TÜRKLERE YOL GÖSTEREN GÖKBÖRÜ (GÖKSEL KURT)



-OĞUZ KAĞAN DESTANINDA YOL GÖSTEREN GÖKBÖRÜ (GÖKKURT)

Tan ağarınca Oğuz Kağan’ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. O ışıktan gök tüylü ve gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Bu kurt Oğuz Kağan'a hitap etti ve: “Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; ey Oğuz, ben senin önünde yürümek istiyorum” dedi. Ondan sonra Oğuz Kağan çadırını dürdürdü ve gitti. Gördü ki, askerin önünde gök tüylü ve gök yeleli büyük bir erkek kurt yürümektedir ve kurdun ardı sıra ordu gelmektedir.  
Gök tüylü ve gök yeleli bu büyük erkek kurt bir kaç gün sonra durdu. Oğuz Kağan da askeri ile durdu.(1)

***


-ÇİN KAYNAKLARINDA GEÇEN GÖK-TÜRKLERİN KURTTAN TÜREYİŞİNİ VE KURTULUŞUNU ANLATAN, KURTARICI GÖKBÖRÜ EFSANESİ

 Türkler, kabaca Hiung-nu'ların (Hunlar) bir kolu sayılır, soyadları Aşina'dır. Ayrı bir kabile oluştururlar. Daha sonra komşu bir devlet tarafından yenilgiye uğratıldılar ve ırkları neredeyse tamamen yok edildi. (Yıkımdan kurtulan) on yaşında bir çocuk vardı, askerler onun küçük olduğunu görüp öldürmeye kıyamadı, (sadece) onun ayaklarını kesip bir bataklığa attılar. Bir dişi kurt onu etle besledi. Çocuk büyüyünce kurtla çiftleşti ve (kurt) hamile kaldı. O komşu ülkenin kralı, (çocuğun hâlâ hayatta olduğunu duyunca) onu öldürmesi için tekrar (birini) gönderdi. Elçi (gittiğinde) çocuğun kurdun yanında olduğunu gördü ve ikisini de öldürmek istedi. Kurt bunun üzerine Gaochang (Turfan) ülkesinin kuzeyindeki dağlara kaçtı. Dağda bir mağara vardı, mağaranın içinde düz topraklar ve gür otlaklar, çevresi yüzlerce li, dört tarafı dağlarla çevriliydi. Kurt burada saklandı ve nihayet on erkek çocuk doğurdu. On erkek çocuk büyüdü, dışarıdan eş alıp hamile bıraktılar, sonradan her birinin bir soyadı oldu, Aşina bunlardan biridir. Soyları çoğaldı, giderek yüzlerce aileye ulaştı. Birkaç nesil sonra, birlikte mağaradan çıktılar ve Ruru'lara (Avarlar) tabi oldular. Altın Dağ'ın (Altay Dağları) güneyinde yaşadılar ve Ruru'lara demirci oldular. Altın Dağ'ın şekli bir tolga (miğfer) gibiydi, onların göreneklerinde tolga'ya "Tūjué (Türk)" denilirdi, bu nedenle de bunu (kendilerine) isim olarak aldılar.(2)

***


-SÜRYANİ KRONİĞİNDE GEÇEN BÖRÜ/KURT SÖYLENCESİ

“Denilir ki onlar [Türkler] Doğu‟dan Batı‟ya göç ederken ve buralara gelirken köpeğe benzeyen bir yaratık (Kurt/Börü) gördüler. Bu yaratık onlara öncülük etmekte ve ancak Türkler bunun ne olduğunu ya da nereden geldiğini bilmemektedirler. Türkler bu yaratığa yaklaşamıyordu da. Göç sırasında hareket edilmesini istiyorsa Türklere kendi dillerinde “guş” kalkın! [ya da hazırlanın] diyordu. Türkler de hazırlanıp o nereye giderse onun ardından gidiyorlardı. Türkler bu yaratığı şimdiki hükmettikleri yerlere kadar takip etti. Ve yaratık durduğunda Türkler de burada çadır kurdular. Bu yaratık burada kayboldu ve Türkler de o bölgeden ayrılmadılar.”(3)

***

-ÇUVAŞ TÜRKLERİNDE YOL GÖSTEREN BÖRÜ/KURT EFSANESİ 

Alp Destanı:
Dostlarım siz kutsal kurdun şarkısını duydunuz mu?
Duymuşsunuzdur. O bugün de, Alp’ı götürdüğü zamandaki gibi söylüyor. Bize, Aşa Pihambar’ın (Tanrı elçisinin)duygularını ulaştırıyor.
Atalarımız zamanında, uzakta Altın Dağları tarafında, Alp yiğit milletiyle yaşarmış. Sürü sürü hayvan beslermiş. Onların atları, kırlarda özgürce gezermiş. Semiz öküzler böğürüp yüksek dağları titretirmiş. Günler geçmiş. Yıllar bitmiş.
Alp yiğit bir gün batıdaki bereketli kırlar tarafına göç etmeyi düşünmüş. Boyların yöneticileri bir yere toplayıp amacını söyleyerek konuşmuşlar. Boyların yöneticileri onunla anlaşmışlar. Sonra, Alp de o akşam gece yarısı olunca, Gök-Tanrı ile konuşmak için dağa çıkmış.
Dualarını edip bitirince Alp’ın önünde aniden bir kurt görünmüş. Onun çevresi ışıkla kaplıymış. İnsan gibi konuşarak o, büyük Alp'e şöyle demiş:
 “-Büyük Alp, büyük Tanrının emriyle ben seni arkamdan batıya doğru götüreceğim. Sen endişelenme! Benim peşimden korkmadan yürü. Ben hep seninle birlikte, senin önünde olacağım. Senin hayvanlarını, halkını koruyacağım.” demiş.
Sonra Alp’ın halkı sabahleyin erkenden batıya doğru göç etmek için hareket etmiş. Onun önünde zaman zaman mavi kurt görünmüş. Durup durup ulumuş. Peygamber köpeğinin uluması Alp’ın halkına şarkı gibi işitilmiş. Onun vücudu gece daima, çepeçevre aydınlık içinde görünmüş. Yaşlıların söylediğine göre bu kurt, Alp’ın milletini, Aramaşi Dağı’na doğru götürmüş. Bizim büyük atalarımızın bu çevredeki hayatı böyle başlamış...
Biz kurtlarız. Bizim neslimiz Alşih’te en eski diye bilinir. O, kurt soyundan türemiştir. Memurlar, bizim soyadımızı değiştirdiklerinde Rusça “volkov” diye yazmış. Atalarımızın büyük büyük babası bu yüzünden çok sinirlenmiş:
—Biz kurtoğulları oluruz.?! Biz kurduz, demiş.
Alp halkını buraya Tanrı Kurdunun işareti ve yol göstermesiyle getirdi. Biz, o kurdun, o halkın neslindeniz. Diyerek Alp hakkındaki hikâyeyi anlatmış. Böylelikle, biz kurtlar, kutsal canın neslindeniz.(4)

***

-BAŞKURT TÜRKLERİNDE YOL GÖSTEREN BÖRÜ/KURT SÖYLENCESİ

Başkurt Destanı:
Eski zamanlarda uzak şarkta yüksek, karlı dağlarda 'Başkurt, Nogay, Kazak, Kırgız' kavimleri bir tek babanın evlâdı olarak yaşıyorlardı. O vakit 'Başkurt' Nogay, ve başka.." isimler yoktu. Bir zaman bunlar arasında ihtilâf ve mücadele zuhur etti. Günlerin birinde bu kabile reisi ava giderken önünde bir kurt peyda oldu. Reis, bu kurdu takip ede ede, cennet gibi ormanları ve nehirleri olan bir azametli dağlara geldi. O vakit Kurt birden bire kayboldu. Reis anladı ki, bu rehberlik eden Kurt, Tanrımdan bu kavme tayin edilmiş "Kut: talih"dir. Reis geriye, şark diyarına vardı. Kavim ve kabilesini beraber alıp Ural dağlarına getirdi. İşte diğer kardeşlerinden ayrılan bu kabileye ''Başkurt" denildi ki, "Kurdun baş olup getirdiği kavim" demektir.”(5)



Açıklama: Türk mit, destan ve söylencelerinde "kurt", bilinen anlamıyla yalnızca bir hayvan değil; Tanrı tarafından gönderilen, kurt donuna (şekline) bürünen, kurtarıcı ve yol gösterici göksel kutsal bir varlık olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle "Gökbörü" (Göksel Kurt) adıyla anılır. Gökbörü tabiri muhtemelen Oğuz-Bozok boylarından Bozulus Türkmenlerince "Bozkurt" olarak telaffuz edilmiştir. Nitekim Pir Sultan Abdal ve Köroğlu’na ait türkülerde de "Bozkurt" sözcüğüne rastlanmaktadır.  

Bu yol gösterici kutsal varlık, bozkırın özgür ruhlu hayvanı kurtla özdeşleşmiş ve Türklerin ulusal özgürlük ile bağımsızlık sembolü haline gelmiştir. Kurtların töreli (yaşam kurallarına bağlı) oluşu, aile klanına sadakati, sürü halinde organize hareket etmeleri ve belirli avlanma taktikleri kullanmaları; Hunlardan Göktürklere kadar uzanan süreçte savaşçıların kurtla özdeşleşmesine yol açmıştır. Bu husus, Göktürk yazıtlarında dahi açıkça belirtilmiştir.(6)

Fatih Mehmet Yiğit 
TÜRK MİTOLOJİSİ 

KAYNAKÇA:
1-Wilhem Bang & ARAT, Reshid Rahmeti. Oğuz Kağan Destanı
2-《周書》 (Zhōu Shū) - Kuzey Zhou Hanedanlığı'nın (MS 557-581) resmi tarihi.
3-Süryani Mikail Kroniği(1126-1199) /Michael, Chronique, III, s. 155
4-Çuvaş Türkleri Alp Destanı/Çıvaş Halıh Pultarulıhı, Çıvaş Eposi, s. 41-42/Haz. G. Yumart, İ. G. Trofimova) Şupaşkar 2004.
5-İnan, Abdülkadir, “Türk Rivayetlerinde Bozkurt”, Makaleler ve İncelemeler, C II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1987.
6-Fatih Mehmet Yiğit, Türkoloji Makaleleri, Gece Yayınevi


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar