TÜRK BAYRAĞININ KÖKENİ, KÜN-AY SEMBOLÜ VE ANLAMI HAKKINDA:
Bayrak, bir ulus ve ülkenin millî sembolüdür. Türk Ulusunun ve Türkiye’nin millî bağımsızlık sembolü ise; kökleri MÖ 10.000’lerden daha eski tarihlere dayanan Hun ve Göktürkler döneminde madeni paralara basılan, eski Türk yazıtlarında Kün-Ay adı verilen ve günümüzde Ay-Yıldız sembolü ile ifade edilen; rengini şehitlerimizin al kanından alan, ölçü ve ebatları kanunla belirlenmiş şanlı Türk Bayrağıdır.
Kök teŋride esiz kün ay ermiş, yagız yėrde esiz ėl kan ermiş.
Mavi göğün kutlusu güneş ve ay imiş, yağız yerin kutlusu El (Yurt/Ülke) ve Han imiş.
Yenisey Bengü Bitik Taş (Türk Tamga Yazısı) E-147 (Yeerbek/Erbek)
Görüldüğü üzere, Göktürkler öncesi döneme ait Elegeş ve Begre eski Türk yazıtlarında Türklerin kadim sembolü olan ve günümüzde Türkiye Cumhuriyeti bayrağında yer alan on bin yıllık Türk sembolü Ay-Yıldız, “Kün ve Ay” olarak ifade edilmiştir. Nasıl ki dünyamızı Güneş ve Ay aydınlatmakta, yaşam için gerekli ışık ve ısıyı sağlamaktadır; aynı şekilde yazıtlarda da ölen kişinin yaşamının sona erdiği, Tanrı’nın bahşettiği yaşam ışığını kaybettiği “Kün ve Ay” tabirleriyle benzetme yapılarak anlatılmıştır. Bu nedenle Tanrı’nın bahşettiği yaşam kaynağı “Kün ve Ay” sözcükleriyle betimlenmiştir.
Elegeş Yazıtı’nda “Gök-Tanrı” ifadesinden sonra “Kün ve Ay” kavramlarının geçmesi, Türklerin Tanrı’ya inandığını; Güneş ve Ay’a ise tapmadığını açıkça göstermektedir. Burada “Kün ve Ay” kavramları, Tanrı’nın bahşettiği yaşam ışığının sönmesi ve Tanrı’ya kavuşma anlamındadır. Yazıtlarda geçen “Azdım” tabiri ise yanlış biçimde “dalalete düşmek” olarak çevrilmektedir. Oysa “Azdım” burada “sınır dışına çıkmak”, yani ruhun bedeni terk ederek Tanrı’ya kavuşmasıdır.
“Kün ve Ay” kavramı yalnızca Türk yazıtlarında değil, kadim Türk atasözlerinde de yer almaktadır. Örneğin bir Moğol atasözü şöyledir:
Atasözü (Türkçe):
Akıl denizi kitaptan,
Su denizi kaynağından başlar.
Kötü düşünceli insanın içinde kara taş,
İyi düşünceli insanın içinde güneş ve ay vardır.
Kötülüğü unutma,
İyiliği kötüleme.
Kötüyü görmektense,
İyiyi dinle.
Yalnızken kendine dikkat et,
Topluyken sözüne dikkat et.
Kitaptan korkan insan,
Bilgeliğe erişemez.
Moğolca:
Uhaan Dalai nomoos ehtei,
Usan Dalai bulgaas ehtei.
Buruu sanaatai hünii dotor bul har çuluu,
Saihan sanaatai hünii dotor sar naran.
Muug büü mart,
Sainıg büü muul.
Muu üzsenees,
Sainıg sons.
Gantsaaraa baihad biyee şinj,
Oluulaa baihad ügee şinj.
Nomnoos aisan hun,
Erdem surdaggüi.
Buradan da anlaşılacağı üzere Güneş ve Ay, Tanrı’nın bahşettiği yaşam, bilgelik ve iyilik ışığı olarak görülmektedir.
Türklere ait Altay Yaratılış Destanı’nda evreni yaratan Tanrı Kayra Han (Kuday), kibire kapılan ve bencilleşen kişiye şöyle seslenir:
“Artık sen günahlı oldun, bana karşı geldin. Kötülük düşündün. Bundan sonra sana uyanlar senin gibi kötülük düşünenler olacak; bana uyanlar ise iyi ve pak kişiler olacak, güneş ve aydınlık yüzü görecek.”
Burada da Güneş ve Ay, iyilik yapan kişinin öldükten sonra Tanrı’nın ilahi ışığına kavuşmasını simgelemektedir. Dolayısıyla Ay-Yıldız/Kün-Ay sembolü, Türkler için Tanrı’nın ilahi ışığını, iyilik için mücadele edenlerin sembolünü ifade etmektedir.
İslam öncesi Türklerin Gök-Tanrı inanç sisteminde gökyüzü, Tanrısal kuvvet, kudret ve ihtişamın tecellisi olarak büyük önem taşımaktadır. Türkler tarih sahnesine çıktıklarından itibaren gökyüzünü gözlemlemiş, astronomi ve kozmolojiyle yakından ilgilenmişlerdir. Zamanı belirlemede ve yaşamın devamı için en önemli iki unsur olan Güneş ve Ay, başlıca semboller olarak kullanılmış ve “Kün/Ay” şeklinde ifade edilmiştir.
Bugün şanlı Türk Bayrağı’nda yer alan Hilal ve Yıldız sembolünün kökeni de bu kadim “Kün-Ay” sembolüne dayanmaktadır. Hilal Ay’ı, yıldız ise Güneş’i sembolize etmektedir. Bu sembol M.Ö. 10.000’lerde Türkler tarafından inşa edildiği iddia edilen Çin topraklarındaki “Beyaz Piramit”te, Hun, Göktürk, Selçuklu ve Osmanlı paralarında, tarihi yapılarda, alem ve sancaklarda kullanılmıştır. Proto-Türkler tarafından kullanılan “Kün-Ay/Ay-Yıldız” sembolü, Anadolu’da M.Ö. 10.000’lerde inşa edildiği iddia edilen Göbeklitepe’de, Nemrut Dağı kurganlarında, Harran Beli Ussur kabartmasında, Hitit Güneşi’nde, Anadolu antik sikkelerinde ve M.Ö. 4000’lerde Sümer medeniyetine ait paralarda da görülmektedir.
Bu durum, Türklerin Anadolu’da on bin yıldır var olduğunu ve Sümerler ile Göbeklitepe yapısı arasında Proto-Türk kültürel ilişkisini gösteren en önemli görsel kanıtlardan biridir.
Fatih Mehmet Yiğit
TÜRKOLOJİ MAKALELERİ
.jpg)


%20(1).png)





































.jpg)


.jpg)


.jpg)
.jpg)


.jpg)


.jpg)





































%20(1).png)





Yorumlar
Yorum Gönder