Kayıtlar

Resim
RUSLAR TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLEN BÜYÜK BAŞKURT TÜRK SOYKIRIMI Başkurt Destanı Eski zamanlarda, uzak şarkta yüksek ve karlı dağlarda "Başkurt, Nogay, Kazak, Kırgız" kavimleri bir tek babanın evladı olarak yaşıyorlardı. O vakit "Başkurt", "Nogay" ve diğer boy isimleri yoktu. Bir zaman bunlar arasında ihtilaf ve mücadele zuhur etti. Günlerin birinde bu kabile reisi ava giderken önünde bir kurt peyda oldu. Reis, bu kurdu takip ede ede cennet gibi ormanları ve nehirleri olan azametli dağlara geldi. O vakit Kurt birdenbire kayboldu. Reis anladı ki bu rehberlik eden Kurt, Tanrı tarafından bu kavme tayin edilmiş "Kut" yani talih idi. Reis geriye, şark diyarına vardı. Kavim ve kabilesini yanına alıp Ural Dağlarına getirdi. İşte diğer kardeşlerinden ayrılan bu kabileye "Başkurt" denildi ki "Kurdun baş olup getirdiği kavim" demektir. (İnan, Abdülkadir, "Türk Rivayetlerinde Bozkurt", Makaleler ve İncelemeler, C. II, Türk Tarih...
Resim
  "İnsanın ilk görevi, gerçeği aramak ve araştırmaktır.” — Cicero
Resim
  Aldanma dünyanın süslü püslü yüzüne, Tamah etme malına, mülküne, servetine. Balı ağıdır, dostluğu yağıdır; Altın kadehte zehir içirir sevenine... Fatih Mehmet Yiğit  Tamah    : Aç gözlülük Ağı/Ağu  : Zehir Yağı         : Düşman
Resim
  BEĞDİLİ (BEYDİLİ/BADILLI) KARACAKURT TÜRKMEN AĞIDI Karacayurt yaylası serindir havası, Ağlar gelinleri, kalmadı sefası. Rakka'ya gidenin bitmez cezası, Çöle düştü Karacakurt'un beyleri... Seyran eder idik Hacıbektaş’ı, Akar gözlerimizden kan ile yaşı. Kızılırmak kıyısı yas tutar taşı, Vuruldu nice Türkmen başları. Yollara düşüldü, tozu dumanla, Geçti koskoca yıl feryat figanla. Yoğruldu şu toprak al kızıl kanla, Kurudu pınarlar, açmaz oldu güller... Fırat’ın ötesi bir kızgın fırın, Bilinmez yarını, hali bu asrın. Sıcağı bir yandan, bir yandan kahrın, Kavruldu çöllerde Türkmen balası... Uzaktan göründü Colab’ın düzü, Ağlatır anaları, körpe kuzuları. Yaktı ciğerleri sıtma marazı, Kırıldı obanın koç yiğitleri. Hasan dağı, Erciyes, Beğdili eli, Ah çektikçe eser ayrılık yeli. Rakka derler bir zehir çölü, Unuttu yaylayı, Seyfe gölünü. Hakkımızda devlet yazdı fermanı, Tükendi dizlerin, kalmadı dermanı. Eksik olmaz dertli başın dumanı, Kırıldı kolu kanadı, Karacakurt'un... Budala...
Resim
  Bektaşi'nin biri hacca gitmiş. ​"Ne gördün?" diye sormuşlar. ​Demiş ki: ​"Bre erenler! ​Taşa taş atıp şeytan taşlıyorlar. ​Taştan ev yapıp kara taşa tapıyorlar. ​'Lâ ilâhe illallah', aklım fikrim ermedi benim bu işe. ​Gönül insanın Kâbesidir; Tanrı'dan gayrısına tapmayın, kimseyi incitmeyin, kalp kırmayın; gönlünüze Tanrı'dan ve sevdiklerinizden başkasını koymayın. İyilik ve doğruluktan ayrılmayın." Açıklama: Tanrının evi insanların yüreğidir. Gerçek anlamda Hac; İnsanın gönlüne yapılan yolculuktur. İnsanın arınması, Tanrıya ermesi, kötü huyları tetketmesi, iyilik, doğruluk ve dürüstlük yolunu benimsemesidir. Fatih Mehmet Yiğit 
Resim
Bir Kızılderili kadın, kendisine İncil uzatan işgalcilere şöyle demiş: “Kitabınızı doğaya bırakın; rüzgâr sayfalarını dağıtacak, yağmur yazılarını silecek ve sonunda yok olup gidecek. Bizim kutsal kitabımız ise doğanın kendisidir.” Bazıları doğayı okumayı bırakıp kitapları kutsallaştırmayı seçti.
Resim
  Aslanlar ne kadar kibarlaşırsa, sırtlanlar o kadar arsızlaşır. Vasil Lukash