TÜRKLERDE (ONLUK, YÜZLÜK, BİNLİK, ONBİNLİK) ASKERİ ÖRGÜTLENME HİYERARŞİSİ: BİRLİK SİSTEMİ
Giriş: Bozkırın Matematiği ve Türklerin Askerî Dehası "Birlik Sistemi"
Türklerin askerî teşkilatlanması, yalnızca bir savaş stratejisi değil; aynı zamanda kadim bir dünya görüşünün, sayı ve düzen felsefesinin dışavurumudur. "On" sayısına dayalı bu sistem (onluk, yüzlük, binlik, on binlik), Türklerin bozkır imparatorluklarında tıpkı bir saatin dişlileri gibi işleyen, esnek ama son derece disiplinli bir yönetim ve savaş mekanizması yaratmıştır. Bu sistem, Türkleri tarih sahnesinde eşsiz kılan mobil savaş gücünün temel taşıdır.
Türklerde ordu ve ulus iç içeydi; savaş zamanında bütün halk bir ordu hâline gelmekteydi (Ordu-Millet anlayışı). Bu nedenle hemen hemen her Türk bir savaşçı olarak yetişmekte ve askerliğe özel bir meslek gözüyle bakılmamaktaydı. Ordunun başkomutanı kağan olup, Türk kağanı her savaşta ordunun başında bulunur ve orduya bizzat komuta ederdi. Bozkır coğrafyasının getirdiği zorlu yaşam koşulları, toplumu doğal bir askerî disipline tabi tutmuş; hayatta kalma mücadelesi, askerî örgütlenmenin doğrudan temeli olmuştur.
"Birlikten güç doğar. Birlikte dirlik/düzen var." atasözleriyle Türkler, ordunun askerî "birlik" sistemi sayesinde kuvvetli ve güçlü olacağını ifade etmiş; bahse konu olan bu atasözü, dilimiz aracılığıyla günümüze kadar ulaşmıştır.
Divânu Lugâti't-Türk'te yer alan şu dörtlük, Türk savaş sanatını ve birlik ruhunu şiirsel bir dille anlatmaktadır:
Alplar arıg alkışur
(Savaşçılar arınmak için savaşır)
Küç bir kılıp arkaşur
(Güçlerini birleştirerek sırt sırta verir)
Bir bir üze alkaşur
(Birlikte yardımlaşarak savaşır)
Edgermedip ok atar
(Ölüme göğüs gerip ok atarlar)
Efsaneye göre Oğuz Kağan ölmeden önce çocuklarına öğüt verir, onlardan sadaklarından tek bir ok alıp kırmalarını ister. Çocukları o tek oku rahatlıkla kırar. Daha sonra Oğuz Kağan, çocuklarından sadaklarından onar ok alıp deste hâlinde kırmalarını emreder ancak hiçbir çocuğu bu desteyi kıramaz. Bunun üzerine Oğuz Kağan çocuklarına şu öğüdü verir: "Çocuklarım, bir ve beraber olmazsanız işte şu zayıf tek ok gibi kırılır, dağılırsınız. Ama birlik içinde, bir arada olursanız kimse sizi bölemez, parçalayamaz." Nitekim Mete Han da Çin imparatoriçesine gönderdiği mektupta, ok atan ve yay geren bütün boyları tek bir bayrak altında birleştirdiğinden bahsetmektedir.
Yine Ayguçı Bilge Tonyukuk, bu öğüdün bir benzerini kendi adına dikilmiş Göktürk Kitabeleri'nde aktarır. Düşmana karşı birlik olunması gerektiğini Kutluk İlteriş Kağan'a şu sözlerle ifade etmiştir:
"Yuyka erkli tupulğalı ucuz ermiş, yinçge erklig üzgeli ucuz. Yuyka kalın bolsar tupulğuluk alp ermiş, yinçge yoğun bolsar üzgülük alp ermiş."
(Yufka olanın delinmesi kolay imiş, ince olanı kırmak kolay. Yufka kalın olsa delinmesi zor imiş, ince yoğun olsa kırmak zor imiş.)
Hun ordu yapısı; onluk, yüzlük (bölük), binlik ve on binlik (tümen) şeklinde parçalara ayrılmaktadır. Bu sayede Türk ordusu rahatlıkla parçalara bölünebilmekte, sonrasında kolayca birleşebilmektedir. Emir-komuta zinciri bu hiyerarşik yapı sayesinde sağlanarak ordunun düzen ve disiplin içinde sevk ve idaresi gerçekleştirilmektedir. "Birlikten güç doğar. Birlikte dirlik/düzen var." atasözlerimiz de bu büyük askerî gücü ve teşkilat mantığını en güzel şekilde ifade etmektedir.
---
1. Tarihsel Köken ve Ondalık Sistemin Felsefesi
1.1. Kozmik ve Matematiksel Bir Sembolizm: Türk ve Pisagor Felsefesinde Sayıların Sayıların Kutsal Dili: On ve Onun Katları
Dünya tarihindeki kadim kültürler, sayıları yalnızca nicelik belirten aritmetik araçlar olarak değil; evrenin yaratılışını, ilahi düzeni ve kozmik hiyerarşiyi açıklayan semboller olarak görmüşlerdir. Bu bağlamda Eski Türk inanç sistemi ve Antik Yunan’daki Pisagorcu öğreti, sayıların kutsaniyeti konusunda şaşırtıcı bir paralellik sunar. Özellikle 1, 9 ve 10 sayıları, her iki felsefede de varoluşun ve mükemmelliğin sınırlarını çizer.
Türk Kozmolojisinde 9 ve 10 Sayılarının Gizemi
Türk mitolojisinde 9 sayısı, göğün katlarını, evrenin eksenini ve devletin egemenlik sınırlarını temsil eden en kutsal rakamdır. Türk cihan hakimiyeti mefkuresine göre gökyüzü dokuz kattan oluşur ve yeryüzü "dokuz tuğ" veya "dokuz dallı hayat ağacı" (Ulu Kayın) ile sembolize edilir. Nitekim Karahanlı Devleti’nin dokuz dallı bayrağı, bu kozmik egemenlik anlayışının somut bir tezahürüdür.
Matematiksel ve geometrik olarak incelendiğinde 9 rakamı benzersiz bir döngüselliğe sahiptir. Tam bir daire 360 derecedir ve rakamları toplamı 9’dur (3 + 6 + 0 = 9). Daireyi eşit parçalara böldüğümüzde de nihai dijital kök her zaman 9’a ulaşır:
Dairenin yarısı: 180° [1 + 8 + 0 = 9]
Çeyreği: 90° [ 9 + 0 = 9]
Sekizde biri: 45° [4 + 5 = 9]
Bu geometrik mükemmelliğe rağmen 9, tek basamaklı sayıların sonuncusudur; yani sınırları ve tekâmülün son aşamasını temsil eder. 9’dan sonra gelen 10 sayısı ise mutlak birliğin ve ilahi onayın Gök çarkını Tengereyi döndüren (uzay-zaman boyutunda) evrenin fizik yasalarını yaratan, tenge/dengeyi sağlayan Ulu Gök Tengri’nin işaretidir. Türkçe kökenbilimsel (etimolojik) açıdan bakıldığında "10" rakamı; onamak, onaylamak, onulmak (iyileşmek) ve gelişmek gibi üst ve yapıcı bir iradenin izlerini taşır. 10 sayısı, başlangıç rakamı olan 1’in (Tek Tanrı’nın) yeni bir boyutta tekrarıdır. Bu durum, göğün dokuz katından sonra ulaşılan en üst makamın, yani Tanrı’nın zamandan ve mekandan münezzeh, tek ve bir olan zatını ifade eder.
Pisagor Doktrini: Tetraktys ve Evrenin Sayısı 10
Antik Yunan’da Pisagor ve ardılları (Pisagorcular) için de sayılar evrenin yapı taşlarıydı. Bu öğretiye göre 1 sayısı hariç tek sayılar eril (aktif, sınırlayan), çift sayılar ise dişil (edilgen, sınırsız) kabul edilirdi. "1" (Monad) ise tüm sayıların anası ve yaratıcısı olduğu için bu ayrımın dışındaydı; o ne eril ne de dişildi, mutlak olanı temsil ediyordu.
Pisagor okulunun en kutsal sembolü Tetraktys (Kutsal Dörtlü) idi. Bu öğretiye göre evrendeki tüm sayılar ve formlar ilk dört sayıdan türetilebilirdi. İlk dört sayının toplamı ise (1 + 2 + 3 + 4 = 10) evrensel mükemmelliğin şifresi olan 10 sayısını veriyordu.
Matematiksel ve geometrik olarak 9 rakamı incelendiğinde ilginç bir sonuç ortaya çıkar: Bir daire 360 derecedir ve daireyi eşit parçalara böldüğümüzde, elde edilen açıların rakamları toplamı nihai olarak her zaman 9’a eşitlenir (örneğin 360’ın rakamları toplamı 3+6+0=9’dur). Ayrıca 9, tek basamaklı rakamların sonuncusudur; çünkü 9’dan sonra 10 gelir ve 10 aslında başlangıç rakamı olan 1’in tekrarıdır. Bu durum, göğün dokuz katından sonra Tanrı’nın tek ve bir olduğunu ifade eder. Karahanlı Türk Devleti’nin bayrağı da dokuz dallı olarak bilinir.
Pisagorculara göre ise 1 dışındaki tek sayılar erkek, çift sayılar dişi olarak kabul edilir. 1, sayıların içinde en kutsal olanıdır; her şey 1 ile başlar. Bu nedenle 1 ne erkek ne de dişi olarak nitelendirilir. Tüm sayılar ilk dört sayıdan türetilebilir. Örneğin ilk dört sayının toplamı olan 1+2+3+4=10, Pisagor öğretisinin temelini oluşturur. Pisagorcular için 10, evrenin sayısıdır; çünkü 10, tüm geometrik boyutların toplamını temsil eder:
· Tek bir nokta, tüm boyutların üreticisidir.
· İki nokta, tek boyutlu bir çizgiyi tanımlar.
· Bir doğru üzerinde olmayan üç nokta, iki boyutlu bir üçgenin alanını belirler.
· Aynı düzlemde olmayan dört nokta ise üç boyutlu bir kutunun hacmini oluşturur.
Bu dört temel geometrik yapıyı tanımlayan sayıların toplamı (1+2+3+4) 10’dur. Bu nedenle 10, evrenin sayısı olarak kabul edilir.
Ek olarak, hem Türk hem de Pisagor geleneğinde 10 sayısının kutsal ve tamamlayıcı bir rol oynaması dikkat çekicidir. Türklerde 10, birliğin ve bütünlüğün simgesiyken, Pisagor’da evrenin matematiksel özünü ifade eder. Her iki yaklaşım da sayıları yalnızca birer nicelik değil, aynı zamanda kozmik ve manevi anlamlar taşıyan semboller olarak görür. 9 ve 10 arasındaki bu ilişki, hem matematiksel hem de mitolojik düzeyde, evrenin düzeni ile ilahi olan arasındaki bağı sembolize eder.
10 sayısının evrenin sayısı olarak kabul edilmesinin temel sebebi, onun olabilecek tüm geometrik boyutların toplamını barındırmasıdır:
Boyutsuzluk (0 Boyut): Tek bir nokta, boyutların potansiyel üreticisidir (1).
Bir Boyut (Uzunluk): İki noktanın birleşmesi, tek boyutlu bir çizgiyi tanımlar (2).
İki Boyut (Alan): Aynı doğru üzerinde olmayan üç nokta, iki boyutlu bir üçgenin alanını sınırlar (3).
Üç Boyut (Hacim): Aynı düzlemde yer almayan dört nokta, üç boyutlu bir geometrik cismin (tetrahedron/piramit) hacmini belirler (4).
Boyutları tanımlayan bu noktaların toplamı (1 + 2 + 3 + 4 = 10) evrenin fiziksel ve mekânsal sınırlarını eksiksiz şekilde çizer.
Gerek Türklerin askeri ve idari yapılanmasında (Onluk Sistem, On Bin kişilik Tümenler) bir zirve noktası olarak karşımıza çıkan, gerekse Batı felsefesinin rasyonel temelinde yer alan 10 sayısı; parça ile bütünün, insan ile kozmosun birleştiği noktadır. Dokuz, yaratılmış olanın ve göksel katmanların sınırını çizerken; on, hem Türk zihninde hem de Pisagor felsefesinde "Bir" olan yaratıcıya ve evrensel bütüne geri dönüşün matematiksel kanıtıdır.
Yine aynı şekilde; Türk kültüründe "on" sayısı, bütünlüğün, tamamlanmışlığın ve nizamın sembolüdür. İslam öncesi Türk inanışında yer-gök arasındaki düzen on sayısıyla ifade edilir (On Uygur, On Oğuzlar, On-Ok kavramı). Bu kozmolojik anlayış, doğal olarak askerî düzene de yansımıştır. Sayıların bu kutsal dili, toplumsal boyların hiyerarşik olarak diziliminde ve askerî saftaki konumlarında (sağ ve sol kanat düzeni) belirleyici bir rol oynamıştır.
Türk devlet felsefesinde sol (doğu) yönü kutsal sayılırdı; güneşin doğduğu taraf olması hasebiyle kıdemce üstündü. Bu nedenle veliaht prens genellikle "sol kanat" komutanı olarak atanırdı. Sağ (batı) kanat ise onun muadili olup, hiyerarşide ikinci sırada gelirdi. Bu ikili teşkilatlanma, Türk devlet geleneğinin en kalıcı unsurlarından biri olmuştur.
---
1.2. İskit (Saka) Dönemi: Arkeolojik, Epigrafik ve Yazılı Kanıtlar
Tarihsel ve Etimolojik Temeller: İskitlerin Kurucu Atası "Targitaos" ve Türk Kimliği
Herodot (M.Ö. 5. yy), Strabon (M.Ö. 64/63 – M.S. 24) ve Plinius (M.S. 23–79) başta olmak üzere birçok Eski Çağ tarihçisi ve coğrafyacısı; İskitlerin diğer adının "Saka" olduğunu belirtir. Gaius Plinius Secundus, *Naturalis Historia* (Doğa Tarihi) adlı anıtsal eserinde bu özdeşliği şu net sözlerle ortaya koyar (Pliny, Natural History - Book 6, sections 19-L (50)):
"Ötesinde bazı İskit kabileleri vardır. Persler bunlara Perslere en yakın kabile olan Sacae genel adını vermişlerdir."
Antik Çağ Coğrafyacısı Strabon da eserinde İskit-Saka birlikteliği hakkında son derece önemli tespitlerde bulunur ve İskitlerin doğuda kalan uzantılarının "Massagetler ve Sakalar" adıyla anıldığını kesin olarak belirtir (Strabon, Coğrafya - Kitap XI, Bölüm 8).
Targitaos Efsanesi ve Tarkan Unvanı
Herodot, Tarih (Melpomene) adlı eserinde İskitlerin efsanevi kurucu atasının adının **Targitaus** olduğunu söyler. Antik Yunancada (Grekçe) Targitaos (Ταργιταος), Latince metninde ise Targitaus olarak geçen bu isim, köken itibarıyla Antik Yunancadaki (Τραкаna) Tarkāna isminden türemiş Türkçe kökenli bir sözcüktür (Herodotos Tarihi / MELPOMENE, Skyth'ler – Yurtları – Özellikleri).
Tarkana ismi, Türk dillerinde büyük komutan ve devlet görevlisi unvanı olan, Gök-Türk ve Yenisey yazıtlarında da sıklıkla karşımıza çıkan "Tarkan" sözcüğünün Yunanca ve Latince söyleniş şeklidir. Sergey Tokhtasyev'in Eskiçağ Tarihi Dergisi'nde yayınlanan çalışması, bu onomastik bağı doğrulamaktadır (Tokhtasyev, Sergey, "Из ономастики Северного Причерноморья. XXI. Τράкана", Вестник древней истории, 281 (1), 2013, ss. 193–196).
"Tarkan" sözcüğü Türklerde ve Moğollarda; başkomutan, demirci, demir ustası, devlet görevlisi ve savaşçı/asker anlamlarına gelir. Şamanların (kam) ata mesleği demircilik olup, demirci şamanlar da "Tarkan" ismiyle anılırlar. Bu isim Türk boyları arasında tarih boyunca Tarhan, Targan, Dargan ve Darkan olarak da telaffuz edilmiştir.
Herodot Anlatısının Türk Kültür Kodlarıyla Analizi
Herodot'un Tarih eserinde kaydettiği İskit efsanesi şöyledir:
"Skyth'ler (İskitler), kendilerini ırkların en genci sayarlar... Bu ülke boştu, burada ilk olarak Targitaos (Tarkan/Türklerin Atası) adında bir adam doğdu. Bu Targitaos'un babası Zeus, anası da Borysthenes ırmağının kızıymış... Üç çocuğu olmuş, Lipoxais, Arpoxais ve en küçükleri Koloxais. Bunların zamanında Skythia'ya, gökyüzünden altından yapılma zanaat araçları düşüyor, bir saban, bir boyunduruk, bir balta ve bir kupa... Bunları en küçükleri alıp evine götürüyor. Mucizeyi gören büyükler, iktidarı en küçüklerine bırakıyorlar... Tümü de Skoloti (Saka) diye anılırlar..."
Bu efsanevi metin, Türk kültür tarihi ve mitolojisiyle tam bir uyum içerisindedir:
1.Irkların En Genci: Herodot'un "Skyth'ler kendilerini ırkların en genci sayarlar" tanımlaması, Divânu Lügati't-Türk'te Kaşgarlı Mahmud'un "Türk" kelimesinin anlamını tarif ederken kullandığı "gençlik, kuvvetlilik ve zindelik" tanımına tam anlamıyla uymaktadır.
2.Gök-Tanrı Bağı: Türklerin atasının babasının Zeus (Gök Tanrı) olarak tanımlanması, Orhun Kitabelerinde Bilge Kağan Bengü Taşında geçen: "Tengriteg Tengride bolmuş Türk Bilge Kagan: Tanrı gibi Gökte (Cennette) olmuş Türk Bilge Kağanı" ifadesiyle eskatolojik olarak birebir örtüşür.
3. Gökten Düşen Altın Araçlar: Gökten yeryüzüne düşen saban, boyunduruk, balta ve kupa sembolleri; Türklerin dünya tarihinde ilk kez atı ehlileştiren, madeni (özellikle demiri) üstün bir ustalıkla işleyen, aynı zamanda toprağı işleyerek tarım yapan savaşçı ve teşkilatçı bir millet olduğunu simgeler.
Coğrafi Bir İspat: Tarkhankut Burnu
İskit-Saka Türkleri, latince Targitaus, Türkçe "Tarkan" adıyla anılan kurucu Atalarına saygılarından ötürü, antik kaynaklarda "Taurica (Türk)" ismi ile anılan İskit Saka yerleşim merkezi Kırım Yarımadasının Karadeniz'in batısına bakan burnuna, kurucu Atalarının adını yaşatmak için Tarkhankut ismini vermişlerdir. Günümüzde bu bölge halen Tarkhankut ismi ile anılmaktadır.
Bu birleşik sözcük tamamen Türkçe kökenlidir:
Tarkan: Büyük Türk komutanlarına verilen unvan, demir ustası, şaman lideri.
Kut: Türkçede; Tanrı'dan bahşedilen güç, kuvvet, talih, uğur, yetki, ilahi bir kaynaktan gelen rahmet, bereket; devlet idaresinde güç ve yetki bakımından sahip olunan üstün meşruiyet ve mutluluk anlamına gemektedir.
Çin Kaynaklarında Maddi ve Yazılı Tanıklıklar: "Sai" (Saka) ve "Tujue" (Gök-Türk) Şeceresi
Geleneksel olarak İskit-Saka medeniyetini sadece Batı (Grek-Latin) ve Ön Asya (Asur-Pers) kaynakları üzerinden okuma hatası, Çin hanedan yıllıklarının (Ershisi Shi) titiz ve sansürsüz etnik kayıtları karşısında çökmektedir. Çin kaynakları, M.Ö. I. binyıldan itibaren Orta Asya ve Çin sınırlarında büyük bir güç oluşturan "Sai" (塞 - Saka) toplulukları ile müttefik ve ardıl İskit-Saka soylu güçler olan Xiongnu (Hun) ve Tujue (突厥 - Gök-Türk) kavimleri arasındaki mutlak kan, soy ve coğrafya birliğini resmi devlet arşivleriyle belgeler.
Sui Shu (Sui Hanedanı Yıllığı) ve Zhou Shu (Zhou Hanedanı Yıllığı) Kayıtları
M.S. 6-7. yüzyıllarda derlenen resmi Çin hanedan kayıtlarından **Sui Shu** (Cilt 84) ve **Zhou Shu** (Cilt 50) ile **Bei Shi** (Kuzey Tarihi), Gök-Türklerin (Tujue) köken şecerelerinden birini aktarırken doğrudan kadim Saka coğrafyasına ve kabile ismine atıf yapar. Çinli tarihçilerin kaydettiği köken efsanesine göre:
"Gök-Türklerin (Tujue) ataları, Hunların (Xiongnu) kuzeyinde bulunan **Suo (索)** ülkesinden çıkmışlardı. Başlarındaki liderin adı Nişidu (Ni-shu-tu) idi ve kendisi kurttan doğmuştu."
"Suo" Teriminin Filolojik ve Coğrafi Karşılığı: Saka
Çin tarihçiliğinde ve tarihsel fonetikte geçen bu **"Suo" (索)** veya eski telaffuz biçimleriyle **"Sop" / "Sai"** kelimesi, antik dönemde Tanrı Dağları, İli Havzası ve Pamir bölgesinde yaşayan İskit-Saka (*Sacae*) topluluklarına Çinlilerin verdiği genel ismin (*Sai / Sae*) bölgesel diyalekt bükümüdür.
Çinli kronik yazarları, Gök-Türk devletini kuran Aşina soyunun dip etnik hafızasını kaydederken onları doğrudan Hunların kuzeyindeki/batısındaki kadim **Saka (Suo) Topluluklarına** bağlamaktadır. Bu kayıt, Gök-Türklerin etnik ve kültürel gövdesinin Asya Hunları üzerinden doğrudan İskit-Saka ana köküne bağlandığının Asya kıtasındaki en somut resmi-yazılı belgesidir.
Saka-Gök-Türk Sürekliliği: Tarihsel ve Dilbilimsel Organik Bağ
İskit-Saka dünyasının proto-Türk karakteri, sadece Hun basamağı üzerinden değil, doğrudan **Gök-Türk İmparatorluğu** dönemine uzanan devlet geleneği, alfabe, tamga ve unvan mirasındaki mutlak aynılıkla da tescillidir. Gök-Türklerin kendilerini "Saka" mirasının doğrudan varisleri ve devamı olarak görmesi, Bizans diplomatik arşivlerindeki en somut karşılığını bulmuştur.
Menandros Protektor’un Tarihi Şahitliği
Bizans İmparatoru II. Justinus tarafından M.S. 568 yılında Batı Gök-Türk İmparatorluğu Kağanı İstemi Yabgu'ya elçi olarak gönderilen Zemarkos'un seyahat notlarını ve raporlarını aktaran tarihçi Menandros Protektor, İskit-Saka toplulukları ile Türklerin tamamen aynı kavim olduğunu ilan eder (**The History of Menander the Guardsman, Fragman 10, 1-3, ss. 115–138**):
İsim Aynılığı: Menandros'un gözlemlerine ve antik Bizans devlet hafızasına göre, Doğu Roma sarayında "Türk" olarak adlandırılan bu yeni kudretli güç, antik çağda ve önceleri doğrudan **"Saka"** ismiyle anılmaktaydı. Bizans kroniklerinde kullanılan *"Bizim bugün Türk dediklerimiz, eskiden Saka/İskit adıyla anılan halktır"* ifadesi, bu etnik sürekliliğin en açık kanıtıdır.
Yazı ve Alfabe Ortaklığı: Gök-Türk Kağanı İstemi Yabgu'nun Bizans İmparatoru'na gönderdiği ve Zemarkos eliyle Konstantinopolis'e ulaşan diplomatik mektup, Menandros tarafından **"İskit Harfleriyle"** (*Scythian letters*) yazılmış olarak tanımlanır. Bu harfler, Karadeniz’in kuzeyindeki İskit-Saka kurganlarında (örneğin Esik Kurganı gümüş çanağındaki runik yazıtlarda) prototipleri bulunan ve Gök-Türk döneminde evrensel bir devlet alfabesine dönüşen Runik Türk Alfabesinden başkası değildir.
Unvan ve Kurumsal Süreklilik
Sakaların askeri ve sosyal idare mekanizmasında yer alan unvanların, Gök-Türk idari sisteminde aynen korunmuş olması kurumsal sürekliliğin en büyük delilidir. İskitlerin kurucu atasının adında saklı olan **Tarkan (Targitaos)** unvanı, Gök-Türk devlet hiyerarşisinde en yüksek askeri-idari rütbelerden biri olarak varlığını sürdürmüştür. Keza, İskit-Saka boylarında görülen "boy sistemine dayalı askeri teşkilatlanma" (On Ok teşkilatı) ve kadim kurt tamgası, Gök-Türk devletinin de kurucu temelidir.
İskit-Saka ve Oğuz/Oğur Türk Boyları Arasındaki Organik Bağ
İskitlerin ve onun doğudaki uzantısı olan Sakaların Türk kökenli olduğu tezi, doğrudan Geç Antikçağ ve Bizans kaynaklarındaki kabile tasnifleriyle sabittir.
Agathias Kayıtlarında Oğuz/Oğur Kabileleri
M.S. 6. yüzyıl tarihçisi ve şairi Myrina'lı Agathias, *Historiarum Libri Cinque* (Beş Tarih Kitabı) adlı eserinde Hunların kökenini anlatırken, onların "İskitler" genel adıyla anıldığını ve doğrudan Oğur/Oğuz kabilelerinin isimlerini taşıdıklarını şu sözlerle ifade eder (**Agathias, V, 11, 1-4: Origins of the Huns east of Lake Maeotis**):
*"Antik çağlarda Hunlar, Don nehrinin kuzeyindeki Maeotis gölünün doğusundaki bölgede, Imaeus Dağı'nın yakın tarafında Asya'ya yerleşen diğer barbar halklar gibi yerleşmişlerdi. Tüm bu halklar İskitler veya Hunlar genel adıyla anılırken, bireysel kabilelerin (Oğur/Oğuz kabileleri) Cotrigurlar, Utigurlar, Ultizurlar, Burugundiler gibi atalarının geleneğine dayanan kendi özel isimleri vardı..."*
"İskit" ve "Oğuz" Kelimelerinin Dilbilimsel Eşdeğerliği
İskit: Grekçe Skuthēs (Σκύθης) kelimesinden gelir ve "okçu" anlamı taşır.
Oğuz: Dil bilimci J. Nemeth ve Prof. Dr. Faruk Sümer'in çalışmalarında ortaya koyduğu üzere, "Ok + uz" biçiminde tahlil edilir. "Ok" boy/kabile, "z/uz" ise eski Türkçede ikilik/çoğulluk ekidir. Dolayısıyla Oğuz, "boylar birliği" veya "ok boyları" demektir (Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri - Boy Teşkilâtı - Destanları, s. 1).
Batı Gök-Türk devletinin "On-Ok" olarak anılması ve Oğuz elinin "Boz-Ok" ve "Üç-Ok" olarak iki kola ayrılması bu "ok" sisteminin devamıdır. Dil bilimci N. A. Baskakov ise Oğuz ve Oğur kelimelerinin ilişkisini, Türk dillerindeki r ~ z fonetik ses denklemi üzerinden açıklar (N. A. Baskakov, "Etimologii oguz, oguz-kagan", Sovetskaya Tyurkologiya, 1982/1, ss. 88-90). Baskakov'a göre Oğuz, Oğur, Uğur, Uygur aynı kökten türeyen kelimelerdir. Eski Rus yıllıklarındaki Uġuz, Uur, Uz kelimeleri Oğuz adının adaptasyonudur. Onogur (On Oğur/Oğuz), Saragur (Sarı Oğur), Kotrigur (Otuz Oğur/Oğuz) kabile isimleri de bu dilsel birliğin sarsılmaz kanıtlarıdır.
Türk destan edebiyatı da bu birliği doğrudan doğrulamaktadır. Oğuz Kağan Destanı’nın en eski nüshasında Oğuz Kağan (W. Bang ve G. R. Rahmeti, Oğuz Kağan Destanı, İstanbul, 1936, s. 17): “Ben uygurların kağanıyım ve yer yüzünün dört köşesinin kağanı olsam gerektir.” diyerek Oğuz-Uygur birliğini vurgular.
Reşîdeddin Fazlullah'ın Câmi'üt-Tevarih eserinde naklettiği Oğuz Destanı varyantında ise Oğuz Kağan (Zeki Velidi Togan, Oğuzların ve Türklerin Tarihi - Reşîdeddin Câmi'üt-Tevarih Cilt II, İstanbul 1982, s. 18): «Ben bir otağda doğduğum için adımı Oğura koymak gerekir» diyerek ismini doğrudan "Oğur" kelimesiyle ilişkilendirir. Divânu Lügati't-Türk'te bu kelime; vakit, imkân, fırsat, hayır ve bereket anlamlarında "ogur" (uğurlu) sözüyle geçmektedir (Divanü Lugat-it-Türk, I, 55, çev. B. Atalay).
Priscus Kayıtlarında Avrupa Hunları ve Attila
M.S. 448 yılında Doğu Roma (Bizans) adına bir diplomatik heyetle Hun İmparatoru Attila'yı ziyaret eden Panium'lu Priscus, yazdığı hatırat ve tarihi parçalarda Avrupa Hun Türklerini doğrudan **"İskitler"**, Başbuğ Attila'yı **"İskit Kralı"**, Hun İmparatorluğu coğrafyasını ise **"İskitya"** olarak adlandırır (**Panium Priscus Fragments, ed. R.C. Blockley, Liverpool, 1983**).
Herodot'un Kayıtları
Herodot (MÖ 484-425), Historia (Tarih) adlı eserinin IV. kitabı "Melpomene"de İskitler hakkında günümüze ulaşan en eski ve en kapsamlı yazılı kaynakları sunar. Herodot'un aktardıkları, İskitlerin son derece sert bir savaşçı kültüre ve sistematik bir hiyerarşiye sahip olduğunu gösterir:
İskit Ordusunun Sınıflandırılması ve Boylar Konfederasyonu:
Herodot, İskit toplumunun farklı kabilelerden oluştuğunu ve en güçlü grubun "Kraliyet (Hükümdar) İskitleri" olduğunu belirtir. Bu grup, diğer bütün İskit kabilelerini kendine bağlı sayar ve imparatorluğun yönetimini elinde tutardı. Bu yapı, daha sonraki Asya Hun ve Göktürk devletlerinde görülen "boylar konfederasyonu" ve devletin merkez-kanat hiyerarşisinin erken bir örneğidir.
---
Diğer Klasik ve Epigrafik Kaynaklarda İskit Askerî Yapısı
İskitlerin askerî organizasyonuna dair veriler yalnızca Herodot ile sınırlı değildir. Antik coğrafyacı Strabon, Geographika adlı eserinde İskitlerin (Sakaların) göçebe yaşam tarzlarının askerî mobilizasyonlarını nasıl kusursuzlaştırdığını, kadınlarının da erkekler gibi savaştığını aktarır. Bu durum Türklerdeki "Alp-Kız" (Kız Han, Kırk Kızlar ve Amazon mitlerinin kökeni) kültürünün doğrudan yansımasıdır.
Ayrıca Suriye ve İran bölgesinde bulunan Ahameniş (Pers) İmparatorluğu Yazıtlarında (Behistun ve Nakş-ı Rüstem yazıtları) İskitler askerî özelliklerine göre sınıflandırılmıştır. Yazıtlarda geçen "Saka Tigrakhauda" (Sivri Külahlı Sakalar) ve "Saka Haumavarga" (Hauma içkisi yapan/kullanan Sakalar) tabirleri, İskitlerin belirli giyim, teçhizat ve askerî bölüklere göre hiyerarşik olarak ayrıldığını epigrafik olarak kanıtlar.
Lukianos ise Toxaris adlı eserinde, İskit askerî birimlerinin kardeşlik yemini (And içme kültü) temelinde birbirine bağlı, küçük fedai müfrezelerinden başlayarak büyük tümenlere doğru organize olduğunu belirtir.
Akademik Değerlendirme: Bilimsel araştırmalar, özellikle "Kraliyet İskitleri"nin dillerinin ve kültürlerinin Türk dilleri ve kültür katmanlarıyla derin akrabalıklar taşıdığını; gelenekler, askerî kültler ve psikolojik özellikler bakımından İskitlerle Türk-Moğol halkları arasında doğrudan kesintisiz bir bağ olduğunu tespit etmiştir (Hasanov & Musa).
---
Arkeolojik Veriler
Altay Dağları Pazırık Kurganları (MÖ 6-3. yy): Kazılarda ele geçen ok başlıkları ve kemer plakaları, 10'lu paketler halinde bulunmuş ve bu grupların aidiyetini belirleyen ondalık damgalar olarak yorumlanmıştır. Bu, askerî düzenin günlük hayata yansıması olup, sistemin Hunlardan çok daha eski bir bozkır askerî geleneği olduğunu göstermektedir (Rudenko, 1970).
Tuva Cumhuriyeti Arzhan Kurganları (MÖ 9-8. yy): Arzhan-1 ve Arzhan-2 kurganlarında yapılan kazılarda, savaşçıların mezarlarında onlu gruplara ayrılmış ok başlıkları ve teçhizat buluntuları tespit edilmiştir. Bu bulgular, ondalık askerî sistemin izlerinin MÖ 1. binyılın başlarına kadar geri götürülebileceğini göstermektedir (Čugunov, Parzinger & Nagler, 2010).
---
2. Hun (Hiung-nu) Dönemi: Sistemin Belgelendiği İlk Anıt Metin
2.1. Shiji (史记) Kaydı: Orijinal Metin ve Tahlil
Kaynak: Sima Qian (司马迁) tarafından yazılan 《史记》 (Shiji - Tarih Kayıtları), Cilt 110, "匈奴列传" (Hunların Biyografisi). (Modern standart baskı: Zhonghua Shuju, 1959, cilt 110, sayfa 2890.)
Orijinal Çince Metin:
置左右賢王,左右谷蠡王,左右大將,左右大都尉,左右大當戶,左右骨都侯。匈奴謂賢曰「屠耆」,故常以太子為左屠耆王。自如左右賢王以下至當戶,大者萬騎,小者數千,凡二十四長,立號曰「萬騎」。諸大臣皆世官。呼衍氏,蘭氏,其後有須卜氏,此三姓其貴種也。諸左方王將居東方,直上谷以往者,東接穢貉、朝鮮;右方王將居西方,直上郡以西,接月氏、氐、羌;而單于之庭直代、雲中:各有分地,逐水草移徙。而左右賢王、左右谷蠡王最為大(國),左右骨都侯輔政。諸二十四長亦各自置千長、百長、什長、裨小王、相、封都尉、當戶、且渠之屬。
---
2.2. Metnin Anlam Bütünlüğüyle Türkçe Çevirisi
(Hunlar) sağ ve sol akıllı beyleri (賢王), sağ ve sol külbeyleri (谷蠡王), sağ ve sol büyük komutanları (大將), sağ ve sol büyük subaşıları (大都尉), sağ ve sol büyük kapıcı başılarını (大當戶), sağ ve sol kemikli beyleri (骨都侯) atadılar.
Hunlar'da "bilge/akıllı" anlamına gelen sözcük "屠耆" (Tu-qi)'dir. Bu nedenle sık sık veliaht prensi "sol akıllı bey" (Sol Tu-qi Wang) yaparlardı (Çünkü Doğu/Sol yönü Türk devlet felsefesinde güneşin doğduğu yön olması hasebiyle kutsaldır ve kıdemce üstündür).
Sağ ve sol akıllı beylerden başlayarak kapıcı başlarına (當戶) kadar olanlardan, büyükleri on bin atlıyı, küçükleri birkaç bin atlıyı yönetirdi. Bunların toplamı yirmi dört büyüktür (二十四長) ve bunlara "on bin atlı" (萬騎 - Tümen Komutanı) unvanı verilirdi.
Bütün büyük beyler babadan oğula geçen soylu görevlerdi. Huyan (呼衍), Lan (蘭) ve daha sonra Xubu (須卜) olmak üzere bu üç boy, onların en soylu kanıydı.
Soldaki (Doğudaki) beyler ve komutanlar doğu bölgesinde, Shanggu (上谷) yöresinden başlayarak doğuda Hui-mo (穢貉) ve Kore'ye (朝鮮) kadar uzanırdı. Sağdaki (Batıdaki) beyler ve komutanlar batıda, Shang-jun (上郡) ve batısındaki topraklarda, Yuezhi (月氏), Di (氐) ve Qiang (羌) kabilelerine kadar olan bölgede otururdu.
Tanhu'nun / Mete'nin (单于) merkezi ise Dai (代) ve Yunzhong (雲中) bölgelerinin hizasındaydı. Her birinin kendi bölgesi vardı ve su ile otun peşinden göç ederlerdi. Sağ ve sol akıllı beyler ile sağ ve sol külbeyler en büyük beylerdi; sağ ve sol kemikli beyler (骨都侯) ise yönetimde yardımcıydı.
Pasajın en kritik, kurucu askerî cümlesi şudur: "諸二十四長亦各自置千長、百長、什長" (Bu 24 büyük bey, kendi altlarında binbaşılar, yüzbaşılar ve onbaşılar atar). Bu ifade, Mete Han (MÖ 209) tarafından reforme edilen ondalık askerî hiyerarşinin tarihteki en net ve tartışmasız ilk yazılı belgesidir.
---
2.3. Hun Ordusunda Sayı ve Rütbe Eşleşmesi
Askerî Birlik Komutan Rütbesi (Türkçe Karşılığı) Shiji'deki Çince Adı Görev ve Sorumluluk
10 Asker Onbaşı 什長 (Shí zhǎng) En küçük muharebe ve iaşe birimi. Taktiksel disiplinin çekirdeğidir.
100 Asker Yüzbaşı 百長 (Bǎi zhǎng) Bölük muadili birim. Muharebe esnasında temel manevra grubudur.
1.000 Asker Binbaşı 千長 (Qiān zhǎng) Tabur/Alay yapısı. Bağımsız operasyon yapabilen ilk büyük taktik gövde.
10.000 Asker Tümen Komutanı / 24 Büyük Bey 萬騎 (Wàn qí) / 二十四長 Kolordu/Ordu komutanı. Genellikle hanedan azası, şehzade veya boy lideridir.
---
2.4. Han Hanedanı Kaynaklarında Hun Askerî Sistemi
Ban Gu (班固) tarafından yazılan Han Shu (Han Tarihi), Cilt 94'te (匈奴傳) Hun askerî teşkilatı hakkında daha detaylı bilgiler sunar. Buna göre:
"Hunlar'da askerlik çağına gelmiş her erkek savaşçıdır. Günlük hayatta sürülerini güderken, savaş zamanında ise otomatik olarak orduya katılırlar. Ordunun düzeni onlu, yüzlü, binli ve onbinli sistem üzerine kurulmuştur."
Bu kayıt, Türklerdeki Ordu-Millet anlayışının Hun döneminde zaten kurumsallaşmış olduğunu teyit etmektedir.
---
Eski Çin kaynaklarında Göktürklerin Hunların bir kolu olduğu yazılıdır:
突厥者,蓋匈奴之別種,姓阿史那氏。
Tūjué/Tu-küe/Tueke zhě, gài Xiōngnú zhī bié zhǒng, xìng Āshǐnà shì.
Türkler, kabaca Hiung-nu'ların (Hunlar) bir kolu sayılır, soyadları Aşina'dır. (Zhōu Shū) - Kuzey Zhou Hanedanlığı'nın (MS 557-581) resmi tarihi."50. Cilt, 42.Bölüm)
Yine eski Çin kaynaklarında Hun dilinde aşağıda görüleceği üzere "Bilge" anlamına gelen "Tuqi" sözcüğünden bahsedilir.
"Büyük Tarihçinin Kayıtları" (Shiji) ve "Han Kitabı" (Hanshu) da dahil olmak üzere Çin'in resmi tarih kayıtlarında Hunların (Xiongnu) yönetim yapısını anlatan bölümler bulunmaktadır. Kökeni Hun dilinde olduğu söylenen ve “BİLGE” anlamına gelen “TUQİ” sözcüğü 《漢書·卷九十四上·匈奴傳上》(Hàn Shū, Juǎn 94 Shàng, Xiōngnú Zhuàn Shàng) yani "Han Kitabı, 94. Cilt (Üst Kısım), Hiung-nu Beyanı (Üst Kısım)" başlıklı bölümde geçmektedir.
Ban Gu (班固) tarafından derlenen 《漢書》(Hàn Shū) - "Han Kitabı" nın 《匈奴傳》(Xiōngnú Zhuàn) - "Hun Beyanı/Hun Biyografileri" başlıklı bölüm şu şekildedir:
Orijinal Metin (Çince)
《漢書・匈奴傳》
"其大臣貴者左賢王、次左谷蠡王、次右賢王、次右谷蠡王,謂之四角;次左右日逐王、次左右溫禺鞮王、次左右漸將王,是為六角;皆單于子弟,次第當為單于者也。異姓大臣左右骨都侯,次左右尸逐骨都侯,其餘日逐、且渠、當戶諸官號,各以權力優劣、部眾多少為高下。凡二十四長,立號曰『萬騎』。諸大臣皆世官。呼衍氏、蘭氏、其後有須卜氏,此三姓,其貴種也。左賢王右手屠者王,故太子也。"
"謂左右賢王、左右谷蠡王、左右大將、左右大都尉、左右大當戶、左右骨都侯。匈奴謂賢曰『屠耆』,故常以太子為左屠耆王。"
Türkçe Çeviri
"Han Kitabı - Hun Beyanı"
"Onların[Hunların] soylu büyük memurları şunlardır: Sol Bilge Kral (左賢王), sonra Sol Guli Kral (左谷蠡王), sonra Sağ Bilge Kral (右賢王), sonra Sağ Guli Kral (右谷蠡王); bunlara 'Dört Köşe' denir. Sonra Sol ve Sağ Rizhu Kralı (日逐王), sonra Sol ve Sağ Wenyudi Kralı (溫禺鞮王), sonra Sol ve Sağ Jianjiang Kralı (漸將王); bunlar 'Altı Köşe'yi oluşturur. Hepsi Tanhu'nun (單于) oğulları ve kardeşleridir ve sırayla Tanhu olacak olanlardır.
Farklı soyadlarına sahip büyük memurlar ise Sol ve Sağ Gudu Hou (骨都侯) ve sonra Sol ve Sağ Shizhu Gudu Hou'dur (尸逐骨都侯). Geri kalan Rizhu (日逐), Qiequ (且渠), Danghu (當戶) gibi çeşitli resmi unvanlar, her birinin gücünün üstünlüğüne ve tabi olduğu halkın çokluğuna göre bir hiyerarşi oluşturur.
Toplamda yirmi dört lider vardır ve hepsine 'On Bin Süvari' (萬騎) unvanı verilir. Tüm büyük memurlar babadan oğula geçen makamlara sahiptir. Huyan (呼衍) Klanı, Lan (蘭) Klanı ve daha sonra Xubu (須卜) Klanı; bu üç soy, onların [Hunların] soylu ırklarıdır. Sol Bilge Kral, genellikle 'Sağ Elini Kullanan Kral' (屠者王) olarak adlandırılır, bu nedenle veliaht prens (太子) genellikle bu makama atanır."
"Sol ve Sağ Bilge Krallar, Sol ve Sağ Guli Krallar, Sol ve Sağ Büyük Generaller, Sol ve Sağ Büyük Komutanlar (Duyu), Sol ve Sağ Büyük Danghu'lar ve Sol ve Sağ Gudu Hou'ları atadılar. Hunlar, 'bilge'ye 'Tuqi' (屠耆) derlerdi, bu nedenle veliaht prens genellikle Sol Tuqi Kralı (左屠耆王) olarak atanırdı."
Açıklama:
Dört Köşe & Altı Köşe (四角 & 六角) Hun devletindeki en yüksek mertebeli, Tanhu'ya (Büyük Kağan Tanrıkut) en yakın prensler ve komutanlardı. Bu terim, devletin dört bir yanını yöneten temel sütunları ifade ediyordu.
Tanhu (單于 - Chanyu) Hun imparatoru için kullanılan en yüksek unvan. Türkçedeki "Hakan" veya "Kağan"a eşdeğerdir.
Sol ve Sağ Ayrımı Hun devleti, askeri ve idari olarak "Sol" (doğu) ve "Sağ" (batı) olmak üzere iki kanada ayrılmıştı. Sol kanat (doğu) daha üstün kabul edilirdi ve veliaht (Sol Bilge Kral/Sol Tuqi Kralı) bu kanatta bulunurdu.
Tuqi (屠耆) Hun dilinde "bilge" anlamına geldiği Çin kayıtlarında belirtilir. "Bilge Kral" (賢王) unvanının Hunca karşılığıdır. Bu nedenle "Sol Bilge Kral" aynı zamanda "Sol Tuqi Kralı" olarak da anılırdı.
Veliaht Prens Tanhu'nun veliahtı, genellikle "Sol Tuqi Kralı" (左屠耆王) makamına getirilirdi. Bu, onu imparatordan sonraki en güçlü ikinci kişi yapardı.
Yirmi Dört Lider (二十四長) Hun devletinin merkezi ve eyalet yönetimini oluşturan, askeri ve idari yetkilere sahip toplam yirmi dört büyük komutandı.
On Bin Süvari (萬騎) Bu yirmi dört liderin her birinin komuta ettiği birliği ifade eden bir unvandı. Komuta ettikleri süvari sayısı teoride on bin olsa da, pratikte birkaç binden on bine kadar değişirdi. Bu sistem, daha sonraki Türk devletlerindeki "onluk sistem"in bir prototipini oluşturur.
Oğuz Kağan Destanın en eski nüshası sayılan Uygur Türkçesi ile yazılan varyantında; Oğuz Kağanın akıl danıştığı Bilge bir danışmanı olduğu ve bu kişinin adının Ulu Türk olduğundan bahsedilir.
Destanda Ulu Türk; Bilge ve akıllı bir kişilik olarak gösterilir. Bu tabir Hunların dilindeki “TOQİ (Türk)” anlamına uygundur.
Yine aynı şekilde Hunların 24 lük komuta, yönetim sistemi, Oğuzların 24 Boyu ile aynı sayıdadır.
---
3. Göktürk ve Yenisey Yazıtlarında Geçen Askerî Rütbe ve Terimler
3.1. Göktürk Kağanlığı'nda Askerî Yapı
Hunlardan sonra bu sistem Göktürklerde daha da kurumsallaşmış; Orhun Yazıtları ile Çin kaynakları (Sui Shu, Tang Shu) aracılığıyla netleşmiştir. En büyük stratejik ordu birimi 10 bin kişilikti ve bu birliğe "tümen" adı verilmekteydi. Tümenler, bozkırın hız ve manevra odaklı savaş doktrinini uygulamak üzere 1000'li, 100'lü ve 10'lu alt birimlere ayrılıyordu.
Tonyukuk Yazıtı'ndan Askerî İfadeler
Tonyukuk Yazıtı, dönemin askerî seferberlik kapasitesine dair önemli bir kayıt sunar. Yazıtta geçen "Yarış ovasında on tümen (yüzbin) er dirildi (toplandı)" ifadesi, Türklerin ondalık sistem üzerinden ne denli muazzam bir hızla seferberlik ilan edebildiğini ve "tümen" kavramının hem askerî bir terim hem de büyük miktarları ifade eden matematiksel bir ölçü birimi olarak kullanıldığını göstermektedir.
Tonyukuk Yazıtı'nda ayrıca Türk ordusunun sefer esnasındaki düzenine dair şu ifade yer alır:
"Türk milleti, yürüyüş ve konaklama düzenini bilir. Gece yarısı basan düşmana karşı, askerlerimiz onlu, yüzlü bölükler halinde anında toplandı."
Kül Tigin Yazıtı'ndan Askerî İfadeler
Kül Tigin Yazıtı'nda Türk askerinin savaşçı vasfına dair çarpıcı bir benzetme bulunur: "Tanrı güç verdiği için babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş." Bu ifade, Türklerin kurt avı stratejisinden mülhem askerî taktiklerini ve disiplinini vurgulamaktadır.
Kül Tigin'in 731 yılındaki ölümünün ardından düzenlenen cenaze törenine ilişkin kayıt, Türk askerî teşkilatının uluslararası nüfuzunu ve hiyerarşik gücünü göstermesi açısından dikkat çekicidir:
Orhun Yazıtları, Kül Tigin Anıtı, Kuzey-doğu Yüzü'nden (Eski Türkçe orijinal):
"Yogçı, sıgıtçı, Kıtany, Tatabı bodun başlayu, Udar Sengün kelti. Tabgaç kaganta İsiyi Likeng kelti. Bir tümen agı altun, kümüş kergeksiz kelürti. Tüpüt kaganta bölön kelti. Kurıya kün batsıkdakı Sogd Berçik-er, Bukarak uluş bodunta Enik Sengün, Ogul Tarkan kelti. On-Ok oglım Türgiş kaganta Makaraç Tamgaçı, Oguz Bilge Tamgaçı kelti. Kırkız kaganta Tarduş İnançu Çor kelti. Bark itgüçi, bediz yaratıgma, bitig taş itgüçi Tabgaç kagan çıkanı Çang Sengün kelti."
Türkçe Çevirisi:
"Yasçı, ağlayıcı olarak Kıtay, Tatabı milletinden başta Udar general geldi. Çin kağanından İsiyi Likeng geldi. Bir tümen hazine, altın, gümüş fazla fazla getirdi. Tibet kağanından vezir geldi. Batıda gün batısındaki Soğd, İranlı, Buhara ülkesi halkından Enik general, Oğul Tarkan geldi. On Ok oğlum Türgiş kağanından Makaraç mühürdar, Oğuz Bilge mühürdar geldi. Kırgız kağanından Tarduş İnançu Çor geldi. Türbe yapıcı, resim yapan, kitâbe taşı yapıcısı olarak Çin kağanının yeğeni Çang general geldi."
Bu metinde geçen "Bir tümen agı" (Bir tümen hazine/servet) ifadesi, "tümen" kavramının ordu düzeninden sivil ve iktisadi hayata kadar genişleyen sayısal ağırlığını niteler.
Bilge Kağan Yazıtı'ndan Askerî İfadeler
Bilge Kağan Yazıtı'nda da askerî seferlerin çekirdek yapısına dair kayıtlar bulunur. Yazıtta "Babam Kağan 17 erle dışarı çıkmış" ifadesi yer alır. Bu kayıt, bir devletin sıfırdan, çekirdek bir askerî kadro ve hiyerarşik adanmışlıkla (onlu sistem mantığıyla) nasıl yeniden diriltilebileceğini ve kağanın bizzat ordunun başında sefere çıkma geleneğini belgeler.
---
3.2. Eski Türk Yazıtlarında Tespit Edilen Askerî Rütbeler
Göktürk, Orhun, Yenisey, Altay, Taryat ve Şine-Usu yazıtlarında tespit edilen askerî rütbeler ve geçtiği kaynaklar (Orhun - O, Yenisey - Y, Altay - A, Taryat - T, Şine-Usu - ŞU) şöyledir (Kızıldağ, 2025):
Temel Rütbeler:
· On başı: 10 askerden oluşan en küçük birliğin komutanı (O, Y, A, T, ŞU)
· Yüz başı: 100 askerden oluşan birliğin komutanı (O, Y, A, T, ŞU)
· Béş yüz başı: 500 askerden oluşan ara/geçiş birliğinin komutanı (O, Y, A, T, ŞU)
· Tokuz yüz başı: 900 askerden oluşan stratejik saf komutanı (O, Y, A, T, ŞU)
· Bıŋ başı: 1.000 askerden oluşan birliğin komutanı (Binbaşı) (O, Y, A, T, ŞU)
· Béş bıŋ başı: 5.000 askerden oluşan yarım tümen komutanı (O, Y, A, T, ŞU)
Üst Düzey Komuta Rütbeleri:
· Bıŋa başı: Binler başının komutanı; operasyonel seviyede büyük komutan (O, Y, A, T, ŞU)
· Buyruk: Üst düzey komutan veya askerî idareci; emir veren yetkili (O, Y, A, T)
· İç buyruk: Saray içindeki (merkezî / muhafız) buyruk görevlisi (O, T)
· İç buyruk başı: Hassa muhafızlarının veya iç buyrukların başı (O)
· Çawış: Çavuş; ordu içinde hücum emirlerini ileten, saf düzenini sağlayan ve disiplini koruyan subay (Y)
· Seŋün: Çin askerî kültüründen geçmekle birlikte tamamen Türk ordusuna adapte edilmiş yüksek rütbeli komutan; general (O, Y, T)
· Sü başı: Ordu komutanı, genelkurmay başkanı veya başkomutan (O, Y, T, ŞU)
· İç sü başı: Merkez ordusunun / Kağan hassa ordusunun komutanı (T)
Bölge ve Birlik Komutanları:
· Totok: Siyasi askerî vali veya bölge komutanı (O, T, ŞU)
· Turgak başı: Sabit karargâh, nöbetçi veya muhafız birliği komutanı (T)
· Er başı: Erlerin başı; muharip birlik komutanı (O, Y, A)
---
3.3. Göktürklerde Rütbe Adlandırmaları
Türkçe Rütbe Adı Asker Sayısı Göktürkçe Karşılığı
Onbaşı 10 Asker On başı
Yüzbaşı 100 Asker Yüz başı
Beş Yüzbaşı 500 Asker Béş yüz başı
Dokuz Yüzbaşı 900 Asker Tokuz yüz başı
Binbaşı 1.000 Asker Bıŋ başı
Beş Binbaşı 5.000 Asker Béş bıŋ başı
Tümen Başı 10.000 Asker Bıŋa başı / Tümen başı
---
4. Karahanlılar ve Diğer Türk Devletlerinde Sistemin Dönüşümü
Onlu sistem, ufak değişikliklerle bütün Türk devletlerinde varlığını korumuş ancak İslam medeniyeti çevresinde kurulan Türk devletlerinin ordularında kurumsal adlandırmalarda bazı kavramsal değişiklikler görülmüştür.
Karahanlı ordusunda klasik onlu rütbelerin yanında, divan edebiyatı ve bozkır sentezinden doğan şu yapılar mevcuttu:
Birlik Yapısı Asker Sayısı Komutan Unvanı
Otag 8-10 Er (Asker) Otag başı
Hayl 25-30 Kişi Hayl başı
On Otag 80-100 Er Bölük düzeyinde idare
Karahanlılarda ayrıca 4 ilâ 12 bin kişi arasında değişen, bağımsız stratejik harekat kabiliyeti olan büyük birlikler bulunmakta ve bunlara doğrudan "sübaşı" lar komuta etmekteydi.
Gazneliler ve Selçuklularda bu sistem "Gulam" (hassa askeri) ve "İkta" ordularına bölünmüş olsa da, cephedeki saf düzeni ve emir-komuta zinciri yine onlu ve yüzlü takımların hiyerarşisine dayanıyordu.
Selçuklu Ordusu'nda sistem şu şekilde işliyordu:
· En küçük birlik "neve" (10-15 kişi) olup komutanına "nevebaşı" denirdi.
· 10 neve (100-150 kişi) bir "hâne" oluştururdu.
· 10 hâne (1.000-1.500 kişi) bir "tümen" teşkil ederdi.
· Tümenlerin komutanlarına "tümenbaşı" veya "emir-i tümen" unvanı verilirdi.
· Sultan'ın doğrudan komutasındaki merkez ordusuna "Hassa Ordusu" denirdi.
---
5. Osmanlı Ordusu Hiyerarşisi ve Rütbe Sistemi
Osmanlı Devleti, kökleri bozkırın ondalık sistemine uzanan askerî geleneği, kendi merkeziyetçi ihtiyaçlarına göre dönüştürerek devralmıştır. Osmanlı ordusunun temelini oluşturan Kapıkulu Ocakları (Yeniçeri, Cebeci, Topçu, Atlı Bölükler vb.), kendi iç hiyerarşilerinde onlu sistemin yapısal izlerini taşımaktaydı.
Yeniçeri Ocağı'nda ondalık sistem:
· En küçük birlik "oda" yaklaşık 10-30 kişiden oluşurdu.
· Odaların komutanına "oda başı" denirdi.
· 10 oda (100-300 kişi) bir "orta" (tabur muadili) teşkil ederdi.
· Ortaların komutanına "çorbacı" unvanı verilirdi.
· 10 orta (1.000-3.000 kişi) bir "cemaat" oluştururdu.
Osmanlı'nın modernleşme döneminde (1826'da Asakir-i Mansure-i Muhammediye'nin kuruluşu sonrası) rütbe sistemi batılı örneklere göre yeniden yapılandırılmış, ancak kadim Türk rütbe adları ve hiyerarşik mantığı büyük ölçüde muhafaza edilmiştir:
Osmanlıca Rütbe Adı Türkçe Okunuşu Günümüzdeki Karşılığı
مشير Müşîr Mareşal
فريق Ferîk Korgeneral / Tümgeneral
ميرلواء Mirliva Tuğgeneral / Tümgeneral
ميرالاي Miralay Albay
قايمقام Kaymakam Yarbay
بن باشي Binbaşı Binbaşı
كول اغاسي Kolağası Kıdemli Yüzbaşı / Kurmay Yüzbaşı
يوزباشي Yüzbaşı Yüzbaşı
ملاظم اول Mülâzım-ı evvel Üsteğmen
ملاظم ثاني Mülâzım-ı sânî Teğmen
Osmanlı'daki rütbe hiyerarşisinin en dikkat çekici yanı, "Binbaşı" ve "Yüzbaşı" gibi Hun döneminden kalma kadim Türk rütbelerinin fonetik ve anlamsal olarak hiç değişmeden korunmasıdır. Osmanlı'da en küçük askerî birim "nefer" (er) olup, en yüksek rütbe ise "Müşir" (mareşal) olarak sistemleştirilmiştir.
---
6. Tüzükât-ı Timur (Emir Timur Tüzüğü): Ordu Sistemi Yapısı
Bozkır askerî hiyerarşisinin en şeffaf kanunnamelerinden biri Turan-Türk Başbuğu Büyük Komutan Emir Timur'un kendi devlet mekanizmasını anlattığı Tüzükât-ı Timur eseridir. Eserde sistem şu kurallarla beyan edilir:
6.1. Ordu (Birlik) Düzeni ve Atama Hukuku
"Şöyle buyurdum ki, ne zaman asil Erlerden iş gören, iş yapabilen on kişi toplansa bunlardan hangisinin şecaati, cesareti daha fazla olursa, kalan dokuzunun rızasıyla onu kendilerine önder seçip, onu onbaşı atasınlar. Ne zaman on onbaşı cem olursa, kendi aralarında tecrübeli, bahadırlıkta ünlü birini emir seçip, onu yüzbaşı atasınlar. Eğer on yüzbaşı toplansalar, emirzadelerden akıllı, şecaatli bahadır bir kişiyi onlara emir seçip, ona binbaşı desinler. Eğer onbaşılara mensuplardan biri ölürse veya giderse, yerine adam almak onun yetkisinde olsun. Buna binaen yüzbaşılar onbaşıları, binbaşılar yüzbaşıları tayin etsin. Bunlardan ölen, firar edenlerin nedenlerini öğrenip, bana devamlı bildirmeleri lazımdır.
Yine ferman çıkardım; savaş günlerinde saltanat işlerinde binbaşı yüzbaşıya, yüzbaşı onbaşıya, onbaşı tabilerine hüküm yürütsün. Eğer bu tüzüğe karşı gelseler ceza çekecekler. Savaş işlerinde eksiklik gösterirse, onu azledip yerine başkasını koysunlar."
---
6.2. Erler ve Üst Rütbeye Terfi Liyakati
"Şöyle emrettim ki, hangi Er'in bahadırlığı açıkça görülmüş olsa, birinci defasında onbaşı, ikincide yüzbaşı, üçüncüde binbaşı yapsınlar. Eğer onbaşıya tabi olanlardan kahramanlık gösteren olursa birinci defasında onbaşı yapsınlar.
Emrettim ki, kendilerini savunurken rakibini defetmesi terfi için dikkate alınmasın; çünkü öküz bile boynuzuyla kendini savunur (Asıl olan taarruz ve operasyonel başarıdır). Erlerin aslına ve nesline soyuna da bakmak lazımdır. Eğer binbaşı kılıç vurup düşmanın bir bölük askerini kırmışsa, onu birinci emir yapsınlar. Birinci emir düşman safını bozup bahadırlık gösterirse, ikinci dereceye terfi ettirsinler.
Hangi sipahi savaştan yüz çevirip kaçmışsa, onu orduda tutmasınlar. Korkaklıktan yapmış ise, evine geri göndersinler. Hangi sipahi hizmette olup yaşlılığa ererse, onun aylığı kesilmesin, mertebesi muhafaza edilsin. Can esirgemeyenlerden, mal esirgemek insafsızlığın ta kendisidir.
Düşman tarafından bir sipahi bize karşı kılıç çekip savaşa katılmış ise, o öz devletinin tuz hakkını saklamıştır. Eğer böyle kişilerden ele düşerse veya öz devletinden ümidi kesilip bize gelerek hizmet isterse, onu aziz tutsunlar. Bunun vefakarlığını dikkate alıp, mertebesini artırsınlar. Fakat savaş vaktinde beyine hıyanet ederek düşmandan yana olanlara sakın yüz vermesinler, onlardan kimseye iyilik gelmez."
---
6.3. Büyük Emirler ve Stratejik Ödüller
"Emrettim; hangi emir bir memleketi fethederse veya bir orduyu yenerse onu üç şeyle ödüllendirsinler. Birincisi; tuğ, nakkare verip bahadır unvanı alsın. İkincisi; devlet ve saltanata ortak bilip, kengeş (kurultay) meclisine koysunlar. Üçüncüsü; emrine sınır vilayeti verilerek, oranın emirleri buna tabi olsunlar.
Onbaşı, yüzbaşı, binbaşılardan herhangi biri düşman safını bozarak karşısındaki asker bölüğünü kırarsa, onbaşı ise ödülüne şehir hakimliğini (alay komutanı/idareci) versinler; eğer yüzbaşıysa onu memleket hakimi (general/vali) kılsınlar."
---
7. Moğol İmparatorluğu'na Etkisi: Sistemin Evrenselleşmesi
Türk ondalık sistemi, yalnızca Türk devletlerinde sınırlı kalmamış, Cengiz Han'ın kurduğu Moğol İmparatorluğu'nun askerî ve idari teşkilatının da ana omurgasını oluşturmuştur. Bozkır kültürünün ortak mirası olan bu sistem, Moğollar tarafından harfiyen benimsenmiş ve Orta Çağ'ın en dehşet verici askerî güçlerinden biri olan Moğol ordusunda en büyük birim 10.000 süvariden oluşan "Tümen" olarak teşkilatlandırılmıştır.
Moğol ordusundaki ondalık sistem:
Asker Sayısı Moğolca Adı Komutan Unvanı
10 Arban Arban-ı noyan
100 Jagut Jagut-ı noyan
1.000 Minggan Minggan-ı noyan
10.000 Tümen Tümen-ı noyan
Cengiz Han, boyların kabilevi aidiyetlerini kırmak için onlu sistemi bir nüfus sayım ve iskân politikası olarak da kullanmıştır. "Cengiz Han'ın Yasası"na (Büyük Yasa) göre, savaş zamanında her kim onlu düzeninden ayrılırsa idam cezasına çarptırılırdı. Bu, Türk sisteminin Moğollar tarafından ne kadar titizlikle uygulandığının bir göstergesidir.
İlhanlılar ve Çağatay Hanlığı: Bu devletlerin ordularının da tamamen Türk askerî geleneğinin bir ürünü olarak onlu sistem esasına göre teşkilatlandığı ve yıkılışlarına dek bu askerî hiyerarşiyi sürdürdükleri araştırmalarla ortaya konmaktadır (Derin, 2024).
Altın Orda Devleti'nde sistem: Altın Orda'da da ondalık sistemin aynen uygulandığı, Rus kroniklerinde geçen "onbaşı, yüzbaşı, binbaşı" terimlerinden anlaşılmaktadır. Bu durum, ondalık sistemin Avrasya genelinde ortak bir askerî kültür şablonu haline geldiğinin en net kanıtıdır.
---
8. Sistemin İşleyişi, Lojistik, İstihbarat ve Taktik Boyutu
Bu sistemin Türk tarihindeki bin yıllık başarısının arkasında üç temel operasyonel sütun yer almaktadır:
8.1. Ulus-Ordu Bütünleşmesi (Ordu-Millet)
Eski Türklerde askerlik profesyonel ücretli bir sınıfın tekelinde değildi. Coğrafi şartlar gereği şahsını, ailesini, sürülerini ve otlaklarını korumak isteyen her fert (kadın-erkek ayrımı olmaksızın) mükemmel bir süvari ve okçu olarak yetişmek zorundaydı. Bu durum, düzenli orduların lojistik maliyetlerini sıfıra indiriyor ve devletin topyekün bir savaş gücüne dönüşmesini sağlıyordu.
Göktürklerde askerlik yaşı: 16 yaşından 60 yaşına kadar her Türk erkeği asker sayılırdı. Bu durum, Hun döneminden Osmanlı'ya kadar kesintisiz devam etmiştir.
8.2. Ondalık Sistemin Esnekliği ve Disiplini
"Onlu" sistem, heterojen boylardan oluşan toplama orduları tek bir komuta zinciri altında hızla disipline etmenin en rasyonel yoluydu. Bu sistem sayesinde ordu, cephede tek bir merkezden verilen bayrak, boru veya ok işaretleriyle saniyeler içinde yön değiştirebiliyor; parçalanıp yeniden birleşebiliyordu.
Bu esneklik, meşhur Turan Taktiği'nin (Sahte Ric'at ve Kurt Kapanı) hatasız uygulanabilmesinin yegâne teknik sebebidir. 10.000 kişilik bir tümen, düşmanı kuşatmak için 100'er kişilik yüzlerce mobil gruba ayrılıp düşmanın etrafını sarabiliyordu.
Turan Taktiği'nin uygulama aşamaları:
1. Hafif süvariler (okçular) düşman üzerine ok yağdırarak saldırır.
2. Ardından kademeli olarak geri çekilir (sahte ric'at).
3. Düşman bu geri çekilmeyi takip ederken düzenini bozar.
4. Türk ordusunun kanatları iki yandan sarar.
5. Merkezdeki ağır süvariler (kılıçlı ve mızraklı) düşmanın önünü keser.
6. Düşman tamamen kuşatılmış olur.
8.3. Keşif ve İstihbarat Teşkilatı
Türkler, düşmanın askerî faaliyetlerini ve arazi yapısını önceden öğrenebilmek için gözetleme kuleleri kullanmaktaydı. Bu kulelere "kargu" veya "küzet", buralarda görev yapan gözetleme nöbetçilerine ise "küzetçi" adı verilmekteydi. Düşmanın durumu, kulelerde yakılan ateşler (gece) ve bu ateşlerden çıkan dumanlar (gündüz) vasıtasıyla zincirleme olarak merkeze ulaştırılırdı.
Ordu sefere çıkmadan önce en önden giden stratejik keşif kollarına "yelme" (Karahanlılarda "tutgak"), ana ordunun hemen önünde yürüyen emniyet/öncü birliklerine "yezek", gece operasyonu düzenleyen yıpratma müfrezelerine ise "akıncı" denmekteydi.
Ordugâhlar "han toyu" veya "otağ" merkezli kurulur ve "sakçı" adı verilen nöbetçiler tarafından titizlikle korunurdu. Bu nöbetçiler, sızmaları önlemek adına düşman casuslarına karşı "im" (parola) kullanmaktaydı.
8.4. Lojistik ve İkmal Sistemi
Türk ordularının lojistik başarısının sırrı, "katır" ve "deve" kullanımıydı. Her on asker (onbaşı bölüğü), kendi iaşesini ve hayvan yemini taşıyan bir katıra sahipti. Bu sayede ordu, düşman topraklarında dahi uzun süre bağımsız harekat icra edebiliyordu.
Menzil sistemi: Türk devletlerinde ordunun ihtiyaçlarını karşılamak üzere ana yollar üzerinde "menzil" adı verilen ikmal istasyonları kurulurdu. Bu istasyonlarda at değişimi, erzak temini ve haberleşme teşkilatı bulunurdu. Osmanlı'da bu sistem en üst düzeye çıkarılmıştır.
---
9. Günümüze Yansımalar ve Modern Ordu Sistemine Etkisi
Mete Han'ın MÖ 209 yılında tahta çıkışı ve onlu sistemi kuruluş tarihi, bugün modern Türk Kara Kuvvetleri'nin resmi kuruluş yılı olarak kabul edilmektedir.
Türk ondalık askerî sistemi, yalnızca tarihi bir antik kalıntı değil, günümüz modern dünya ordularının (Manga, Takım, Bölük, Tabur, Tugay, Tümen, Kolordu yapısı) hiyerarşik prototipidir.
Modern ordu sistemindeki karşılıkları:
Eski Türk Sistemi Modern Karşılığı Asker Sayısı
Onbaşı (On başı) Manga Komutanı 8-12
Yüzbaşı (Yüz başı) Bölük Komutanı 80-150
Binbaşı (Bıŋ başı) Tabur Komutanı 500-1.000
Tümen Başı (Bıŋa başı) Tümen Komutanı 8.000-12.000
Günümüz Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki "Onbaşı", "Yüzbaşı", "Binbaşı" ve "Tümgeneral" (Tümen Başı) rütbeleri, bu kadim askerî matematiğin binlerce yıllık terminolojik ve işlevsel sürekliliğinin yaşayan en somut delilleridir.
---
Sonuç
Türklerin ondalık askerî sistemi, İskit (Saka) döneminde Herodot'un, Strabon'un ve Pers yazıtlarının kaydettiği köklü savaşçı kültür katmanlarıyla zemin bulmuş; Asya Hunları aracılığıyla Sima Qian'ın Shiji'de ölümsüzleştirdiği "24 büyük bey" ve her birinin kendi "binbaşı, yüzbaşı, onbaşı" atama yetkisiyle kurumsal bir anayasa halini almıştır.
Göktürk döneminde bu sistem; Orhun ve Yenisey yazıtlarındaki "onbaşı, yüzbaşı, binbaşı" rütbeleri ve "sübaşı" gibi yüksek komuta mevkileriyle tam teşekküllü bir hiyerarşiye ulaşmıştır. Günümüz Türk Silahlı Kuvvetlerindeki "subay" sözcüğünün temeli de Eski Türkçedeki "su/sü: asker" sözcüğüne dayanmaktadır. Osmanlı ordusu askerî terminolojisinde "sübaşı" ("su/sü: asker" ile "baş" sözcüklerinin birleşmesiyle) kavramını kullanırken Cumhuriyet ile birlikte "subay" ("su/sü: asker" ile "bey" sözcüklerinin birleşmesiyle) kelimesi, askere komuta eden rütbeli asker kavramı olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Tonyukuk Yazıtı'ndaki "on tümen" ve Kül Tigin Yazıtı'ndaki "bir tümen agı" ifadeleri, sistemin sadece askerî değil, idari ve matematiksel bir ölçü birimi olduğunu da doğrular.
İskitlerin cenaze törenleri, kurban ritüelleri ve kabile birleşimleri ile Hun-Göktürk askerî gelenekleri arasındaki organik bağlar, Avrasya bozkırlarındaki kesintisiz kültür sürekliliğini kanıtlar. Bu askerî deha Cengiz Han İmparatorluğu'na, Timur Devleti'ne ve Altın Orda'ya yön vermiş; Osmanlı üzerinden Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin modern komuta kademesine kadar "Onbaşı" dan "Binbaşı" ya uzanan adlandırmalarla canlı bir miras olarak ulaşmıştır.
Bozkırın bu sarsılmaz askerî matematiği, Türklerin dünya tarihindeki kalıcı ve geniş coğrafi egemenliğinin en büyük sırrıdır. On sayısına dayalı bu sistem, bir milletin askerî dehasının matematiksel ifadesi olarak, insanlık tarihinin en uzun ömürlü ve en etkili askerî organizasyon modellerinden biri olmaya devam etmektedir.
Makale: Türkolog Fatih Mehmet Yiğit / 20.06.2026
Kaynakça (Bibliyografya)
1. Sima Qian (司马迁). Shiji (Tarih Kayıtları), Cilt 110 (匈奴列传). Pekin: Zhonghua Shuju, 1959.
2. Ban Gu (班固). Han Shu (Han Tarihi), Cilt 94 (匈奴傳). Pekin: Zhonghua Shuju, 1962.
3. Wei Zheng (魏徵). Sui Shu (Sui Tarihi), Cilt 84 (突厥傳 - Türkler Bölümü). Pekin: Zhonghua Shuju, 1973.
4. Herodot. Tarih (Historia), Kitap IV: Melpomene. Çev. Müntekim Ökmen. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2016.
5. Strabon. Geographika (Coğrafya), Kitap XI-XII. Çev. Adnan Pekman. İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2000.
6. Jordanes. Getica (Gotların Tarihi - Atilla ve Hunlar Üzerine Kayıtlar). Çev. Mahmut Aksu. İstanbul: Kronik Kitap, 2022.
7. Emir Timur. Tüzükât-ı Timur (Timur Tüzükleri). Çev. Kutlukhan Şakirov. İstanbul: İleri Yayınları, 2010.
8. Orhun Yazıtları (Kül Tigin, Bilge Kağan, Tonyukuk). Bkz. Tekin, Talât (2006) ve Ergin, Muharrem (2009).
9. Aydın, Erhan. "Yenisey Yazıtlarında Geçen Unvanlar ve Unvan Niteleyicileri." Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, 59/II (2011): 5-26.
10. Aydın, Erhan. Orhon Yazıtları (Köl Tegin, Bilge Kağan, Tonyukuk, Ongi, Küli Çor). İstanbul: Bilge Kültür Sanat Yayınları, 2017.
11. Aydın, Erhan. Sibirya'da Türk İzleri Yenisey Yazıtları. İstanbul: Kronik Yayınları, 2019.
12. Ögel, Bahaeddin. Türk Ordu Tarihi (Giriş: Hunlar Dönemi). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2000.
13. Kafesoğlu, İbrahim. Türk Milli Kültürü. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 1984.
14. Rudenko, Sergey I. Frozen Tombs of Siberia (Pazırık Kurganları). Londra: J.M. Dent & Sons, 1970.
15. Tekin, Talât. Orhon Yazıtları. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2006.
16. Ergin, Muharrem. Orhun Abideleri. İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 2009.
17. Grousset, René. Bozkır İmparatorluğu (L'Empire des Steppes). Çev. M. Reşat Uzmen. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 1993.
18. Gümüş, Erdal. Türk Askeri Teşkilat Tarihi (Hunlardan Günümüze). İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2015.
19. Hasanov, Zaur ve Bağdagül Musa. "İskitlere ve Türk-Moğol Halklarına Ait Aynı Gelenekler, Kültler ve Psikolojik Özellikler." Belleten (Türk Tarih Kurumu), Cilt LXXXV, Sayı 303.
20. Brandt, Luise Ørsted ve diğerleri. "Human and animal skin identified by palaeoproteomics in Scythian leather objects from Ukraine." PLOS ONE, 13 Aralık 2023.
21. Kızıldağ, Süleyman Hilmi. "Eski Türk Yazıtlarında Bulunan Askerî Rütbeler." Karadeniz Araştırmaları, XXII/86 (2025): 514-532.
22. Derin, Aykut Buğra. "Altın Orda Devleti Askeri Teşkilatı." Doktora Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2024.
23. Čugunov, K. V., Parzinger, H. & Nagler, A. Der skythenzeitliche Fürstenkurgan Aržan 2 in Tuva. Mainz: Philipp von Zabern, 2010.
24. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. Osmanlı Devleti Teşkilatından Kapukulu Ocakları. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1943-1944.
25.Yiğit, Fatih Mehmet. Türkoloji Makaleleri, Ulu Batur Tanrı-Kut Mete Kağan Destanı, Türk Mitolojisi, Gece Kitaplığı Yayınevi

Yorumlar
Yorum Gönder