HESAP SORULUR ELBET Aydınlık bir güne gebedir şafak, Dalların meyveye durduğu gündür. Sanma ki bu devran hep böyle sürecek, Zulmün hesabının sorulduğu gündür. Gölgelerin boyu uzayıp büyürse, Güneşin batmaya başladığı gündür. Omuzda taşınan onca ağır yük varken, Dizlerinin üstüne çöktüğün gündür. Sofrada eksilen dilimler ağır, Vicdanlar kör olmuş, kulaklar sağır, Haykırabildiğin kadar gür bağır, Korkunun duvarı yıktığı gündür. Sorulur hesabı elbet her ahın, Rengi değişir o gün sabahın, Tahtı sallanırken o mağrur şahın, Mazlumun ayağa kalktığı gündür. Demiri eriten o kor ateşle, Doğacak şafak yeni bir dirilişle, Kavganın sonunda hür bir güneşle, Hakkın divanına vardığın gündür. Ne saraylar kalır ne fildişi kule, Savrulur saltanat savrulur küle, Birleşen ellerle gelen bu selle, Zulmün temelinden yıkıldığı gündür. Aydınlık bir güne gebedir şafak, Dalların meyveye durduğu gündür. Sanma ki bu devran hep böyle sürecek, Zulmün hesabının sorulduğu gündür. Fatih Mehmet Yiğit
Kayıtlar
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Ömür Törpüsü Adım adım tükettim, bitmez dedikleri yolu, Kırıldı kanadım kolum, hayat dertlerle dolu. Hangi kapıyı çalsam, hep suratıma kapandı, Meğer benim kaderim, çilelerle bağlandı. Dost elinden zehir içtim, bal niyetine, Ömrümü feda ettim, elin saadetine. Geceler sırdaşım oldu, kaldırımlar yatağım, Söndü umut ışığım, viran oldu ocağım. Bir umut ektim de hüsran biçtim her mevsim, Silindi tozlu raflardan, hem suretim hem ismim. Ben hayata el açtım, hayat bana sırt döndü, Bir yangın yeriyim ki, içinde ruhum söndü. Sorun beni dertlerden, sorun beni geceden, Kurtuluş yok biliyorum, bu kanlı bilmeceden. Vefasız bir rüzgârdı, esti geçti gençliğim, Meçhule giden yolda, bitti artık her şeyim. Aynadaki bu yüzü, tanıyamaz oldum ben, Ruhum çekildi gitti, bir boşluk kaldı bedenden. Sevda dedikleri yük, meğer bir idam ipi, Kurtulmak istedikçe, düğüm olur derinden. Yalan dolan sofrasında, hep acıya doydum ben, Şu koca yeryüzünde, kendime sığamadım ben. Dizlerimde derman yok, gözlerimd...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Ömür Törpüsü Adım adım tükettim, bitmez dedikleri yolu, Kırıldı kanadım kolum, hayat dertlerle dolu. Hangi kapıyı çalsam, hep suratıma kapandı, Meğer benim kaderim, çilelerle bağlandı. Dost elinden zehir içtim, bal niyetine, Ömrümü feda ettim, elin saadetine. Geceler sırdaşım oldu, kaldırımlar yatağım, Söndü umut ışığım, viran oldu ocağım. Bir umut ektim de hüsran biçtim her mevsim, Silindi tozlu raflardan, hem suretim hem ismim. Ben hayata el açtım, hayat bana sırt döndü, Bir yangın yeriyim ki, içinde ruhum söndü. Sorun beni dertlerden, sorun beni geceden, Kurtuluş yok biliyorum, bu kanlı bilmeceden. Vefasız bir rüzgârdı, esti geçti gençliğim, Meçhule giden yolda, bitti artık her şeyim. Aynadaki bu yüzü, tanıyamaz oldum ben, Ruhum çekildi gitti, bir boşluk kaldı bedenden. Sevda dedikleri yük, meğer bir idam ipi, Kurtulmak istedikçe, düğüm olur derinden. Yalan dolan sofrasında, hep acıya doydum ben, Şu koca yeryüzünde, kendime sığamadım ben. Dizlerimde derman yok, gözlerimde fer ...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Ömür Törpüsü Adım adım tükettim, bitmez dedikleri yolu, Kırıldı kanadım kolum, hayat dertlerle dolu. Hangi kapıyı çalsam, hep suratıma kapandı, Meğer benim kaderim, çilelerle bağlandı. Dost elinden zehir içtim, bal niyetine, Ömrümü feda ettim, elin saadetine. Geceler sırdaşım oldu, kaldırımlar yatağım, Söndü umut ışığım, viran oldu ocağım. Bir umut ektim de hüsran biçtim her mevsim, Silindi tozlu raflardan, hem suretim hem ismim. Ben hayata el açtım, hayat bana sırt döndü, Bir yangın yeriyim ki, içinde ruhum söndü. Sorun beni dertlerden, sorun beni geceden, Kurtuluş yok biliyorum, bu kanlı bilmeceden. Vefasız bir rüzgârdı, esti geçti gençliğim, Meçhule giden yolda, bitti artık her şeyim. Aynadaki bu yüzü, tanıyamaz oldum ben, Ruhum çekildi gitti, bir boşluk kaldı bedenden. Sevda dedikleri yük, meğer bir idam ipi, Kurtulmak istedikçe, düğüm olur derinden. Yalan dolan sofrasında, hep acıya doydum ben, Şu koca yeryüzünde, kendime sığamadım ben. Dizlerimde derman yok, gözlerimd...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Herodot (MÖ 5. yy), Strabon (MÖ 64/63 – MS 24) ve Plinius (MS 23–79) başta olmak üzere birçok Eski Çağ tarihçisi ve coğrafyacısı; İskitlerin diğer adının "Saka" olduğunu belirtir. 6. yüzyılda Göktürk Kağanlığı’na yapılan ziyaretlerdeki gözlemlerini aktaran Bizanslı tarihçi Menandros Protektor, eserinde Türklerin eskiden "Saka" ismiyle anıldığını ve İskitçe mektup yazdıklarını açıkça ifade eder. Herodot, Tarih adlı eserinde İskitlerin efsanevi kurucu atasının adının Targitaus olduğunu söyler. Antik Yunancada (Grekçe) Targitaos (Ταργιταος), Latince metinlerde ise Targitaus olarak geçen bu isim, aslında Türkçe kökenli bir sözcüktür. "Targitaus" sözcüğü; Menandros’un eserinde Göktürklerde Tarkhan (Ταρχάν), Avarlarda ise Targitius (Ταργίτιον) olarak anılan (Göktürk ve Yenisey Yazıtlarında yüksek rütbeli komutan unvanı olarak sıklıkla kullanılan) "Tarkan" kelimesinin Grekçe ve Latince telaffuz şeklidir. "Tarkan" sözcüğü Türklerde ve Moğoll...