-HUNLARIN ATALARI VE TARİHSEL KÖKENLERİ
-İSKİT/SAKA-TİELE-HUN-Tİ-TÜRK BAĞI VE SÖZCÜKLERİN ÇİN KAYNAKLARINDA TELAFFUZ ŞEKİLLERİ
6.6. Sakalar’ın “Türklüğü” Meselesi
Çalışmamızın önceki bölümlerinde Saka ya da Batı dünyasının adlandırdığı şekilde İskitler’in kökenleri hususunda ortaya atılan tezlere, Bizans kaynaklarında geçen Saka-Massaget-Gök-Türk/Türk soy bağlantısına ve son olarak da Sakalara ait insan buluntularının antropolojik bakımdan “Turanî/Turanid” tipe benzerliklerine değinmiştik. Şimdi ise Gök-Türkler’in ana-yurdu kabul edilen *Suo/So* ülkesi ile Güney Sibirya’daki ilk Saka yurtları arasındaki bağlantıya ve bilim adamlarının Saka buluntuları üzerinde yapmış oldukları genetik araştırmalara yer vereceğiz.
Saka gruplarının tamamının “Türk ya da Altay kökenli” olduklarına dair bir iddiamız söz konusu olmamakla beraber kadim zamanlarda Güney Sibirya ve Altay bölgesi yoğunluklu olmak üzere bilhassa bu merkezî sahadan Amu-derya Havzası’na kadar inen engin coğrafyada muhtelif “Türk” kökenli Saka topluluklarının arz-ı endam ettikleri görüşündeyiz. Heredot ve Hippokrat’ın eserlerinde, İskitler’in “yaşam-tarzları”, “sosyo-kültürel yapıları”, “kurgan-gömü” geleneklerine dair verilen bilgilerin, sonraki dönemlerdeki Türk veya daha geniş kapsamıyla Altaylı kavimler ile muazzam derecede örtüştüğü görülmektedir. Daha evvel “Turanî Tip” kısmında da belirttiğimiz üzere insan kalıntılarının antropolojik tetkiki bakımından yoğun bir şekilde dolikosefalik Akdeniz europoid tipine sahip “Pamir Sakaları” hâriç; Tanrı Dağları, Altaylar, Doğu Kazakistan ve Aral bölgesi Sakaları önemli oranda mongoloid unsur karışımları barındıran “Andronovo” modeline, yani Turanî tipe benzemekteydiler. Buna karşın İranistler ise T. A. Mollaev’in de belirttiği gibi hayli ön-yargılı üç “Hint-Avrupacı”nın (J. H. Klaproth, K. V. Müllenhof, V. F. Miller) ortaya attıkları bilimsel metodolojiden uzak bir teorik yaklaşım üzerinden hareket ederek, Eski Çağ kaynaklarında farklı dillerde ve alfabelerde yazılmış, Saka-İskitlere ait olduğu düşünülen herhangi bir etnonim, antroponim vs. alarak, gelişigüzel bir biçimde İranî ve İndî lisanlardaki sözcüklerle karşılaştırmışlar; bunun sonucunda da tüm Saka gruplarını zorlama bir şekilde İranî kökenlere dayamışlar, bu da yetmezmiş gibi bu mesnetsiz hipotezlerini “genel kabul gören” resmî bir tarih anlayışına dönüştürmüşlerdir. Hâlbuki uyguladıkları bu sağlıksız filolojik metod ile herhangi bir kelimenin etimolojisi dünyadaki herhangi bir lisan üzerinden yapılabilmekte ve bu da aslında hipotezlerini ne kadar zayıf temellere oturttuklarını göstermektedir **[63]**.
Hâlbuki, 19. yüzyılda Doğu Sus yakınlarındaki çivi yazılı metinler üzerinde çalışan Mordtmann’ın Saka dilinde tespit ettiği Türkçe ve Fin-Ugor kökenli kelimeler ve bilhassa fiiller [Belge II] – Mordtmann’a göre bu Saka lisanının Ural ve Altay dillerinin henüz ayrılmadığı döneme ait bir dil olduğunu ve Türk-Tatar kökenli olduklarını iddia etmektedir – ile 1969’da Kazakistan’ın Issık bölgesinde bulunan ve “Altın Elbiseli Adam” ile ün yapan Esik Kurganı’nda (M.Ö. V-IV. yy. ile tarihlendirilmiştir) bulunan küçük bir kaptaki Runik yazının Süleymanov tarafından yapılan transkripsiyonu [Belge III] Sakaların ya da onların arasındaki bazı kolların Altaylı olabileceğini önemli ölçüde destekler nitelikte delillerdir **[64]**.
Bunların dışında, özellikle kuzey-doğudaki Sakaların “Türklüğüne” dair çok önemli bir kanıt, Altaylar’daki Pazırık buluntuları arasında yer alan 183 cm x 200 cm ebatlarındaki gayet incelikli dokunmuş bir halıdan gelmekte; yapılan araştırmalarda, bu eski halının Senneh ya da Pers düğümüyle değil de Türkiye’de dokunan halılara özgü olduğu bilinen ve Gördes {Manisa’nın Gördes ilçesi} düğümü ya da diğer adıyla Türk düğümü denilen stilde dokunmuş olduğu tespit edilmektedir **[65]**. Bu arada unutulmamalıdır ki Pazırık Sakaları’nın Yüeh-chih’ler ile özdeşleştirilmesi de söz konusudur **[66]**. Bu bağlamda söz konusu ilişkinin varlığı mevzu bahis ise doğal olarak Pazırık Sakaları, Yüeh-chih’ler ve Türkler arasında güçlü bir bağlantının olduğu ileri sürülebilir.
Daha önce Bizans kaynakları üzerinden hareketle bahsettiğimiz Saka – Massaget – Kermichion – Hun – Gök-Türk bağlantısını bizatihi Sakalar’ın ve Gök-Türkler’in ana yurtları bağlamında tekrar ele alarak hipotezimizi güçlendirmeye çalışacağız. Tarihçiler, filologlar, antropologlar ve etnologlar arasında en azından Bronz Çağı’ndan itibaren çok geniş bir yayılma alanına sahip olan proto-Türkler’in, anayurtlarının neresi olduğu hususunda kesin bir görüş birliği olmamakla beraber, bununla ilgili belli başlı birkaç görüşe kısaca yer vereceğiz **[67]**:
* **a- Dil açısından yer tespit edenler:** Altayların doğusu Wiedeman (1838), Radloff (1891), Kingan/Kadırgan Dağları’nın doğusu Ramstedt (1928), Ligeti (1940), K. H. Menges (1968) 90. boylamın doğusu.
* **b- Çin kayıtlarına göre yer tespit edenler:** Klaproth (1824), Hammer (1832), Castren (1848), Schott (1849), Vambery (1885), Asistov (1896), Oberhummer (1912), E. Posker; Baykal’ın doğusu (1924), W. Koppers (1937); Baykal’ın güneybatısı.
* **c- G. Almasy (1902):** Kırgız bozkırlarıyla Tanrı Dağları veya Altaylar arası, etnolojiye dayanarak O. Menghin (1937): Altay Dağları ile Kırgız bozkırları arası.
* **d- Sanat tarihçisi Strzygowski (1935):** Tanrı Dağları – Kuzey-batı Asya sahası arası, Kültür tarihçisi Zichy (1938): İrtiş Nehri ile Ural Dağları arası.
* **e- Avrasya/Aral Gölü - Tanrı Dağları arası:** Z. V. Togan (1928 ve 1946), Gyula Nemeth (1934), Necip Üçok (1943). Jean-Paul Roux, Türkler’in ana-vatanını Avrasya’nın kuzeyine en uzak doğu uçlarına Sibirya’nın orman ve tayga kuşağına götürmektedir.
Gök-Türkler’in kökenlerine ve ilk yurtlarına dair bilinen en eski bilgileri barındıran Çin yıllıklarında dört temel yer adı görmekteyiz. Esas olarak “Hunlar’ın başka bir soyu” **[68]** oldukları belirtilen Gök-Türkler’in, ilk yaşadıkları bölgelerle ilgili verilen üç yer adı şu şekildedir: Altay Dağları, P’ing-liang ve Hsi-hai (Batı Denizi).
> “T’u-chüe’ler önceden P’ing-liang (şimdiki P’ing-liang Chün) muhtelif Hu’larından idi. Aslında Hunların başka bir soyudurlar. Soyadları A-shih-na’dır. Sonraki Wei (zamanında) T’ai-wu, Ch’ie-ch’ü ailesini yıktı. A-shih-na beş yüz aileyle Juan-Juan’lara sığındı. Chin-shan’da (Altay Dağları) ikamet ettiler... Başka bir rivayete göre ise onların ülkesi Hsi-hai’nin (Batı Denizi: Etsin Göl bataklığı) yukarısında komşu ülke tarafından yıkıldı. Erkek, kadın, küçük-büyük herkes öldürüldü. Henüz on yaşında bir oğlan çocuğu hayatta kaldı...” **[69]**
>
Görüldüğü üzere bu yerler; ana yurtlarıymış gibi verilen P’ing-liang ve/veya Hsi-hai bölgeleri ile kaçarak yerleşmek zorunda kaldıkları ve Çinlilerin onları resmî şekilde tanıdıkları bölge olan Altay Dağları idi. P’ing-liang ile Hsi-hai sahaları bugünkü Doğu Türkistan coğrafyasının Kansu eyaleti civarlarına işaret etmektedir. Yani bu bilgilere göre Gök-Türkler, Sonraki Wei hanedanı zamanında uğradıkları bir saldırı sonucunda, Kansu civarlarındaki yurtlarından kaçarak Altay Dağları’na gelmiş ve buraya yerleşmişlerdir. Lakin yine Çin kaynaklarında, Gök-Türklerin ilk çıktıkları ana vatanlarının Hunlar’ın kuzeyindeki *“Suo/So”* ülkesi olduğuna dair bir rivayet daha bulunmaktadır **[70]**.
CS, PS, TT, TFYK ve WHTK gibi muhtelif Çin kaynaklarından aktarılan bilgilere göre Suo ülkesi Hunlar’ın kuzeyindedir. Bilim adamlarına göre Hunlar’ın kuzeyi olarak gösterilen bu bölge, Altay Dağları’nın kuzeyinde, Yenisey nehrinin kaynaklarının bulunduğu geniş havzada yer alıyordu. Suo ülkesinin yeriyle ilgili kayıtlarda; ülkenin çok soğuk olması Abakan (A-fu), Kem (Chien), Yenisey (Ch’u-che) gibi nehirlerle Batı Sayan dağlarından (Chien-ssu-ch’u-che-shih) söz edilmesi, bu görüşü güçlendiren kanıtlardır **[71]**. Gök-Türkler bir şekilde bu ana yurtlarından ayrılmak zorunda kalmış ya da bu merkezden güneye doğru yayılmışlardı. Neticede bugünkü Kansu bölgesi dolaylarına yurt tutanlar, büyük bir saldırı nedeniyle M.S. 450’lerden itibaren kendilerine yeni bir yurt vazifesi yapacak olan Altay dağlarının güney eteklerine yerleşmişlerdir **[72]**.
“Suo” ülkesi, Sakalar’ın doğudaki asıl ana-yurtları bağlamında da üzerinde durulması gereken çok önemli bir noktadır. Çünkü bu tarif edilen sahalar, esasında bugün Rusya Federasyonu’na bağlı Güney Sibirya’daki Tuva Cumhuriyeti’nin Turan bölgesinde tespit edilen ve Erken Sakaların en kuzey-doğudaki mirasçılarına ait olan *Arjan/Arzhan Kurganlarıyla* (I-II) **[73]** bağlantılı yerlerdir. Geniş kapsamda Altay dilli ve bilhassa da Türk dilli Sakaların mevcudiyeti, onların ata-soyları bağlamında Kuzey Ti’leri {Kızıl Ti, Ak Ti, Hsien-yün, Ting-ling, Kao-che, T’ie-le/Töles, Dokuz Oğuz-On Uygur}, Hunlar ve Gök-Türkler ile olan bağlantıları bakımından bilhassa ehemmiyet arz eden bir meseledir. N. Aristov **[74]**, onu takip eden L. P. Potapov **[75]** ve ayrıca O. Pritsak Suo/So ülkesinin yeri hususuna değinmişlerdir. Pritsak So/Suo’yu Yakutların kendilerine verdiği isim olan *Sakha/Saka/Saha* ile özdeşleştirmiştir **[76]**. Pritsak’dan önce Şiratori, Usunları Aşina ailesi ve Türkler ile ilişkilendirdiği çalışmasında Suo’nun 索, *Sai* ya da *Saka/Sacae*’nin transkripsiyonu olabileceğini söylemiştir **[77]**.
Türk tarihi konusunda önemli Çin kaynaklarının okunup tartışılmasında katkıları olan yakın zamanların önemli Çinli tarihçisi Yu Taishan da Suo’nun [Çince transk. *Sheak*], Sai ya da Saka/Sacae’nin başka bir transkripsiyonunun olabileceğini, böylece Yüeh-chih ve Usunlar ile Türkler arasındaki ortak bazı unvan ve kelimelerin nereden gelebileceğinin de böylelikle açıklanabileceğini belirtmiştir **[78]**. Zuozhuan, Lüshi Chunqiu, Guanzi, Yizhoushu gibi Ch’in hanedanı öncesi kayıtlarda, Jung’ların *Yun* soyadlı kavimlerinden olan *Suoju*’ların, transkripsiyonunu [*Sai-kia*] olarak vererek Taishan, bu kavmi M.Ö. II. yy. ortalarında Greko-Baktriya krallığına son veren Strabo’da geçen 4 meşhur Saka halkından *Sacarauli/Sakarauli*’lerle özdeşleştirmiştir **[79]**. Binaenaleyh belirtmekte yarar vardır ki Yu Taishan, Saka – Yüeh-chih ve Usunlar’ın etnik orijinleri hususunda bilimsel yargıdan uzaklaşarak diğer birçokları gibi pan-İranist bir pozisyon izlemekten geri durmamış, konuyu birazcık tartışsa da kısa ve analitik yargılamadan uzak analizleriyle onları topyekûn Hint-Avrupa dilli İndo-europoidler olarak kimliklendirmiştir. Birçok önemli araştırmayı adeta bir mutasyon şeklinde saran söz konusu bu pan-İranist geleneksel tutuma ise en iyi cevap yine tamamen bilimsel ve yorumdan uzak genetik çalışmalardan gelmiştir.
Son dönemlerdeki genetik testler bilhassa Doğu-Kuzeydoğu Sakaları’nın soy haritalarının en çok günümüz Türk kavimleriyle (Altay kiji, Uygur, Kazak) ve bazı Ugor unsurlarla (Samoyi Selkup’lar gibi) eşleştiğini göstermiştir **[80]**. İnsan kalıntıları ve mumyalarından alınan örnekler üzerinde yapılan DNA analizleri sonucunda, Saka menşe’li Altayların kadim Pazırık Kültürü halkının (S. I. Rudenko ve M. P. Gryaznov (Pazırık Nekropolü), V. D. Kubarev (Yusid, Ulandrık, Sailugem gömü kompleksleri); N. V. Polosmak ve V. I. Molodin (Ukok Platosu); Samaşev ve Francfort (Berel Nekropolü); Molodin, H. Parzinger ve D. Tseveendorj (Olon-Kurin Gol nekropolü)] **[81]** genetik açıdan bilhassa günümüz etnik Altaylıları {yani Altay Türkleri} ile çok yakın akraba oldukları, bunun dışında yine günümüz Türk boylarından Uygurlar ve Kazaklar ile Batı Sibirya’nın Ural dilli kavimlerinden Samoyed Selkup’larla da yüksek oranlarda genetik akrabalıkları tespit edilmiştir **[83]**. Ortada tartışmaya yer olmayan bilimsel veriler dursa da Molodin gibi görüşleri dayanaktan yoksun bilim insanları bu sonuçları bile hâlâ “İranî-Samoyî” gibi göstermektedir. Hâlihazırda “DNA analizleri hiçbir İndo-İranî ya da İndo-Europoid halkla eşleşmeyip neden Türk ve Ugor menşeli kavimlerle eşleşmiştir?” şeklinde bir soruyu acaba Molodin kendisine sordu mu bilemiyoruz.
Görüldüğü üzere özellikle Batılı bilim adamları, neredeyse tamamını Türk boylarının oluşturduğu Batı Avrasya gen havuzunu adeta iranî ya da europoid olarak sunma eğilimindedirler – Doğu Avrasya gen havuzunda ise Moğol, Tunguz, Sibirya ve bazı Ugorik kavimlerin yanı sıra yine birçok Türk halkı da bulunmaktadır. Halbuki Batı Avrasya gen havuzunun üyeleri olan günümüz Türk kavimlerinin bireyleri – bu gen havuzunun mensupları özellikle Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan ve Güney Altay sahası Türkleridir – fizik antropolojik özellikleri bakımdan kendi aralarında büyük benzerlikler gösterirlerken, bölgedeki Hint-Avrupa dilli kavimlerden {İranlı, Hintli, Slavik popülasyonlar, Belluci, Peştu vs.} ciddi şekilde ayrılırlar. Dolayısıyla bu gen havuzunun “Avrasya Türk halkları gen havuzu” veya buna benzer bir isimle daha spesifik bir biçimde adlandırılmasının uygun olacağı kanısındayız.
Son dönemlerde yapılan çalışmalar neticesinde Sakalar ve bilhassa da Gök-Türkler’in ana-yurdu kabul edilen Güney Sibirya’nın (Altay dağları civarları ile Sayan dağlarının batısı) aynı zamanda proto-Türkler’in de ana-yurdu olması ihtimalini kuvvetli görüyoruz. Neticede tüm bu bilimsel çalışmaların ışığında, Sibirya Sakaları, Yüeh-chih’ler ve Türkler arasında yakın sosyo-kültürel kodlarının ve coğrafî ortaklıkların yanısıra çok güçlü genetik akrabalıkların da bulunduğunu açık bir şekilde söyleyebiliriz.
Kaynak Eser: Egemen Çağrı MIZRAK. Bozkır Kavimleri, M.Ö. VII. Yüz- yıldan M.S. VI. Yüzyılın Ortalarına Kadar Batı Türkistan ve Kuzey Hindistan’daki Bozkırlılar, Ötüken Yayınları, İs- tanbul, 2017, ss. 316, ISBN: 978-6-051-55589-8
Sayfalar: 265-271 arası
(Konu ile ilgili bilgi almak isteyenlerin kitabın tamamını okumalarını öneririz)
Kaynakça (Dipnotlar)
* **[63]** Anatole A. Klyosov, "The Principal mystery in the relationship of Indo-European and Turkic linguistic families, and an attempt to solve it with the help of DNA genealogy: reflections of a non-linguist", *Journal of Russian Academy of DNA Genealogy*, 2010, s. 5-7.
* **[64]** İlhami Durmuş, *İskitler (Sakalar)*, s. 21.
* **[65]** Findley, *The Turks in World History*, s. 25-26.
* **[66]** Gumilev, *Hunlar*, s. 55 (dn. 54).
* **[67]** Reha Oğuz Türkkan, "Türk Tarih Tezleri", *Türkler*, c. I, 2002, s. 417. Ayrıca bkz. R. O. Türkkan, "Türklerin İlk Yurdu ve Yayılış Sahaları", *Türk Dünyası El Kitabı (Giriş Bölümü)*, c. I, b. 2, s. 3; Kafesoğlu, a.g.k., s. 48-49; Roux, *Türklerin Tarihi*, b. 3, s. 50-51.
* **[68]** [CS (50), s. 909; PS (99), s. 3285; TT (197) 1067c; TFYK (958) 23/a, (967) 8/a-b; WHTK (343), 2687a]: bkz. Ahmet Taşağıl, "Gök-Türklerin Menşei Problemi", s. 419 (dn. 4); Taşağıl, *Gök-Türkler (I-II-III)*, s. 9.
* **[69]** A. Taşağıl, *Gök-Türkler (I-II-III)*, s. 95, 110.
* **[70]** Gök-Türklerin menşeiyle ilgili olarak 2 ana efsane vardır. Bunlardan biri herkesin malumu olduğu üzere dişi bir kurttan türeme efsanesidir. Diğeri ise işte bu *Suo* ülkesinden neşet etme hadisesidir: [HTS (*Hsin T’ang-Shu*) 215A, s. 6028; TFYK (956), 31a; TT (197), 1067c] bkz. Taşağıl, "Gök-Türklerin Menşei Problemi", s. 419-420; Taşağıl, *Gök-Türkler (I-II-III)*, s. 9-10.
* **[71]** Taşağıl, "a.g.m.", s. 420.
* **[72]** S. V. Kiselev, *Drevnaya İstoriya Sibiri*, 1951; A. Bernstam, *Sotsialno-ekonomicheskiy stroy Orhono-Yeniseyskih Tyurok*, (VI, VII), Moskva-Leningrad, 1946: bkz. Ahmet Taşağıl, "Gök-Türklerin Menşei Problemi", s. 420 (dn. 9).
* **[73]** Batı Sayan Dağları ile Tannu Dağları arasında yer alan Tuva/Tiva’da, Yenisey Nehri’nin bir kolu olan Uyuk Irmağı kenarında bulunan (Turan bölgesi) Arjan kazı-alanı, Saka Çağı’nın en önemli merkezlerinden biridir. İlk çalışmalar M. P. Gryaznov tarafından 1970’lerde yapıldı (Arjan-1).
* **[74]** So/Suo ülkesini ve T’u-chüe’lerin (Türk) kökenini Güney Sibirya’da Altayların kuzeyindeki Biya nehrinin yukarı mecralarında Kuu/Kuğu nehirleriyle birleştiği Yukarı-Çelkandı bölgesine ve orada yaşayan Kumandı ve Çelkandı (Kuu-kiji) boylarına bağlamaktadır; bkz. L. P. Potapov, *Etniçeskiy sostav i proishojdeniye altaytsev*, Nauka, Leningrad, 1969, s. 54.
* **[75]** L. P. Potapov, a.g.k., 1969, s. 54.
* **[76]** O. Pritsak, (1959b), "Das Abakan- und Čulymtürkische und das Schorische", *Philologiae Turcicae Fundamenta*, ed. J. Deny, Franz Steiner Verlag, Wiesbaden, s. 600 (598-640).
* **[77]** Shiratori Kurakichi (1941-1), "Uson ni Tsuite no Ko" (A Study of the Wusun).
* **[78]** Taishan, "The Origin of the Kushans", s. 15.
* **[79]** Taishan, "A Study of Saka History", s. 2, 23, 33.
* **[80]** M. Gonzalez-Ruiz et al., "Tracing the Origin of the East-West Population Admixture in the Altai Region (Central Asia)", s. 9, 10; V. I. Molodin, "The Frozen Scythian Burial Complexes of the Altai Mountains: Conservation and Survey Issues", s. 26.
* **[81]** V. I. Molodin, "The Frozen Scythian Burial Complexes of the Altai Mountains: Conservation and Survey Issues", s. 25.
* **[82]** "Elimizdeki Pazırık grubu örnekleri genetik açıdan günümüz Altaylılarından hiçbir dikkat çekici farklılığı yoktur"; bkz. M. Gonzalez-Ruiz et al., "Tracing the Origin of the East-West Population Admixture in the Altai Region (Central Asia)", s. 9, 10.
* **[83]** Molodin, "a.g.m.", s. 26.
HUNLARIN ATALARI VE TARİHSEL KÖKENLERİ
HUN-Tİ-TÜRK BAĞI VE SÖZCÜKLERİN ÇİN KAYNAKLARINDA TELAFFUZ ŞEKİLLERİ
Çinli araştırmacılar kendi kaynaklarında geçen *Hsiung-nu/Xiongnu* yani Hun kavmiyle bağlantılı isimleri ortaya çıkarmış ve konuya ışık tutmuşlardır. Çin tarih yazınında, yabancı göçebe kavimler arasında bulunan bir takım "menşe birlikteliklerine" işaret eden önemli ipuçlarından, eski zamanlarda kullanılan değişik Çince karakterler, Çin devlet ve prensliklerinin hüküm sürdükleri farklı bölgelerde kullanılan diyalektler, gramer ve transkripsiyon incelemeleri gibi muhtelif alanlarda yapmış oldukları araştırmalar ile kroniklerde *Hsiung-nu* adıyla geçen kavmin geleneksel bağlarını ve akraba topluluklarını tespit etmeye çalışmışlardır. *Shih-chi* ve sonraki Çin kaynaklarının oluşturduğu geleneksel temel üzerinden hareketle Çinli bilim adamlarının büyük çoğunluğu Hsiung-nu’ları erken dönem kayıtlarındaki Jung – Ti – Hsien-yün gibi birkaç halkın torunları ve Türkler ile Moğolların da ataları olarak görürler [68]. Yukarıda Kuie-fang – Shang savaşlarından bahsederken de adından söz ettiğimiz ve kendisi Çin klasik kaynakları konusunda ün yapmış en iyi bilim adamlarından biri olan Wang Kuo-wei, yaptığı araştırmalar sonucunda *Kuei-fang/Guifang, Hsien-yün/Xianyun, Hun-i/Hunyi, Hsün-yü/Xunyu, Ch’üan-Jung/Quan Rong, Ti/Di* ve *Hu* adlarının tümünün daha sonradan ortaya çıkacak olan *Hsiung-nu/Xiongnu* yani Hunlar için kullanıldığını düşünmektedir [69].
Liang-Ch’i-ch’ao ve 1930’ların diğer bazı tarihçileri de bu görüşü desteklemişlerdir. Meng Went’ung 1958’de yayımlanan makalesinde *Kuei-fang, Ch’üan-jung, Hun-mi* ve *Hsien-yün*’lerin hakiki Hsiung-nu’lar olmadıkları, fakat Hsiung-nu’ların atalarıyla ilişkili olduklarını söylemiş; Huang Wen-pi de *Kuei-fang, Hun-mi* ve *Hsien-yün*’lerin Hsiung-nu’lardan daha ziyade proto-Tibet kökenli Ch’iang’lar ile bağlantılandırarak Hsiung-nu devletinin ortaya çıkışını sağlayan ve çekirdeğini oluşturan yegâne etnik grupların ise yalnızca Lin Hu ve Loufan’lar olduğunu iddia etmiştir [70]. Yine çağımızın meşhur Çinli araştırmacılardan biri olan ve bu mesele hakkında geniş çaplı incelemelerde bulunan Yu Taishan da *Hun, Kun/Gun, K’un/Kun, Ch’üan/Quan, Huan, Ch’üan Jung/Quan Rong, Hun-yü/Hunyu (ya da Yün-yü/Yunyu), Hsün-yü/Xunyu, Hsien-yün/Xianyun* ve son olarak *Hsiung-nu/Xiongnu* isimlerinin aslında aynı adın farklı transkripsiyonları olduğu sonucuna varmıştır [71].
Yukarıda bahsettiğimiz araştırmacılar gibi Hsiung-nu’ların esas nüvesini, linguistik temelli fonetik benzerlikler üzerinden hareketle bilhassa *Hsien-yün, Hun-yü* ve *Kuei-fang*’larla ilişkilendiren ünlü Çinli âlim Lin Kan, konuya farklı bir perspektiften daha bakmıştır. Ona göre Savaşan Devletler Dönemi’nde yaşayan bazı Jung ve Ti kabileleri birleşerek hiç de hafife alınmayacak bir biçimde gelişme kaydetmişler ve bir nevi “medeniyet dairesine” dâhil olmuşlardır. Daha sonrasında da bu “uygarlaşmış yabancılar”ın Sarı Nehir havzasına yerleşen grupları Çin devletleri arasında eriyerek zamanla Çinlileşmiş, bilhassa Gobi’nin kuzey ve güney kesimlerinde aktif olan grupları ise Hsiung-nu devletini tesis etmişlerdir. Tung-hu’lar gibi bu cepheye dâhil olmayan uzak-kuzey ve kuzey-doğu’daki gruplar ise daha ilkel bir aşama olan kabile-düzeni evresinde kalmışlardır. Bu nedenledir ki Hsiung-nu’lar etnik kompozisyon olarak Gobi Çölü’nün kuzey ve güneyinde aktif rol oynayan tüm kavimlerden (yani *Hun-yü, Kuei-fang, Hsien-yün, Jung, Ti*) meydana gelen karışık bir topluluktur. Lin’in Çin’in medeniyet dairesinden nasiplenen Ordoslu yabancılar hakkındaki yorumu çok önemlidir; zira Hunların çelik gibi doslu yabancılar hakkındaki yorumu çok önemlidir; zira Hunların çelik gibi bir askerî-idarî organizasyona sahip, ekonomik ve politik stratejileri olan tarihte bilinen ilk teşkilatlı bozkır imparatorluğu olması belki de bu sebeplerden kaynaklanmıştı. Esasında bu kavimlerin tamamı, tüm gruplarıyla birlikte söz konusu coğrafyada aktif değildi. Bilhassa geniş Ti ve Jung kavimleri arasında, Çin merkezî ülkesine daha uzak bölgelerde arz-ı endam eden kolların da olduğu aşikârdır [72].
Esasında Çin kaynaklarından hareketle Kingsmill, 1870’lerin sonunda, Chou’ların efsanevi ülkesi Ban’daki kadim düşmanları *Dik/Tik* ve *Hsien-yün*’ler üzerinden giderek köpek kabilesi dediği *Dik-Ti-Tu*’ları ifade eden karakterin Çinliler tarafından “Türk kavimlerini” tanımlamak için kullanıldığını iddia etmiştir [73]. Nitekim kendinden sonra yapılan çalışmalarla birlikte Çin kaynaklarındaki *Ti* etnonimi, “Türkleri” ifade eden bir ismin erken dönem bir transkripsiyonu olarak alınmaya başlanmıştır. Çinli bilim adamı Ma Ch’ang-shou da 1962’de yaptığı çalışmada Kuzey Ti’leri ve Hsiung-nu’lar arasındaki bağlantıyı hipoteze etmiştir [74]. *Ch’üan/Quan* (köpek) [75], *Hsien/Xian* (uzun ağızlı köpek) [76] ve *Ti/Di* (köpek + ateş) [77] köklerinin anlamlarına bakıldığında aslında ister Merkezî Ülke’nin batısında, ister kuzeyinde otursunlar, Hunlar ve dolayısıyla da Türklerle bağlantılı ortak bir ceddin yani Çinlilerin “Köpek Kabileleri” diye adlandırdığını düşündüğümüz bir topluluğun farklı yönlere göç etmiş ve farklı isimler almış kolları olduğu görülmektedir [78].
Esasında Çinli olmayan “yabancıların” adlarının yazımında kullanılan karakterlerin transkripsiyonlarında yaşanan zorlukların en önemli sebebi, bağımsız Çin devletlerinin birleştirilmesi ve ortak yazı formuna geçen merkezî bir Çin devleti yaratılması projesinin ancak M.Ö. III. yüzyılın son çeyreğinde Ch’in Hanedanlığıyla birlikte başlamasıdır [79]. Bundan dolayı da Ch’in ve Han dönemi kayıtlarıyla birlikte kavim ve devlet adlarının yazımında bir nevi resmî bir dile geçilmiş, bu da sonraki dönem kavim, devlet ya da boyların transkripsiyonları ve okunuşlarında ortak bir form sağlayarak şecere tespitinde kolaylıklar sağlamıştır.
Yeni bölümümüze geçmeden önce, son olarak Hun devletiyle ilgili bilim çevrelerini yıllardır meşgul eden ve bölen bir başka önemli soruya kısaca temas edeceğiz. Bazı araştırmacılar Çin kaynaklarında geçen *Hsiung-nu* yani Asya Hunlarını Avrupa Hunları ya da Hindistan Hunları’ndan ayırırken, bazıları da bunların birbirleriyle bağlantılı olduklarını düşünmektedirler. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere Çin kaynaklarında *Hsiung-nu*’lar ve *Hsien-yün* gibi geçmiş bağlantıları bulunan kavimlerin adları üzerinde yapılan linguistik çalışmalar bu adların *Hun/Kun/Gun* şeklinde bir transkripsiyonu olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca arkeolojik bulgular ve tarihsel kanıtlar sayesinde artık günümüzde bilim adamlarının büyük bir bölümü Hunlar’ın tüm Avrasya boyunca birleşik bir imparatorluk kurduğunu ve değişik coğrafyalardaki Hun unsurlarının gerek diplomatik gerek ticarî ve askerî alanlarda birbirleriyle ilişki içinde bulunduklarını kabul etmektedir [80]. Zaten bugün çoğu bilim adamı da Çin kaynaklarında yazılan “Hsiung-nu/Xiongnu” biçimini; Soğd. *xwn* [81] (belki MS. IV. yy başlarında; sonraki Soğdca biçimi *gwn* idi), Eftalit paralarında geçen *OIONO*’yu Latin ve Bizans kaynaklarında *Chunni, Chionitae, Hunni, Χοῦνοι, Οὔννοι, Χουννί, Οὐαρχωνίται* vb., Orta Pers. *Hyaona, Hyôn (Xiyon)*, Sür. *Hûn, Erm. Hon-k’*, Hint metinlerindeki *Hûna*, Harezm. Hun ve Hotan metinlerindeki *Huna*’nın kaynağı olarak görmektedirler [82]. Neticede, kesin olarak kanıtlanmasa da ilk kez Fransız oryantalist De Guignes tarafından ortaya konulan Hsiung-nu = Hun tanımlaması bilim camiasında genel kabul görmüş bir tespit olarak karşımızda durmaktadır [83].
Kaynak Eser: Egemen Çağrı MIZRAK. Bozkır Kavimleri, M.Ö. VII. Yüz- yıldan M.S. VI. Yüzyılın Ortalarına Kadar Batı Türkistan ve Kuzey Hindistan’daki Bozkırlılar, Ötüken Yayınları, İs- tanbul, 2017, ss. 316, ISBN: 978-6-051-55589-8
Sayfalar: 103-106 arası
(Konu ile ilgili bilgi almak isteyenlerin kitabın tamamını okumalarını öneririz)
Kaynakça (Dipnotlar)
* **[64]** Csornai, "a.g.m.", s. 30; Di Cosmo, *Ancient China*, s. 165. Chang Yen/Zang Yen, *So-yin/Suoyin*'de (*Saklı Manâlar Rehberi*, VIII. yy.), Le Yan ise *Guadipu*’da (Soya Dayalı Yaşam-alanı: Suoyin de alıntı yapılan uzun-kayıp bir kitaptır) Chun-wei’den bahsetmişlerdir. Lakin Le Yan, ondan Hsün-yü/Xunyu adıyla bahseder. Wei Chao’nun görüşlerine katılan K. Csornai, aslında Chun-wei ve Hsün-yü’nün aynı adın farklı aksanlara bağlı transkripsiyonları olduğunu ve ikisinin aynı isim olduğunu söyler; Csornai, "a.g.m.", s. 31 (dn. 4).
* **[65]** Di Cosmo, *Ancient China*, s. 165.
* **[66]** Di Cosmo, a.g.k., s. 300-301.
* **[67]** Yuri A. Zuev, "The Strongest Tribe – Ezgil –", s. 37.
* **[68]** Di Cosmo, a.g.k., s. 165.
* **[69]** Zhang He, "a.g.m.", s. 12.
* **[70]** Di Cosmo, a.g.k., s. 165.
* **[71]** Taishan, "A Hypothesis about the Source of the Sai Tribes", s. 129; bkz. Zhang He, "a.g.m.", s. 12.
* **[72]** Lin Kan, *Hsiung-nu shih-liao hui-pien*, s. 1-4; bkz. *Ancient China and It's Enemies*, s. 166.
* **[73]** Thos. W. Kingsmill, "The Migrations and Early History of the White Huns; Principally from Chinese Sources", 1878, s. 289.
* **[74]** Di Cosmo, *Ancient China and It's Enemies*, s. 163-164, 166. Çalışmamızın ilerleyen kısımlarında Ak-Ti – Kızıl Ti’ler de dâhil olmak üzere Ti kavimlerinin Türk kavimleriyle olan tarihsel ve etnik bağlantılarına değineceğiz.
* **[75]** Taishan, "A Hypothesis about the Source of the Sai Tribes", s. 126.
* **[76]** Taishan, "A Hypothesis about the Source of the Sai Tribes", s. 126.
* **[77]** Han Hanedanlığı Tarihinde "Batı Bölgeleri", s. 16 (dn. 37).
* **[78]** Aslında Hunların Ti ve Jung’lar ile bağlantıları hususunda ilginç bir bilgi de Şanyü Hu-han-yeh'in Han Çini’ne tâbi olma arifesinde... (dipnot devam ediyor).
* **[79]** Obrusánszky, "a.g.m.", s. 56.
* **[80]** Borbála Obrusánszky, "State Structure of the Huns", s. 56.
* **[81]** Hsiung-nu/Xiongnu – Hun aynileştirmesinde bilhassa Soğdca *Xwn* kelimesi ayrı bir ehemmiyeti haizdir. MS. 311’in hemen sonrasında İpek Yolu’nun doğu ucunda kuvvetle muhtemel Su-chou’da yaşayan Soğdlu bir tüccarın Semerkand’daki başka bir Soğdlu tüccara gönderdiği Soğdca mektupta Çin başkenti Lo-yang’ın *Xwn*’lar tarafından tarumar edildiğini haber vermiştir. Bu *Xwn*’lar kronolojik olarak Güney Hunlarından başkası değildir. Dolayısıyla da bu belge Hsiung-nu – Hun eşleştirmesi açısından çok büyük önem arz etmektedir: bkz. W. B. Henning, "The Date of the Sogdian Letters", s. 608-615; D. Sinor, "The Hun Period", s. 178-79.
* **[82]** P. B. Golden, *Türk Halkları Tarihine Giriş*, s. 47.
* **[83]** D. Sinor, "The Hun Period", s. 177.
Yorumlar
Yorum Gönder