İzleyeceğiniz görüntüler yabancı arşivlerden alınmıştır ve tamamen gerçektir. 1.Dünya savaşında Arap yarımadasında/güney cephelerde yokluk içinde cansiper savaşmış, sırtından hançerlenircesine gördüğü ihanetler yüzünden  İngilizlere ve onların  kışkırttığı Araplara esir düşmüş Türk Askerlerini göstermektedir. Günlerce aç, susuz, yaralı ve hasta yürütülen Türk Askerleri uzak ülkelerdeki ölüm kamplarına götürülmektedir.

Tarih konusunda uzman ve akademik kariyere sahip değerli hocalarımızın hoşgörüsüne sığınarak yerli ve yabancı kaynak kitaplardan edindiğim bazı bilgileri siz dostlar ile paylaşmak istedim. 

1.Dünya savaşı başladığı günde (Cihad-ı Mukaddes ilanı 14 Kasım 1914)  Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı güne kadar 2.850.000 asker mevcudunun  941.480 ölü, 990.000 yaralı ve hasta, 358.520 esir ve kayıp olmak üzere 2.290.000 kişi savaş dışı kalmıştı. 

Tarihçilerin ortak fikir ve tespitine gore, kayıt ve arşiv yetersizliğinden dolayı esirlerin net sayısı bilinmemekle beraber, kayıplar dikkate alınmadığında, sadece esir kamplarında fiilen yaşayan/bulunan Türk Askerlerinin sayısı kesinlikle 200.000 üzerindedir. 

Türk Askerleri en çok güney cephesinde (Arap yarımadasında) İngilizlere ve onların işbirlikçilerine (Avustralya, Hindistan ve Araplar vs.) esir düşmüşlerdir. Belgelere gore, Osmanlı devletinin elinde, itilaf devletlerinden toplam 21.506 asker esir bulunmaktaydı. 

Güney Cephelerde (Irak, Sina, Filistin, Hicaz, Yemen vs.) Esir düşen Türk Askerleri, çok farklı sayıda kamplara götürülmüştür. Bunlar, Hindistan Kampları (Superpur Kampı, Ahmet Nagar Kampı, Belgaum Kampı, Bellary Kampı, Kalküta İstasyon kampı, Kataphar Kampı, Tongnung Kampı,  Thatmyo Kampı, Schwebo Nekahet Kampı, Meiktila Kampı, Rangoon Karantina Kampı) Mısır Esir Kampları (Heliopolis Kampı, Abbassiah Hastanesi/Kampı, Maadi Kampı, Mısır Hilal-i Ahmer Hastanesi/Kampı, Kahire Kalesi Kampı, Ras-el-tin Kampı, Seydibeşir Kampı, Bilbeis Kampı, Kasrı Nil Kışlası/Kampı), Kıbrıs Adası Esir Kampları, Malta Adası Esir Kampı, Man Adası Esir Kampı, Yunanistan Esir Kampları, Irak Esir Kampları (Basra, Bağdat-Geçici Toplanma Kampları) ve Burma Esir Kamplarıdır. (Kızılhaç Arşivleri)

(Doğu Cephesinde esir olan Türk Askerleri ise Rusların denetiminde olan Erzurum, Kars gibi toplanma yerlerinden sonra, Tiflis Esir Kampları, Bakü/Nargin Adası Esir Kampları, Moskova Esir Kampları ve Sibirya Esir Kamplarına gönderiliyordu.)

Esir Türk Askerlerinin büyük çoğunluğu bu esir kamplarında planlı şekilde imha edilmiş ve malaria (sıtma), diarrhoea (ishal), trohom, yaralanma, zehirlenme başta olmak üzere, zihinsel ve sinirsel(dikenli tel hastalığı) rahatsızlıklar gibi çeşitli hastlalıklar da vesile kılınarak katliama maruz kalmıştır. Hayatta kalabilen çok az sayıdaki Türk Askerleri ancak 1924 yılından sonra Anadolu’ya dönebilmişlerdir.

Bunların arasında, en acımasız ve en insafsız zulüm, işkence ve vahşetler Mısır Esir Kamplarında yaşanmıştır. Bu kampta, esir Türk Askerlerine zorunlu yemek olarak ölmüş ve kokmuş beygir ve katır etleri yedirilmiştir. Türk Askerlerinin çoğunluğu bu sebeple dizanteriye ve "pellagra" denilen uyuzdan daha beter illet bir hastalığa tutulmuş ve acılar içinde şehit düşmüşlerdir. 

Güneş altında perişan olan, kavurucu kumlardan kan çanağına dönen Esir Türk Askerlerinin gözleri, hususi götürüldükleri Abbassiah hastanesinde, bu sefer cellat doktorlar tarafından (Arap ve Ermeni oldukları belirtiliyor) bağırta bağırta oyulmuşlardır. Yıkanma bahanesiyle asitli havuzlara süngü ve dipçik zoruyla sokulan Türk Askerleri kör edilmiştir. Kamplarda ve hastanelerde kör edilmiş Türk Askerleri, ancak birbirlerinin ceketlerinden tutunup sürüne sürüne tuvaletlere gidebilmiş ve normal ihtiyaçlarını giderebilmişlerdir. Mısır Kamplarından çok azı hayatta kalabilen esir Türk Askerleri Anadolu’ya gözleri kör ve yardıma muhtaç olarak geri gelebilmiştir.

Asitli havuzlara basılarak ve canice davranılarak, yaklaşık 15.000 Esir Türk Askerlerinin gözlerinin kör edilmesi konusu, Edirne Mebusu Şeref ve Faik Beyler tarafından 1921 yılında TBMM gündeme getirilmiş, konuşulmuştur, Zabıt Ceridesinde kayıtlıdır. Ancak henüz kuruluş aşamalarını tamamlayamamış yeni bir devletin dış devletlere yaptırım gücü elbette düşünülemez.

İngiliz ve Fransız Devletleri, 1.Dünya savaşı bitmesine rağmen(1918), kamplarda sağ kalan esirlerin Anadolu’da başlayan Milli Mücadelede yer alabileceği ihtimalini düşünerek özellikle salınmasını istememişlerdir.

 Nitekim, kamplarda kurtulabilmiş veya bir şekilde kaçabilmiş Türk Askerleri (Er ve komutan), döndükleri gibi Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında Kurtuluş savaşına aktif katılmışlardır. Ve hatta kimi Türk Askerleri ikinci defa esaret hayatı yaşamışlardır.

Bugün, hatıraları karşısında saygıyla ve minnetle eğildiğimiz, acıyla ve hüzünle andığımız, bir dönemin kayıp kuşağı sayılan esir Türk Askerleri, ölüm kamplarında bile düşmana karşı onurlu ve cesur duruşlarını sergilemişler, vatan uğruna kendilerini feda etmekten çekinmemişlerdir.

Atalarımızın şerefli mazisine layık olmak, emanetleri cumhuriyete sahip çıkmak, ilke ve değerlerini korumak, her Türk'ün asli görevidir.

Geçmişlerimizin ruhları şad olsun…

(Şah Ali Yaşar)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar