Kayıtlar

Resim
  Sen Gelirsin Aklıma ​Ne zaman bir kuş uçsa uzaklara, Sen gelirsin aklıma. Düşsem umutsuz tuzaklara, Sen gelirsin aklıma. ​Bir rüzgâr esse derin uzaktan, Sen gelirsin aklıma. Haber gelse sesten, soluktan, Sen gelirsin aklıma. ​Irmak çağlar coşku ile, Bülbül küser dertli güle. Düşsem bile dilden dile, Sen gelirsin aklıma. ​Yağmur yağar, toprak kanar; Eski yaralarım içten yanar. Gönül kuşum yuvadan uçar, Sen gelirsin aklıma. ​Güneş küser, dağ ardına geçer, Gece karanlık kadehten içer. Ruhum mahzun, kendinden vazgeçer, Sen gelirsin aklıma. ​Yollar uzar, hasret başlar; Gözlerimden iner yaşlar. Baharda sararır bütün dallar, Sen gelirsin aklıma. ​Gökyüzü ansızın bulutlanınca, Yalnızlık kalbimde umutlanınca, Acılar kuş olup kanatlanınca, Sen gelirsin aklıma. ​Sessizlik sarınca dört bir yanımı, Hasretin kor gibi yakar canımı. Unutsam da artık kendi adımı, Sen gelirsin aklıma. ​Hasret kapısı kapansa yüze, Özlemin vursa gönüldeki köze. Hacet kalmasa tek bir söze, Sen gelirsin aklıma. ​Yolla...
Resim
HESAP SORULUR ELBET  Aydınlık bir güne gebedir şafak, Dalların meyveye durduğu gündür. Sanma ki bu devran hep böyle sürecek, Zulmün hesabının sorulduğu gündür. Gölgelerin boyu uzayıp büyürse, Güneşin batmaya başladığı gündür. Omuzda taşınan onca ağır yük varken, Dizlerinin üstüne çöktüğün gündür. Sofrada eksilen dilimler ağır, Vicdanlar kör olmuş, kulaklar sağır, Haykırabildiğin kadar gür bağır, Korkunun duvarı yıktığı gündür. Sorulur hesabı elbet her ahın, Rengi değişir o gün sabahın, Tahtı sallanırken o mağrur şahın, Mazlumun ayağa kalktığı gündür. ​Demiri eriten o kor ateşle, Doğacak şafak yeni bir dirilişle, Kavganın sonunda hür bir güneşle, Hakkın divanına vardığın gündür. ​Ne saraylar kalır ne fildişi kule, Savrulur saltanat savrulur küle, Birleşen ellerle gelen bu selle, Zulmün temelinden yıkıldığı gündür. Aydınlık bir güne gebedir şafak, Dalların meyveye durduğu gündür. Sanma ki bu devran hep böyle sürecek, Zulmün hesabının sorulduğu gündür. Fatih Mehmet Yiğit 
Resim
İSKİT-SAKA TÜRKLERİNDE KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ, ERDEM, ADALET VE SAVAŞÇI ONURU: ​MS 2. yüzyılda yaşamış olan Romalı tarihçi M. Junianus Justinus, Epitoma Historiarum Philippicarum adlı eserinde İskit-Saka Türklerindeki kadın-erkek eşitliğinden, erdemden, adaletten ve savaşçı onurundan şöyle bahseder: ​[2.1] İskitlerin görkemli eylemlerini anlatmaya kökenlerinden başlamalıyız; zira yükseliş tarihleri, kurdukları imparatorluk kadar köklüdür. Onlar, sadece erkeklerinin yönetim kabiliyetiyle değil, kadınlarının cesur eylemleriyle de tanınmışlardır. (Kadın ve erkek eşitti.) ​[3] Erkekler, Part ve Baktriya devletlerinin kurucuları olurken; kadınlar da Amazon Krallığı'nı kurmuşlardır. [4] Öyle ki erkeklerin ve kadınların başarılarını kıyaslayanlar için hangi cinsiyetin daha üstün olduğuna karar vermek oldukça zordur. ​İskit ulusu, tarih boyunca her zaman en kadim halklardan biri olarak kabul edilmiştir. ​[5] Aralarındaki adalet olgusu, yasaların zorlamasından ziyade insanların karakterinden ...
Resim
ANTİK ÇAĞ COĞRAFYACISI STRABON'UN İSKİT-SAKALAR İLE İLGİLİ YAZDIKLARI: (Strabon, Coğrafya - Kitap XI, Bölüm 8) 1.Hyrcania (Hazar) Denizi’nden doğuya doğru ilerlediğinizde, sağ tarafta Grekler tarafından Taurus (Toroslar) olarak adlandırılan ve Hint Denizi’ne kadar uzanan dağları görürsünüz. Pamphylia ve Kilikia'dan başlayarak batıdan kesintisiz bir hat halinde uzanırlar ve çeşitli isimler alırlar. Sıradağların kuzey kısımlarında önce Gelae, Cadusii ve Amardi halkları (daha önce belirttiğim gibi), ardından Hyrcanialıların bir kısmı, onlardan sonra da Parthlar, Margianialılar ve Arialılar yaşar. Daha sonra, doğuya ve Ochus Nehri’ne doğru gidildikçe Hyrcania’dan Sarnius Nehri ile ayrılan çöl gelir. Ermenistan’dan buraya kadar uzanan dağa Parachoathras denir. Hyrcania Denizi’nden Arialıların ülkesine olan mesafe yaklaşık 6.000 stadiadır. Sonra Bactriana, Sogdiana ve nihayet İskit göçebeleri gelir. Makedonlar, Aria ülkesinden sonra gelen tüm dağlara Kafkas ismini vermişlerdir; ancak...
Resim
  Mustafa Kemal Atatürk’ün okuduğu Fransızca tiyatro eserinde altını çizdiği cümle: "Kralları yok etmek istiyorum. Halk yaşayacak!"
Resim
Güneşi Heybeme Koydum ​Güneşi heybeme koydum da geldim Yedi iklim geçtim, dağları deldim Bir kuru selamı bin cana böldüm ​Yükümde umut var, heybemde ateş Yıldızlar yoldaşım, ay bana kardeş Yandım da kül oldum, doğdum bir güneş Kendi yangınımda savruldum geldim. ​--- ​Ayak izlerimde sükûtun sesi Nefesimde saklı dünün sancısı Ben ki bu yolların tek yabancısı Suskun pınarlardan su oldum geldim. ​Ne mekana sığdım, ne zamana dar İçimde fırtına, dışımda bahar Dediler ki: "Yolun sonunda yarda var" Yardan gayrı her şeyi sildim de geldim. ​--- ​Toprağa yüz sürdüm, göğe el açtım Karanlık pusuda ışık olup saçtım Kendi gölgemden bile uzağa kaçtım Hiçlik hırkasını giydim de geldim. ​Sözü dilden çektim, yüreğe bandım Aşkın deryasını bir katre sandım Yandıkça ferahladım, öldükçe uyandım Ben bu uzun yolu, bir an bildim de geldim. Fatih Mehmet Yiğit 
Resim
  TÜRKLERİN ATALARI İSKİT-SAKALARIN İRANİ (ARYAN) BİR KAVİM OLDUĞU İDDİASI VE HOTANCA ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLEN "İRAN SAKA'SI (HİNT-AVRUPA)" YANILGISI  Özet Geleneksel Batı merkezli tarih yazıcılığında İskit-Saka toplulukları, Hint-Avrupa Dil Teorisi ekseninde sıklıkla Doğu İrani halklar kategorisinde değerlendirilmektedir. Bu tezin temel dayanağı, MS 7. ve 10. yüzyıllar arasına tarihlenen ve Dunhuang (Mogao) Mağaraları'nda bulunan Hotanca (Khotanese) metinlerdir. Ancak bu yaklaşım, bölgedeki Türk varlığını (Hun, Göktürk, Uygur) ve kültürel etkileşim dinamiklerini göz ardı eden anakronik bir tarih okumasıdır. Tarihsel Süreklilik ve Coğrafi Aidiyet Aşağıdaki makalelerden de anlaşılacağı üzere Herodot Tarihi başta olmak üzere Antik Yunan, Roma ve Bizans kaynakları; Hun, Göktürk ve Avarların ataları olarak kabul edilen İskitlerin sosyal yapısını, askeri stratejilerini ve kültürel pratiklerini Oğuz/Ogur Türk gruplarıyla ilişkilendirmektedir. İskitlerin proto-Türk diline ve kült...