ROMA İMPARATORLUĞUNU KURAN İKİ ETRÜSK TÜRK'Ü: ROMULUS VE REMUS

M.Ö.3000 lerden M.S.400 lere kadar Ege ve Trakya'da Egemen olan Troyalılar ve devamcısı olan Traklar (yani Türkler), At yetiştiren Kımız içen Türk soylu Uluslardandır. Troya veya Truva Türkçede TUR-OVA: Turların/Turanlıların(Türklerin) Ovası/Obası/Ülkesi anlamına gelmektedir.



-M.Ö.3000 lerden M.S.400 lere kadar Ege ve Trakya'da Egemen olan Troyalılar ve devamcısı olan Traklar (yani Türkler), At yetiştiren Kımız içen Türk soylu Uluslardandır.

(MÖ 90– MÖ 30, yılları arasında yaşayan)  tarihçi Diodorus Bibliotheke Historike (Tarih Kitaplığı) adlı eserinde  "Truva toprakları üzerinde kral olarak ilk hüküm süren kişi"nin Teucer/Teukros (Türk) olduğunu ifade eder. Ankhises, Aineid'te onu Truvalıların "ilk atası" olduğunu hatırlatır. Teucer,  Okeanos (Okeanidlerin yani Okyanuslar,Denizler ve nehirler hakimi Okların ülkesinden gelen) ve Tethys'in (Nehirlerin annesi) çocuğu Skamander (Saka Türk'ünün) oğludur.Dardanos'un gelişinden önce, Dardanya (ve daha sonra Troad /Troya diye anılan bölge) Teucria (Türkiye) ve sakinleri Teucrians (Türkler) olarak biliniyordu ve isimleri Kral Teucer'den /Teukrostan (Türk'ten) geliyordu.Skamander (İskit/Sakalı), Zeus'un oğlu olan bir nehir tanrısı olarak da tanımlanmaktadır.  

Latin Şair Vergilius'un Aeneis isimli eserinde belirtildiğine göre  Troyalı Aneas, Truva düştükten sonra şehirden kaçıp yeni bir yurt arayan Truvalılara önderlik etti. Önce sağ kurtulanlarla beraber Kaz Dağı'nın güneyindeki Antandros(Altınoluk) kentine gelip buradan gemi ile denize açılmışlardır. Rüzgâr onları Kartaca'ya sürüklemiştir. Kartaca Kraliçesi Dido'nun bir süre misafiri olduktan sonra tekrar yola çıkarlar ve Orta İtalya'da karaya çıkarlar. Aeneas, İtalya’nın Tiber Nehri kıyılarında Etrüsk kolonisini kurar. Burada yörenin kralı Latinus ile dost olur ancak Yunan kolonisinin komutanı Turnus ile dövüşür ve onu yenerek öldürür. Latinus’un kızı Lavinia ile evlenerek Lavinium kentini kurar. Latinler üzerinde Etrüsk Egemenliği sağlanır. Bu kent sonraları Albalonga   adını alacaktır. Nihayet kent Roma adını alarak çok ünlenecek ve tarihte önemli roller üstlenecektir. Aeneas soyu, oğlu Iulus ile devam eder ve bu soydan gelen Rhea Silvia Mars'tan (Ares) ünlü ikizler Remus ve Romulus’u (Remo ve Romolo) doğurur. Troyalı Aneas, Truva'da Hektor'dan sonra en büyük kahraman sayılırdı. Dardanya prensiydi. Torunları Romulus ve Remus, Roma İmparatorluğu'nu kurmuştur. 



ETRÜSKLER DİĞER ADIYLA TURKANALAR (TÜRKANLAR) 

"Etrüskler arasında en itibarlı ad Tarkun'dur. Sözkonusu Etrüsk adının eşdeğer tarzı Tark-han'la Sibirya uruklarının kahramanlık efsanelerinde karşılaşıyoruz. Mesela, bir Türk uruğu olan (Sakha) Yakutların Baykal Gölü bölgesinden Lena (İlin] Irmağı'nın aşağı mecralarına göçüne liderlik yapan beyin adı Depsi-Tarkhan-Tegin'di” 

(I.Taylor, Etruscan Researches/The Etruscan Language,London,1875: 321, Turkanlarda (Etrüks) Tanrı Ruh Ve Ölüm - Altınordu Yayınları- G. Ahmetcan Asena sayfa:104)

Kayıtlara düşen bilgilere göre, Tarkun uruğu bir dönem bütün Turkan veya Rasena boy ve beylikleri arasında bir birlik sağlamış gibi görünüyor. “Cato, Cicero, Festus ve Servius bir Etrüsk lideri olarak Tarkun'u biliyor ve zikrediyor. Tanınmış bütün antik yazarlar, başta Tarkuna olmak kaydıyla, bütün Etrüsk sitelerinin kuruluşunu, kanunların koyuluşunu, dini kurumların oluşumu ve ordunun teşkili gibi işleri Tarkun adıyla özdeşleştiriyor. Bütün bunlara istinaden Tarkun'un Etrüsklerin ilk birleşik lideri ve hükümdarı olduğunu hakikatini kabul etmek gerekir (Gray I: 16) Roma ve Latium, Turkan Birliği'ne dâhildi. Dolayısı ile Roma'da bir Tarkun'un başa geçmesine de şaşmamak gerekir. Roma, Tarkunların güney kalesi ve muhtemel bir yayılma üssüydü. Bu yüzden onlar Roma'yı imar ettiler.Tapınaklar, saraylar, kanalizasyon sistemleri, surlar (Tarquinius agger) inşa ettiler ki, bu devirde hiçbir Latin veya Sabin şehrinde böyle şeyler bilinmiyordu. Tarkunların savaş planları daha çok Latin ve Sabinleri hedef alıyordu.Livius'un bildirdiğine göre Tarkun sadece iki İtalyan halkıyla; Latin ve Sabinlerle savaştı ve onları egemenliği altına soktu. (Gray II:101)
(Gray,E.C.,1843-68 The History of Etruria I-III, London, 321, Turkanlarda (Etrüks) Tanrı Ruh Ve Ölüm - Altınordu Yayınları- G. Ahmetcan Asenasayfa:104-105) 

Halikarnaslı Dionysius’a göre Etrüskler kendilerine bir liderlerinin adına atfen Rasena (Asena) diyorlardı. Asena, Türklerin Türeyiş Destanında tıpkı Etrüsk efsanesinde olduğu gibi katliamdan kurtulan Türklerin Atası sayılan çocuğu emzirerek büyüten dişi kurdun adıdır. Yine Etrüsk Mitolojisinde Tarkun (Türkçesi Tarkan: büyük komutan anlamında) Etrüsklerin kurucu atasıdır. Bu nedenle Etrüsklere Türkanlar/Turkanalar da denilmiştir. İlk dönem Roma imparatorları da Tarkun san ve unvanını kullanmaktaydı.

Altın süsler ve heykellerle dolu olan, fresklerle bezenmiş, prenslere layık mezarlar, Arno ve Tiber Nehriyle, Apenin Dağları ve Tirenien Denizi arasındaki bölgede zenginliğin müthiş bir şekilde artmış olduğunu gösteriyordu. Etrüskler (diğer adıyla TURKANALAR/TÜRKANLAR), M.Ö. VII. yüzyılda artık on iki kent - devletten oluşmuş bir federasyon kurmuşlardı. 

Veii, Caere, Tarqunii, Vulci, Rusellae, Vetuloni, Solsinii, Clusium, Xerugia, Cortona, Arretium ve Volateera'da kurulduğu sanılan bu kent-devletleri birbirlerine siyasal çıkarlardan çok din birliği bağlıyordu. Etrüskler, bir dizi fetih 'sonucu topraklarını genişleterek, Latin'ler de dahil olmak üzere İtalya'daki öteki kavimleri emirleri altına aldılar. 

Etrüsk hükümdar ailesi olan Tarquin'ler (Türkçede Türk soylusu, komutan ünvanı olan TARKAN'lar), Roma'yı M.Ö. 616'dan 509'a kadar yönettiler. 


Etrüskler, deniz güçlerini Kartacalılarınkiyle birleştirerek, güney İtalya'daki Grek kolonicilerini durdurdular. Grekleri M.Ö. 535'de Alatia'da yapılan savaşta yendiler. Etrüskler güçlerinin doruğuna erişmişlerdi artık. Sonra devlet yavaş yavaş çökmeye başladı. M.Ö. 474'de Etrüsk donanması Grekler tarafından Napoli körfezinde yenilgiye uğratıldı. Cumhuriyetçi Romalılar 396'da Veii'yi, 265'de de Volsinii'yi yıktılar. Böylece İtalya'nın ilk uygarlığı yenildi. Şair Horace'a göre de, "kendilerini yenenleri yendiler onlar."(Kayıp Uygarlıklar, Rupert Furneux Sayfa:144)

Roma Devletinin kurucuları Etrüsk Türk medeniyetinin merkezi sayılan bu günkü İtalya Tiber bölgesinde Katliama uğramasın diye (tıpkı Çin yazılı kaynaklarında ve Türklere ait Bozkurt Destanında anlatılan Türklerin menşei efsanesine benzer şekilde) bir nehire sepet içerisinde bırakılan ve dişi bir kurt tarafından bulunup emzirilerek büyütülen Romulus ve Remus isimli iki  Etrüsk Türk'ü kardeşti. Roma Mitolojisine göre MÖ 753'te Roma Devletini bu iki Etrüsk Türk'ü kurmuştur.*

Roma, bu iki Etrüsk Türk'ü kardeşin anısına kurttan süt emen çocuk heykellerini Romanın dört bir yanına yaptırdı. Yine Romulus ve Remus'un hatırasını yaşatmak için ilk dönem Roma sikkeleri (madeni paraları) kurttan süt emen iki Etrüsk Türk'ü Romulus ve Remus'un tasvirleri ile doludur. Roma Devleti adını da Romanın kurucusu olan Etrüsk Türk'ü Romulus'un isminden almaktadır. Roma demek bir nevi Romulusun ülkesi, Romulus hanedanlığının devleti demekti.*

M.Ö.509 yılına, Roma hükümdarı İkinci Tarhan (II. Tarquinius) kadar Etrüsk Türk Hanedanlığı Romayı yönetiyordu. M.Ö.509 da Latinler senatoda çoğunluğu sağlayınca Etrüsk Türk Hanedanlığını devirdiler. O tarihten sonra Etrüsk Türk hakimiyeti sona erdi.

Yine ilk dönem Antik Roma sikkelerinde Türklerin kadim sembolü Ay-Yıldız/Kün-Ay sembolü bulunmaktaydı. Zamanla Roma büyüdükçe ve başka unsurları içine kattıkça Etrüskler azınlık haline geldi. Latinlerin, Etrüsk Türk Hanedanlığını devirmesiyle Türk Egemenliği sona erdi. 

*Roma’nın kuruluşu Mitolojik anlatımlarla M.Ö. 21 Nisan 753 yılına dayanmaktadır. M.Ö. 1. Yüzyılda Romalı tarihçi Marcus Terentius Varro tarafından önerilen bu tarih kabul edilir ve Roma’nın kuruluşu 753 yılı olarak belirlenir.

Efsane, Numitor’un Latium bölgesinde kral iken kardeşi Amulius tarafından tahttan indirilmesi ile başlar. Amulius kardeşi Numitor’u tahttan indirir ve kızı Rhea Silva’yı da kendisine rakip olabilecek çocuklar doğurmasın diye Vesta Tapınağı’na rahibe olarak yerleştirir. Çünkü Vesta Tapınağı’nda hamile kalmanın cezası ölümdür. Fakat Rhea Silva tapınakta Savaş Tanrısı Mars’dan (Ares) hamile kalır. Rhea Silva ve Savaş Tanrısı’nın birlikteliğinden Remus ve Romulus adında ikiz erkek çocuk doğar. Haberi alan Amulius, Rhea Silva’yı Tiber Nehri’ne atar ve ikiz kardeşleri de bir sepet içinde Tiber Nehri’nin sularına bırakır.

Akıntı tarafından sürüklenen sepet bir süre sonra incir ağacının dallarına takılır. Remus ve Romulus’u Faustulus isminde ki çoban bulana kadar dişi bir kurt emzirir ve büyütür ve bu olay Roma’da birçok heykele konu olur.

Faustulus ve eşi tarafından büyütülen ikizler genç, güçlü birer savaşçı olurlar. Gerçek kimliklerini öğrenen Remus ve Romulus doğdukları yere geri döner, Amulius’u öldürür ve  Numitor’u tekrar tahta çıkartırlar.

Buradan ayrılan Remus ve Romulus, sepet içinde kıyıya takıldıkları yere gidip burada şehir kurmaya karar verirler. Şehri kurmaya başladıkları sırada iki kardeş arasında basit bir anlaşmazlıktan dolayı kavga çıkar. Bir anlık öfkesine yenik düşen Romulus, kardeşi Remus’u öldürür ve şehri tek başına kurar. Romulus’un kurduğu bu şehir ‘’Roma’’ ismini alır.

Şehrin iskân yeri haline gelmesi için Romulus; kaçakları, köleleri,ezilenleri ve yıkılan Etrüsk Türk ülkesinden sürgün edilmiş insanları burada toplamaya başlar. Hepsinin kralı haline gelen Romulus komşu Sabin halkı ile önce ittifak kurar daha sonra ittifak bozulur aralarında savaş çıkar Sabin Kralı Tatius ve Romulus arasında bir barış antlaşması imzalanır ve iki halk iki kralın hükümdarlığı altında yaşamaya başlar. İlerleyen süreçte Tatius’un erken ölümü ile Romulus’un tek başına iki halkı yönetmesinin yolu açılır. Böylelikle yeni kurulan Roma şehrinde yeni bir devlet kurulmuştur.

***
Romalı tarihçi TİTUS-LİVİUS 'un eserinde yer verdiği latinleşmiş ATA KURT EFSANESİ şöyledir:

Etrurya 'nın Alba Longa (Uzun Alba) sitesinin kralı Prokas'ın iki oğlu varmış. Numitor ve Amulius. Kral ölürken tahtını büyük oğlu Numitor'a bıraktığı halde küçük oğlu Amulius zor kullanarak abisinin tahtını zapteder. Onu şehirden kovar. Ayrıca oğullarını öldürtür. Tahtından indirilen Numitor'un Rhea Silvia adında bir kızı varmış. Amcası kız ilerde evlenir,çocuk yapar, bu çocuklar dedelerinin tahtında hak iddia ederse diye ,kızı Vesta rahibesi olmaya zorlar. ( Bu seçim Vesta rahibelerinin hayatları boyunca bakire kalmaları gerekir ve hayatları boyunca evlenmeyecek oldukları içindir)
Rhea bir gece odasında yalnızken onu bir KURT ziyaret eder. hamile kalır ve ikiz oğlanlar doğurur. Onlara Remüs ve Romülüs adını verir.

Kral Rhea'nın ikiz doğurduğunu duyunca bebeklerin Tiber Nehri'ne atılmasını emretmiş. Kralın emrini yerine getirenler, bebeklerin nehrin içine attıklarını sanarak onları kenardaki sulara atıp giderler. Ancak o sırada Tiber Nehri taşmıştır ve sular çekilince bebekler kuruda kalır Onların ağladığını duyan bir dişi kurt yaklaşır ve bebekleri emzirir. ( Tinus-Livius 1,3,4,Livy 21-22)  

Tinus-Livius Rhea'nın  ikizlerinin babası olarak Mars'ı yani bir Tanrıyı gösterdiğini de kaydeder: 'Irzına geçilen Vesta Rahibesi ikiz oğlanlar doğurur. Çocuklarının babasının Mars olduğunu beyan eder. Belki buna gerçekten inanıyordu belki de suçunu mazur göstermeyi ümit ediyordu diye yazar. ( 1,4,Livy 21-22)

Titus_Livus'a bakarsak nesnel tarih kitabı yazmaktan çok devletin kökenini üstün kılan 'resmi tarih' yazma peşinde olduğu görülür.Dolayısıyla kurucusu Romülüs 'ün bir tanrının soyundan gelen ,en azından yarı-ilahi sıfat da bir kişi olması gerekiyordu. Kaldı ki ,çocukların babasının Mars olduğunu Titus-Lavius 'un kendisi ifade etmiyor, sadece Rhea'ya söylettiriyor. Ancak efsanenin değişik versiyonlarında da tanrı Mars'ın Rhea'ya kurt kılığında gelip tecavüz ettiği kaydedilir. ( Dr. Gönül Pultar syf 282)

Kapitol'deki dişi kurt heykeli ,Vulka adlı ünlü Etrüks heykeltraşı tarafından yapılmış olduğu kuvvetle tahmin edilen ( Hampton 115) bu heykel, bir Etrüks şehri olan Veyi'den savaş ganimeti olarak Roma'ya getirilmiştir. Eski çağın en medeni milletlerinden biri olan Etrükslerin (Tursakaların) öz malıdır. Bu heykel Museo dei Conservatori ( Koruyucuların / Muhafaza Edenlerin Müzesi) adlı müzede bulunmaktadır.

Etrüksler (Tursakalar) Türk İdiler
Adile Ayda    syf 95,96,99,100)

TRUVALI TÜRKLERLE, İSKİT SAKA TÜRKLERİNİN BİRLİKTE; ETRÜSK TÜRK MEDENİYETİNİ KURMALARI İLE ETRÜSK TÜRKLERİNİN ROMA DEVLETİNİ KURMASI VE ROMA'DAKİ TÜRK HAKİMİYETİ DÖNEMİ:

Hitit, Mitanni ve III. Babil devletlerinin yıkılmasına neden olan Ege Göçlerine bir çok Ege ve Akdeniz kavmi iştirak etmiş olup, bunlardan biri de Turşalar'dır yani Troyalılar'dir. Ege Göçleri'nin her iki aşamasına da iştirak eden Troyalılar, bu göç hareketinden istedikleri neticeyi alamayınca zorunlu olarak yurtlarına dönmüşlerdir. Ancak onların yurtları ardı ardına iki büyük felaket (Troya savaşları ve Ege göçleri) yayaşadığı için oturulamaz durumdaydı. Bu durumda onların kendilerine yeni bir yurt bulmaları kaçınılmaz gibi görünüyordu. Işte bu yüzdendir ki Troyalılar, bir müddet Batı Anadolu'da oturduktan sonra, deniz yoluyla İtalyaya göç etmişlerdir. Fakat bu göç, iki aşamada gerçekleşmiş gibi görünmektedir. Arkeolojik buluntulardan anlaşıldığına göre, bu göçlerin birinci aşaması MO. 10. yüzyılda, ikinci aşaması ise MÖ. 8. yüzyılda cereyan etmişti. 

Troyalıların İtalya kıyılarına ayak bastıkları bu ikinci göç hareketinin cereyan ettigi sıralarda Avrasya steplerinden gelerek Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu'ya giren iki Türk kavmi ile karşılaşıyoruz: Bunlar Kimmer ve Iskit kavimleridir. Kimmerler, Anadolu'da Frig devletini yıkarak yaklaşık bir asır bu ülkede egemen olmuşlar, sonra da Lidyalılar tarafından ortadan kaldırılmışlardır. İskitler ya da diğer adıyla Sakalar denilen Türk kavmi ise 28 yıl Doğu Anadolu'ya hükmettikten sonra, Kimmerler'in boşalttğı Güney Rusya'ya yerleşerek orada Büyük İskit Imparatorluğu'nu vücuda getireceklerdir. Fakat bir kısım Sakalar, Güney Rusya'ya dönmek yerine batıya doğru yürümeye devam ederek, Anadolu'yu baştan başa geçtikten sonra deniz yoluyla İtalyaya gelmişlerdir. Işte Sakaların bu grubu ile daha önceden İtalyaya göç etmiş olan Batı Anadolulu Troyalılar, İtalya'da karışıp kaynaşarak, bizim Etrüskler ya da Tursakalar dediğimiz kavmi meydana getirmişlerdir. 
Bir başka deyişle, Etrüskler adı verilen kavim, Troyalılar ile Sakaların birleşmesiyle oluşmuş yeni bir Türk topluluğudur. Dolayısıyla bu yeni kavmin kökeni hem Anadolu'ya hem de Orta Asya'ya dayanmaktadır. Onların Orta Asya kökenli olduğunu gösteren başka deliller de vardır. Bunlardan biri kurt motifidir. Romulus ve Romus kardeşleri emziren dişi kurt motifi, belli ki, Etrüsklerin Orta Asya ile irtibatlı olduklarnın en önemli işaretlerinden biridir.

 Etrüsk krallarnın asalarında yer alan kartal motifinin de Asya kökenli olduğuna şüphe yoktur. Zira çift başlı kartala tarihte ilk kez Sümerler'de rastlanmaktadır ki, bu kavim Mezopotamya' ya Orta Asya'dan gelmiştir. Sümer çivi yazısı ile yazılmış tabletlerde "imdigud" denilen çift başı kartal, Orta Asya Türklerinden olan Göktürklerde ve daha sonraları Selçuklularda da görülmektedir ki, bütün bu kavimlerin kökeni aynı yere dayanmaktadır. 

Dolayısıyla Etrüskleri oluşturan iki toplumdan (Troyalılar + Sakalar Etrüskler) en azından birinin (Sakalar) Orta Asya kökenli olduklarına şüphe kalmamaktadır. Etrüsklerin Türk olduklarnı işaret eden bir başka delil de, kırmızı rengin, bütün Türklerde olduğu gibi, Etrüsklerde de kutsal renk olarak kabul edilmesidir. Kabartmalar üzerindeki Etrüsk tasvirleri de, bu insanların tıpkı Türkler gibi, orta boylu, geniş omuzlu ve yuvarlak kafalı olduklarını ortaya koymaktadır, Görülüyor ki, Etrüsklerin Türk kökenli bir kavim olduğu nu kabul etmemek için hiçbir neden yoktur. Etrüsklerin tarihine gelince, yukarıda da ifade ettiğimiz gi bi, MO. 10. ve 8. yüzyıllarda olmak üzere iki göç dalgası halinde Italya'ya gelen Etrüskler önceleri Tiber irmağının sağ sahili ile Arnus ırmağının sol sahili arasında kalan bölgeye yerleştiler. Etrüsklerin doğrudan doğruya buraya yerleşmelerinde belki de buraların maden, özellikle de bakır bakımından zenginliği rol oynamış olabilir. Herhalde gemici ve muharip kişiler olarak buralara gelen Etrüskler, bölgenin yerli ahalisinide kendilerine tâbi yapmışlar ve bunların efendileri olarak birlikte yaşamaya başlamışlardır. Etrüskler o zamana kadar köy kültürünü yaşamakta olan İtalya'ya, Anadolu ve Ege kıyılarının şehir kültürünü getirmişlerdir. Çağdaş kavimlerden çok daha yüksek bir hayat standardına sahip olan Etrüskler, kısa zamanda bölgedeki diğer kavimleri egemenlikleri altına almışlardır. Etrüskler Italya'ya sadece şehir hayatını getirmekle kalmamışlar, ziraati ve madenciliği de geliştirmişlerdir. İtalya'da bağcılığı ve zeytinciliği bunların ilerlettiği söylenmektedir. Deniz ticaretini de kısa zamanda geliştiren Etrüskler, uzun müddet Akdeniz ticaretini ellerinde tutmuşlardır. 

Bu cümleden olmak üzere onlar, Atlas Okyanusu kıyısında Tanca (Tengiz) limanını da kurmuşlardır. Yukarı da belirttiğimiz gibi Hellenler onları Tyrhenler (yani Turhanlar) diye isimlendirmişti. İşte bu isme izafeten Hellenler Akdenizin batı kısmına Turhan Denizi (Tiren Denizi) adını vermişlerdi. Zamanla bu isim diğer milletler tarafından da benimsenmiştir. Turhan ismi, bizde "Turan" kelimesini çağrıştırmaktadır ki, İranlılar Türklere Turanlılar ismini vermişlerdi. Demek oluyor ki Hellenler vermiş olduğu isimle Turhan Denizi, aslında "Turan Denizi" yani "Türk Denizi" anlamına geliyordu. Etrüsklerin ya da diğer adıyla Tursakaların Ítalya'da yoğun olarak yerleştikleri ve egemen oldukları coğrafi bölge ise tarihe ETRURIA ya da TOSCANA olarak geçmiştir. Etruria'nin başkenti TARKINYA, zenginliği ve güzelliği ile yabancılarin hayranlığını uyandırıyordu.

MÖ. 753 yılında, dünya tarihinin önemli olaylarından biri olur: Tursaka (Etrüsk) krallarından birinin torunu olan ROMULUS'un yeni bir şehir ve yeni bir krallık kuracağı tutar. Topladığı maceraperest arkadaşlarıyla beraber, Etruria'nın guneyine doğru yürüyerek, Latin'lerin yaşadığı bölgenin sınırına yakın bir yeri kuracağı şehir için beğenir. Romulus, başkent Tarkinya'daki Etruria devlet başkanından gereken izin ve talimatı aldıktan sonra, Tursaka, yani eski Türk gelenek ve usullerine göre (Lâtincesi: "etrusca ritu") ROMA şehrini kurar.

 Lâtin tarihçileri ne derlerse desinler, MÖ. 753 ile MO. 509 arasında Roma tahtı üzerinde hüküm sürmüş olan bütün krallar Etrüsk kralları idi. Bu zaman dilimi, Etrüskler (Tursakalar) için siyasi prestij, refah ve zenginlik dönemi olmuştur. Bu arada Etrüsk şehirlerinden her biri ekonomik açıdan o kadar gelişmiş, mimari ve sanat eserleriyle o kadar dolup taşımışlardır ki, Etruria'nın başkenti Tarkinya'ya karşı bir çeşit özerklik taslamağa başlamışlardır. Esasen bu dönem dünya tarihinde bir siteler dönemidir. Yalnız Etruria'da değil, Yunanistan, Mezopotamya gibi zamanın diğer medeni ülkelerinde de, siyasi hayat şehirler etrafında toplanmış, yani her şehir bir küçük devlet halini almıştı. Bu arada Roma şehri de, Etrüsk krallarının gayretleri ile genişlemekte, gelişmekte idi. 

MÖ. 753 de kurulan Roma kennin ahalisi, az zamanda çoğalmıştı. Bu nüfus artışı, şehrin urucusu Romulus'un aldığı bir tedbir sayesinde gerçekleşmiştir ki, bu tedbir aynı zamanda büyük bir hata olmuştur: Ulus, diğer Etrüsk şehirleri ile italik şehirlerden herhangi bir sebeple kovulmuş kimselere sığınma hakkı tanıyacağını ilân etmişti. Başka şehirlerde barınamayan başıboş ve maceracı adamlar Roma'ya akın etti. Bunlar Roma dışında, fakat yakınında hazırlanmış bir karantina yerinde kırk gün beslenerek, sağlık ve ahlâk bakımından sınavdan geçiriliyor ve memnuniyet verici netice alanlar vatandaşlığa kabul ediliyordu. Roma'ya sığınma hakkı arayarak gelenlerin pek azı Etrüsk şehirlerindendi. Buna karşılık çoğunluğu Roma şehrine oldukça yakın bir mesafede bulunan "Latium" bölgesinden gelenler, yani Lâtinler teşkil etmişti. 

"Roma vatandaşlığı" hakkını elde eden Latinler, zamanla "Senato" denilen Yaşlılar Meclisi'ne de üye olmuşlar ve Lâtinlik şuurunu koruyarak, politik güçlerini kullanmağa önem vermişlerdir. İtalya çizmesinin güneyinde Küme denilen yerde, öteden beri bir Hellen kolonisi bulunuyordu. Buradaki Hellenler (Yunanlılar), Etrüsklerin siyasi gücünü, gelişmiş dış ticaretini ve sanat alanndaki şöhretlerini çekemiyorlardı. Roma şehrine tüccar sıfatıyla girip çıkan Hellenler, Lâtinleri devamlı olarak Etrüskler aleyhine kışkırtıyor ve başlarından Etrüsk sülalesini atmalarını tavsiye ediyorlardı. MÖ. 509 yılında, Lâtinler Senatoda çoğunluğu sağlayınca, Yunan Lâtin projesi, gerçekleşmek için elverişli zemini buldu: Kralın şehir dışında bulunmasından da yararlanılarak hazırlanan senaryo gereğince, kulaktan kulağa bir dedikodu yayıldı. Güya kralın oğullarından biri, bir aile kadınına zorla tecavüz etmişti. Bu haber dalga dalga yayıldı, ardından da şehirde muazzam bir protesto gösterisi düzenlendi. Öte yandan olağanüstü toplantıyı çağrılan Senato meseleyi ele alarak bu durumdan kralın sorumlu tutulması gerektigine karar verdi. Latin üyelerin etkisi altında olan Senato, ayrıca mantik, adalet ilkelerini hiçe sayarak krala sürgün cezasını layık gördü. En büyük suçlulara verilen bu ceza, kralın Roma'ya sokulmaması anlamına geliyordu. Nitekim, küçük bir atlı müfreze ile gittiği yerden döndüğünde, İkinci Tarhan (II. Tarquinius) Roma'nın kapılarını yüzüne kapalı buldu. Roma'da Etrüsk dönemi son bulmuş, Lâtin dönemi başlamış bulunuyordu. MÖ. 509 yılında Roma'da krallık rejimi yıkılıp Cumhuriyet bu dönemi başlayıncaya kadar iş başında kalan Etrüskler, bu tarihten itibaren siyaset arenasından çekilmekle birlikte, etnik olarak mevcudiyetlerini yüzyıllar boyunca sürdürmüşlerdir. Özellikle Roma medeniyeti üzerindeki Etrüsk gölgesi hiçbir zaman ortadan kalkmamıştır.

(Kaynak eser: Eski Çağ Tarihi Uzmanı Prof.Dr.Ekrem MEMİŞ, Troya ve Troyalılar / Troyalılar Türk müdür?, Çizgi Yayınevi, Sayfa: 127-133 arası)

Araştırma ve Derleme: Fatih Mehmet Yiğit
TÜRK MİTOLOJİSİ 























Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar