Cengiz Han’ın devletinin bayrağı yükselince Tatarlar, darlıktan bolluğa, zindandan gül bahçesine, fakirlik çölünden mutluluk köşküne, cehennemden cennete kavuştular. İpekli ve atlas kumaştan elbise giy meye başladılar. “Başağrısı vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldu rulmuş kâseler, ibrikler, kadehler, sevecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar”durumuna kavuştular. Sanki “Dünya gerçekten bu kavmin cenneti oldu”âyeti onlar hakkında indi.
Batının en uc noktasından getirilen mallar onları bulmaya, doğunun en uzak köşe lerinde bağlanan yükler onların evinde açılmaya başladı. Günlük elbi seleri bile altın ve gümüş işlemeliydi. Çarşı ve pazarlarda mücevherin ve kumaşların fiyatı o kadar ucuzladı ki [16] imal edildikleri yerlerde ki fiyatının yarısına satılır oldu. Tatarlara hediye olarak kumaş getiren kimse, Kirman’a kimyon, okyanusa su götürmüş gibi olurdu. Cengiz Han’ın halka toprak dağıtıp ziraati teşvik etmesi üzerine gıda maddeleri çoğalıp, içecekler Ceyhun ırmağı gibi akmaya başladı. Devletin büyüyüp giderek güçlenmesi sonucunda darlık ve sefaletten kurtularak yukarıda anlattığımız gibi bolluk ve refaha erdiler. Cengiz Han’ın yönetimi altında bulunan kavimlerin de işleri yoluna girdi. Bir zamanlar bezden bir yatak dahi bulamayanların en küçük ticarî işlemi şimdi 30 bin veya 50 bin balişe çıkmaktadır. Her baliş’in 500 miskal altın veya gümüş olduğunu belirtmek gerekir. Bu diyarda her baliş’in değeri 75 dinâr-ı ruknî olup, dört dang ağırlığındadır.
Cengiz Han, kendi kafasına göre her işe bir kural, her duruma bir ferman ve her suça bir ceza (had) getirdi.
Tatar kavimlerinin okuma yazmaları olmadığı için onların çocuklarına Uygurlardan yazıyı öğ renmelerini emretti. Sonra bütün yasaları tomarlara yazdılar. Ona Yasa-nâme-i buzur (Büyükyasa-nâme) adını koydular. Onu şehzadelerin hâzinesinde bulunmasına karar verdiler. Bir han [18] ordu sevk edeceği veya şehzadelerle meşveret edip karar vereceği zaman o tomarları getirip ona göre karar verirdi. Ordu teşkili, şehirlerin yıkılması ve imar edilmesi gibi işler de ona dayanılarak yapılırdı.
Cengiz Han, iş başına geçtiği ilk yıllardan itibaren kendisine bağlı Moğol kabilelerinin kötü davranışlarını ve çirkin adetlerini yasakladı. Onların yerine akıl ve mantığa dayalı güzel hükümler koydu. Onun koyduğu hükümlerin çoğu şeriate uygundur. O, bir şeyi kabul ettirmek için güçlü hükümdarların başvurdukları korkutma ve tehdit yöntemle rine başvurmazdı.
Bir kimseyi yola getirmek için kullandığı en sert ifa de, “Ne olacağını biz bilmeyiz, Yüce Tanrı bilir” ifadesiydi. Eğer dikkat edilirse, bu söz, Allah’a tevekkül edenler tarafından söylenebilecek bir sözdür. Nitekim Yüce Allah, “Allah’a tevekkül edene O yeter” buyurmuştur. Bu tevekkülü sayesinde Cengiz Han, her amacına ulaşmış, her istediğini elde etmiştir.
[Din] Cengiz Han’ın dini olmadığı için (Bu söz yazarın kendi düşüncesidir. Cengizhan Bir Tengri'ye inanmaktadır.)
O, insanları dinine göre ayırt edip birini diğerine üstün tutmazdı. Hangi dinden olurlarsa olsunlar âlim lere ve din adamlarına iyi davranır, onları her zaman yüceltirdi. Bunu Yüce Tanrıya karşı bir görev bilirdi.
Müslümanlara saygı gösterdiği gibi Putperestlere ve Hıristiyanlara da saygı gösterirdi. Çocuklarının ve torunlarının bazıları İslâmiyeti, bazıları Hıristiyanlığı, bazıları Purperestliği seçtiler, bazıları da hiçbir dine girmeyerek (Gök-Tanrı inancına bağlı kalıp) atalarının yolundan gittiler.
Sonuncu gruptakilerin sayısı azdı. Herhangi bir dine girenler de mutaassıp değildiler. Zaten Cengiz Han’ın yasalarından biri de bü tün milletleri eşit saymak, [19] onlar arasında fark gözetmemekti.
Cengiz Han’ın koyduğu en önemli yasalardan biri de ağız dolusu lâkaplar kullanılmasını yasaklamasıdır. Onun oğullan ve torunları ba sit adlarıyla çağrılırdı. Mektup yazarken de aynı şekilde davranırlardı. Mektup yazanlar sultan veya sıradan bir kişi arasında fark gözetmezdi. Sahte sıfatlardan arınmış kısa bir isimle yetinirlerdi. Hanlık makamın da oturan kişi sadece han veya kaan sıfatını kullanırdı.
Oengizhan'ın Ordu düzenleme sistemi şöyleydi: İnsanları onar onar bölerler, her on kişiden biri diğer dokuzunun emir olur. On emir arasından birini yüz kişinin emiri (emir-i Şad) yaparlar, geri kalanı onun emrine verirler. Aynı şekilde insanları bin ve on bin kişilik gruplara koyarlar. Bu şekilde bir emir’i on bin kişinin başına getirirler. Ona emir-i tümen derler. Bir işi önce emir-i tümene havale ederler. O, bin kişinin emirine havale eder. Sırasıyla on kişinin emirine kadar varır. İşlerin zahmeti emirler arasın da eşit olarak paylaştırılır. Orduda kişinin işi servet, taraftar veya nüfuz kazanmak değil, savaşmaktır.
Eğer ansızın askerlere ihtiyaç duyulursa, birkaç bin kişi filân saatte, filân yerde gece veya gündüz hazır olunacak denildiği zaman “Vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilirler ne de öne geçebilirler. ” âyetinde belirtildiği gibi hiç gecikmeden göz açıp kapayın caya kadar orada hazır olurlar ve en küçük bir gecikme söz konusu olmazdı.
(ALAADDİN ATA MELİK CÜVEYNÎ TARİH-İ CİHAN GÜŞA, Türk Tarih Kurumu Yayınları Sayfa:83-88)
***
“Cengiz Han’ın kurmuş olduğu devletin ilk hocaları, eğitimcileri, defterdâr ve devlet memurlarının neredeyse tamamı Uygur Türkleriydi”
(Barthold, Orta Asya - Tarih ve Uygarlık, s.479)

Yorumlar
Yorum Gönder