İnsan beyni, yaklaşık 100 milyar sinir hücresi içerir ve bu hücrelerden her biri; diğer hücrelerle, sinaps olarak bilinen yaklaşık 10.000 bağlantı kurar. 
İnsanı diğer canlılardan farklı klan beyni değil zira Yunus balıklarının beyin yapısı insan beyninden daha gelişmiş beyin sadece sinir ağları, nöronlar ve snapslarla insan bilinci/Ruhu ile bedeni birbirine bağlayan bağ önemli olan bilinçtir. Tanrı tarafından insana bahşedilen öz bilinç/US/TiN  yani yaratıcı düşünce yetisi ve Ruhtur...
Beyin işlevini gören mekanizma üretilsede ruh yani bilinç transferi nasıl sağlanacak çünkü boyutlar arası geçiş sözkonusu bu gerçekleştiğinde ölümsüz ruh ölümlü bedenler yerine ruh makinelere transfer olunca makinelere bağlı ömür uzayacak tıpkı bilim kurgu filmi gibi :)

Fatih Mehmet Yiğit

3D Yazıcıyla 9 Ay İşlevsel Kalan Beyinler Üretildi 

3D Yazıcıyla 9 Ay İşlevsel Kalan Beyinler Üretildi 28.10.2018 Bilim insanları, 9 ay boyunca işlevsel kalabilen beyinler üretti. 3D yazıcıyla üretilen bu beyinler üzerinde Alzheimer ve Parkinson gibi nörolojik hastalıklar araştırılıyor. Sputnik’in haberine göre, bu araştırma sayesinde, bilim insanları 3D yazıcıyla üretilen beyinler ile Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların yanı sıra travmatik beyin yaralanmaları ve bu gibi durumları erken teşhis etmeye çalışıyor. ACS Biomaterials Science & Engineering adlı dergide bu ay yayımlanan bir makalede, laboratuvarda üretilen mini beyinlerin 9 ay boyunca işlevsel kalabildiği belirtildi. Yapay mini beyinler genellikle kısa bir ömre sahip. Fakat 9 ay kadar dayanabilen bu mini beyinler bilim insanlarının nörolojik hastalıkların gelişim sürecini takip etmesine imkan sağlıyor. Bu sayede hastalıkların en erken aşamada göstermiş olduğu belirtiler tespit ve takip edilebiliyor. Mini Beyinler’in İnsan Beyninin Yerine Geçmesi Beklenmiyor Buradaki ana amaç hastalıkların beyin üzerindeki etkisini tespit edebilmek. İnsanlar üzerinde bu tarz deneyler yapmak her zaman ahlaki ve etik sorunları da beraberinde getiriyor. Fakat mini beyinler bilinç sahibi olmadığı için bu tarz sorunlarla karşılaşılmıyor. Normal insan beyni gibi çalışan beyinlerin test yapmak için biçilmiş kaftan olduğu belirtiliyor. Tufts Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Profesörü David L. Kaplan bu mini beyinlerin içinde bulunduğu steril ortamlar yalnızca beynin daha uzun süre işlevsel kalması ve farklı çeşitlerde beyin hücrelerinin desteklenmesini sağladığını söylüyor. Kaplan “İpek kolajeninden oluşan yapılar, doğal nöron dokularında bulunan elektrik sinyallerine ve genetik imzalara sahip hücrelerin üretilmesi için uygun ortamı oluşturuyor” diyor.



Bilim tarafından insan ruhunun nerede olduğuna dair bir çalışma yapıldı. Buna göre; insan ruhu beyindeki hücrelerin içerisinde bulunan mikrotübüller ismi verilen yapıların içerisinde yer alıyor. Ruh terimi Latince anima sözcüğünden gelen, farklı felsefi ve dini geleneklerde ve çeşitli bakış açılarına göre tüm canlı varlıklarda bulunan ve maddesel olmayan bir varlığı ifade etmektedir. Ruhun özellikleri ve bu özelliklerin açıklaması farklı geleneklerde, farklı bakış açılarında değişiklik göstermektedir. 
Latinceden gelen anima sözcüğü terminolojik açıdan canlıların kendi hareketleri ile donatılma ilkesinin belirlenmesinde kullanılmaktadır. Bu orijinal anlamda hem bitkilere hem de hayvanlara ruh kazandırmaktadır. Fizyoloji ve nörolojideki ilerlemeler canlı varlıklar ile cansız nesnelerin aynı türde fiziksel ilkelere uygun olduğu; büyüme, beslenme ve üreme gibi farklı etkinlikleri geliştirmelerinin mümkün hale gelmesiyle sonuçlandı. Mikrotübül içerisindeki kuantum bilgiler yok edilmez, sadece geniş çaplı evrene dağılır. Peki tüm bu bilgilerin ışığında insan ruhu nerede bulunuyor? Eğer insanların bir ruha sahip olduğuna eminseniz, bunu insan fizyolojisi içerisinde bulabilmenin bir yolu var mı? 

Judeo-Hristiyan dinsel geleneğine göre, ruh, canlılardaki hareketin temel belirleyicisidir. Bu terim aynı zamanda birçok kültürel ve dini grubun antropolojik vizyonunda da yer almaktadır. Modern çağda “ruh” terimi, çoğunlukla dini bağlamlarda kullanılmaktadır. Bu inanışlara göre insan ruhu, bir insan olmanın temelidir. İnsan olma niteliği bir bedene sahip olmaya dayalı değildir. Gerekli olan ruhtur. Platon, ruhu insanın en önemli boyutu olarak görüyordu. Bazen ruhtan bir vücuda hapsolmuş gibi bahsediyordu.
Timaeus’a göre ruh, demircinin kozmik ruhu ve yıldızları yaratmak için kullandığı özdeş ve çeşitlilikten oluşan maddeydi. Buna ek olarak alt tanrılar iki ölümlü ruh yarattı: göğüste bulunan tutku ve karında bulunan iştah. İlk filozofların insan ruhu hakkında yazdıklarından binlerce yıl sonra, iki bilim insanı nihayetinde ruhu ‘konumlandırdıklarına’ inanıyor. StuartHameroff, Anesteziyoloji ve Psikoloji Bölümleri ve Arizona Üniversitesi Bilinç Çalışmaları Merkezi Direktörü Profesör Emeritus, ve İngiliz fizikçi Sir Roger Penrose göre insan ruhunun özü beyindeki mikrotubül hücrelerinde bulunuyor. Objektif indirgemenin (Orch-OR) insanlık tezi üzerinde oluşturduğu bir teoriye göre, bu mikrotübüller kuantum yerçekimi etkilerinin doğrudan sonucudur. Bilim insanlarına göre ‘bilinç’, beynimizde ‘kuantum bilgisayar‘ tarafından kullanılan, ölümden sonra da evrende devam eden bir program olarak görülebilir. Tartışmalı teoriye göre, ölüme yakın bir deneyimden alınan bilgiler ışığında, sözde mikrotübüller kuantum durumunu kaybedip insan sinir sisteminden çıkıyor. Bununla birlikte, içerdikleri bilgiler yok olmuyor. Bunun yerine, bu bilgi bedeni terk ediyor ve evrenle yeniden birleşiyor. Bilim insanları, bunun ruhun beyindeki nöronların etkileşiminden daha fazlası olduğu anlamına geldiğini bildiriyor. Başka bir deyişle, ‘ruh’, evrenin dokusundan yapılıyor ve zamanın başlangıcından beri var.

Bilim insanları bu konuda yüzlerce deney yaptılar. Almanya’daki bir deneyde, ölümüne az kalmış olan bir adamı şeffaf bir camdan yapılmış kutuya koydular, böylece onu hayatta iken dışarıdan izleyebildiler. Kutu tamamen mühürlendi. Ruh vücudun dışına çıkarsa kutuyu nasıl terk edebilir, görmek istediler. Ruhu yakalamak isteyen bilim insanları, ruh vücudun dışına çıktığında vücudun kilo kaybetmesi gerektiğini savunuyordu. Bu nedenle vücudu olabildiğince hassas bir şekilde tarttılar. Ancak adamın ölmesiyle birlikte cam kutudan hiçbir şey çıkmadı. Çünkü, ruh için madde bir engel oluşturmuyordu. Tıpkı X-ışınlarının vücuda girebildiği ve vücudun onları önleyemediği gibi. Bir röntgen çekilirken x ışınlarının vücuda girdiği hissedilmiyor. Ruh daha da rafine edilmiş nihai bir ışık. Bu nedenle vücudu terk ettiğinde görülemez. Zaten kişi kendisi bunu göremiyorsa, dış gözlemcilerin görmesi mümkün değildir.Ölü adam tekrar tartıldı ve aynı ağırlığa sahipti. Materyalist bir bilim adamı için bu deney ruhun olmadığının en büyük kanıtıdır. Ancak ruhun varlığına inanan bilim insanları için bu ruhun bir ağırlığı olmadığı anlamını taşıyor. Bilim insanları bunu şu şekilde açıklıyorlar: “Tıpkı mumun yakıldığında ve sönükken aynı kiloda olduğu gibi. Işığı tartmaya çalıştığınızda bir ağırlık elde edemezsiniz. Ağırlığı bulunmamaktadır, ancak bu ışığın olmadığını göstermez. Bir mumu havaya fırlattığınızda alevin nereye gideceğini göremezsiniz. Alev evrenin içerisinde kaybolur. Hiçbir iz bırakmaz. Aynı durum ruh içinde geçerlidir.”
Kaynak: https://www.ancient-code.com/scientists-find-the-location-of-the-human-soul/
http://beyinsizler.net/bilim-insan-ruhunun-nerede-oldugunu-acikladi/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar