ANTİK ÇAĞ COĞRAFYACISI STRABON'UN İSKİT-SAKALAR İLE İLGİLİ YAZDIKLARI:

(Strabon, Coğrafya - Kitap XI, Bölüm 8)

1.Hyrcania (Hazar) Denizi’nden doğuya doğru ilerlediğinizde, sağ tarafta Grekler tarafından Taurus (Toroslar) olarak adlandırılan ve Hint Denizi’ne kadar uzanan dağları görürsünüz. Pamphylia ve Kilikia'dan başlayarak batıdan kesintisiz bir hat halinde uzanırlar ve çeşitli isimler alırlar. Sıradağların kuzey kısımlarında önce Gelae, Cadusii ve Amardi halkları (daha önce belirttiğim gibi), ardından Hyrcanialıların bir kısmı, onlardan sonra da Parthlar, Margianialılar ve Arialılar yaşar. Daha sonra, doğuya ve Ochus Nehri’ne doğru gidildikçe Hyrcania’dan Sarnius Nehri ile ayrılan çöl gelir. Ermenistan’dan buraya kadar uzanan dağa Parachoathras denir. Hyrcania Denizi’nden Arialıların ülkesine olan mesafe yaklaşık 6.000 stadiadır. Sonra Bactriana, Sogdiana ve nihayet İskit göçebeleri gelir. Makedonlar, Aria ülkesinden sonra gelen tüm dağlara Kafkas ismini vermişlerdir; ancak yerel halklar (barbarlar) kuzey uçlarına "Paropamisus", "Emoda" ve "Imaus" gibi ayrı isimler vermişlerdir.

2.Sol tarafta ve bu halkların tam karşısında, kuzey tarafının tamamını kaplayan İskit veya göçebe kabileler yer alır. İskitlerin büyük bir kısmı, Hazar Denizi'nden başlayarak Dahae olarak adlandırılır; ancak bunlardan daha doğuda yer alanlar Massagetler ve Sakalar adını alır. Diğerlerine ise genel olarak İskit adı verilir, ancak her halkın kendine has bir ismi vardır. Bunlar çoğunlukla göçebedir. Fakat en çok bilinenleri, Greklerden Baktria'yı alanlardır; yani Asii, Pasiani, Tochari ve Sacarauli halklarıdır. Bunlar aslında Iaxartes (Seyhun) Nehri'nin öte yakasından, Sakaların ve Soğdların topraklarına komşu olan bölgeden gelmişlerdir. Dahae halkına gelince; bir kısmına Aparni, bir kısmına Xanthii ve bir kısmına Pissuri denir. Aparniler Hyrcania'ya en yakın olanlardır, diğerleri ise Aria'ya paralel uzanır.

3. Bu halklar ile Hyrcania, Parthia ve Aria arasında büyük, susuz bir çöl vardır. Bu çölü uzun yürüyüşlerle geçerek Hyrcania, Nesaea ve Parth ovalarını istila ettiler. Bu yerleşik halklar onlara haraç ödemeyi kabul ettiler; haraç, işgalcilerin belirli zamanlarda gelip ganimet toplamasına izin verilmesiydi. Ancak işgalciler anlaşmayı bozup daha fazla saldırınca savaş çıktı, ardından tekrar barıştılar ve yeni savaşlar başladı. Komşularına sürekli saldıran ve sonra tekrar anlaşan diğer göçebelerin hayatı da böyledir.

4.Sakalar, tıpkı Kimmerler ve Treresler gibi baskınlar yaptılar; bazıları yakındaki bölgelere, bazıları ise çok uzaklara. Örneğin Baktria’yı işgal ettiler ve Ermenistan’ın en iyi topraklarını ele geçirip oraya kendi isimlerini (Sacasene) verdiler. Karadeniz kıyısındaki Kapadokyalıların (Pontuslular) topraklarına kadar ilerlediler. Ancak bir festival sırasında ganimetlerin tadını çıkarırken, o bölgedeki Pers generalleri tarafından gece baskınıyla yok edildiler. Pers generalleri ovadaki bir kayanın üzerine tepe şeklinde bir yığın yapıp duvar ördüler ve Anaitis tapınağını kurdular. "Sacaea" adlı yıllık bir kutsal festival başlattılar. Bugün Zela (Zile) sakinleri bu festivali kutlamaya devam eder. Burası tapınak kölelerine ait küçük bir şehirdir; ancak Pompey buraya toprak ekleyerek orayı bir şehir haline getirmiştir.

5. Bazı yazarlar Sakalar hakkında bu hikayeyi anlatır. Diğerleri ise Kyros’un (Keyhüsrev) Sakalar üzerine bir sefer düzenlediğini, yenilip kaçtığını; ancak yiyecek ve özellikle şarap bıraktığı ordugahına Sakaların dalıp sarhoş olduklarını, Kyros’un geri dönüp hepsini uykuda veya sarhoşken kılıçtan geçirdiğini söyler. Kyros bu zaferi tanrısal bir lütuf sayıp o günü babalarının tanrıçasına adamış ve Sacaea adını vermiştir.

6. Massagetler, Kyros ile olan savaşlarında cesaretlerini kanıtladılar. Onlar hakkında şunlar söylenir: Bazıları dağlarda, bazıları ovalarda, bazıları bataklıklarda veya bataklıktaki adalarda yaşar. Ülke en çok, birçok kola ayrılan Araxes (Aras/Oxus tartışmalı) Nehri tarafından sular altında bırakılır. Sadece Helius'a (Helius: Güneşle özdeşleşen, herseyi gören, herşeye güç yetiren Gök Tanrısına) taparlar ve ona at kurban ederler. Her erkek tek bir kadınla evlenir ama birbirlerinin karılarını kullanırlar; bunu gizli yapmazlar, bir adam bir kadınla birlikte olacağı zaman ok kılıfını kadının arabasına asar. Yaşlandıklarında sığır etiyle karıştırılıp yenilmeyi en iyi ölüm sayarlar. Hastalıktan ölenleri ise yabani hayvanlara yem olmaya layık görürler. İyi binici ve yayadırlar; pirinçten yapılma savaş baltaları (sagares), yay ve zırh kullanırlar. Savaşlarda altın kemer ve alın bandı takarlar. Gümüş ve demir ülkelerinde bulunmaz ama altın ve pirinç boldur.

7. Adalarda yaşayanlar, ekecek tahılları olmadığı için kökler ve yabani meyvelerle beslenir, ağaç kabuklarından giysiler giyerler. Bataklıklarda yaşayanlar balık yer ve fok derisi giyerler. Dağlılar da yabani meyvelerle beslenir ama az sayıda koyunları vardır, onları da yün ve sütü için saklarlar. Kıyafetlerini solmayan boyalarla renklendirirler. Ovalarda yaşayanlar ise toprakları olmasına rağmen ekip biçmezler, İskit usulü koyun ve balıkla geçinirler. Genel olarak bu halklar dikbaşlı, kaba, vahşi ve savaşçıdırlar; ancak ticari ilişkilerinde dürüst ve hilesizdirler.

8.Massaget ve Saka kabilelerine mensup olanlar arasında Attasii ve Chorasmii (Harezmliler) de vardır. Spitamenes, Baktria ve Soğdiyana’dan kaçıp onlara sığınmıştı. Daha sonra Seleukos’tan kaçan Arşak da Apasiacae ülkesine çekilmişti. Eratosthenes; Arachoti ve Massagetlerin Baktrialıların yanında, Oxus Nehri boyunca batıda yer aldığını söyler. Sakalar ve Soğdiyana, Hindistan'ın tam karşısındadır. Baktria ve Soğdiyana Oxus Nehri ile, Soğdiyana ve Sakalar ise Iaxartes Nehri ile birbirinden ayrılır.

9. Eratosthenes mesafeleri şu şekilde verir: Caspius Dağı’ndan Cyrus (Kura) Nehri’ne yaklaşık 1.800 stadia; oradan Hazar Kapıları’na 5.600; Aria’daki Alexandreia’ya 6.400; Bactra şehrine 3.870; İskender’in ulaştığı Iaxartes Nehri’ne yaklaşık 5.000; toplamda 22.670 stadia. Hazar Kapıları’ndan Hindistan’a kadar olan mesafe ise 15.300 stadiadır. Hindistan'ın uzunluğu İndus Nehri'nden Doğu Denizi'ne kadar bu mesafenin devamı olarak düşünülmelidir. Sakalar hakkında anlatacaklarım bu kadardır.


Strabon, Coğrafya - Kitap XI, Bölüm 8 
Strabon (Yunanca: Στράβων; MÖ 64 - MS 24), Yunan tarihçi, coğrafyacı ve filozoftur.

Antik Çağ Coğrafyacısı Strabon'un eserinden İskit-Saka Türkleri ile ilgili önemli tespitler:

​-Massagetler ve Sakalar, İskitlerin bir koludur.

​-Massagetler bahsinde İskitlerin; sadece Helios'a (Helios: Güneşle özdeşleşen, her şeyi gören, her şeye güç yetiren Gök Tanrısı'na) taptıklarını (tek Tanrı inancına sahip olduklarını) ve at kurban ettiklerini, her erkeğin tek bir kadınla evlendiğini (tek eşli olduğunu) belirtir.

-​İskit-Sakaların; iyi binici (atlı süvari) ve yaya savaşçı olduklarını; pirinçten (tunçtan) yapılma savaş baltaları (sagaris), yay ve zırh kullandıklarını; savaşlarda altın kemer ve alın bandı taktıklarını ifade eder.


Çeviri ve Açıklama: Fatih Mehmet Yiğit 

***



İSKİT-SAKA TÜRKLERİNDE KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ, ERDEM, ADALET VE SAVAŞÇI ONURU:

​MS 2. yüzyılda yaşamış olan Romalı tarihçi M. Junianus Justinus, Epitoma Historiarum Philippicarum adlı eserinde İskit-Saka Türklerindeki kadın-erkek eşitliğinden, erdemden, adaletten ve savaşçı onurundan şöyle bahseder:

​[2.1] İskitlerin görkemli eylemlerini anlatmaya kökenlerinden başlamalıyız; zira yükseliş tarihleri, kurdukları imparatorluk kadar köklüdür. Onlar, sadece erkeklerinin yönetim kabiliyetiyle değil, kadınlarının cesur eylemleriyle de tanınmışlardır. (Kadın ve erkek eşitti.)

​[3] Erkekler, Part ve Baktriya devletlerinin kurucuları olurken; kadınlar da Amazon Krallığı'nı kurmuşlardır. [4] Öyle ki erkeklerin ve kadınların başarılarını kıyaslayanlar için hangi cinsiyetin daha üstün olduğuna karar vermek oldukça zordur.
​İskit ulusu, tarih boyunca her zaman en kadim halklardan biri olarak kabul edilmiştir.

​[5] Aralarındaki adalet olgusu, yasaların zorlamasından ziyade insanların karakterinden kaynaklanır. [6] Onlara göre hiçbir suç, hırsızlıktan daha iğrenç değildir. Başkaları altına ve gümüşe ne kadar tutkunsa, onlar da bu madenleri o denli hor görürler. (Maddi değerleri önemsemezler; onlar için erdemli olmak çok daha değerlidir.)

​[7] Onlar; zorluklara ve savaşlara dayanıklı, fiziksel güçleri olağanüstü bir millettir. Kaybetmekten korkacakları hiçbir şeye (maddi mülke) bağlanmazlar; zafer kazandıklarında ise şandan başka hiçbir ödülün peşinden gitmezler.

​Özetle (II, 3, 7-8):

İskit halkı hem çalışmaya hem de savaşa karşı dirençlidir; fiziksel yapıları inanılmaz derecede güçlüdür. Kaybedilecek maddi bir şeyin peşine düşmezler; galip geldiklerinde ise kazandıkları şan ve şereften başka bir ödül arzulamazlar.

Kaynak Eser: (MS 2. Yüzyıl) Romalı Tarihçi M. Junianus Justinus, Epitoma Historiarum Philippicarum

Fatih Mehmet Yiğit 
TÜRK MİTOLOJİSİ



Resimler:





















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar