KIRKKIZLAR: İSKİT SAKA TÜRK AMAZON KADIN SAVAŞÇILARI İLE (ANADOLU'DAN TÜRKİSTAN'A, TÜRKİSTAN'DAN ANADOLU'YA UZANAN) “KIRKKIZLAR” ADLI TÜRK EFSANELERİ VE TÜRKİYE'DEKİ “KIRKKIZLAR” ADI VERİLEN YER İSİMLERİ

Türk kültüründe ve Türkiye’nin birçok yöresinde Kırkkız efsanesi önemli bir yer tutar. Efsanenin kökenlerinin, Milattan önceki tarihlerde (MÖ-19.YY dan itibaren) bugünkü Türkiye’nin Samsun-Terme merkezli bölgesinde yurt tutan İskit Saka Türk Amazon kadın savaşçılarının doğuşuyla ilgili anlatılara dayandığını söyleyebiliriz.

Bu efsane ve tarihi anlatılara göre ​MÖ XIX-XX. yüzyıllar arasında İskit-Saka Türkleri, ismi öz Türkçe olan Tanay Kağan öncülüğünde Kuzey Kafkasya'dan güneye inmiştir. Düzenledikleri bu büyük akınlarla bugünkü Türkiye (Anadolu, Trakya), Suriye, Mısır ve Filistin'in bir bölümünü fethederek bölgede güçlü bir egemenlik kurmuştur.

Daha sonraki tarihlerde Anadolu’da (Samsun–Terme merkezli bölgede) yurt tutan İskit Saka Türk erkekleri, düşmanları tarafından pusuya düşürülerek öldürülür. Bunun üzerine dul kalan İskit Saka Türk kadınları, düşmanlarına esir olup cariye olarak yaşamaktansa savaşarak ölmeyi tercih ederler. Silahlanıp düşmanlarıyla savaşırlar. Bu efsane, Amazonların doğuşuna kaynaklık eder.  

Bu olay, tarihi kaynaklarda şu şekilde anlatılmaktadır:  


KIRKKIZ EFSANESİNE KONU OLAN OLAY İLE İSKİT SAKA TÜRKLERİNİN EFES VE SİNOP ŞEHİRLERİNİ KURMALARI, SAMSUN TERME'DEKİ İSKİT SAKA TÜRK KADIN SAVAŞÇILARIN KURDUĞU: "AMAZON TÜRK KADIN DEVLETİ"

M.S.II.YY yaşayan Romalı Tarihçi Marcus Junianus tarafından yazılan Justinus Tarih kitabında olayı şöyle anlatır:

(İskitler) Avrupa'nın büyük bir kısmını ele geçirdikten sonra, bazı Asya devletlerini de ele geçirdiler. Orada Efes'i ve başka şehirleri kurduktan sonra, askerlerinden bir kısmını çok muazzam ganimetlerle ülkelerine geri gönderdiler; ordunun Asya üzerindeki hakimiyeti korumak için kalan diğer kısmı ise (Amazon) kraliçe Marpesia ile beraber (İskit Saka düşmanlarının oluşturduğu) birleşik kuvvetleri tarafından imha edildiler. Marpesia'nın yerine krallığı onun kızı Sinope devraldı. (Just. I, 4, 1-33 5) " (İskit) Saray erkanı arasında entrikalar sonucu yurtlarından kovulmuş olan kral hanedanına mensup Plin (Khilin) ve Skolopit adlı iki genç, çok sayıda genç adamı kendileriyle beraber götürdüler ve Pontos Kapadokya kıyısında Temissira düzlüğünü işgal ederek Termodont (Terme çayı) ırmağı civarına yerleştiler. Buradan yıllar boyunca komşu kabileler üzerine yağmalama amaçlı akınlar düzenlediler ve sonunda komşuları kendi aralarında anlaşarak, onları pusuya düşürdüler ve kılıçtan geçirdiler. Kadınlar, sürgüne ilave olarak bir de dulluk eklendiğini görünce ellerine silah alıp topraklarını savunmaya başladılar; önceleri sadece kendilerini savunurlar iken, sonradan onlar da saldırmaya başladılar. Komşuları ile evlenmeyi reddettiler, çünkü onlar bunun evlilik değil, esaret olacağını düşünüyorlardı. Asırlarca örneği görülmedik bir olaya cesaret ederek onlar erkek olmaksızın, daha doğrusu erkeklerden nefret ederek, devletlerini savunmaya başladılar. Komşuları ile evlenmeyi reddettiler, çünkü onlar bunun evlilik değil, esaret olacağını düşünüyorlardı. Asırlarca örneği görülmedik bir olaya cesaret ederek onlar erkek olmaksızın, daha doğrusu erkeklerden nefret ederek, devletlerini savunmaya başladılar. İçlerinden bazıları diğerlerinden daha mutlu olamasınlar diye, evde kalmış olan öteki erkekleri de öldürdüler. Erkeklerin ölümünden dolayı onlar komşularını kırarak öç alıyorlardı. Silahla barışı kazandıktan sonra ise onlar soylarının tükenmemesi için komşuları ile kısa süreli ilişkilere girmeye başladılar. Erkek çocuklar doğduğunda onları öldürüyor, kızları ise kendileri gibi eğitiyorlar, haylaz olmamalarına özen gösteriyor, iplik bükmesini değil, silah kullanmayı, ata binmeyi, avcılığı öğretiyorlar ve daha küçük yaştayken sağ göğüslerini dağlayarak yay kullanmaya elverişli hale getiriyorlardı. Amazon adı buradan gelmektedir. Onların iki kraliçeleri vardı: Marpesia ve Lampeto. Onlar orduyu ikiye ayırmışlardı ve artık güçleriyle nam yaparak sırayla savaş yürütmeye ve ülkenin sınırlarını savunmaya başladılar, bu arada başarlarına daha çok anlam katmak üzere babalarının Mars olduğunu söylüyorlardı. Avrupa'nın büyük bir kısmına boyun eğdirdikten sonra, bazı Asya devletlerini de ele geçirdiler. Orada Efes ve diğer şehirleri kurduktan sonra askerlerinden bir kısmını muazzam ganimetlerle vatanlarına gönderdiler, Asya üzerindeki hákimiyeti korumak amacıyla buralarda kalan diğer kısımsa bir araya gelmiş barbarlar tarafından kraliçe Marpesia ile birlikte bozguna uğratıldılar. Marpesia'nın yerine kızı Sinope (Sinopa) kraliçe oldu. Amazonlar bu hükümdarlarının kahramanlığı sayesinde o kadar büyük ün yaptılar ki, Herakles'ten kendisi için on  kahramanlık yapmasını emreden kral, bu sefer ondan Amazon kraliçesinin silahını (Yayını) getirmesini istemiştir. Herakles dokuz adet askeri gemiyle ve soylu Yunan gençlerinin eşliğinde saldırıyı beklemeyen Amazonlara saldırdılar. Bu sırada Amazonları iki kız kardeş yönetiyordu: Antiope ve Oritia, ama Oritia bu sıra ülke dışında bir savaş yürütmekteydi. Bu yüzden Herakles sahile yaklaştığında, Amazonların ülkesinde kraliçe Antiope ile birlikte saldırı tehlikesi beklemeyen çok az insan bulunmaktaydi. Bu ani saldırı karşısında çok az kişi silaha sarılabilmiş ve düşman kolay bir zafer kazanmıştı. Amazonların çoğu ya öldürülmüş ya da esir alınmıştı; içlerinden Antiope'nin iki kız kardeși Menalipa, Herakles tarafından, Hipolita ise Theseus tarafından esir edilmişti. Hipolita, Theseus'un payına düştü ve Theseus onunla evlendi, oğulları oldu ve adını Hippolitos koydular. Zaferden sonra Herakles esir almış olduğu Venalipa'yı kız kardeşine geri verdi ve karşılığında kraliçenin silahını (Yayını) aldı. Herakles böylece vazifesini tamamlayarak kralın yanına döndü. Ancak Oritia kız kardeșlerine karşı savaş açıldığını duyunca ve kız kardeşini kaçıran Atinaliların valisi olduğunu öğrenince intikam almak üzere kız arkadaşlarını yanına çağırdı. Yunan yağma akınlarına açık kaldıkları sürece, Pontus ve Asya'nın ele geçirilmesinin hiçbir anlamı kalmadığını söyledi. Daha sonra da İskit kralı Sagill'den yardım istedi. O krala Amazonların iskit kökenli olduğunu, erkeklerinin öldüklerini, silaha sarılmak gerektiğini, savaşın nedenlerini ve İskit kadınlarının cesaret konusunda, erkeklere ödün vermediklerini dile getirdi. Sagill ise kendi halkını şereflendirmek amacıyla oğu Panasagorus'u büyük süvari birlikleriyle kraliçenin yardımına göndermiştir. Ancak daha savaş başlamadan aralarında anlaşmazlık çıktığından, Atinalilar tarafından mağlup edildiler. Fakat onlarla ittifakta olanların kampına gizlenmeyi başardılar ve onların yardımıyla başka kabilelerin saldırısına uğramadan kendi kraliyet topraklarına dönebilmişlerdir. Oritia'dan sonra Pentesilea kraliçe olmuştur. Kendisi Troya savaşı sırasında Yunanlılara karşı çarpışmalarda yardıma gelmiş ve büyük kahramanlık göstererek cesur erkeklerle birlikte savaşmıştır. Pentesilea öldürüldükten sonra ordusu bozguna uğradı ve onların çok azı kraliyet topraklarında kaldı, komşularına sığınarak güçlükle canlarnı kurtaranlar, Büyük iskender dönemine kadar ayakta kalabilmişlerdir. Onların kraliçesi Minitia veya Talestris, evlatlar edinsin diye otuz gün Büyük İskender'le birlikte oldu, kendi memleketine döndü ve kısa süre sonra yaşamını yitirdi, onunla birlikte tüm Amazon halkı da yok oldu. Asya'ya üçüncü seferlerinden sonra İskitler eşlerinden ve çocuklarından sekiz yıl ayrı kaldılar.

Paulus Orosius Historiae Adversus/ Paganos adlı eserinde olayı şöyle anlatılır:
Mısır kralı Vesoz, ya yerle gök ayrı olan ve denizle ayrılan güneyi ve kuzeyi savaşla birbirine düşürmek ya da onları kendi krallığına katmak amacıyla İskitlere ilk defa kendisi savaş ilan etti ve itaat șartlarını bildirmek üzere düşmanlara elçiler gönderdi. Buna cevap verirken İskitler, zengin bir kralın hiçbir șeyi olmayan fakirlere savaş ilan etmesinin akılsızca bir hareket olduğunu ve çünkü bu savaşın sonucunun belli olmadığını, hiçbir kazanç sağlamadan, çok zararlı çıkmalarının da muhtemel olduğunu bildirdiler. Ayrıca onlar, düşmanın gelmesini beklemeden, kendileri ganimetin üzerine gideceklerini bildirdiler. Hiç beklemeden sözlerini yerine getirdiler ilk önce Vesoz'u korkutup krallığına çekilmeye zorladılar, yolda kalan askerle saldırdılar ve tüm askeri mühimmati ele geçirdiler. Bataklıklar engel olmasıydı bütün Mısır'ı da harabeye çevirebilirlerdi...Hemen geri dönerek sonsuz katliamlarla Asya'yı ele geçirdiler ve haraca bağladılar. Onlar orada barış bilmeksizin 15 yıl kaldılar, lakin eşleri onları geri çağırdılar ve eğer dönmezlerse, komşularla birlikte olarak nesillerine devam edecekleri haberini gönderdiler. Bu dönemin ortasında iskitlerin iki prensi vardı. Plinos ve Skolopetios, onlar soylu karşıtları tarafndan ülkelerinden koyulmuşlardı, arkalarına bir sürü genci takarak Themiskyra (bu günkü Samsun-Terme havzası) topraklarını ele geçirdiler ve Termodont (Terme) vadisine, Pontus Kapadokyası sahillerine yerleştiler ve orada uzun süre etrafı yağmaladılar, ancak komşular arasında anlaşmalı bir tezgahla pusuya düşürülüp öldürüldüler. Ancak eşleri sürgün ve yalnız kalmanın etkisiyle silaha sarıldılar ve eșit duruma gelmek için, hayatta kalan erkekleri öldürdüler ve düşmanlara karşı dökülen kanlaryla coşmuş halde komşularını öldürüp, erkekleri yok ederek intikam almaya başladılar. Silah zoruyla, barışı sağladıktan sonra da yabancılarla ilişkilere girdiler... Kraliçeleri vardı; Marpesia ve Lampeto; onlar orduyu ikiye ayırdılar ve sırayla savaşarak, ülkelerini korudular. Böylece tüm Avrupa'ya yayıldılar ve Asyadan da bazı devletlere hâkim oldular. Orada Efes ve daha başka şehirler kurarak, ordunun büyük bir kısmını, bol ganimetlerle anavatanlarına sevk ettiler. Asyada ki egemenliklerini korumak için kalan askerleri ve kraliçe Marpesia düşman saldırısına uğradı ve ortadan kaldırıldılar. Marpesia'nın yerine kızı Sinope geçti. Bu kız kahramanlığı sayesinde şanını devamlı yükseltti ve ölünceye kadar bakire kaldı. Onun hakkında çıkan efsaneler, bütün halklar arasında dolaşıyor ve onları hem şaşırtıyor, hem de korkutuyordu; hatta Herakles kralın emriyle kraliçenin silahını (Yayını) ona getirmekle görevlendirildi. Tehlikeli bir göreve gideceği için tüm Yunanistan'ın en seçkin delikanlılarını topladı, dokuz savaş gemisi hazırladı ama yine de gücünden emin olmadığından, onların üzerine beklemedikleri anda saldımayı ve gafil avlamayı tercih etti. O dönemde kraliçeleri Antiopa ve Oritia adlı iki kız kardeşti. Herakles denizden yaklaşarak, onlar hazırlıksız ve silahsız yakaladı; bu barışçıl senelerin rahatlığından ileri geliyordu. Çok sayıda ölü ve esir arasında iki kız kardeş; Melanippa Herakles tarafından Hippolite ise Teseus tarafndan yakalandı. Teseus, Hippolita ile evlendi. Herakles ise Melanippa'yı kız kardeşine iade ederek onun silahını fidye olarak elde etti. Oritiya'dan sonra kraliçeliğe Pentesilea geçti: onun şanlı kahramanlıklarını ise diğerleriyle birlikte Troya savaşı tarihinden biliyoruz. Roma'nin kuruluşundan 30 yil önce.. Amazon ve Kimmerlerin ansızın Asya'ya akın etmesi, geniş bir bölgede inanılmaz tahribata ve katliama sebep oldu..." 
Sicilyalı Diodoros da eserinde Amazonlar ile ilgili şunları anlatmaktadır. (Diod. Sic. I 1, 43, 2-5, 44, 1, 1-2, 4-5, 46, 1-3) (İskitler) Önceleri önemsiz sayıda nüfusla Aras ırmağı boyunda oturuyorlardı ve ünleri olmadığı için aşağlanıyorlardı. Ancak daha çok eski zamanlarda savaşçı özellikleri ve stratejik yetenekleri olan bir kralın yönetiminde Kafkas dağlarında bir ülke edindiler, ayrıca okyanus kıyısındaki ovaları, Meotis gölü civarındaki çeşitli bölgeleri, Tanais irmağına kadar uzanan arazileri ele geçirdiler. Sonradan İskit efsanelerine göre onların arasında topraktan, vücudunun üst kısmı dişi, alt kısmı ise yılan olan bir yaratık ortaya çıktı. Zeus'un onunla çiftleşmesinden, Skythe adında bir erkek çocuk doğdu ve bu çocuk ünüyle ondan öncekilerin hepsini geride biraktı ve halkına da kendi adını verdi. Bu kralın ardılları arasın da iki kardeş vardı. Onlar da kahramanlıklarıyla ünlüydüler, birisinin adı Pal, diğerinin ise Nap idi. Onlar şanlı zaferler kazandıktan sonra ülkeyi ikiye böldüler ve halklarına kendi adlarını verdiler; birinin adı Pallar, diğer halkın ad ise Naplar oldu. Bir müddet sonra bu kralların evlatları stratejik yetenekleri ve yiğitlikleri sayesinde Tanais ırmağından (Don), Trakya'ya kadar uzanan geniş toprakları itaat altına aldılar ve askeri harekatın yönünü başka bölgelere çevirerek, hakimiyetlerini Mısır'daki Nil'e kadar genişletmişlerdi. Bu sınırlar içinde kalan birçok önemli kabileyi esaret altına aldıktan sonra Iskitler devletlerinin sınırlarını bir taraftan Doğu Okyanusu'na, diğer taraftan ise Hazar denizi ve Meotis golüne (Azak) kadar yaymışlardı, zira bu kabile çok büyüdü ve önemli krallara sahip oldu, şöyle ki onların adlarına uygun olarak kimi aşiretlere Sakalar, kimilerine Massagetler, kimilerine Arimaspesler demişlerdi ve bunlara benzer diğerleri de vardı. Bundan sonra Skythia'da fetret olduğunda, kendi güçleriyle ünlü olan kadınlar iktidarı ellerine geçirdiler. Bu halkların kadınlarn savaş yöntemlerini öğrendiler ve yiğitlik konusunda onlardan geri kalmadılar, böylece bu ünlü kadınlar sayesinde, sadece Skythia'da değil, komşu ülkelerde de büyük zaferler kazandılar Termedont (Terme) çayı kyılarında kadınların, erkekler ile birlikte askeri işlerle uğraşan bir halk yaşıyordu. İçlerinden mert ve güçlü olan birinin kraliçe olduğu rivayet edilir. O kadınlardan oluşan bir ordu kurmuş ve onlara askeri eğitim vererek, komşu toprakların bir kısmını ele geçirmişti. Onun kahramanlıkları ve ünü devamlı arttı ve devamlı komşu kabilelere karşı akınlar düzenledi. Başarılarından gururlanarak kendini Ares'in kızı ilan etmişti, erkeklere de yün eğirmeyi ve kadınların ev işlerini yapmayı emretti. Sonra da bir yasa çıkararak kadınları askeri yarışlara katılmaya seferber etti, erkeklere ise itaat ve kölelik nasip oldu. Zekası ve askeri yetenekleri ile dikkat çeken kraliçe, Termodont çayının ağzında Themiskyra isimli büyük bir şehir kurdu, çok ihtişamlı bir saray yaptırdı ve sefer zamanı disipline çok önem verdi, önce Tanais (Don) ırmağı civarındaki tüm komşularını hakimiyeti altına aldı. Bu başarılara ulaştıktan sonra o, bir çatışma sırasında, nasıl derler, kahramanca savașırken hayatını kaybetti. Onun kızı da annesinin kahraman vasıflarnı almıştı, hatta bazı konularda, ondan daha üstündü. O genç kızları avcılığa alıştırıyordu, onlara her gün savaş yöntemleri öğretiyor ve Ares ile Tauropolis adi verilen Artemis için görkemli kurban törenleri düzenliyordu. Savaşla, Tanais çayı ötesindeki ülkelere kadar ilerleyerek, Trakya'ya kadar komşu kabilelerin tümünü itaat altına almış ve yine zengin ganimetlerle döndüğünde tanrılara, adı gelen tanrılara adanmış ihtişamlı tapınaklar yaptırdı ve sergilediği hoşgörülü idaresiyle vatandaşlarının büyük sevgisini kazandı. Sonra yabancı ülkelerle savaşmak için yola çıktı Asya'nın büyük kısmını ele geçirdi ve saltanatını Suriye'ye kadar genişletti. Ölümünden sonra, kraliçelik makamını devralan akrabaları onun şanlı iktidarını sürdürdüler ve Amazonlar aşiretinin gücünü ve şanını yücelttiler.

Şamlı Nikolaos aynı şekilde, şu bilgiyi verir (Şamlı Nikolaos Halkların Gelenekleri Derlemesi, 3) 'Meotis gölüne yakın bir yerde yaşamakta olan Amazonlar bu nedenlerle olağanüstü kahramandılar, bu yüzden seferler yaparak Atina ve Kilikya'ya kadar geldiler! (1)

KIRK SAYISI: Kırk sayısı Türk Dil ve Kültüründe “kutlu, kutsal, çokluk” ifade eden bir sayıdır. Türk edebiyatına, Türk kültür ve diline ait birçok; sözlü ve yazılı eser ve üründe (Atasözleri,Deyimler,Destanlar,Halk Söylenceleri, edebi ve tarihi eserlerde) 40 sayısının kullanıldığı görülecektir. 

Konu ile ilgili KIRK SAYISININ HALK EDEBİYATI ÜRÜNLERİNDE KULLANIMI
ÜZERİNE BİR İNCELEME adlı makaleden yararlanabilirsiniz(2)


Kırkkızlar Efsanesi Turan-Türk Halklarının yaşamış olduğu coğrafyada yaygındır. Turan-Türk Uluslarından olan “Kırgız” Ulus adının da Kırk Kız efsanesinden esinlenerek verildiği ile ilgili rivayetler arasındadır.

Kırgız Türklerinin doğuşuyla ilgili Kırk kız adıyla anılan efsane şöyledir: Han’ın kızı kırk kız arkadaşı ile gezmek için uzaklara gider. Bu sırada düşman saldırıya geçer, Han’ın ülkesini talan eder ve herkesi öldürür. Obadan sadece kızıl bir it (kızıl-taygan) ve geziye giden kırk kız sağ kurtulur. Bu kırk kızdan türeyen boya da Kırgız adı verilir.(3)

Bu efsaneye benzer Kırgızistanda ve Türk Halkları arasında yaygın bir şekilde söylenen Kırk Kız Ata Efsanesi ise şu şekildedir:

Köymen Dağı’nda çeşitli obalar yaşarmış. Bu obalardan birinde de kırk kız arkadaş varmış. Her zaman birlikte olurlar, birlikte çalışıp eğlenirlermiş. deta kırk kardeş gibiymişler.
O yıllarda obaları eşkiyalar basarmış; insanları öldürür, mallarını yağmalar, kıymetli eşyalarını alıp giderlermiş.
Bir gün kırk kız ayrı ayrı işlerle meşgulken de öyle olmuş; obayı eşkiyalar basmış. Ancak kızlar bu gelenleri kâfir sanıp onlara görünmek istememişler.

“Bu kâfirler görmesin bizi. Dağ yarılsın, biz de içinde taşa çevrilelim.”

Koca Köymen Dağı yarılır, bu kırk kız da içine girer ve orada hepsi birden taş kesilir.

Bugün “Kırk Ata Kız” adı verilen bu yerde kırk taş vardır kızlara benzeyen. Hatta bu kızların şekilleri de taş kesildikleri zaman yaptıkları işleri gösterir. Kimi yemek pişiren kıza, bir başkası çamaşır yıkayan kıza benzemektedir. Her biri ayrı ayrı şekillerde taş kesilivermişlerdir. Yemek elbette kocaman bir kazanda pişirilecekti. Bu işle uğraşan kızın kazanı da taşa çevrilir. Günümüzde bu kazana tepeden devamlı olarak su damlamaktadır. Anlattıklarına göre bu damlalar kızların gözyaşları imiş.
Derler ki oracıktaki mezar da bu kızların babasınınmış.Bu alan günümüzde kır gezilerinin düzenlendiği, ziyaret edilen biryer hâlini almıştır. Hatta komşu cumhuriyetlerden de pek çok insan gelip ziyaret eder.(4)

Karakalpakların “Qırq Qız (Kırk Kız)" Destanı ve Savaşçı Türk Kadını 

Karakalpak destanı Jien Jirau Tagan oğlu (ö.1784) ve Kurbanbay Tacibayev âşıklar (ozanlar/jiravlar) tarafından yazılmıştır. Bu eser öncesinde iki nüsha olarak ele alınmasına rağmen günümüze K. Tacibayev'in derlemesi ulaşmıştır. Bu derleme, ilk nüsha olarak kabul edilmiş ve K.Tacibayev'in vefatından sonra Karakalpak Türkçesinde basılmıştır. Basıldıktan sonra Rusça'ya ardından diğer dillere çevrilerek dünyaya yayılmıştır Karakalpakların "Kırk Kız" destanında kırk kızın yabancı topluluklara karşı kahramanlıkla mücadele verdikleri, dağınık kabilelerin birleşip, vatanlarını nasıl savundukları anlatılmakta ve aşkın ilahî olduğu vurgulamaktadır. "Kırk Kız" destanındaki kırk kız ifadesi hakikaten sayısal olarak kırk kızdan ibaret oldukları için halk tarafından verilmiş bir lakaptır. Ancak kahraman kızların sayısı bir savaş esnasında bazısının ölümüyle azalmıştır. Buna rağmen kızların "biz on yedi kalmış olsak bile, kırk kızız' ifadesi, sayısal anlamın artık bir terime dönüştüğünün göstergesidir. Dolayısıyla destandaki kahraman kızların, arkadaşlarının ölümüne rağmen bu terimi sonraki kuşaklara da ulaştırmaya düşündükleri anlaşılmaktadır. Ayrıca K. Ayımbetov kırk sözcüğünün eski dönemlerde askeri gruplara yönelik bir hitap olarak kullanıldığını ve “Kırk Kız”ların da bu sayı altında bir askeri birliği ifade etmiş olabileceğini tahmin etmektedir. Sovyet alimi S. L. Tolstova "Kırk Kız" destanında kahraman kadın rolünün öne çıkması ve anaerkillik dönemine uzanmasından yola çıkarak eserin çok eski olduğu kanaatine varmıştır. Bahsi geçen destanın son dönemde ortaya çıkmış olduğu kanaatini taşıyanlar da mevcuttur. Mesela, İ. T. Sagitov, L. İ. Klimoviç gibi Sovyet alimleri eserin 17-18. yüzyıllara ait olma ihtimalini ileri sürmüşlerdir. Ancak vatanını, yakınlarını koruyan kahraman kadınlara her dönemde birçok kavimde rastlanmaktadır. Dolayısıyla “Kırk Kız" destanı sadece bir tek asra ait olmayıp bir halkın tarihçesini anlatan bir eserdir. Ayrıca "Kırk Kız" destanında ayrıntılarını korumakla beraber amazon motifleri de gözlemlenebilmektedir. Hatta Nizami T. Mamedov "Kırk Kız”lardan bahsederken "Karakalpak amazon-kızları"28 ifadesini kullanılmaktadır. "Kırk Kız”ların adada yaşayarak ata binme, ok atma ve buna benzer faaliyetlerle uğraşmaları bir nevi amazon kadınlarla askerî sanata önem verme gibi ortak noktalar taşımaktadır. Pek çok tarihi eserde savaşçı rolüne sahip kadınlardan “amazon" terimi kullanılarak bahsedildiğine rastlanmak mümkündür. Ayrıca tarihi geçmişe bakılırsa Amazon kadın kavim efsanesi zamanla etrafa yayılınca, her savaşabilen kadına amazon şeklinde hitap edildiği görülmektedir. Mesela, Antik Roma'da gladyatörler arasında ilk dönemlerde köle kadınların da yer aldığı, sonra sıradan halkın ve aristokrat sınıfın da bu dövüşlere katılmaya başladığı bilinmektedir. Bu bahsi geçen kadın gladyatörlere çeşitli lakaplar verilmiştir. Bunların arasında en dikkat çekici olan "Achillia" ve "Amazon" lakapları, Halikarnas'ta (Bodrum/Türkiye) bulunan levhada tasvir edilmiştir. Ayrıca Amazon hakkında yazılan eserlerinde 70'den fazla isimleri belirtilmiş ve çoğu isimlerin "toksis" (ok) kökeni bulunmuştur. Yunanlılarda ise yay ve ok silahları daha çok avda kullanıldığından ve bu tür detaylardan yola çıkarak Amazon kadınların İskitlerden geldiği tahmin edilmektedir. Günümüzde İskitlerin kökeni hakkında tartışmalar hala devam etmektedir. Mesela, Moskova'da gerçekleşen bir konferansta İskit İmparatorluğundaki kabilelerin çeşitli (Türkî dilleri dahil) dillerde
konuştukları kabul edilmiştir.(5)

Kırkkız efsane ve soylencelerine Türk Destanlarında sıklıkla rastlanılmaktadır. Başlıcaları; “Karakalpak Türklerinin Kırk Kız Destanı" (Gülayım adlı kadın kahramanın liderliğindeki kırk kız anlatması), Azerbaycan Türklerinin “Kırk Kız Efsanesi" (Düşmandan kaçan Kırk Kızın duası ile dağın yarılması ve Kırk Kızın bu suretle kurtulması hikâyesi) ve Kırgızların "Kırk Kız Ata Efsanesi"dir (Köymen Dağı'nda yaşayan Kırk Kızın obasına düşmanın baskın yapması ve Kırk Kızın Köymen Dağı'na sığınarak kurtulması hikâyesi) (Tuncay-Çataloluk 2014, Diykanbayeva 2010). Kırgızların Manas Destanında kırk kız imgesi görülür: "Manas'ın baybiçesi yani birin- ci eşi Kanıkey'in maiyetinde kırk kızı vardır ve bu kırk kızı Manas'ın kırk kızıyla evlendirir" (Yıldız 1995: 640). Ayrıca Kırgızların Boston Destanında da kırk kızla karşılaşılır. Boston'da, Boston isimli kahramanın ilk eşi olan Cezbilek'in de kırk kızı vardır ve Cezbilek kırk kızla birlikte bir kulede yaşamaktadır (Yıldız 2009:114). Dede Korkut hikâyelerinde kırk sayısı 98. kez eksiz bir kez de ekli olarak geçer (Sakaoğlu 1998:45-50). Bunların içinde kırk kıza da rastlanmaktadır. Dresden nüshasının birinci hikâyesi Dirse Han Oğlu Boğaç Han'da Dirse Han'ın hatunu "kırk ince kızı" (Gökyay 1976, Tezcan 2001, Ergin 2009, Zeyrek 2014)yanına alarak Dirse Han'ı karşılar. Salur Kazan'ın Evinin Yağmalanması başlıklı ikinci hikâyede Kazan kâfire seslenirken eşi Burla Hatunla birlikte "kırk ince belli kız”ın da (Gökyay 1976, Tezcan 2001, Ergin 2009, Zeyrek 2014) esirliğini kabul eder. Dördüncü hikâye olan Kazan Bey Oğlu Uruz Bey'de ise Burla Hatun yanına "kırk ince belli kız"ı alarak Kazan'ın izini sürmeye gider (Gökyay 1976, Tezcan 2001, Ergin 2009, Zeyrek 2014).” kaynaklarda geçer.(6)

Kırkkızlar efsanesinin kökeninin İskit Saka Türk Amazon Kadın savaşçılarından en eski Türk Destanlarına kadar dayandığını kaynakları ile aktardık.
Yukarıda bahsetmiş olduğumuz Kırkkız Efsanesine Türkiyede bir çok ilimizde yaygın bir şekilde rastlanılmaktadır. Yine bir çok yer ismi de Kırkkızlar ismi ile anılmaktadır. 
Konu ile ilgili derlediğimiz ve tespit edebildiğimiz ülkemize ait Kırkkızlar Efsanesi ve Yer adları şunlardır:

TÜRKİYE, TOKAT İLİ NİKSAR İLÇESI KIRKKIZLAR EFSANESİ:


Kırkkızlar Türbesi - Niksar/Tokat
12. Yüzyılın ilk çeyreği

Tarihçi A. Gabriel’in tespitine göre kayıp kitabesinde, Sivas I. Keykavus Darüş- şifası’nı yapan Mimar Ahmet bin Ebubekir’in 1220 yılında yaptığı belirtilmektedir. Sekizgen planlı, piramit külahlı tuğla malzeme ile örülmüş anıtsal bir kümbet.

Halk arasında anlatılan efsaneye göre:
“Kırkkızlar’ın, zalim hükümdarların muhafızları aracılığıyla halktan zorla topladıkları haraçları, geceleri tebdili kıyafet olup, muhafızların elinden alarak, yoksul halka geri dağıtmaları kendilerini ‘hak ve adalet kahramanları’ haline getirmiştir. Kimliklerini gizledikleri içinde adeta efsaneleşmişlerdir.”

“Niksar’ın fetih sürecinde Kale kapıları kapatıldığı için dışarı çıkamayan kırk kız, bu defa, kaleyi kuşatan Danişmendli askerlerine içerden bilgi sızdırarak, fethi kolaylaştırıcı rol üstlendiler. Surların yakınına kadar gelen Danişmendli askerleriyle kendilerine özgü metotlarla iletişime geçen kızlar, haberleşmenin de ötesinde zamanla İslamiyet hakkında edindikleri bilgiler ışığında Müslüman olmuşlardır. Danişmendli askerleriyle olan iletişimleri fark edilip ceza olarak başları vurulana kadar, kırk kızların sırrı çözülememiştir....

... O günkü şartlarda, içerden yardım olmadan Niksar Kalesi’nin fethi zordur. İçerde her türlü sosyal ihtiyaca cevap verecek gıda ambarları, su sarnıçları gibi tesisler yer almaktadır. Kapılar açılmadan üç-dört ay barınmak mümkündür. Niksar Kalesi bu yönüyle, sadece savunma kalesi değil aynı zamanda yaşam kalesidir, şehir kaledir. Kırkkızlar’ın Niksar’ın fetih sürecinde verdikleri destek bu bakımdan çok önem arz eder.” 

“Sofia’nın da içinde bulunduğu kırk kızın, başları vücutlarından ayrılmış bedenleri surlardan aşağı atıldığında, Danişmendli askerleri gözyaşlarını tutamamışlardır. Fetih sonrası evlenme planları yaptıkları sevdalıların kanlar içindeki bedenlerini görmek onları çileden çıkarmıştır. Melik Ahmet Gazi tarafından kılınan cenaze namazlarından sonra, Kale’yi karşıdan gören bugün türbelerinin yer aldığı Düztepe yamaçlarına defnedilmişlerdir.” (7)

Bir başka anlatılan Efsaneye göre; “Vaktiyle Niksar'ın zalim bir kralı, kralın da tam tersi yumuşak huylu, iyiliksever bir kızı vardır. Hükümdar halktan zorla aldığı paralarla malına mal katmakta halk ise bu zulüm altında inlemektedir.Hükümdarın kızı bir gün arkadaşlarını da yanına alıp bu zulme dur demeye karar verir ve kralın kervanlarını soymaya başlar.Zamanla bu pelerinli kızların sayısı Kırkı bulur.Kral bir türlü yakalayamadığı bu kırk pelerinli atlıyı bulmalarını için casuslarını görevlendirir.Casuslar bu kırk yiğidin aslında kırk kız olduğunu, elebaşının ise kralının kızı olduğunu söylerler.Kral bu kırk kızın başını vurdurur, cansız bedenlerini Niksar Kalesinden aşağı attırır.Halk kendilerine yardım eden bu talihsiz kızlara Bir türbe yapar.Efsane bu ya bu türbeden havalanan kırk Güvercin surlarda gezinen krala saldırıp ölümüne sebep olur, kralın hazinesini halk yağmalar.”(8)

TÜRKİYE, SİVAS İLİ İMRANLI İLÇESİ KIRKKIZLAR / KIZLAR SİNİSİ EFSANESİ (Sivas/Kızıldağ) 


Sivas'a 140, İmranlı'ya 30 km. uzaklıkta olan Kızıldağ yöresinde "Beş Gözler" denilen su kaynağının yakınlarında, peri bacalarına benzeyen kayalıklar vardır. Halk arasında buraya "Kızlar Sinisi" denmekte, oluşumu hakkında iki rivâyete dayanan bir efsane anlatılmaktadır. 

Anlatı şöyledir: Bir savaş sırasında düşmanların baskınına uğrayan Karataş köyünün kızları, izlerini kaybettirmek için Kızıldağ'a sığınırlar. Ne var ki, onları takip eden düşman askerleri, kızların izini bulur. Düşman eline düşmektense, ölmeyi tercih eden kırk kız, "Allahım, taş kesilelim de, düşman eline geçmeyelim." diye dua eder. Bunun üzerine duaları kabul olur ve kırk kız taş kesilir. Bir diğer anlatı ise şöyle şekillenmiştir: Düğün yapıldıktan sonra yola düzülen gelin alayı, Kızıldağ'ın yamaçlarında konuçlanan eşkiyaların hücumuna uğrar. Eşkiyalarla düz yolda karşılaşan gelin alayı, Kızıldağ'a tırmanmaya başlar. Ne var ki gelin, eşkiyaların elinden kurtulamayacağını anlayınca, "Ya onları, ya da beni taş kes Allahım!" diye dua eder. Bunun üzerine düğün alayında ki herkes taş kesilir.(9)

TÜRKİYE, ÇORUM İLİ İSKİLİP VE MECİTÖZÜ İLÇESİ KIRKKIZLAR / KIRK TAŞ EFSANESİ 


Çorum'un İskilip ilçesinin Erenler Tepesi'nde yakın bir zamana kadar bulunan kırk taş (F: 59) hakkında yöre halkı tarafından bir efsane anlatılmaktadır: Savaş döneminde tüm erkekler, İskilip'ten ayrılmış, geriye sadece kadın- lar ve genç kızlar kalmıştır. Düşman askerlerinin ilçeye yaklaştığını öğrenen kirk tane genç kız, "Erenler Tepesi" adı verilen yere doğru kaçmaya başlar. Bu sırada ilçeye giren düşman askerleri, kızların kaçtığını öğrenerek peşlerine takılır. Tepeye vardıklarında artık kaçacak yerleri olmadığını anlayan kızlar, "Allahım, bizi bu askerlerin eline düşmektense, taş et!" diye dua ederler. Duaları kabul olan kırk kız, taş kesilir. Günümüzde bu kırk taşın bulunmayışının nedeni, Erenler Tepesi'ne asfalt malzemesi çıkarabilmek için taş ocağının kurulması ve bu çalışmalar sırasında da kayaların yerlerinden kayarak yok olmasıdır.


Çorum'a bağlı Mecitözü ilçesinde, rüyalara bile giren “kırk taş” denilen bir mekân (F:62) ve bu mekânın oluşumuna dair bir efsane bulunmaktadır. Savaş zamanında kırk tane hanım, düşmana esir olmamak için yatıp kalkıp "Allahım ya taş olayım, ya da kuş olayım." diye dua eder. Sabah oldu- ğunda düşmanların gittiğini gören kadınlar, kısa bir süre sonra taş kesilirler. Yöre halkı günümüzde, buradan bir şey alındığı takdirde, taş kesilen ka- dınların "Aldıklarınızı geri bırakın!" diye rüyalara girdiklerini söylemektedir.(10)

TÜRKİYE, KAYSERI İLİ MERKEZ VE SARIOĞLAN İLÇESİ KIRKKIZLAR EFSANESİ (Kayseri/Sarıoğlan-Ömerhacılı köyü)

Kayseri'nin Sarıoğlan ilçesine bağlı Ömerhacılı köyünde bej renkte pek çok kaya bulunmaktadır. Günümüzde epeyce zarar görmüş olan bu kayaların oluşumuyla ilgili yöre halkı şöyle bir efsane anlatmaktadır: Ömerhacılı köyü sakinleri, yerleşim alanını korumak için karşılıklı iki tepeden birine kırk oğlan, diğerine de kırk kız yerleştirir. Amaç, köy halkının canının ve malının korunmasıdır. Bu nedenle, tehlike ânında haber verme görevi onlara aittir. Bir gün bir savaş patlak verir ve "Kırk Oğlancık Tepesi" düşman askerleri tarafından istilâ edilir. Erkeklerin hepsinin öldürülüp, tepenin düştüğünü gören kırk kız, düşman askerlerinin eline geçmemek için "Allahım, bizi ya taş et, ya da kuş et!" diye yalvarırlar. Duaları kabul olur ve oracıkta taş kesilirler.(11)


Kayseri Merkezde bulunan Anadolunun ilk mescidlerinden sayılan tarihi Battal Gazi Türbesi ve Mescidi ile karşısındaki küçük tepecikte 40 Türk kızının şehit olduğu söylenmektedir.

Kayseri Kırkkızlar Efsanesi, Kayseri ili ve çevresinde anlatılan tarihi bir hikayedir. Selçuklu dönemine dayanan bu hikaye, kardeşlik ve dayanışma değerlerini vurgulayan önemli bir parçadır.

Kayseri Kırkızları Efsanesi, halk arasında Moğol zulmünden kaçan ‘Kırk Kızlar' olarak da bilinen zatların, 13.inci yüzyılda Selçuklu döneminde yaptırılan Kayseri'nin en eski camisi olan Battalgazi Caminin avlusunda mezar yerlerinin bulunduğu rivayetler arasında yer alıyor.
Battalgazi'nin 12.inci yüzyılda camiden 100 yıl önce yapıldığı düşünülen türbesi de caminin alt kısmında bulunuyor. Türbenin, Battalgazi'yi rüyasında görerek gelen birçok ziyaretçisi mevcut.
Sayıları kırkı bulan bir grup genç kız, Moğol saldırılarından korunabilmek için Battal Mescidi'nin yanındaki mağaraya gizlenmişler. Günlerce Allah'a dua ederek, kendilerini koruması konusunda yakarışta bulundukları söyleniyor. Kırkkızların, “Allah'ım yeri yar bizi içine al! Bizi ya taş yap, ya kuş! Kurtar bizi” diye dua ettiği tabir ediliyor.
1649 yılında Kayseri'yi gezmiş olan Evliya Çelebi'nin ‘Kırk Nisa' olarak da bahsettiği bu ziyaret alanıyla ilgili, Bu kırkkızın aynı günde doğmuş, kırkının da kırkar sene yaşadığı ve bir anda vefat ettiği anlatılıyor.(12)

TÜRKİYE, ANKARA İLİ KIRK KIZLAR EFSANESİ (Ankara/Yeşildere beldesi) 


Ankara'nın 35 km. doğusundaki Yeşildere Beldesi'yle Kırıkkale sınırları arasında İdris Dağı bulunmaktadır. Bu dağda, zamanla tahrip olan "Kırk Kızlar" denilen kayalar vardır. (F:60) Bu kayaların oluşumuyla ilgili yöre halkı, şöyle bir efsane anlatmaktadır: “Yörede oturan kırk kız, bahçelerden odun getirmeye gitmişlerdir. Odunlarını topladıktan sonra, eve dönmeye koyulan kırk kızın yolunu eşkiyalar keser. Namuslarının korumak için kızlar, "Allahım, bizi bu eşkiyaların eline teslim etme, ya taş et, ya da kuş et." diye dua ederler. Duaları kabul olur ve oracıkta taş kesilirler. (F:61)”(13)

TÜRKİYE, KONYA ÇUMRA İLÇESİ KADIN KAYASI EFSANESİ 


Konya'nın Çumra ilçesinde beyaz renkli bir taş vardır. (F:54) Günümüze yakın bir zamana kadar sevdiğine kavuşamayan genç kızların dua etmek için uğrak yeri olan bu taşın oluşumu hakkında yörede şöyle bir efsane anlatılmaktadır: Birbirlerini çok seven karı kocanın uzun süre evli olmalarına rağmen, çocukları yoktur. Bir gün, adam evin ihtiyaçlarını almak için şehirde bulu- nan pazara iner. Günler geçer; ama adam geri dönmez. Buna dayanamayan kadın yollara düşer ve üç gün üç gece kocasını arasa da ona ait hiçbir iz bulamaz. Derken karşısına eşkiyalar çıkar ve kadına saldırmaya kalkarlar. Namusuna sahip çıkmak adına kadın "Allahım, beni ya taş et, ya da kuş et, yeter ki, bu canilerin eline bırakma!" diye dua eder. Bunun üzerine duası kabul olur ve oracıkta taş kesilir. Adam, kimilerine göre çok uzun bir süre sonra köye dönmüştür. Kimileri de adamın evine bir daha hiç dönmediğini, onun da bir şekilde öldüğünü söylemektedir.(14)

TÜRKİYE, ORDU İLİ KUMRU İLÇESİ KIRKKIZLAR EFSANESİ 



Çok eski zamanlarda Türk’lerin düşmanları ile yaptığı bir savaş sırasında, düşman askerleri bu köye gelerek erkeklerin hepsini öldürürler...

Çok eski zamanlarda Türk’lerin düşmanları ile yaptığı bir savaş sırasında, düşman askerleri bu köye gelerek erkeklerin hepsini öldürürler. Köyde bulunan çok güzel kırk tane kız, bu katliamdan kaçmayı başarırlar. Ancak fazla uzaklaşamazlar.
Düşman askerlerinden kaçamayacaklarını anlayınca kırkkızlar diye bilinen yerdeki sarı avuluğun içerisine gelerek gizlenmeye çalışırlar. Bütün Türk erkeklerini öldürdükten sonra kızların kaçtığını farkeden düşman kumandanı, izlerini takip ederek gizlendikleri yeri bulur. Askerlerine kızların etrafını kuşatmaları için emir verir. Bu fırsatı ganimet bilerek kızlara, vücutlarını askerlere teslim etmelerini söyler. Kızlar, her bu durma karşı koysalar da başa çıkamayacaklarını anlayınca düşman askerlerine teslim olmamak için taşıdıkları süngülerle birbirlerini öldürürler. Onların bu olayı yaşadıkları yerde her yıl daire biçiminde ve kanlarının renginde avular çiçek açmaktadır. Onun için de buraya Kırkkızlar adı verilir…

Efsanenin yöre halkı tarafından diğer anlatılan hikâyesi ise şu şekildedir:
Çok önceleri Kumru’nun yaylalarından birine, kırk tane kız birlikte yaşarmış. Birgün bu kızlar bir bebek yapmışlar fakat bu oyuncak bebek bir sahici bebek oluvermiş ve canlanmış. Bu bebek, kızların çok hoşuna gitmiş. Hepsi de bebeği istiyorlarmış. Bu nedenle aralarında bebek yüzünden büyük çatışma çıkmış ve çatışma sonucunda, hepsi de ölmüş. Öldüklerinde çatışma yaptıkları saha onların kanlarıyla ıslanmış. Günümüzde yaylalarda bulunan ve sarı renk çiçek açan Avu çiçekleri, bu yaylalarda kırmızı açtığı bilinir. Ve çiçeklerin kırmızı açmasının sebebinin bu çatışma olduğu söylenir. Bundan dolayıdır ki, bu yaylanın ismi şimdiye dek “Kırkkızlar yaylası” olarak kalmıştır. Bu yaylada kırk kızın mezarları yan yana dizilmiştir. Buraya çeşitli kimseler ziyarete gelmektedir.(15)

TÜRKİYE, KASTAMONU İLİ TAŞKÖPRÜ İLÇESİ KIRKKIZLAR EFSANESİ 


Taşköprü ilçe merkezine 32 km mesafedeki Ersil köyünün yukarı tarafındaki dağlık alanda kırktan fazla mezar bulunmaktadır. Halk buraya Kırk Kızlar Türbesi demektedir. Ersil köyünün hemen yakınında Yalvaç Köyü ve Celep köyü de vardır. Bu köylerde de bu mezarların bulunduğu alana kırk kızlar türbesi denildiği anlatılmaktadır.

Kastamonu İl merkezinde Kalenin hemen aşağısında da Kırk kızlar türbesi vardır. Bu türbe ile ilgili olarak şimdiye kadar dört adet kitapta kırk kızlar anlatılmıştır. Bu nedenle Kastamonu İl merkezindeki Kırk kızlar Türbesinden değil Ersil köyündeki Kırk kızlardan bahsetmek istiyorum.

Ersil; ersi olmak, ersillik, ersi yaşama durumu, buca , kast, ilçe, yerleşim yeri gibi anlamları olan bir kelimedir. Kısaca ersil, bir yerleşim yeri demektir. Başka bir ifade ile ersil, bir yerleşim yeri ve civarındaki yerleşim yerinin idare edildiği veya yönetildiği yerleşim yerinin merkezi demektir. Ayrıca ersil kelimesi, bir sanatın veya bir mesleğin öğretildiği yer anlamını da taşımaktadır. Yavuç isse bir mesleğin kaybolmaması için gösterilen çaba anlamına gelmektedir. Aynı zamanda yok olma, kaybedilme anlamlarını da taşımaktadır. Bir yerleşim yerinin çeşitli nedenler ile kaybedilmesi anlamına da gelmektedir. Celep ise, kasaplık hayvan yetiştirilen yer , hayvan tacirliği gibi anlam taşıdığı gibi Osmanlılarda, Saray himayesine alınarak devlet hizmetleri için yetiştirilen gençler anlamına da gelmektedir.

Kırk kızlar ile ilgili farklı rivayetler anlatılmaktadır. Bunlardan bir tanesini buraya almak istedir.

Eskiden bir yerleşim yerini, kiliseyi, havrayı, kaleyi, manastırı ve benzeri yerlerdeki işleri barış zamanında yürüten, çekip çeviren ve oraların işlerini yapmak için bu yerlerdeki amirler, papazlar, tekfurlar ve benzeri yöneticileri himayelerinde çalıştırılan kızlar olurdu. Bunlar savaş zamanında o bölgenin, kale veya kilise, veya benzeri yerlerin elden çıkmak üzere olduğu, veya kaybedileceği sırada karşı askerler üzerine bu kızlar gönderilirdi. Bu kızlar aldıkları bu görevde başarılı olurlar ise adları ile anılır, başarısız olurlar ise tamamı sır ortaya çıkmasın diye öldürülürlerdi. Bunlara bulundukları yerlerin koruyucusu yani koruyucu melekler, kendilerini yetiştiren kişiler için kendilerini feda eden ve moni olarak adlandırılan ölüm fedaileri idi.

Ersil denilen eski yerleşim yeri ve civarı ise 1071 Malazgirt savaşından Beş yıl kadar sonra düşmandan Tutak Beyin komutanlarından ve Gümüş tiginin askerleri tarafından alınmıştı. İşte bu sırada burasının ele geçirilmek üzere Tutak Beyin askerleri üzerine kırk kız salınmış olup bunların hiç biri burasının Türklerin eline geçmesini sağlayamaması üzerine onları yetiştiren sahiplerince ormanlık alanda tamamı öldürülmüştü.

Bunun üzerine Ersil ve civarlarını fetheden bu Türk askerleri kendilerini bulundukları yerleri korumak üzere görevlendirilmiş bu kızları bu kahramanca savaşmaya çalıştıklarından dolayı sahipleri tarafından öldürüldükleri yerde yani kırk kızlar türbesi denilen yerde toprağa vermişler ve adına da kırk kızlar türbesi demişlerdir.

Ersil köyü ve civarını düşmandan temizleyen askerlerin başındaki komutan Ersil Alp’in isminden dolayı bu köyün adı Ersil olarak günümüze kadar gelmiştir.

Ayrıca Anadolu’nun bazı yerlerinde de kırk kızlar ile ilgili efsaneler dilden dile dolaşarak günümüze kadar gelmiştir.

Ersil köyündeki Kırk Kızlar türbesi de bunlardan bir tanesidir. Özellikle Yüce Türk milletinin bir özelliği de düşmanı da olsa onun ölümünden sora onları usulünce toprağa vermektir. Bu tüm savaşlarda böyle olmuştur. En son örneği ise Çanakkale savaşlarıdır. Halen daha oralarda düşmanlardan ölenlerin mezarlıkları ve anıt mezarları da topraklarımızdadır.

Taşköprü ilçemizin 32 km mesafesindeki bu tarihi yerin bu eski yerleşim yerinin bilimsel olarak incelenmesi, tarihinin gün yüzüne çıkartılması ve turizme de kazandırılması zamanı gelip geçiyor.

Kendilerini ölümleri pahasına yine kendi insanlarınca öldürülen bu ölüm fedailerini burada yatan kırk kızları saygı ile anmak gerekmektedir. Bu bizim necip bir millet oluşumuzun da gereğidir.

Başka bir rivayet ise bu türbede yatan kırk kızların son anda Müslümanlığı seçtiklerine dairdir. Ancak bu konu sadece rivayetten ibarettir ve araştırılması da gerekmektedir.(16)

TÜRKİYE, BURSA İLİ KIRGIZLAR (KIRKKIZLAR) EFSANESİ 


Bursa ili İznik ilçesinde yeralan ve XIV. yüzyılda Orhan Gazi döneminde yaptırılan türbe ile ilgili iki efsane mevcuttur. Bunlardan birincisi bu türbenin Orhan Gazi döneminde Bursa'nın fethine katılan Türkistandan gelen ve savaşırken şehit olan Kırgız askerleri için yaptırıldığı (17) halk arasında anlatılan diğer rivayet ise; Bursa'nın fethine katılan ve şehit olan kadın savaşçılar Kırkkızlar için yaptırıldığıdır.

TÜRKİYE, SİNOP İLİ BOYABAT İLÇESİ KIRK KIZLAR KAYASI EFSANESİ 

Boyabat, Sinop iline 90 km. uzaklıktadır. Boyabat kalesine çok yakın bir mesafesi olan ve yıllardır insanların dilek dilemek için geldikleri Kırk Kızlar Kayası'nın oluşumu hakkında halk, şöyle bir efsane anlatmaktadır: 40 tane kız, düşmandan kaçabilmek için kaya tarafına geçerler. Daha başka bir çözüm yolu bulamayacaklarını anladıklarında da, "Ya Rab, bizi ya taş et, ya da kuş et de, kaçalım!" diye Allah'a yalvarırlar. İlk tercihleri taş olmak olduğu için, Allah da kırk kızı taş eder. Kale ile kırk kızlar kayasının birbirinden ayrılması ise kimilerine göre güçlü olan bir kişi tarafından, kimilerine göre de Hz. Ali'nin kılıcı ile olmuştur. (F:87) Yaygın inanç, ikinci yorumdur; çünkü hem kaya gerçekten kılıç ile kesilmişe benzemektedir, hem de kayanın üzerinde tıpkı kılıç izine benzer şekiller görülmektedir. (F:88) Bunun dışında Kırk Kızlar Kayası'nda merdivenlere rastlanmaktadır. Bu merdivenler 2500 yıllıktır ve insan eli ile özenerek açılmıştır. Kırkkızlar Kayası, Boyabat'ın en yüksek yeridir. Buraya gelip mum diken, dilekte bulunanlar vardır.(18)

TÜRKİYE, AKSARAY İLİ KIRKKIZLAR EFSANESİ 


Aksaray'ın her yerinden görülebilen Kılıç Arslan Tepesi üzerinde bulunan harabeler Kırk Kızlar olarak anılmaktadır. Bu harabelerin yanında Sultan Kılıç Arslan'a ait olduğu söylenen bir türbe bulunmaktadır. Aksaray Kalesi önünde savaşırken ölen Sultan Kılıç Arslan, bu türbeye defnedilmiştir. Kılıç Arslan, yazın sıcak günlerinde kendi yaptırdığı köşkte otururmuş ve muhtemelen bu köşkün haremi Kırk Kızlar adıyla anılırmış. Kirk Kızlar, Kılıç Arslan Türbesi ile birlikte anılan, hakkında bazı rivayetler anlatılan Aksaray'ın önemli tarihî yapıtlarından birisidir (Peker, 2015: 79). Kırk Kızlar Efsanesine göre, Sultan Kılıç Arslan'ın zehirlenip öldürülmesinden sonra haremindeki kırk kız, düşman eline geçmektense kendilerini saraya kapatır. Düşman eline geçeceklerini anladıklarında ise kırkı da zehir içerek ölür.(19)

TÜRKİYE, TRABZON İLİ KANLI KAYA KIRKKIZLAR EFSANESİ 



Efsaneye göre, Rusların Trabzon'u işgali sırasında düşmana esir olmak-tansa ölmeyi tercih eden kırk kız, el ele tutuşarak kendilerini Kanlı Kaya'dan aşağı bırakırlar. Sis Dağı Yaylası'nın Pazarsuluk mevkiindeki 'kanlı kaya' adı verilen bu kayalıkların renginin kırmızı olması bu efsane ile anlatılır.(20)


Makale: Türkolog Fatih Mehmet Yiğit - 25.07.2024
TÜRK MİTOLOJİSİ 



KAYNAKÇA:

1-(İSKİT/SAKA TÜRKLERİNİN M.Ö.XIX YÜZYILDA TANAY KAĞAN ÖNCÜLÜĞÜNDE; BUGÜNKÜ TÜRKİYE (ANADOLU, TRAKYA), SURİYE, MISIR VE FİLİSTİN'İ FETHETMESİ İLE İSKİT/SAKA TÜRK KADIN SAVAŞÇILARI OLAN AMAZONLARIN (TÜRKİYE/ SAMSUN/ TERME MERKEZLİ) ANADOLUDAKİ EGEMENLİĞİ) Türkolog Fatih Mehmet Yiğit
https://turkologfatihmehmetyigit.academia.edu/

2-KIRK SAYISININ HALK EDEBİYATI ÜRÜNLERİNDE KULLANIMI
ÜZERİNE BİR İNCELEME, Ahmet Özgür GÜVENÇ,Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Arş. Gör.A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 41 Erzurum 2009)

3- KIRGIZ ADI ÜZERİNE, Dr.Mayramgül Diykanbayeva, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, Öğr. Gör A.Ü.Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 43,Türk Halklarının Etnik Yapısı, N.A. Aristov, SELENGE YAYINLARI

4-101 Türk Efsanesi, Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, AKÇAĞ YAYINLARI

5-“KIRK KIZ” DESTANI VE KAHRAMANCA SAVAŞAN TÜRK KADINLARI, Alina GAYNUTDINOVA Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi, İstem • Yıl:16 Sayı:31 2018 • s. 147-160

6-KIRK KIZ EFSANESİNİN YAZILI KÜLTÜRDEKİ İKİ ÖRNEĞİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME, Prof. Dr. Meral DEMİRYÜREK,Milli Folklor, 2017, Yıl 29, Sayı 116

7-Niksarın Fetih Öyküsü ve Kırkkızlar, Abdullah Yıldız,Araştırmacı-Yazar

8-https://www.turkiyenintarihieserleri.com/?oku=59#:~:text=Kral%20bir%20t%C3%BCrl%C3%BC%20yakalayamad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20bu,bedenlerini%20Niksar%20Kalesinden%20a%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1%20att%C4%B1r%C4%B1r.-
https://www.tokathaber.com.tr/niksarda-efsanevi-kirkkizlar-turbesinin-hikayesi-ve-sirlari

9-Gazi Üniversitesi Türk Halkbilimi Araştırma ve Uygulama Merkezi (THBMER) Türkiye'de 2006 Yılında YAŞAYAN TAŞ KESİLME EFSANELERİ Mekânlar ve Anlatılar M. Öcal OĞUZ Petek ERSOY Gazi Üniversitesi THBMER Yayını, Sayfa:58

10-Gazi Üniversitesi Türk Halkbilimi Araştırma ve Uygulama Merkezi (THBMER) Türkiye'de 2006 Yılında YAŞAYAN TAŞ KESİLME EFSANELERİ Mekânlar ve Anlatılar M. Öcal OĞUZ Petek ERSOY Gazi Üniversitesi THBMER Yayını, Sayfa:54-57

11-Gazi Üniversitesi Türk Halkbilimi Araştırma ve Uygulama Merkezi (THBMER) Türkiye'de 2006 Yılında YAŞAYAN TAŞ KESİLME EFSANELERİ Mekânlar ve Anlatılar M. Öcal OĞUZ Petek ERSOY Gazi Üniversitesi THBMER Yayını, Sayfa:57

12-https://www.kayserianadoluhaber.com.tr/kayseri-kirkkizlar-efsanesi-battalgazi-ile-alakasi-ne/94822/

13-Gazi Üniversitesi Türk Halkbilimi Araştırma ve Uygulama Merkezi (THBMER) Türkiye'de 2006 Yılında YAŞAYAN TAŞ KESİLME EFSANELERİ Mekânlar ve Anlatılar M. Öcal OĞUZ Petek ERSOY Gazi Üniversitesi THBMER Yayını, Sayfa:55

14-Gazi Üniversitesi Türk Halkbilimi Araştırma ve Uygulama Merkezi (THBMER) Türkiye'de 2006 Yılında YAŞAYAN TAŞ KESİLME EFSANELERİ Mekânlar ve Anlatılar M. Öcal OĞUZ Petek ERSOY Gazi Üniversitesi THBMER Yayını, Sayfa:51

15-ORDU EFSANELERİ - Ordu Folklorundan Damlalar, SITKI ÇEBİ,ORDU ÇEVRE VE VAKFI KÜLTÜR YAYINLARI
https://www.facebook.com/share/p/zTiawNnKdSGZVh6u/?mibextid=oFDknk
https://www.sabah.com.tr/ordu/2020/06/08/efsane-cicekler-acti
https://www.facebook.com/share/p/gLJdLn2kxLWmxmTA/?mibextid=oFDknk

16-Kastamonu İstiklal Gazetesi, Araştırmacı-Yazar: Zühtü Aslan, https://www.kastamonuistiklal.com/kirk-kizlar-turbesi

17-İslam Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kirgizlar-turbesi

18-Gazi Üniversitesi Türk Halkbilimi Araştırma ve Uygulama Merkezi (THBMER) Türkiye'de 2006 Yılında YAŞAYAN TAŞ KESİLME EFSANELERİ Mekânlar ve Anlatılar M. Öcal OĞUZ Petek ERSOY Gazi Üniversitesi THBMER Yayını, Sayfa:85

19-Aksaray Efsaneleri, Tuğba Aydoğan, Yayın No: 5 Yayın Yılı: 2019, Sayfa: 80-81, Toplum ve Kültür Araştırmaları Derneği TOKÜAD Yayınları

20-Doğu Karadeniz efsanelerini derleme ve araştırma (Trabzon, Rize ve Artvin efsaneleri) / Eastren Karadeniz legends Tez Yazar:NEŞE IŞIK, Sayfa:65 Karadeniz Teknik Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar