NEMİZ VAR? Her bir söze sakin (sakın) dilin uzatma Doğru söyleyene dilde nemiz var Aybın görüp elin gıybetin etme Kendimiz görelim ilde nemiz var Nadana söz atıp dile getirme Cahile uyup kendini yitirme Her ağaç dibine varıp oturma Meyvesi olmayan dalda nemiz var İhtilaf çoğaldı okur kitaptan Her bağa girilmez oldu gazelden Ayırma gönlünü sen de sohbetten Halk içinde kıyl-ü kalde nemiz var Herkese kaş çatıp fena söyleme Helalden gayrıya minnet eyleme Her güle gül diye hizmet eyleme Dikende açılan gülde nemiz var Olur olmaz yerde çok sır verilmez Cümle bir sıfattır kamil bilinmez Her akan sulardan abdest alınmaz Yuvarlanıp akan selde nemiz var Sakın bir kimsenin metaın satma Bülbül gibi bezm-i gülşende ötme Her gördüğün bala parmağın batma Lezzeti çıkmayan balda nemiz var Kul Himmet'im der ki bu sır Ali'nin Pirim Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin Kurbanıyım erkanının yolunun Kırmızılar geydik alda nemiz var Türkmen Ozan Kul Himmet Nefes, Türkü, Beste, Müzik: Fatih Mehmet Yiğit
Kayıtlar
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
ES DELİ RÜZGÂR ES! Kayıp bir pusula şimdi ellerin, Tenimde eskiyen o sert kış. Topladım tüm gitmeleri, Bölündüm bin parçaya; Çıkan sonuç: Biraz kül, biraz sen. Karanlık sarnıçlarda yankılanan O son gülüşün yankısı; Zamanın dişlerinde öğütülen Sevdalı bir deliyim artık. Yürüdüğüm sokaklar sessiz bir tanık, Adımlarım boşlukta asılı kalan birer ah. Hangi kıyıya vursam, Deniz seni kusuyor üzerime. Tuzun yakıyor eski yaralarımı, Martı çığlıklarında senin adın... Anladım ki; İnsan en çok kaçtığı yere En derin köklerini salarmış. Şimdi sustuğum her kelime, Senin için biriktirdiğim bir çığlık. Hükmü yok artık mevsimlerin, Takvimler hep o kışta takılı. Ben ki, kendi yangınından sağ çıkmış Ama külüne sevdalı o rüzgâr; Bir ömür boyu dağılmaya, Hep sana doğru esen Deli bir rüzgârım artık. Es deli rüzgâr es! Al götür ne varsa; Umuda, yarına... Fatih Mehmet Yiğit
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
DELİ RÜZGÂR ES! Kayıp bir pusula şimdi ellerin, Tenimde eskiyen o sert kış. Topladım tüm gitmeleri, Bölündüm bin parçaya; Çıkan sonuç: Biraz kül, biraz sen. Karanlık sarnıçlarda yankılanan O son gülüşün yankısı; Zamanın dişlerinde öğütülen Sevdalı bir deliyim artık. Yürüdüğüm sokaklar sessiz bir tanık, Adımlarım boşlukta asılı kalan birer ah. Hangi kıyıya vursam, Deniz seni kusuyor üzerime. Tuzun yakıyor eski yaralarımı, Martı çığlıklarında senin adın... Anladım ki; İnsan en çok kaçtığı yere En derin köklerini salarmış. Şimdi sustuğum her kelime, Senin için biriktirdiğim bir çığlık. Hükmü yok artık mevsimlerin, Takvimler hep o kışta takılı. Ben ki, kendi yangınından sağ çıkmış Ama külüne sevdalı o rüzgâr; Bir ömür boyu dağılmaya, Hep sana doğru esen Deli bir rüzgârım artık. Es deli rüzgâr es! Al götür ne varsa; Umuda, yarına... Fatih Mehmet Yiğit
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve 19 Mayıs 1919'da Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar: Ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmaktı. Bu kararın dayandığı en sağlam düşünüş ve mantık şu idi: Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönenmiş olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan öteye gidemez. Yabancı bir devletin koruyuculuğunu ve kollayıcılığını istemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir efendi getirmeleri hiç düşünülemez. Oysa, Türkün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir. Öyleyse, ya İstiklal, ya ölüm! *Gazi Mu...