksine İç Anadolu’dan güneye, oradan Suriye sınırlarına uzanan hat üzerinde çile çeken Oğuz-Bozok-Beğdili boyuna mensup Karacakurt Türkmenlerinin gür sesi olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Karacaoğlan, yaşadığı dönemin sosyal ve siyasi gerçeklerini şiirlerine ustalıkla yansıtmış, bir bakıma döneminin “toplumcu” şairi olarak tarihteki yerini almıştır.

Karacaoğlan üzerine yapılacak yeni çalışmaların, onun şiirlerindeki tarihsel ve sosyolojik katmanları daha derinlemesine incelemesi, ozanın yalnızca bir aşk şairi olarak değil, aynı zamanda bir dönem tanığı ve toplumsal hafıza olarak da değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, Karacaoğlan şiirlerinin, 17. yüzyıl Osmanlı iskân politikalarının Türkmen toplulukları üzerindeki etkilerini anlamak için önemli bir kaynak olduğu unutulmamalıdır.

---

Türkolog Fatih Mehmet Yiğit / 25.06.2026

---

Kaynakça

· Arsunar, Ferruh (1964). Gaziantep Folkloru (Kaynak Kişi: Osman Karabulut). Gaziantep.
· Gündüz, Tufan (2001). Danişmendli Türkmenleri. İstanbul: Yeditepe Yayınları.
· Gündüz, Tufan (2007). Anadolu'da Türkmen Aşiretleri: Bozulus Türkmenleri. İstanbul: Yeditepe Yayınları.
· Halaçoğlu, Yusuf (2009). Anadolu'da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1908). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
· Tansel, Selahattin (1969). Yavuz Sultan Selim. Ankara: Milli Eğitim Basımevi, s. 21 (dipnot: Ali Bin Abdülkerim Halife'nin raporu Topkapı Sarayı arşivinde 3192 numarada kayıtlıdır).
· Danışman, Zuhuri (1985). Koçi Bey Risalesi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 609, 1000 Temel Eser Dizisi: 115. Ankara: Sevinç Matbaası, s. 68-85.
· Peçevi İbrahim Efendi, Peçevi Tarihi II, s. 3-20; Hammer, Osmanlı Tarihi II. Cilt, s. 144-196.
· Köksel, Behiye (2019). "Barak İskân Şiirlerinde ve Türkülerinde Osmanlıya Başkaldırı". Ayıntab Araştırmaları Dergisi, 2(1), s. 77-88.
· Sevengil, Refik Ahmet (1967). Çağımızın Halk Şairleri. İstanbul: Atlas Kitabevi, s. 310-311.
· Şanda, M. N. (t.y.). "Konargöçer Aşiretlerin Urfa, Mardin ve Rakka Arasına İskânı". Dergipark.
· Türkay, Cevdet (2001). Başbakanlık Arşivi Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğu'nda Oymak, Aşiret ve Cemaatler. İstanbul: İşaret Yayınları.
· Yağmur, Fatih (2007). Kırşehir Türküleri (T.C. Niğde Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Türk Halk Edebiyatı Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi). Niğde, s. 252-253.
· Yalman (Yalkın), Ali Rıza (1977). Cenupta Türkmen Oymakları (Haz. Sabahat Emir). Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
· Yiğit, Fatih Mehmet. "DANIŞMENDLİ BEĞDİLİ KARACAKURT TÜRKMENLERİ TARİHİ". Academia.edu, https://karacakurtturkmen.blogspot.com/2017/11/danismendli-karaca-kurt-turkmenleri.html?m=1 (erişim tarihi: 25.06.2026).


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar