RUHBANCILIK TEHLİKESİ:
Ruhbancılık; din adamlarının kutsal dini değerleri istismar ederek, Tanrı ile kul arasına girerek, Tanrıdan rol çalıp kendilerini ilahlaştırarak Tanrı adına hükmetme ve ceza verme yetkisini kendilerine bahşederek ve dini kullanarak insanları köle haline getirmeleridir.
Ruhbancılığın özünde kölelik sistemi ve insan tapıcılığı vardır.
Ortaçağdaki kiliseler feodal derebeylik sisteminin devamı olmuştur. Yoksul halk; Endülijans Cennette tapu vaadiyle kandırılmış elinde avucunda ne varsa kiliseye bağışlanması sağlanmıştır.
Kiliseler zengin olurken halkta din adamlarının köleleri haline gelmiştir. Coğrafi keşifler, yeni kıtanın keşfi, kolonizasyon ve sömürgecilik düzeninin baş aktörleri ruhban sınıfı papazlar olmuş Afrika,Yeni Kıta Amerika,Ortadoğu ve Asya'daki köle ticareti ruhban sınıfı din adamlarının eli ile gerçekleşmiştir. Hindistan da ise Brahmanlar kast kölelik sistemini kurmuş günahlara kefaret olarak yoksul halkın gelirini gasp etmişlerdir.
Yine teslimiyetçi bu kader anlayışına sahip Hinduizm inancı ve onun uydurduğu kast sistemi; köleliğin dinselleştirilmiş şekli idi kast sistemine göre yoksul köle köle olarak kalacak efendi ise edendi kalacaktı. Sabreden köle ise; bir sonraki hayatında zengin efendi olacaktı, yüzmilyonlarca Hindu binlerce sene bu nedenle reenkarnasyon yalanına inandırıldı. Çünkü kast kölelik düzeni ve sömürü için bu şarttı.
Hristiyanlığa bu tarz kaderci anlayış ise; Aziz olduğu iddia edilen Pavlus tarafından sokulmuştur. Oysa teslimiyetçi bu kaderci anlayışı Roma imparatorluğunun dönemin inançlı hristiyanlarını egemen sisteme ve Roma krallığına biat etmeleri amacıyla uydurulmuştu. Arenalarda aslanlara yem olma pahasına en büyük işkencelere göğüs geren Hristiyanlar bu kader anlayışı ile kolayca teslim olmuş ve Roma imparatorluğuna biat etmiştir. Daha sonra katolik papalık bu kader anlayışını Ruhban sınıfın hristiyan halkı koyun gibi gütmesi ve kaderci din anlayışı ile halkı köle haline getirmesinde araç olarak kullanmıştır.
İslam dini de Hz.Muhammed sonrası kendi ruhban sınıfını oluşturmuş, Ruhbancılık zamanla bu dini de kuşatma altına almış, zamanla tevhid dini ruhban dini haline getirilmiştir. Ruhbancılık sadece bununla kalmamış özgür akılcı bilimsel düşünceyi de engellemiş İslam Dünyasının bilimsel gelişmeler karşısında geri kalmasına neden olmuştur.
İslam dinine ise; bu kaderci anlayış Emeviler döneminde uydurma hadislerle yerleştirildi. Emevi saltanatı halk üzerinde meşruiyetini bu anlayış ile sürdürmekteydi. "Başınızdaki fasık dahi olsa itaat edin, halifeler yeryüzünde Allahın gölgesidir." Uydurma hadisleri başta olmak üzere teslimiyetçi kadercilik saltanatın devamlılığı için kullanılmakta idi. Ve bu uydurma hadislerle zalim sultanlar ve sözde halifeler Allah ile eş tutuluyor. Neticede; Aklı ile hareket etmeyen, özgür iradesini kullanmayan ve iradesini başkalarına teslim eden Koyunlaştırılan müslümanlar zalim sultanların elinde inim inim inlese de ses çıkartmıyordu. Bunun bir benzerini de şialar uyguluyordu. Onlarda Ayetullahlarla avutuluyor ve uyutuluyor, Ayetullahların her sözü Allah ile eş tutuluyordu.Oysa Kutsal kitap Kuran tam tersini söylüyordu.Ancak müslümanlar Kuran'a kulak tıkıyor uydurma hadisleri baştacı ediyordu. Bu teslimiyetçi kader anlayışı Ruhban sınıfı din adamları ve Tarikat şeyhlerinin elinde bir silah gibi kullanılmaktaydı. Öyle ya onlara göre " Şeyhi olmayanın Şeyhi şeytandı" oysa bu sözle şeyhlerini şeytanlaştırıyorlardı. Kutsal kitapta bahsedilen şeytanda bu düşüncedeydi. Yaptıkları nedeniyle özgür iradesini reddediyor Tanrıyı suçluyordu.Bu teslimiyetçi kader anlayışına göre mürid kendisini şeyhine ölünün bir ölü yıkayıcısına teslimi gibi sorgulamadan teslim etmeliydi.
Mesela Müslüman (Türk) düşünür ve bilim adamı olan Modern Tıp Biliminin kurucusu İbni Sina İslam dünyasında kafir olarak görülürken, kitapları yasaklanırken batı dünyası 18.yy la kadar onun El-Kanun fi't-Tıb (Tıbbın Kanunu) adlı kitabını okullarında ders kitabı olarak okutmaktaydı. Yine Modern kimya bilminin kurucusu sayılan (Türk) Cabir bin Hayyan, Mantık biliminin kurucusu (Türk) Farabi içinde bu durum söz konusudur. Osmanlı döneminde Sinüs/tanjant hesaplarını tablolar halinde kullanıma sunan, kepler yasasının temellerini ortaya atan gökbilimci, mühendis, matematikçi ve mekanik bilimci (1521 - 1585), Türk Bilim adamı Takiyüddin bin Maruf-i'nin Tophane sırtlarına yaptırdığı astronomik gözlem evi ve okulu dönemin yobaz ulemasının "meleklerin bacaklarına bakılıyor uğursuzluk getiriyor" sözleri üzerine Padişah (III. Murat) emriyle yıkılmıştır.
İlk uçan insan unvanını alan Fizikçi mucit Türk Bilim insanı Hazerfan Ahmet Çelebi, dönemin Osmanlı padişahınca cezalandırılıp sürgüne gönderilmeseydi belki de Dünya'da ilk uçağı biz yapmış olacaktık. İdam edilen Türk Amiral Piri Reis Amerika kıtası haritasını dönemin padişahına ilk arzettiğinde konunun üzerinde durulsa idi bu gün Amerika kıtasını ilk keşfeden ve fetheden biz Türkler olacaktık belki kıta bu gün Türk hakimiyetinde olacaktı...
Osmanlının çöküşü ve İslam toplumlarının geri kalmalarının ana nedeni akılcılığı ve bilimsel özgür düşünceyi terketmeleri nedeniyledir.
Hindistanı uzun yıllar sömürge altında tutan ingilizler; Osmanlı Coğrafyasında emellerini gerçekleştirmek amacıyla Hindistanda bir süre bulunan ve Hindistandan öğrendiği Hinduist öğretileri Nakşibendi Tarikata sokan ( Örneğin;Rabıta denilen Şeyh tapıcılığı, Tövbe almak denilen Şeyhin kendisini Allah yerine koyarak günahları affetmesi)Halidi Bağdadi vasıtasıyla başta olmak üzere bir çok sapkın uygulama ile Müslüman Türkleri kendine bağlamıştır. Türkiyedeki bir çok dini grup ve yapı Halidi Bağdadi ekolündendir. Yine Turkiyedeki siyasal İslamcılık; gerek Halidi Bağdadi ekolüne bağlı tarikatlarla gerekse İhvani Müslimin (İhvancılık) denilen İngiliz Derin Devletince yönlendirilen dini hareketlerin bir koludur.
Bu tür yapılar samimi dindar Türk Halkının dini duygularını istismar ederek saf halkın beynini yıkamış kendine bağlamıştır
Bağdadi Ekolü;İngiliz Derin Devleti tarafından din üzerinden Türk halkını kontrol ve manüple amacıyla ustaca kullanılmaktadır.
Müslüman toplumlar ne zaman ruhbancılığı ve hurafeciliği bırakır aklı,bilimi,felsefeyi, düşünmeyi, sorgulamayı ve kula kul olmamayı sadece Tanrıya kul olmayı kendine rehber edinir o zaman İslam Dünyası kurtulur yoksa Tanrının dini gerçek anlamını yitirerek Ruhban sınıfın dini olur.Bununla birlikte ruhbancı,hurafeci din anlayışının bilimsel düşüncenin yerini alarak eğitim sistemine müdeahil olması tıpkı Osmanlıda olduğu gibi toplumun geri ve cahil kalmasına neden olur.Yine din ve mezhepçilik üzerinden siyaset yapmak toplumu din ve mezhep eksenli böleceği gibi en büyük zararı kutsal dini değerlere verir.
Bu gün Türkiye de; bir Irak, bir Suriye'de olduğu gibi mezhep savaşlarıyla insanlar bir birini boğazlamıyorsa bu din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı Laiklik sayesindedir...
Günümüzde dikkat edilirse; Türkiye deki dini yapılar ve tarikatların çoğunun yöneticisi doğru düzgün okuma yazma bile bilmeyenlerden çıkmaktadır. Bu nedenle; tarikat yapılanmaları Kürt feodalitesi ve ağalık sisteminin bir tezahürü olarak varlığını sürdürmektedir. Tarikat şeyhleri ağa müridleride şeyhlerine tapan feodal marabalardır. Bunların başlıca özelliği ise cahil olmalarına rağmen dini ve kutsal değerleri istismar ederek. Tanrı ile kul arasına girerek insanları Tanrıdan uzaklaştırmalarıdıdır.
Allah'ın ipini (Kuran'ı) bırakıp Şeyhlerinin (Ruhban sınıfının) ipini tutanları, kula kul olanları, dini çıkarlarına alet edenleri Tanrı'nın kutlu elçisi Hz.Muhammed (sav) bu gün görse ne derdi? Ya Kutsal kitap Kuran bu tür din istismarcıları için ne söylemektedir? ...
Allah’ı bırakıp tapındıklarınızın hepsi sizin gibi (yaratılmış) kullardır. Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi hemen onları çağırın da size cevap versinler (duanıza icabet etsinler). (Araf Suresi 194.Ayet)
İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar(Veliler,şeyhler) edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.(Zümer Şuresi 3.Ayet)
‘’Allah'ı bırakıp tapındığınız her şey gerçekte sizin ve atalarınızın kendi muhayyilenizden çıkardığınız (anlamsız) isimlerden öteye geçmemektedir; çünkü bunlar hakkında hiçbir kanıt indirmemiştir Allah. (Neyin doğru, neyin eğri olduğu konusunda) hüküm yalnızca Allah'a aittir. Ve O da kendisinden başkasına kulluk etmemenizi buyuruyor. İşte dosdoğru olan (tek) din budur; ama insanların çoğu bunu bilmez.’’
(Yusuf Suresi 40.Ayet )
Siz ey imana erişenler! Bilin ki, hahamların, rahiplerin (Ruhban sınıfı din adamlarının) çoğu, insanların mallarını haksızca yiyip yutuyor ve (onları) Allahın yolundan alıkoyuyorlar. Fakat bütün o altın ve gümüşü toplayıp Allah yolunda harcamayanlar var ya, (işte) onlara (sonraki hayat için) çok çetin azabı müjdele.
(Tevbe Suresi 34.Ayet)
"Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz." (Al-i İmran Suresi, 103)
Allah’ın indirdiği Kitap’taki gerçekleri ve hükümleri açıklamayıp gizleyenler ve onları (para, mal, şöhret, mevki gibi, Âhiret kazancına nazaran) pek az bir fiyata değişenler, hiç şüphesiz böyleleri, karınlarında ateşten başka bir şey yemeyeceklerdir. Kıyamet Günü’nde Allah onlarla konuşmayacak, (günahlarını affetmeyerek) onları temizlemeyecek, temize çıkarmayacaktır ve çok acıklı bir azap vardır onlar için.(Bakara Suresi 174.Ayet)
Fatih Mehmet Yiğit









Yorumlar
Yorum Gönder