TÜRK BÜYÜKLERİ – 9 : TÜRK ŞAD
SAADETTİN GÖMEÇTÜRK BÜYÜKLERİ

 Prof. Dr. Saadettin Yağmur GÖMEÇ

“Siz çevreye korku vermek için on dille konuşan Romalılar değil misiniz?” İşte bu söz 576 yılında Türk ülkesini ziyarete gelen Bizans elçisine, Hazar-Aral çevresi komutanı Türk Şad tarafından söylenmiştir. Bu kahraman Türk beyi hiçbir şeyden çekinmeden hem dost görünen, hem de düşmanca tavırlar sergileyen Doğu Roma’yı böyle itham ediyordu.

Türk Şad, büyük bir ihtimalle Kök Türk Devleti’nin kurucularından İstemi’nin oğludur. Herhalde onun daha başka çocukları da vardı, ama biz ağabeyi Tardu Yabgu ile Türk Şad’ın adlarını kaynaklarda görüyoruz. Bunun yanı sıra hem Çince vesikalarda, hem Arap-Fars, hem de Bizans belgelerinde Tardu’yla alâkalı bilgiler oldukça fazla ise de, maalesef Türk Şad konusunda son derece kıttır.

Börü Kan (Mo-kan) Kağan zamanında bilindiği üzere, Kök Türk Kağanlığı dışa açılma ve dünya siyasetine yön verme bakımından oldukça faal idi. O, Devletin doğu kanadında hem Çin’i kontrol ediyor, hem de amcası İstemi vasıtasıyla batıdaki olayları yönlendiriyordu. 6. yüzyılın bu sıralardaki en mühim hadiseleri Ak Hunların ortadan kaldırılması dolayısıyla, Türk-İran ve Türk-Bizans ilişkileridir. İlk önce Doğu-Batı arasındaki “İpek Yolu”nu kontrol etme meselesi yüzünden İran ile Kök Türkler anlaşarak, yine orta çağların önemli bir Türk devleti olan Ak Hunlar (Avarlar) tarihe karışmış; ancak Ak Hunların sahip olduğu toprakların paylaşımı hususunda Sasaniler uzlaşmak istemeyince de, Kök Türk Kağanlığı ustaca bir diplomatik atak yaparak, Sasanilerin batısındaki Doğu Roma ile anlaşıp, bu devleti kıskaç arasına almayı düşünmüştü. Bu maksatla 6. asrın ikinci yarısında Türklerden Bizans’a, Bizans’tan da Kök Türk Kağanlığına karşılıklı heyetler gelip-gitti.

Bu sırada Türk Şad babasının emrinde, Hazar-Aral sahasında bulunan Batı Tölös-Ogurları idare ettiğini sanıyoruz. Yani Hazar ve Bulgar Türklerinin atalarına başkanlık yapıyordu. Bizans imparatorluğu Kök Türk ülkesine evvela 568 tarihinde Zemerkhos adlı bir görevlinin idaresinde elçiler yollamış; bu gelenler İstemi Yabgu tarafından ordugâhında kabul edilerek, Sasanilere karşı bir ittifak meydana getirilmişti. Türk tarihi ve kültürü için çok önemli olan, Bizans elçilik heyetinin notları daha sonra yayınlanmıştır. Bu notlarda Türk sosyal hayatı çok renkli bir şekilde anlatılmaktadır. Yukarıdaki siyasî faaliyetler neticesinde, 571 yılında Sasani-Bizans çatışması başladı. Bu savaşlar aşağı- yukarı yirmi yıl kadar devam etti. Böylece İran da, Kök Türk Kağanlığını küçümsemenin cezasını çekmiş oldu.

Türk tarihi ve kültürü için çok önemli olan, Bizans elçilik heyetinin hatıraları daha sonra yayınlanmıştır. Bu notlarda Türk sosyal hayatı çok renkli bir şekilde dile getiriliyor. Özellikle İstemi Yabgu ve onun ikametgahına ait bilgiler oldukça kıymetlidir.

Doğu Roma, Türklerden gelen başka bir heyete mukabil de 576 senesinde ikinci bir sefir grubunu Valentinos’un başkanlığında Kök Türk ülkesine gönderdi. Kök Türklerden kaçan Avarlar, Bizans imparatorluğu sınırlarında bulunuyorlar ve onlarla müzakereler yapıyorlardı. Bizans elçisi Valentinos 576’da, Aral Gölü bölgesinde Türk Şad tarafından karşılandı. Türk Şad, Bizans’ı Kök Türklerin düşmanı olan Avarları himaye etmekle ve kılıçlanarak değil, atların ayakları altında karınca gibi ezilerek öldürülmeyi hak eden bu kavme barınacak yer vermekle suçluyordu. O sözlerine şöyle devam ediyordu: “Siz etrafa korku vermek için on dille konuşan Romalılar değil misiniz? Benim şu parmaklarımı ağzıma sokup-çıkarmam gibi (on parmağını ağzına sokarak). Romalılar siz, bizi aldatmak için aynı kolaylıkla on türlü dille konuşursunuz. Hilelerinizle bütün milletleri aldatmak istiyorsunuz. Onları uçurumun kenarına sürükleyip, orada bırakıyorsunuz! Ellerindeki mallarını alıyorsunuz. Onların yıkıntısından siz faydalanıyorsunuz. Sizin ve gönderdiğiniz adamların bizim gözlerimizi korkutmaktan başka bir düşünceleri yok. Bunu saklamıyorum. Çünkü yalan söylemek Türklerin âdeti değildir. Sizin imparatorunuzdan öç alacağım. Bir taraftan bana barıştan söz ederken, diğer yandan benim düşmanım olan Avarlarla ilişki kuruyor. Fakat bilmiş olunuz ki, bunlara karşı atlılarımı gönderdiğim zaman yalnız kamçı sesleri onları dağıtmaya yeterli olacaktır. Biraz karşı koymaya kalkışacak olurlarsa yok edilecekler, karınca gibi atlarımın altında ezileceklerdir. Kafkas’tan başka yol olmadığını bana söylemeniz boşunadır. Gidip, sizin ülkenizde savaşmak düşüncesinden beni çevirmek istiyorsunuz. Fakat ben Dneper, Dnestr, Tuna, Meriç nehirlerini bilmez değilim. Kölelerim Avarların Roma imparatorluğuna girmek için izledikleri yolu tanırım. Sizin güçleriniz hakkında da bilgim var. Bütün dünya, doğudan batıya kadar bana tabidir. Alan ve Utirgur halkları o kadar cesaretleriyle beraber Türklerin yenilmez ordularına karşı koyamamışlardır”.

Bu telakkinin tamamı, Türk cihan hâkimiyeti ile bağlantılıdır. Türk düşüncesinde “devlet-i ebed müddet” şuuru öyle işlemiştir ki, bu muazzam devletin de yer yüzünde bazı vazifeleri olduğu ortaya çıkmaktadır. Yani bu savaşçı kavmin işi sadece kılıç sallayıp, harp yapmak değildi. Onun başlıca görevleri, Tanrı’nın verdiği devlet ve güç ile Tanrı adına dünya nizamını kurmaktır. Bu Türk devletinin başlangıcından, bu güne kadar devam etmiş bir dünya görüşüdür.

Valentinos, Türk Şad’ı sakinleştirmeye çalıştı ve biraz teskin olan Türk Şad babasının ölümünden dolayı matemde olduğunu, bu gibi durumlarda Türklerin yaptığı üzere sakallarını traş etmeleri gerektiğini, Romalılara söyledi. Maalesef bu sırada İstemi Yabgu ölmüş bulunuyordu (576). Bu olaydan kısa bir süre sonra Türk orduları Kırım’ı zaptettiler, fakat az bir zaman sonunda buradan çekilmek zorunda kaldılar. Herhalde buna sebep, Kağanlığın içerisinde ortaya çıkan iktidar mücadelesiydi.

İşte, çağının en güçlü devletlerinden birisi olan Bizans’a kafa tutan Türk Şad böyle bir kişidir. Yani sözünü esirgemeyen, ölmekten ve öldürmekten çekinmeyen bir deli kurt. Maalesef akıbeti hakkında bir bilgiye sahip olmadığımız Türk Şad, Hazar çevresinin Türkleşmesinde önemli vazifeler görmüş bir Türk büyüğü olarak tarihe geçmiştir.

 Prof. Dr. Saadettin Yağmur GÖMEÇ
https://www.altayli.net/turk-buyukleri-9-turk-sad.html

KUZEY KAFKASYA, GÜNEY KAFKASYA VE KIRIM'DA GÖKTÜRK İMPARATORLUĞU:
Göktürk İmparatorluğu-Great Turkish Khanate (542-744)
"The siege of Kerch, which was carried out by the Göktürk Empire against the Byzantine Empire in the Crimea, is a turning point in terms of the existence of the Göktürks in the Crimean North Caucasus and Southern Caucasus."
Göktürk İmparatorluğunun Bizans İmparatorluğuna karşı Kırım'da gerçekleştirdiği Kerç kuşatması, Göktürklerin Kırım Kuzey Kafkasya ve Güney Kafkasya'da ki varlığı bakımından dönüm noktasıdır.
Kerç Kuşatması:
Kerç Kuşatması, Göktürk-Bizans ittifakının bozulması üzerine 576 yılında Bukan Kağan komutasındaki Göktürk ordusu'nun gerçekleştirdiği bir kuşatmadır.
Bizans İmparatorluğu ile Sasani İmparatorluğu arasında 571 yılından başlayıp 590 yılına kadar sürecek olan savaş başlamıştı. Bu savaşlar sırasında batıya doğru Göktürk ilerleyişi devam ediyordu. Kafkasya'nın kuzeyindeki Kuban Irmağı havzası, sonra Azerbaycan, Göktürkler'in eline geçti (1).
(1): Bizans tarihçileri Menandros ve Th. Simokattes'ten naklen Ligeti, aynı yer; H. W. Haussig, Theophlaktos Excurs Über die Skytischen Völker", Byzantion, XIII, 1954, s. 375 vd.; K. Czegledy, "A. Korai Közlemenyek, XV, 1-2, 1960, s. 125'ten Kafesoğlu, s. 96; Grignaschi, aynı yer.
Ancak, 570 yılında Bizans İmparatorluğu, Tuna dolaylarında Avarlar'a yenilmiş ve Göktürk Kağanlığı ile olan antlaşmasına ters olarak Avarlar ile anlaşmıştı.
Bizans İmparatorluğu'nun ittifaka uygun hareket etmemesi üzerine ilerleme durdu. Bizans İmparatorluğu'nun antlaşmayı bozan bu davranışları 576 yılında İstemi Yabgu'nun ölümü sıralarında İmparator II. Tiberius tarafından gönderilen elçi Valentinos ve heyetini Aral Gölü bölgesinde karşılayan Türk-Şad tarafından suçlanmasından anlaşılmaktadır.[3]
(3): Ligeti, 70, 71.
Türk-Şad, 576 yılında Konstantinopolis'ten gönderilen Bizans elçisi Valentinos'un karşısında on parmağını ağzına sokarak şu sözleri söyledi: Sizler şu on dil ve sadece bir tek dalavere bilen Romalılar değil misiniz? Şimdi nasıl on parmak ağzımın içindeyse, siz Romalılar da daha fazla dil kullanıyorsunuz. Biriyle beni, diğeriyle de benim tebaam olan Avarlar'ı kandırıyorsunuz. Zaten her türlü konuşmalara ve sinsice çarelere başvurup bütün halkları kandırdıktan sonra onları bir de küçük görürken, onları horlayıp alaya alıyorsunuz, kendinize ise çıkar sağlamayı biliyorsunuz. Böylece siz elçiler de yalanlarla donanmış olarak bana geldiniz ve sizi gönderen de aynı ölçüde bir yalancıdır. Sizleri şimdi hiç vakit kaybetmeden ortadan kaldıracağım çünkü bir Türk erkeği için yalan söylemek tamamen alışılmamış ve yabancı bir şeydir. İmparatorunuz ise, benimle dostane ilişki sürdürürken, bizim tebaamız ve efendilerinden kaçmış olan Avarlar ile ittifak kurduğunu iddia ettiği için, hak ettiği cezayı bulacaktır. Ancak bunlar Türk tebaası olarak, benim istediğim anda elbette tekrar bana döneceklerdir ve benim kamçımı üzerilerinde savrulur gördüklerinde de yeryüzünün sonuna kadar kaçacaklardır ancak, bize kafa tutarlarsa ki, muhtemeldir, o zaman kılıçlarla öldürülmeyecekler ancak atlarımın nalları altında ezilecekler ve karınca gibi yok edilecekler. Avarlar gelince bundan emin olabilirsiniz.
Ancak neden siz Romalılar benim elçilerimin Bizans'a Kafkaslar üzerinden geçmelerini sağladınız ve bana, yolculuk edebilecekleri başka bir yolun olmadığını söylediniz? Bunu yalnızca, arazinin güçlüklerinden dolayı Roma İmparatorluğu'na saldırmaya yanaşmayayım diye yaptınız. Ancak ben, Dinyeper'in de, Tuna'nın da, Meriç'in de nereden aktıklarını ve bizim kölelerimiz olan Avarlar'ın nereden doğru Roma bölgelerine geçtiklerini çok iyi biliyorum. Ben sizin gücünüzü çok iyi tanıyorum çünkü güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar bütün yeryüzü bana tâbidir. Siz sefiller, Alan halklarını ve Onogurlar'ın (Otuz Ogur) kavimlerini aldattınız. Bunlar bütün cesaretiyle ve kendi güçlerine güvenerek, zapt edilemez Türk halkının karşısına dikildiler, ancak ümitlerinin hiçbirisi gerçekleşmedi. Bundan dolayı bize itaat ediyorlar ve bir kölenin rolüne boyun eğiyorlar.
Bizans elçileri Göktürkler'i en büyük yasları sırasında rahatsız etmişlerdi. Çünkü o sırada İstemi Yabgu ölmüştü ve yası tutuluyordu. Ayrıca Bizans elçileri yas törenine uymayıp yüzlerini bıçakla kesmemişlerdi. Türk-Şad'ı kızdıran bir diğer olay da Azerbaycan'da Türk ilerleyişini durdurmak için Sabar Türkleri kütlelerinin Bizans İmparatorluğu tarafından ortadan kaldırılmasıdır.
Kuşatma Ve Sonuç:
Bizans elçisi Valentinos ve heyeti Türk-Şad ile görüşmesinden sonra yeni Göktürk kağanı Tardu ile görüşme yapmak üzere Ak-Dağ'a (Latince Ek-tağ, Türkçe Altın Dağ ve Çince Pei-shan)[4] gitti.
(4): R. Giraud, L'Empire des Turc Celestes, Paris, 1961; Grousset, s. 96.
Elçilik heyeti dönerken Türk-Şad'ın komutanlarından, kaynaklarda adı Bukhanus, Bohan olarak da geçen Bukan Kağan Ukrayna'da bulunan Kerç (Bosforos) Kalesi'ni fethetti. Bu fetih ile birlikte Göktürk Kağanlığı'nın sınırları doğuda Mançurya'dan, batıda da Karadeniz'e kadar uzanarak en geniş sınırlarına ulaşmış oldu.[5]
(5): Chavannes, s. 226 vd; Grousset, s. 97; Kafesoğlu, s. 98; Ligeti, s. 73; Grignoschi, s. 236, 237
Öyle ki bu fetihten beş yıl sonra, 581 yılında Göktürkler, Bizans İmparatorluğu'nun elinde bulunan bir diğer kalenin, Kersonesos Kalesi'nin surları önünde görüldüler.[6]
(6): Grousset, s. 97; Chavannes, s. 233-252.
Murat Poyraz 
Karaçay-Malkarlılar

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar